Siyasetin Neresinde?

82 Tıklama
13 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Sürekli siyaset konuşuyoruz. İç, dış; milli, uluslararası; yerel, bölgesel, küresel, evrensel… Çok dinamik bir konu bu siyaset ve toplum olarak seviyoruz. Maalesef ki terörün bile siyaset olduğu bir coğrafyada bulunuyoruz. Bu kabul edilemez! Kimler siyasetin neresinde konumlanıyorlar, diye soralım ve bakalım cevaplar nasıl olacak?

Siyasetin neresindesiniz? Bu önemli ve çok temel bir sorudur. İnsanoğlu politik bir varlıktır.

Ancak bahsettiğimiz bu değil. Bizatihi siyasetle ilgilenmek bahsinden hareketle, bireyler, kurumlar ve işi siyaset olanlar veya öyle olduğunu ifade edenler, siyasetin neresinde olduklarını doğru tanımlayabiliyorlar mı, bu sorunun cevabını arıyoruz. Hemen herkes veya ilgili her kurum kendi yerini bilsin diye bu konuyu irdelemekte yarar vardır kanısındayım. 

Şöyle başlayayım, ‘‘Ben siyaset üstüyüm,’’ diyorum; karşımdaki zat, ‘‘Ben de…’’ şeklinde karşılık veriyor. ‘‘Siyaset üstü müsün, siyaset dışı mısın,’’ diye soruyorum, iyi anlamak için. 

Zaman içinde bu konuyla defaten karşılaşınca değişik kişilere benzer türde sorularım oldu. Gördüğüm, ‘‘Siyaset üstüyüm!’’ demekte ısrar edenler var. Haliyle muhataplarımın siyasetin üstünde olup olmadıklarına dair daha derin sorularım oluyor. Ama maalesef, üstünde değiller, dışında veya belki de bilinçsizlikten altındalar bile.  

Hem ne olacak ki örneğin, ‘‘Ben siyasetle belediye encümeni olacak kadar ilgileniyorum,’’ dense? Bu gurur duyulacak bir konudur. Sanırım bir eksik bilgi meselesi var; bir de kendini farklı gösterme arzusu! Başka şekilde değerlendirilemez.

Siyaset üstü olmak demek, yerel ve bölgesel siyasetin, hatta siyaset biliminin ele aldığı cari tartışmaların dahi üstünde olmak, en az üç-beş asra karşılık gelen zamanı kapsar mahiyette, küresel çapta vizyona sahip, bu vizyonla geleceğe bakabiliyor ve isabetli düşünceleri savunabiliyor olmak demek. Siyaset üstü olabilmek için insanlık tarihini, felsefeyi, uluslararası/küresel yapıları, ekonomiyi, jeopolitiği, bilim-teknolojiyi, önemli biyografileri ve daha fazlasını bilmek gerekiyor. Duymakla yetinenlerden olmak değil, külliyatı, güç dinamiklerinin etkinliklerini ve her dönemin ruhunu özümsemek gerekiyor.

Siyaset dışı olmak demekse, ‘‘Siyaseti ya oy kullanırken hatırlıyorum ya da oy bile vermiyorum,’’ demek oluyor. 

Siyasetçi olmak demek, yaşamını belli bir dönem buna göre sürdüren, siyaset odaklı faaliyet sürdüren demektir. Ama kendini siyasetçi olarak tanımlayanın hangi noktada olduğu, neyi ne kadar bildiği, seviyesi ilave sorularla belirginleştirilebilir. Örneğin, neyin siyaseti, nerede, gibi.

Bir de uluslararası politika konuşanlar var. Çağımızda Kuzey Atlantik Paktı NATO’yu, Uluslararası Para Fonu’nu, ABD Merkez Bankası, kısaca FED denen kurumu, Birleşmiş Milletler’i veya Çin Komünist Partisi’ni, kapitalizmi diğer kurum ve kavramlarla mukayese ederek, söylediğim gibi üç-beş asırlık dengelerle birlikte yorumlayarak, felsefesiyle irdeleyerek bilmek başkadır, sadece kitaptan öğrenerek bildiğini zannetmek daha başka olur. Zannedenler bu yönde sorulan sorulara, ‘‘Benim uzmanlık alanım değil,’’ demek yerine, fikir beyan edebilmektedirler.

