kuresel-ucak-f-35
Küresel Uçak F-35

Küresel Uçak F-35

416 Tıklama
12 Dakikalık Okuma
Okuyucu

F-35 neden bu denli tartışma yarattı? Sistemin politik, konseptsel ve teknik bağlamına dair konuşulmamış bazı özelliklerine değinelim ki konu daha sağlam bir zeminde ele alınabilsin!

F-35 bir müşterek taarruz uçağıdır (JSF). Bunun yanı sıra küresel kullanma konseptine göre düşünülmüş bir projedir. Katılımcı ülkelerden dolayı böyle olduğu söylenebilir.

Katılımcı ülkeler kimler?

  • Amerika ana kıtasını korumak için Atlantik ve Pasifik’te; ABD ve Kanada.
  • Rusya tehdidi ve Avrupa’nın güvenliği için Atlantik ve Avrupa’da; İngiltere, İtalya, Hollanda, Danimarka, Norveç.
  • Merkezi kontrol ve güvenlik için Avrasya ve Ortadoğu’da; Türkiye.
  • Çin tehdidi için Pasifik’te; Avustralya, Japonya ve Güney Kore.

Bu ülkelere yeni tip bir “jeopolitik güvenlik zinciri” olarak bakılabilir. Bu nedir? Küresel müttefikliktir.

Ama bunun detayındaki bir ileri konu, F-35’in lojistiğinin sevk ve idare ediliş biçiminin de küresel olmasıdır. Bakın, burada sadece Atlantik ittifakı olan ve Doğu Bloğuna (eski adıyla SSCB’ye, yeni bakış açısıyla Rusya’ya) karşı NATO görev alanı ve yöntemi yok, NATO dışı bir bakış açısı ve kapsamı vardır.

F-35, “Batı sistemi” denebilecek bir teknolojik uyumlulukla tasarlanmıştır. Uçaklarda 1980’lerin sistemleri yazılıma dayalı değilken, 1990’larda tasarlanan bu uçak tamamen yazılım esaslıdır ve yapay zekâ (AI) çerçevesindeki gelişmelere de açıktır. Uçağın ömrü 90 yıldır, bu demektir ki en az iki-üç modernizasyon geçirecektir. Bu modernizasyonlar elbette çoğunlukla yazılımla alakalı olacaktır. Dolayısıyla aynı zaman periyoduna karşılık gelen bütün Batı sistemi;

  • radarlarda (sabit, mobil, havadan…),
  • füzelerde (yerden, havadan…),
  • hava ve uzay vasıtalarında (uydu, uçak, İHA, SİHA, keşif, taarruz, hava savunma, tanker, komuta-kontrol…) ve
  • diğer satıh unsurlarında (kara ve denizdeki her vasıta ile sistemleri) mevcut yazılımlarla uyumludur, güvenlik ağı oluşturmaktadır.

Bu yazılım bağımlılığından dolayı Siber Savaş tekniklerine karşı hassastır. Görüleceği üzere bir sistemle ilgili değil, bütün silah ailesiyle alakalı bir güvenlik bütünlüğü söz konusudur. Hatta katılımcı ülkelerin sistemlerine dair bir koruma ve disiplin sağlar.

ABD bu ülkeleri projeye kabul ederken ilk düşündüğü küresel çıkarlarını deruhte etmekti. Zaman 1990’ların sonu ve 2000’lerin başıdır. Esasında bu husus tek taraflı (ABD ulusal güvenlik stratejisi içindeki) bir kabulden ibarettir. Ülkelere açılan F-35 anlaşmasında küresel savunma anlamında bağlayıcı bir madde yoktur, ama dolaylı anlatım vardır. Bu konu katılımcılara bir kolaylık olarak sunulmuştur.

Fakat zaman içinde görülmüştür ki, ABD çıkarı gereği F-35’leri İsrail’e de vermiştir. Bunun anlamı şudur: “Küresel zincirde Türkiye yerine İsrail’in var olması ABD’nin bölgedeki çıkarlarını sürdürmeye yetecektir.”

Küresel kullanma konsepti nedir? Örneğin Türkiye’den kalkan bir F-35 uzun süre havada kalabilir. Yakıt ikmalini havada (kendi ülkesinden veya müttefikinden) gerçekleştirebilir. Komuta kontrolü (kendi ülkesinden veya müttefikinden, yerden, havadan veya uzaydan) kendisi temin edebilir. Yarı-otonom görev icra edebilir. Entegre hava savunma ve komuta kontrol muhabere istihbarat iletişim keşif ve gözetleme (C4ISR) ağlarından gerekli bilgileri çeker, işler ve kullanır. Mühimmatı ve yedek parçayı hangi katılımcı ülkeye yakınsa oradan alır. Diyelim Norveç’e indi, ihtiyacı olan her şeyi Norveç hemen verir. Diyelim Türkiye’de bir yere indi, bazı eksiklikler var. Eksiklikler İtalya’nın deposundan kapatılabiliyor, tam-otomatik taleple oradan ihtiyaç anında karşılanır. Bu senaryoların tersi de doğrudur. Örneğin bir ABD veya Kanada F-35’i Türkiye’ye üzerinde ve yakınında görev yapar, lojistik için Türkiye’deki imkanları kullanır. F-35 küresel kullanım konsepti bu şekildedir. Ortada bir “F-35 ailesi” kullanımı söz konusudur.

