kuresel-politika-acisindan-secimlerin-degeri
Küresel Politika Açısından Seçimlerin Değeri

Küresel Politika Açısından Seçimlerin Değeri

686 Tıklama
15 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Günümüz seçimleri küreselleşmenin etkisi altında mı? Küresel politikada çıkarcılık ülkelerin seçimlerinden daha başka bir sonuç mu bekliyor? Uluslar sistemi demokratik ve ekonomik açılardan küreselleşmenin baskısı altında mı? Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kurumların etkinliğinde bu yönde bir sorun mu var?

Seçimler bir ülkenin iç meselesi değil mi? Halen daha böyle biliniyor, bütün kabuller ve ilişkiler bu düşünce çerçevesinde ele alınıyor. Ama uygulamada başka bir gelişme var. Bir ülkedeki seçim sandığı pek çok küresel sorunla ilişkili görülüyor, özellikle de küreselleşmeyi örgütleme çabası içindeki güçlerce.

Geçmişte az da olsa tahta kimin çıkacağına dair başka ülkelerin etkide bulunması söz konusu olmaktaydı. Uluslar sistemine geçince, her ne kadar bu ilksel ve zayıf dış etkiler ve hatta beklentiler söz konusu olmakla beraber, her bir ülkedeki seçim kendine göre önemliydi. Soğuk Savaş’ta açıkça görüldüğü üzere, ABD ve SSCB tarafından kendilerine yakın durmasını istedikleri bir ülke var ise bunlar o ülkelerin iç siyasetine de yatırım yapmaktaydılar. Hatta siyaset dünyası ideolojik bölünmelerden etkilenmekteydi. Sonrasında sistem biraz farklı bir çizgiye girdi. Bir yandan ABD’nin tek taraflı çabalarını ve siyasal hükümran olma girişimlerini gördük, diğer yandan dünyada küreselleşmenin etkisiyle uluslar sistemi içinde bir eleştiri potansiyeli belirdi. ABD’nin siyasal hükümranlığı çerçevesindeki çabaların sonucu olarak değişik ülkelerde neredeyse zincirleme iç değişimler görüldü. Her ne kadar ilgili ülkeler değişime açıklarsa da dışarıya, birbiriyle neredeyse koordine biçimde Turuncu Devrimler, Arap Baharı, vs. sanki planlı bir etkiyle bu iç meselelerin gerçekleştiği intibaı verdi.

Küreselleşmenin uluslar sistemini değişime uğratması sürecinde bugün belirgin bir sonuç ortaya çıkıyor: Ülkelerin iç seçimleri küresel anlam taşımaktadır ve iç politika bu hususu bilerek tepkide bulunmaktadır.

Örneklemek için sondan geriye doğru gidelim. Kısa bir süre önce İsrail’de seçim oldu. Netanyahu geçen hafta sonu konuşmasında, “Ben İsrail’i küresel bir güç yaptım,” dedi. Halen bu seçimin sonucu ABD politikalarından tutun, Avrupa, Çin, Hindistan, Rusya, Ortadoğu, vs. neredeyse tüm dünyayı ilgilendiriyor.

Türkiye’de yerel bir seçimler yapıldı. Bütün dünya bu seçimi takip etti. Yerel seçimde ittifaklar kuruldu. Cumhur İttifakı yerel seçimlerin değerini beka meselesi ile vurguladı. Küresel güçler seçimlere “Erdoğan’ın seçimi” gözüyle baktı. Yabancı basında konu ile ilgili atılan başlıklar bu şekildeydi.

Venezuela… Bu Güney Amerika ülkesinin seçimle gelen başkanı Maduro ile ilgili yaşananları birlikte takip ettik. Konu OPEC, dünya petrol ve gaz şirketleri, ABD, Avrupa, Rusya ve Körfez Ülkeleri nezdinde ne denli önemsendi.