Üç-beş asır diyorum, modern dönemin öncesini bilmeden bugünü anlamak söz konusu olmayacağındandır. Örneğin ABD’yi kuran aklın ve zenginleşmenin sürecin İngiltere kaynaklı kısmında I. Elizabeth döneminden itibaren nasıl açıklanabileceği bilinmelidir. Değilse bugünkü ABD-Çin Ticaret Savaşı’nı açıklama biçimi çok eksik kalır.

Dış politika meselelerinde fikir sahibi olanlar veya olduğunu düşünenler kendilerini siyaset üstü görebilmekteler. Dış politika bilmek, bu işlerle meşgul olmak siyaset üstü seviyeyi belirlemez. Hem ‘‘iç ve dış politika’’ denen konu nedir ki? 

Siyasetin içi-dışı bahsi de bir tartışma konusudur. Ama bana göre yerel, bölgesel ve küresel veya evrensel siyaset vardır, hatta ilgili kişiler buna göre konumlanmalıdırlar.

‘‘Uluslararası’’ sözcüğü gayet bağlayıcıdır, çerçevesi bellidir. Uluslar sisteminin tarihi bellidir. Bunun için ulus mantığı, Fransız İhtilali sonrası bir bakışla ve Versay düzeninin sürmesiyle kısıtlanmış olan dönemden ibarettir. Bugünlerde sıklıkla tanık olunduğu üzere, uluslar sistemini aşındırmakla ilgili pek çok postmodern eylem ve sorgulama bulunmaktadır. Sistemlerin ve tarihi akışın kapsayıcılığı açısından konulara siyaset üstü bakan birinin çıkıp konuşmasında ulus kavramını irdelemesi nettir. Benzer bir ifade gibi görülen millet kavramına ilişkin değerlendirmeler bile faklı olur. Bu iki örnek kavram arasında daha farklı anlam yükü ve zaman aralığı mevcuttur. Neden bu bahsi örnekledim? Modern dönemin ulus, vatandaş, siyaset kurgusu belli bir anlayışa eşittir. Peki küresel güç odakları yeni bir yapı önerdiklerinde belirtilen anlayış nasıl şekillenecek? Siyaset üstü noktada olan işte bunları bilir, en azından ciddiye alınacak fikirleri olur.

Her neyse, ifade edeyim; dış politika ile ilgilenmek siyaset üstü demek değildir.

Günümüzde pek çok konu var üzerinde saatlerce tartışılması gereken, ama bir çırpıda ağızdan çıkıveriyor, öyle değil mi? Siyaset üstü olan biri, örneğin FED’i kuran aklı, sermayedarları, ABD’nin veya Çin’in nasıl idare edildiğini, Londra’nın veya New York’un ileri gelenlerinin, krallar bir yana, siyasetçileri nasıl yönettiklerini, o siyasetçilerin dünyayı ve uluslararası mekanizmaları nasıl yönlendirdiklerini, vatandaşın kapısına gelene kadar zincirleme olayları bilmek veya en azından konuya ilişkin doğru soruları soran olmak durumundadır. 

Günümüzde New York veya Londra’da yayın yapan küresel medya kuruluşları var. Bunlar belli odaklarla birlikte anılırlar. Örneğin ABD’deki büyük medya kuruluşları, görünenin gerisindeki güçlerin etkisinde hizmet ederler. Bu tür medya kuruluşlarını yönetenler pek çok yerel ve bölgesel siyasetçiden daha derin bilgiye sahip olabilirler. Bakınca bu normaldir, güncel yaşamı etkileme biçimine dair bir zemin hazırlama konusu vardır, olan olur, sonra bunun politik açıklamasını yapan politikacılar ve uzmanlar olur. Dolayısıyla hepsine bir bütün olarak bakmak gerekir. Bu bütünlükte siyaset üstü olan kişi veya kurum zemini hazırlayan akılla açıklanırken, siyasetin içinde ve dışında olanlar zeminin üzerindekilerle ilgilidir.

