“Made in China 2025” Savaşı

Politika

ABD ve Çin arasında gün geçmiyor ki yeni bir haber çıkmasın. Son Huawei ile ilgili yasaklamayı duyduk. Trump sürekli Çin’e yönelik tedbirler alınması gerektiğini tekrarlıyor. Nedir bu savaşın özü? Made in China 2025 programının kapsamı nedir? ABD gözüyle Çin neden küresel bir tehdit? Türkiye’nin politikası ne olmalı?

Çin sanayi politikasında önemli adımlar attı. Devlet önderliğinde ülkesini küresel ölçekte yüksek teknoloji üretiminde en güçlü hale getirmek için Made in China 2025 programını başlattı. Program; devlet sübvansiyonlarını kullanmayı, devlete ait işletmeleri seferber etmeyi ve gelişmiş endüstrilerdeki Batı teknolojik yeteneklerini yakalamak ve sonra bunları aşmak için fikri mülkiyet edinimini sürdürmeyi amaçlamaktadır.

ABD ve diğer büyük sanayileşmiş ülkeler için bu program beraberinde güvenlik riskleri de taşıdığından endişe verici niteliktedir. Başkan Donald Trump Mayıs 2019 ortasında Huawei ürünlerine ve parçalarına yasak koydu. Benzer yasaklar da beklenebilir. Ama en azından kapsamlı bir yaptırım paketinden söz ediliyor. Nedir bunlar? Çin malları için tarifeleri artırmak ve Çin destekli teknoloji firması satın alımlarını engellemek ve bu bakımdan yabancı yatırımcılar içinden Çinlileri ayrı tutmak, teşvik vermemek, teknoloji transferlerini, fikri mülkiyet haksızlığını ve siber casusluğunu sıkılaştırmak. Buna paralel olarak başka ülkelerin de Çin’in davranışlarına incelemeleri, yabancı yatırımların gözetimi konusunda bilgilendirici olmak.

Tamam, bir Ticaret Savaşı ve bununla ilişkili sürdürülen bir Siber Savaş devam ediyor, ama Çin’in bu derecede endişe uyandırmasının içyüzü ne olabilir? Neydi Çin’in planı? Önce buna bakalım.

Hükümetin 2015 yılında piyasaya sürdüğü 10 yıllık Made in China 2025 planı, Çin’deki üretim üssünü hızlı bir şekilde geliştirmek ve 10 yüksek teknoloji endüstriyi güncellemek şeklinde tarif edildi. Bunların başında elektrikli otomobiller ve diğer yeni enerji araçlar, yeni nesil bilgi teknolojisi (IT), telekomünikasyon ve gelişmiş robotik ürünler ve yapay zekâ (AI) var. Bunlara ilave olarak büyük sektörlere göz atalım: Tarım teknolojisi, uzay mühendisliği, yeni sentetik malzemeler, gelişmiş elektrikli ekipmanlar, biyo-ilaçlar, üst seviye demiryolu altyapısı ve yüksek teknoloji deniz mühendisliği. Bu sektörlerdeki her bir çalışma büyük veri (big data), bulut bilişi (cloud) ve diğer yeni teknolojilerin küresel üretim ve işletim tedarik zincirlerine entegrasyonunu kapsıyor, ifade edilen Dördüncü Sanayi Devrimi için pratik ürünler sunuyor. Bu bağlamda, Çinli politikacıların Almanya’nın Industry 4.0 kalkınma planından ilham aldığı söyleniyor.

Nihai hedef ne? Çin’in dış teknolojiye bağımlılığını azaltmak ve Çin yüksek teknoloji üreticilerini küresel pazarda tanıtmak. Yarı iletkenler, neredeyse tüm elektronik ürünler için özel bir alandır. Halen Çin yarı iletkenlere olan küresel talebin yüzde 60’ına sahipken küresel arzın yalnızca yüzde 13’ünü üretiyor. Bu onlar için dengelenmesi gereken temel bir konudur. Made in China 2025 bu konuda özel hedef koyuyor, yüksek teknoloji endüstrilerinde yüzde 70 kendi kendine yeterliliği elde etmeyi hedefliyor ve 2049 yılına kadar (Çin Halk Cumhuriyeti’nin yüzüncü yıldönümü) küresel pazarlarda baskın olmayı hedefliyor.