Avrupa’ya bakalım. İngiltere’de Brexit oldu yer yerinden oynadı. Başbakan bile değişti, seçim üstüne seçim. Fransa’da yaşanan seçimler demokrasi tartışmasının ötesinde Avrupa’nın konumunu yeniden açıklamak adına tartışılır oldu. Macron’a bu gözle bakılıyor. Aynı bağlamda işi bırakacağını söyleyen Şansölye Merkel’den sonra ne olacak bütün dünya şimdiden kafa yormaya başladı. Dolayısıyla herkes Almanya seçimlerini takip etmeye şimdiden hazır.

ABD ve Donald Trump’ın seçimi konusunu bu bağlamda en önemli gösterge olarak görmemiz gerekiyor. Burada bir ayrıntı var, bu son seçimde ABD bile hem politikada hem de ekonomide, uluslar sisteminin devamcısı olma politikasını işaret ederek bir kampanya yaptı. Hatta dünyanın tümden küreselleşmeye doğru gitmesinden medet uman çevreler Trump’a en büyük eleştiride bulundular, konu küreselleşme idi. Trump MAGA (Make America Great Again) dedi. Uluslar sisteminde başat güç olarak kalmak istedi. Çünkü küreselciler komünist Çin ile ittifak halindeydi. Kapitalist Amerika’yı da tamamen kontrollerine alıp kendi küresel imparatorluklarını kurma politikasını gerçekleştirmek istediler.

Trump ile ilgili çok önemli bir diğer husus da klasik devlet Rusya’nın ABD seçimlerine müdahale edip etmediği tartışması oldu. Neyse ki ABD tarafı Mueller Raporu’na karşılık kararını açıkladı ve sonunda “Rusya’dan bize bir etki olmadı” dedi, böylelikle konuyu kapattı. Başka çaresi kalmamıştı.

Küresel anlayışla bezenmiş ileri demokrasi denen yapıya biraz daha yakından bakalım. Hangi lider kimlerle iyi geçinir? Bunu planlayanlar mı var? Böyle sorular geliyor akla. “Trump ile Netanyahu iyi geçiniyor, o halde İsrail’de seçimleri Netanyahu alsın…” formülünü görüyor musunuz? Basında çıkanlara bakılırsa böyle ifadeleri görmek mümkündür. “Anti-demokratik yolla işbaşına gelmiş Mısır Devlet Başkanı ve hanedanlıkla işbaşına gelmiş Suudi Arabistan Kralı ile demokratik yolla işbaşına gelmiş İsrail Başbakanı, Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’de, Netanyahu liderliği konusunda anlaştı, şimdi bu kazanç genişletilmeli…” Başka örnekler de var… Bu tür küresel formüller küresel politik dizaynın da yolunu açar olmuştur. Klasik ulus anlayışını korumak isteyen ülkeler bu konudaki etkileşimlerden kendilerini korumak adına belli çalışmalar yapıyorlar.

Bu örneklerde de görüldüğü üzere, uluslar sisteminden uzaklaşılıp küreselleşmenin içine daha da girildikçe, bütün küresel güçler, ülkelerin seçimlerini yakinen gözlemek ve yapabiliyorlarsa müdahil olmak istemektedirler.

Ülkelerde seçimler neyin etkisi altında gerçekleşiyor? İlk olarak küreselleşme ve ulus sistemi arasındaki tercih konusu geliyor, ikinci olarak ise ülkelerin iç politik tercihleri söz konusu oluyor. İşte bu açılardan, “Ülkelere yeni bir müdahale yöntemi gelişti mi?” diye sormamız gerekiyor. Diğer bir soru; “Mevcut tek kutuplu dünyadan farklı bir küresel sisteme geçişin arayışı içindeyken, ülkelerin tercih edeceği yeni ortaklar ve politikalar, kontrol altına mı alınmak isteniyor?” şeklindedir.