‘‘Ben şu partidenim, şu siyasi kanattanım…’’ demek yeterli değildir. O siyasi partiden aday olmak demek, ‘‘Siyasetin içindeyim,’’ demeye yeterlidir, ama bunun adı yerel siyasettir. Adaylıkla ve seçilmek suretiyle bile olsa mecliste, partide veya belediyede bir dönem bulunan birinin, siyaset yapan rolüyle toplum önünde söz sahibi olmaya kalkışması yerinde midir? Halbuki toplumun önünde olmak başka bir şeydir. Kim neyi ne kadar biliyor ve değerlendiriyor ki toplumun önüne çıkıyor? Bir belediye başkanı veya milletvekili bulunduğu yerde veya ülke çapında siyaset yapar. Ama eğer gerçekten kendini yetiştirdi ise siyasetin üst perdesindeki konulara vakıftır ve dolayısıyla fikir beyan etmek isterse bu yanlış olmaz. Bunlar bireysel ve kurumsal karşılıkları olan konulardır.

Bir belediye başkanı veya milletvekili aparat olarak kullanılabilir mi? Terörü davet edebilir mi? Siyasetin bir noktasına kendini taşıttırabilmiş kişinin, kendini belirli bir (sözde) dava noktasına konumlandırırken, acaba o davanın zemininin sağlamlığı hakkında ne kadar bilgiye sahip?

Hangi zamanı yaşıyoruz? Libya’da ajanlığı, darbeciliği, kendi milletine ve siyasetçilere düşmanlığı tescilli bir Halife Hafter uluslararası sistemde siyasi aktör kabul edilebiliyor. Nasıl? Elinde güç var. Gücünün içinde insan, petrol, silah kaynağı var; ama önemlisi, birilerine yarayacak siyaseti sürdürebilme kapasitesi var.

Konuyu buradan başlatarak ele alın, feodal kökenli aileden gelen birinin, köle gibi gördüğü insan kaynağını ve maddi gücünü pazarlık konusu yaparak, meşru siyasete girmesine varana dek düşünün, kim neye yarar sağlıyor diye.

Basit bir sorum olacak, cüzdanındaki kredi kartının, satın aldığı araç için yaptırdığı sigorta poliçesinin veya müteahhitlik şirketine verilen kredinin asıl sahiplerinin kimler olduğunu bilen kaç siyasetçi vardır sizce?

Yüksek siyasetin aktörleri yerel siyaset de yaparlar ama bu oyunun kuralı olduğu içindir. O basit dediğim yukarıdaki sorunun tam cevabını bile veremeyecek durumda olan, söz aldığında genelleyerek konuşan bir siyasetçinin yüksek siyaset aktörleriyle bir tutulması mümkün değildir.

Yerel siyaset yoluyla başka siyasi aktörlerin taşeronluğunu yapma düşüncesi toplumları böler, yanlışa sürükler. Siyasette kullanıyor olmak ve kullanıma açık davranışları göstermek güncel küresel güçlerinde aradığı aparatlardır. Belki bu aparatlık muhataplarında kolay karşılık bulur ama bu esasen siyaset üstü aklı ile yerel siyasetçilerin simbiyotik ilişkisinden öte bir durumu açıklamaz.

Gördüğünüz gibi siyaset insanın yapısını tanımlar bir özelliktir. Siyaset, kendini tanrı görecek kadar ileri gidenler ile başkalarına maşalık yapmak dışında çıkışı olmayanlar arasında şekillenebilir; bu anormaldir. Ama siyaset hizmet etmek ve hizmet edecekleri seçmek ise siyasetçi ve seçmen olarak yerel ve bölgesel yükümlülükleriyle ve sorumluluklarıyla kendini gösterir ve işte bu normal kabul edilir. Eğer bütün bunları siyaset üstü görme erdemine sahip biri varsa bu da takdir edilecek olandır.

Bir cevap yazın

ÖNCEKİ YAZI

Milletin İradesi

DİĞER YAZI

Azerbaycan-Ermenistan Çatışması

Politika 'ın son yazıları