Bu küresel projeye başlangıçta katılımcı ülkeler politik olarak uygunluk sağlıyorlardı. Bilindiği üzere Donald Trump devriyle birlikte (2017 sonrasında) ABD’nin konjonktüründe ve politik hedeflerinde farklılıklar oluştu. Bu farklı yaklaşım projenin ortasına fiilen İsrail faktörünü yerleştirmiş oldu. Ama bu tek taraflı kararla oldu, ABD Senatosu ve Pentagon, “Ben böyle uygun gördüm,” dedi.

Başka sözcüklerle açıklayalım: Bu projeyle bir uçak satın alınması veya imalatı söz konusu olmamış, tarihte ilk defa “F-35 ailesi kullanma konsepti” de kabul görmüştür. Sistemin kritik olan kısmı budur. Ancak bu kabul tek taraflı olarak değiştirilmiştir. Bu değişiklik aslında ABD’nin genel politik yaklaşımının bir göstergesidir ve diğer ülkeler açısından da olumlu veya olumsuz bir işarettir. Bu değişimlerden dolayı F-35 çok tartışma yaratmıştır.

Türkiye bu konsepte göre NATO bağlamı dışında küresel bir politik sistemin içinde mütalaa edilmiş ve projede yerini almıştır. Patriot hava savunma sistemlerinin verilmemesi, Kuzey Suriye’de bir uydu devletçiği kurulmak istenmesi, gibi sebeplerle Türkiye politik anlamda sistem dışı tutulmuştur. Bunu Türkiye kendisi istememiştir, ABD’nin seçimi bu doğrultuda olmuştur. Bugün Türkiye’yi bu F-35 ailesi içinden çıkarmakla tasarladıkları o sistem elbette çökmeyecektir. Ancak ABD tarafından tek taraflı bir politik kararla projeden dışlanmak söz konusu ise bu hiç de adil değildir, başka ülkeler de bunu not edeceklerdir.

Üstelik, çok taraflı olarak, konunun merkezine Rusya ile ilişkiler de  gelmektedir. ABD savunma bürokrasisi politikacılara çunu söylüyor: “Önce emniyet!  Günümüzdeki teknolojik gerekçelerle Rus sistemine entegre olma riskini asla kabul edemeyiz. Politik süreçleri başka biçimlerde idare edebiliriz…” Bu yaklaşıma dikkatlice bakılırsa, ABD açısından özellikle Doğu Akdeniz’de, Hazar’da ve Ortadoğu’da İsrail’in bütünüyle oyuna sokulması ile başka bir boyut almıştır, Türkiye’nin bölgesel rolü önemsenmemekte gibi görülmektedir.

Türkiye bu uçağı hak etmektedir, başından beri katılımcıdır, üretim ve mali sorumluluklarını içinde aksaksız işlevini sürdürmektedir. Tam tabiriyle söyleyelim: Proje takvimiyle peyderpey üretilen ve ABD de eğitimi süren F-35’ler Türkiye’nin malıdır. (Halen 4 adet oldu, 100’e tamamlanacaktır.) İşte bu kısmı meselenin bir yönüdür. Diğer yönü ise tartışmalı hal almıştır. Türkiye F-35 tartışmasını küresel boyuta taşıma hakkına da sahip olmuştur. Bu yöndeki çabalara NATO üzerinden bir çıkışla başlamalı, ama bu noktada kalınmamalıdır. Asıl çabası Avrupa, Rusya ve Çin üzerinde genişlemelidir. Zira bugün özellikle Fransa’nın çıkışıyla Avrupa kendi güvenlik şemsiyesini kurmayı düşünmektedir. “Parçalanmalar mı iyi, yoksa geleneksel bloklar mı?” Şimdi soru budur.

Türkiye açısından kullanma konseptinde bir değişiklik yoktur. Patriot sistemleri verilirse alınacaktır ve F-35’lerle birlikte aile bütünlüğü sağlanacaktır. Ancak, hadi İsrail için tasarruflarına bir şey demiyoruz, ABD en azından Kuzey Suriye’deki dayatmasından vaz geçecek midir? Türkiye’nin dışlanması sistemde politik güvensizlik ve kopma anlamı taşıyabilir. Bu küresel politik sapmanın bir tezahürüdür. F-35’ler her yönüyle politiktir, önemlidir ve tartışılmaktadır. ABD açısından “Önce emniyet!” prensibi gereği F-35’ler Rus malı S-400 savunma sistemleri konusuyla çakışmaktadır. Çözüm yok değil, bulunur! ABD açık olmalıdır, Türkiye’ye güvenmelidir…

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Türkiye’nin ABD’ye Yeni Ortaklık Şartları

DİĞER YAZI

ABD ve Venezuela

Politika 'ın son yazıları

NATO’dan İleri

Sonsuz Savaş fikrinin sonsuza uzanan mantığı olan, sürekli yenilenen, bugün yeni bir vizyonu olan NATO örgütünden

Soğuk ve Sıcak

Soğuk Savaş dönemini ve bugünü stratejik ölçekte kıyaslayalım. Dünün politikalarının ve güçlü adımlarının bize öğrettikleri var,