Uluslar sisteminin klasik ülkelerinden ve Rusya ve tarifi zor bir Çin, belki de bu etkileşime direnecek bir yapıdadır. Çin ile Rusya’da, komünizmden evrilerek oluşan kendilerine has (özel) demokrasi anlayışları küreselleşmeyi ekonomik açıdan kavramaktadır. Bunun yanı sıra, bu iki güçlü ülke, politik olarak dirençli tutmaktadır. Tarifi zor olan Çin, 2017’de Davos’ta özel durumunu açıkladı; “ekonomik açıdan küreselleşeceğiz ama politikada küreselleşmeyeceğiz,” dedi. Ama eğer gelecekte bu ülkelerin de küresel sisteme politik açıdan açıklık yaratmaları söz konusu olur ise işte o zaman dünyada uluslar sistemi bütünüyle güç kaybetmiş olacaktır.

Bu bakış açısı bizleri yeni bir sistem tartışmasına kadar getirmektedir: “Ülkeler, ileri demokrasi ve serbest piyasa ekonomisi ile giderek daha fazla küreselleşmeye doğru mu evrim gösterecek, yoksa ülkeye özel demokrasi ve serbest piyasa ekonomisi ile uluslar sisteminin devamından yana mı olacak?”

Hatta, “Bugün illiberal akımları kimler körüklüyor?” diye başka bir soru daha ortaya atılabilir. Eğer küresel bakış açılarına sahip olan güçler kendi önündeki engelleri eleştiriye açık tutmak için bu tür tartışmaları bilerek öne sürüyorlarsa, devamında başkaları da gelecektir.

Sistem tartışması süredursun, fiilde olana bakıyoruz, artık bir yerde seçim olduğunda özellikle başat güçlerin çıkarlarının gereği her alanda fazlaca tartışma yaşanıyor ve yaşanacak da. Bu manada medyanın da küreselleşmesinden gelen güçlü bir etki söz konusudur. Seçim vaatlerinde bu yaklaşımları kapsayan beyanlar olacak. Seçimler olurken bazı güçler kendilerine göre taraf olmayı seçecekler ve imkân bulurlarsa adayları destekleyecekler. Başat güçler daha belirgin biçimde ülkelerin partilerinin ve liderlerinin projelerine bakarak destek verecekler. Düşünebiliyor musunuz, değil ulusal alanda, yerel seçimdeki aday adayının bile projelerini hazırlarken neleri ön planda tutacakları önemli görülecek. Hatta aday adaylarının kendilerine bir proje ürünü olup olmadıkları yönüyle bakılacak. Seçimlerin seyri içinde etkide bulunmak isteyenler ortaya çıkacak. Her ne kadar önlemler alınabilse de Siber Savaş yöntemleri bu süreçler için giderek önemsenecek ve kullanılacak. Bugün bu hususların ilksel örneklerini görmekteyiz, yakın gelecekte bu manada daha fazla etkileşimler söz konusu olacak.

İfade edilenler çerçevesinde insanlığın geleceği bakımından devasa bir sorun var. Çünkü bu geçiş sürecinin yarattığı ilave sürtünme içinde insanlıkla ilgili vazifeler de buharlaştırılıyor ve çıkarlar temel gerçeklerin üstünü kolaylıkla kapatıyor. Duruma uygun yaratılmış gerçeklikler daha fazla önemseniyor. Politika, ekonomi, demokratik sistem tartışması, küreselleşmenin çekim gücü derken, en bariz biçimde Filistin örneğinde olduğu gibi, toplumların temel hakları gasp ediliyor, adalet ortadan kalkıyor, zulm örtbas ediliyor, oldubittiler yapılıyor ve ne yazık ki uluslararası kurumlar herkesin gözü önünde gerçekleşen olumsuzlukları sadece seyrediyor. Dolayısıyla küresel güçler, Birleşmiş Milletler gibi önemli uluslararası kurumların işlevsizleşmesi için ellerinden geleni yapma imkanına kavuşuyor.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

ABD’nin Poker Masası ve Türkiye

DİĞER YAZI

Türkiye’nin Yeni Stratejisi

Politika 'ın son yazıları