Son yıllarda Çin Komünist Partisi (ÇKP) ekonomiyi frenleyen alanlardan uzak durmaya başladı. Bunlar fazla kaynak sarfına neden olan ve katma değeri düşük ürünler veren alanlardır. Büyük ölçüde madencilik, enerji ve ülke ekonomisinin neredeyse yarısını oluşturan giyim ve ayakkabı gibi tüketim mallarına dönük sektörlerdir. Made in China 2025 ile yapılmak istenen ekonomiye çağ atlatmaktır.

Özellikle ABD’nin yoğun karşı eylem planı (KEP) ile Çin politikasını değiştirebilir mi? Bu durumu göz önüne aldıklarından olsa gerek Çin şimdiden çok açık vermeden ilerlemesini sürdürmeyi tercih ediyor. Tüm dünyada bir Çin korkusu salmamaya özen gösteriyor. Örneğin bu yıl (2019) Ulusal Halk Kongresi açılış oturumunda Başbakan Li Keqiang Made in China 2025’den hiç bahsetmedi. Ama yine de Trump olanca gücüyle kendine KEP kapsamında taraftar toplamak istiyor.

Çin 2025 programı için hangi yolları kullanıyor? Bir kere şu var, devlet, özel şirketler ve üniversiteler ortak çalışıyor. Dünya Ticaret Örgütü’ne (DTÖ) yönelik taahhütlerini ihlal etme suçlamalarından korunmak ve olası misillemelere hazırlıklı olmak için programını şeffaf yönetiyor. Stratejilerin ana noktaları şunlar: Açık hedeflerin belirlenmesi, doğrudan sübvansiyon sağlanması, yabancı yatırım ve satın almalar, devlet destekli şirketleri seferber etmek ve zorunlu transfer anlaşmaları.

Çin’in ABD’den satın almalarının toplam değeri 2016’da 45 milyar doları bulmuştur. Çin’in Huawei ve ZTE gibi küresel teknoloji lideri şirketleri özel olarak yönetilmekte ve hükümet tarafından desteklenmektedir. Açık olarak ABD, Çin’in bu hızlı yükselmesini ulusal güvenlik meselesi olarak görmektedir. Pentagon 2017 yılında Çin’in yüz tanıma yazılımı, üç boyutlu (3D) baskı, sanal gerçeklik sistemleri ve otonom araçlar üzerinde çalışan ABD firmalarına yaptığı yatırımı tehdit unsuru olarak nitelendirdi. Nisan 2018’de ise ABD istihbarat teşkilatı, Çinli yabancı bilim adamlarının işe alınmalarının ABD’nin fikri mülkiyetinin çalınmasının “benzeri görülmemiş bir tehdit” oluşturduğunu açıkladı. Ayrıca ABD, Çin’in liderliğindeki model tüm tedarik zincirlerini (örneğin en modern elektronikleri destekleyen kobalt endüstrisini) kontrol eder mahiyet kazanacağından, tüm endüstrilerin rakip bir jeopolitik gücün eline geçebileceği anlamına gelmesinden endişe duyuyor. Haziran 2018 Beyaz Saray Raporunda, Çin’in ekonomik hareketlerinin, “yalnızca ABD ekonomisini değil, aynı zamanda bir bütün olarak küresel inovasyon sistemini” tehdit ettiği uyarısı yapılıyor.

Esasen olanın tam adı Ekonomik Savaş! Nasıl mı? Sadece ticaret değil, finansta ve bunu destekleyen politikalarda da Çin belli adımları atmış durumdadır. Çin’in ekonomik teşvik sistemi diğer ülkelerdeki uygulamalara göre küresel şirketlerine büyük avantajlar sağlıyor ve haksız rekabet yaratıyor. Sübvansiyonlar küresel pazarda Çin ürünlerini hemen öne çıkarıyor. Bunun en önemli örneği güneş paneli üretiminde oldu; hem ucuz hem de aşırı miktarda üretim. 1974 Ticaret Kanunu’nun 301. Bölümü çerçevesinde Trump Mart 2018’de bir soruşturma başlattı ve bunun sonucunda “Çin’in faaliyetlerinin mantıksız ve ayrımcı olduğu” sonucuna varıldı. Trump bu eşitsiz durumu başkan seçilmeden önce dile getirmeye başlamıştı. ABD ticaretini artırmak için Çin’in ticaret, yatırım ve para politikasını birlikte okudu ve sonuçta eleştirilecek somut ifadeler ortaya attı. Bu arada ABD, Avrupa ve diğer yerlerdeki şirketlerle temastaydı ve Çin’in yabancı ülkelerdeki yatırım yaparken mevcut serbest şartlardan bir asimetrik avantaj elde ettiğini açıkladı.

