Milletin İradesi

59 Tıklama
10 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un donanmasını Türkiye’ye yakın yerlere gönderdiği, Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan’ı hedef alan Türkiye’ye yönelik mesnetsiz sözcükleri kullandığı ve Yunanistan Cumhurbaşkanı Katerina Sakelaropulu’nun gelip Kızılhisar (Meis) adasından Türkiye’yi ve Avrupa Birliği’ni (AB) manipüle etmeye çalıştığı zamanlarda, medya mensupları soruyorlardı, ‘‘Avrupa Birliği Türkiye’ye yaptırım uygular mı, uygulamaması için Türkiye hangi adımları atmalı?’’ diye. Neden bu soru soruluyorlardı? O günlerde beklenen cevap buydu! 

Öyle görünüyor ki durum bugünlerde netleşmeye başladı, cevap ortaya çıkmaya başladı: AB Türkiye’ye yaptırım uygulamayı düşünmediği görünüyor. Macron ve Yunan Başbakanı Kyriakos Mitsotakis diyalogdan bahsediyorlar. Peki bu kısa zamanda Türkiye ne yaptı da durum bu yöne döndü? 

Türkiye;

  • Oruç Reis Sismik Araştırma gemisini geri çekti, bunun dışında Yavuz sondaj ve Barbaros sismik araştırma gemileri Doğu Akdeniz’de çalışmalarına devam ettiler;
  • Navtex ilan etmeye devam etti, ancak bu kez Ege adaları ile ilgili konulara eğildi, Yunanistan’a, ‘‘Lozan ihlal ediliyor, adaları silahsız ve askersiz yap,’’ mesajı gönderildi;
  • Diyalogdan yanayız mesajı verildi, üstelik, (1) NATO’da askeri-teknik görüşmelerin yapılmasını, (2) istikşafı görüşmelerin tekrara başlatılmasını ve (3) Kıbrıs meselesinin çözümü için uluslararası bir konferans tertip edilmesini önerdi;
  • Yüz yüze, telefon ve video konferans yöntemleri sıklaştırıldı, Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu muhatapları ile her fırsatta görüştü, İspanya Dışişleri Bakanı Arancha Gonzàlez Laya, Malta Dışişleri Bakanı Evarist Bartolo, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell gibi, son kertede Cumhurbaşkanı Erdoğan NATO Genel Sekreteri Jean Stoltenberg, AB Konseyi Başkanı Charles Michel, Almanya Şansölyesi (aynı zamanda AB Dönem Başkanı) Angela Merkel ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen en öne çıkan görüşmeler oldu.

Peki Türkiye iddialarından ve hakkını savunmasından vaz geçti mi? Hayır. 

Türkiye bir güç mücadelesi içinde adım adım ilerleme gösteriyor, dün nerelerdeydik, bugün neredeyiz? Karşı düşünceyi beyan etmeden önce, özellikle 2016 sonrasında gelişmelerin bütününe bakarak bir sonuç çıkarmak gerekir.

AB 2004 yılında GKRY’yi haksız bir biçimde, Türkiye ve KKTC’ye rağmen bünyesine kattı. Dünya GKRY’yi para aklama merkezi olarak kullanmaya devam ediyordu. ABD ve Avrupa 2011’de Arap Baharı’nı başlattı. Hemen her dönem için söylüyorum, büyük devletler tarafından Türkiye’ye verilen hiçbir söz tutulmadı. ABD, İsrail ve Fransa gibi Avrupa ülkeleri birlikte olarak ve başkalarını da yanlarına katarak, Suriye kuzeyine, tam da Türkiye sınırına, bir ‘‘garnizon devlet!’’ kurmaya çalıştılar, ABD halen Fırat’ın doğusunda bu çabasına devam etmekte, AB ile Mart-2016 mutabakatı yapıldı, gümrük, serbest dolaşım, AB üyelik süreci, göçmenler gibi konular hakkında karara varıldı, ABD’nin attığı bir adım bile sonuç vermedi, ama hep istedi… Bütün bunlar yetmiyormuş gibi Türkiye’yi Antalya Körfezi’ne hapsetmeye kalktılar.