Çinli liderler ise yaptıklarından başka bir yolun olmadığını, ABD ve onun gibi düşünenlerin Çin’e seçenek bırakmadıklarını düşündüler. Devlet liderliğindeki sanayi politikasına bağlılıklarını her defasında desteklediler. Bu sayede halkın gelirini artırabilecekleri aşikardı. Başka türlü yükselip küresel pazarları şekillendirebilmenin yolu yoktu. Bu bir rekabetti ve Çin kendi imkanlarını kullanıyordu. Çin’in halen kişi başına düşen ortalama geliri yaklaşık 8 bin dolardır. ABD’de de ise kişi başına düşen gelir 56.000 dolardır. Haliyle ÇKP bu durumun eşitlenmesi için bir tedbir almak zorunda olduğunu düşünmekteydi. Bu tedbirlerin anlamı ise Ekonomik Savaş’a karşılık geldi ve Trump bunu Ticaret Savaşı olarak ilan etti.

Japonya’nın kalkınmasında görmüştük, taklitçilikle işe başlamak. Çin de benzer yolu izledi. Güney Kore gibi Asya Kaplanları diye bilinen ülkelerde XXI. YY’da kapsamlı devlet desteği örnekleri hep görüldü. ABD de bunları destekledi, finans sağladı ve uluslararası siteme entegrasyonlarını bizzat sağladı. Analizciler şimdi şunu düşünüyor: “Çin çok büyük ve güçlü, aşırı iş üretiyor, kontrol etmek bir hayli güç oluyor ve küresel çapta ipleri eline alması kaçınılmaz. Hele bu üstünlük potansiyeli yeni bilgi teknolojilerinin imalatı gibi konular olursa piyasalar bütünüyle Çin’in kontrolüne geçecek!..” Hal böyleyken Çin ile özellikle bilgi teknolojilerinde entegre olmak isteyen Japonya ve Almanya gibi ülkeler ABD için başka bir sorun kaynağı haline dönüşüyor. Zira II. Dünya Savaşı gereği bu tür mağlup ülkeler ABD’nin savunma şemsiyesi içindedir.

ABD’de 1962 tarihli Ticaret Genişletme Yasası, 1974 tarihli Ticaret Yasası ve diğer bazı yasalar Başkan’a, ülkenin güvenliği için gerekli adımları atma yetkisi veriyor. Bu yetkilerin uygulanması tarife ve diğer ticaret önlemlerini artırma şeklinde gerçekleşiyor. Bu güne kadar Trump bu yasalardan istifade etti.

ABD Yabancı Yatırımlar Komitesi (CFIUS) organı, yabancı yatırımları ve satın almaları inceler ve ulusal güvenlik çıkarlarının tehdit edilmesi halinde Başkan’a önerilerde bulunur. CFIUS’un küresel düzeyde bloke ettiği işlem sayısı Obama ile artmaya başladı ama Trump zamanında çok fazlalaştı. Hal böyleyken Trump elinin daha da güçlendirilmesini istiyor. CFIUS’nin verdiği imkanları yeterli görmüyor. Örneğin bazı Çinli firmaları ülkesinden hemen dışarı atmak istiyor ama buna hukuken yetki bulamıyor. “Nasıl olur da ABD’deki şirketlerin Çin devlet fonları ile işlem yaptığını kabul edebilirim,” diyor. Haziran 2018’de Trump, Çin desteği ve teknolojisiyle gelişen şirketlerin kazanımlarının yasaklanması ve kritik teknolojilere yeni ihracat kontrolleri uygulanması için, üst düzey yaptırım usullerini devreye koyarak, toplam şirketlerden en az yüzde 25’ini engellemeyi başardı. Buna ilave olarak aynı yıl Kongre’nin “CFIUS’in daha geniş kapsamlı işlemlere bakmasını sağlayan” bir yasa çıkarmasını sağladı. Beyaz Saray Çin’e yönelik soruşturma başlattı. Soruşturma sonucunda uygulamalar şöyle sıralandı: 1) Mart 2018’de koruyucu tarifeleri önerildi ve Çin’in aşırı üretimi nedeniyle kısmen gerekli olduğu belirtilen güneş panelleri, çelik ve alüminyum ithalatı için tarifeler artırıldı. 2) Temmuz ve Ağustos 2018’de ABD 50 milyar dolarlık Çin malı için yüzde 25’lik bir tarife uyguladı. 3) Eylül’de 200 milyar dolarlık bir ek mal listesi için yüzde 10 tarife uyguladı. 4) Washington, ABD-Çin ticaret müzakerelerinin askıya alınmasını takiben bu tarifeyi Mayıs 2019’da yüzde 25’e yükselterek uyguladı. Trump ayrıca, yüzde 25 tarifeyi Çin mallarının kalan tüm ithalatına da uygulama tehdidinde bulundu.

Bununla da kalmadı. Çinli firmalarla ilgili başka kısıtlamalar da devreye kondu. ABD hükümeti, Çin teknoloji şirketlerini ulusal güvenlik kaygıları nedeniyle incelemeye aldı. Beyaz Saray İstihbarat Komitesi tarafından hazırlanan 2012 tarihli bir rapor, Pekin’in ağını (network’ünü) casusluk veya sabotaj için kullanma potansiyeli nedeniyle, Huawei ve ZTE’nin ulusal güvenliğe yönelik tehdit içerdiğini ilan etti. Ticaret Bakanlığı, ürünlerini satma, devlet kurumları ile sözleşme yapma yeteneklerini yasakladı.

Trump Çin’e karşı DTÖ vasıtasıyla da atağa geçti. Çünkü Trump DTÖ kapsamındaki mevcut imkanların Çin’e yaradığını işaret ediyor. Çin’in açık ticaret ilkelerini çiğnediğini iddia ediyor. ABD’li uzmanlar, DTÖ kurallarının bugünkü Çin’in haksız gelişimine karşılık veremediğini, yenilenecek çok konunun olduğunu, DTÖ için bir reform döneminin geldiğini bildiriyorlar.

ABD, Avustralya ile özellikle ilgilendi ve Çin’in burada yapacağı altyapı yatırımlarıyla ne denli sorunlar çıkacağını yetkililere açıkladı. Böylelikle Çin ihalesi ret edildi. Şimdi Trump Avrupa ülkelerini hedefinde tutuyor ve bu haksız şartlar için Avrupa’nın ABD ile müşterek hareket etmesi gerektiğini vurguluyor. Almanya ile kriz bile yaşandı. Yeni batarya, robot teknolojileri üzerine önemli sorunlar oldu. Fransa durumu anladığını söyler gibi yaptı. Yine de tartışma sürüyor.

Türkiye böyle bir savaşın neresinde, uzmanlar bu hususu yeterince dile getirmiyorlar. Bu savaşın Türkiye’ye etkileri nedir, politika ne olmalıdır? ABD’nin İran nedeniyle bölgedeki yaptırımları önemli sorunlar oluşturuyorken Çin ile savaşının da etkileri oluyor. Ayrıca küresel piyasalardaki durgunluk da genel manada olumsuz etki yapıyor. ABD’nin Türkiye’ye özel bir ayrıcalık tanıdığı görüntüsü alınamıyor. Bilakis Rusya ile birlikte yürütülen projelerden dolayı ABD’den Türkiye’ye özellikle yaptırımlar uygulanıyor. Böyle bir durum varsa da Türkiye, Çin’in Bir Kuşak Bir Yol İnisiyatifi ile bölgedeki projelerinden fazlasıyla yatırım çekebilmelidir. Belki bu bile ABD tarafından ilave tepki alma konusu olacaktır ama bugünkü jeopolitik dengelerde bu tür risklerin göğüslenmesi şart gibi gözükmektedir. Ayrıca Türkiye’nin kendi kalkınma stratejilerinde nelere öncelik vermesi gerektiği ile ilgili kararında Çin’in öne sürdüğü konular birer hazır çalışma alanı hüviyetindedir. Bunlar Made in Turkey sloganının temelidir. Asla, “Çin’den alırız olur biter…” mantığı ile hareket edilmeyeceği aşikardır. Olması gerekenler, temel ortaklıkların tesisi ile ilgili sonuçlanmalıdır. Ayrıca hukukçulara da iş düşüyor, küresel ölçekte rekabetle ilgili varsa yasa eksiğimiz, bunlar acilen tamamlanmalıdır. Çünkü bir diğer alanda küresel bir Hukuk Savaşı verilmektedir.

Bir Cevap Yazın

Politika 'ın son yazıları

Trump ile Yola Devam mı?

Amerika Birleşik Devletleri’nde Donald Trump işbaşına geçtiğinden bu yana ekonomik göstergeler sadece

Jeopolitiğin Önemi

Türkiye’de siyaset yapmak kolay mı, zor mu? Ortaya çıkan tablo göstermektedir ki,
DÖN BAŞA