Yunanistan Bizans İmparatorluğu’nu diriltmek amaçlı Megali Idea’sından vazgeçti mi? 1821’den, Mora’da ayaklandıklarından bu yana Enosis ruhu değişti mi? Rum Ortodoks Kilisesi ‘‘Ben barış istiyorum,’’ dedi mi? AB, ABD ve hatta bölgede söz geçen İsrail Yunanistan’a dönüp, ‘‘Uluslararası hukuka saygı göster, haksızlık etme, bu tip idealler gereksiz,’’ dediler mi? Hangi dönemde böyle oldu? Türkiye 1974 yılında hak aramak ve barışı tesis için o Kıbrıs Harekatı’nı yapmasaydı, bugün Kıbrıs’ta Türk bulabilecek miydik? O günlerde EOKA ve EOKA-B’ciler soykırım yaparlarken hangi ülke nerede duruyordu? Türk devlet aklı bu gerçekleri unuttu mu? Türk devleti 1923 Lozan ve 1947 Paris Antlaşmaları’nı yok sayarcasına hareket eden Yunanistan’ı bilmiyor mu? 

Ancak zaman içinde hatalar olmadı değil, bunlara siyaset denir geçilir belki! Ama aynı zamanda milli meselelerden taviz vermek konusu birikiyordu ve bugünlere dönük bagajı dolduran hadiseler oluyordu. Örneğin Yunanistan 1980’de NATO’nun askeri kanadına girememeliydi. Dolayısıyla yarınlara ilave bagaj yükü eklememek en önemli ödevdir.

2016’dan sonraya bakalım, Türkiye terörü yenme noktasına gelmişken, Libya’ya kadar alaka ve menfaatlerini genişletmişken, sondaj gemileri alıp Karadeniz ve Akdeniz’de araştırma yapıyorken, enerji bağımsızlığını elde etme noktasına gelmişken, bütün bunlardan vaz mı geçecek? 

Diğer yandan uluslararası ilişkilerdeki güç mücadelesi gerçeği, küresel kaotik durumu, uluslararası hukukun oynak zemini, bütün dünyanın Doğu Akdeniz’de askeri güç bulundurması, dün ABD’nin bugün AB’nin ‘‘Yaptırım uygularım’’ demesi boşuna mı? Bugün bu devlete, bize ait olan devlete, olumlu katkı vermek durumundayız, temel bilinç bu olmalıdır. Buna uygulamada ‘‘milletin iradesi’’ denir.

İşte bu şartlarda dahi dün akşam Reuters’de de ifade bulduğu gibi, ‘‘Türkiye’nin deniz yetki alanları konusunda Yunanistan’la istikşafi görüşmelere başlamayı kabul etmesi, Avrupa Birliği’nin Ankara’ya Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon arama faaliyetleri nedeniyle yaptırım uygulama ihtimalini düşürdü,’’ dediği noktaya kendiliğinden mi gelindi?

Hem bütün bu olanlara rağmen milletin iradesi şöyle demeli veya rakiplere hissettirmeli, ‘‘AB Türkiye’ye yaptırım uygulayacaksa uygulasın!’’ Öyle değil mi? Tarihte Batılılar tarafından bu tarz yanlı ve çıkarcı kararlar hep verildi, bu tarz karşıtlıklar dün vardı, yarın da olabilir. Batı ülkemize bu tarz baskılar kuracak diye bugünkü anlayışta Türkiye iddialarından ve mücadelesinden vaz geçmez, geçmemeli de. Bu ülkede kimler direnecek bu tarz saldırılara? Düşünce sahibi olmak başka, mücadeleye bizzat katkı vermek başkadır. Milletin iradesi açıkça bunu işaret etmelidir.

Dün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ursula von der Leyen ile görüşmesinde, “Doğu Akdeniz meselesinin temelinde Yunanistan ve Rum kesiminin maksimalist iddiaları ile Türkiye’nin ve Kıbrıs Türkleri’nin haklarının yok sayılmak istendiği,” ifade edildi. Durum bu merkezde devam ediyor.

Ayrıca Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘‘Türkiye-AB arasında 18 Mart Mutabakatı’nın yenilenmesi, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ve vize serbestisinin sağlanması,’’ yönünde atılacak adımların, ilişkilerin ilerletilmesine sağlam bir zemin sunacağını ifade etti.

Dış meseleler önemlidir, bunu bilmeyen yok. Haydi o zaman milletçe irademizi dışa yansıtalım.

ÖNCEKİ YAZI

Diplomasi Kapısı

DİĞER YAZI

Siyasetin Neresinde?

Politika 'ın son yazıları