secimden-oncesi-ve-sonrasi
Seçimden Öncesi ve Sonrası

Seçimden Öncesi ve Sonrası

Okuyucu

Seçimlere yaklaşıyoruz. Hangi parti avantajlı? Neleri konuşuyoruz, propaganda konuları neler? Seçimlerden sonra neler yaşanabilir? Halkın politikaya ve demokrasiye bakışı ne olmalıdır? Bu konuları bir kez daha irdeleyelim.

Türkiye politikayı nasıl biliyor, nasıl uyguluyor? Bazı ifadeleri hatırlayalım: Politikacılar politikayı kişiselleştiriyorlar; politikacılar politikayı kavgaymış gibi yapıyorlar; propaganda dönemleri “şer odakları” arasında geçiyor, biri diğerine göre hain oluyor; politika takım tutar gibi parti tutanların bir tür eğlencesi oluyor; dünyada ne olursa olsun, halk çıkarı nerede oraya bakıyor, politika buna göre belirleniyor; özellikle güney-doğuda ağa ve şıh ne derse politika ona göre yürüyor; vergi vermeyenler, kaçak elektrik kullananlar en çok oy veren oluyor, meydanları dolduruyor, politik jargonu kullanıyor; “Bazı politikacılar memlekette yıllardır dış mihrakların verdiği desteklerle politika yapılıyor,” diyenler çıkıyor…

Bütün bu örneklere bakarsak Türkiye’de politika doğru işliyor mu dersiniz? Ciddiyet bu işin neresinde? Konuşmalara ve olup bitene bakılırsa ortam çok ciddi, yüzler öyle, söylemler de…

“Bu seçimlerde partiler propagandasını nasıl yapacaklar?” diye sorulduğunda bazı konuşmacılar şöyle cevap vermiş idi: “AK Parti savaş söylemine dönük, gerginlik ifade eden, çatışmacı, vatan elden gidiyor, türünden propaganda yapacak, eğer bu düşmanları defetmek istiyorsanız, oyunuzu bize vermek zorundasınız, diyecekler.”

Durum şu: Rusya ile gerginlik yaşanıyor, sınır ihlali haberleri gazete sayfalarını dolduruyor, televizyonlarda uzmanlar ve makam-mevki sahibi insanlar sürekli Rus uçaklarının ve füzelerinin bilgilerini veriyorlar, ABD ile müştereken IŞİD’e karşı operasyonlar düzenleniyor, yine ABD ile “eğit-donat” kapsamında Suriyeli muhaliflere destek veriliyor, PKK’ya operasyonlar yurt içinde ve dışında devam ediyor ve maalesef her gün şehit haberleri geliyor…

Bu çok ciddi işlerin gölgesinde seçim yapılıyor. İnsanın aklına gelmiyor değil; acaba particilik işini gemiazıya almak daha mı iyi? Politikaya futbola bakar gibi bakmak daha mı iyi?

CHP tam da böyle diyor, Türkiye’de halk politikaya takım tutar gibi bakmasın, diyor. Size çok para vereceğim, çalışmayana maaş bağlayacağız, diyor. “OECD içinde şu konudaki derecemizi, şu tedbirleri alarak ve bu politikaları izleyerek yukarılara taşıyacağız, ülkeyi daha iyi yerlere getireceğiz, Türkiye’yi şu kadar zaman sonra AB’ye sokacağız,” türünden bir vaatte bulunmuyor. Para dağıtacağım, diyor.

Vaktiyle Mesut Yılmaz seçimi kaybedince partililerine; “Arkadaşlar hata yaptık, biz de millete AB’ye gireceksiniz diyeceğimize, şu kadar para kazanacaksınız, deseydik şimdi iktidardaydık,” benzeri şeyler söylemişti.

Bugün aynı politik bakışı hatırlıyorum ve “Çıkar dağıtma işleri propaganda zamanlarında daha iyi açıklanır olmuş, Türkiye demokrasi yolunda bir hayli ilerlemiş (!)” diye düşünüyorum.

HDP mi? O’nun durumu belli, politikası, kime ne vaat ettiği… Söylenecek fazlaca birşey yok! Ancak anlatımımız bir tür çatışma stratejisine dayalı politikalarla ilgili gelişiyor ise HDP’nin tipik “mağduru oynama” politikası yürüttüğünü hatırlatmamız gerekiyor. Kimin ne şekilde mağdur olduğunu bilimsel, akademik ve uygun platformlarda daha tartışamadan bizler sanki bir kesimin mağduriyetini kabul etmiş görünüyoruz; bu nasıl bir mantık? Şimdi söyledikleri şu: “Devlet mağdura zulmediyor, gelin bizi kurtarın!” Var mı böyle bir politika? Dolayısıyla seçimlerde “tavşan kaç, tazı tut” politikası izeleniyor.

MHP, kendine göre belirlediği kesin hatları dile getirerek politika izliyor. Alabildiği oy HDP kadar. Böyle mi olmalı?

Duruma bir daha bakalım. Neticede Suriye ve PKK konusu seçimleri doğrudan etkiledi, Türkiye’nin refahı ve ilerlemesi politikaları gibi esaslı detayları konuşmak yerine, güvenlik konularını konuşuyoruz ve halk daha da geriliyor. Durum, doğal şartlar böyle gelişti şeklinde algılanabilir. İşte bu noktada ortaya çıkıyor ki, seçimlerden sonra işler istense de hemen normalleşemeyebilir ve düzgün olmayabilir. Bu durum da doğal!

Öyleyse uluslararası finans derecelendirme kuruluşları seçimden sonra her ne hükümet kurulursa kurulsun Türkiye’nin notunu bir derece aşağı çekebilir ve bunun anlamı “Türkiye’ye yatırım yapmayın,” olacaktır. Küresel ticaretten pay almayla yürütülen bir ekonomi modeline dayanan Türk maliyesi ise yatırım yapılamaz ülkeler içine girdiği andan itibaren daha fazla açık verecektir.

Bu durumda 2016 daha da zor geçebilir! Asıl bu süreçte halkın nezdinde mevcut partiler gözden geçirilebilir, Türk siyasi yelpazesi tekrar değerlendirilmeye tabi tutulabilir. Şartlar bu durumu doğal olarak öne çıkarabilir.

Demokrasi ise sandığa gitmeyi güle oynaya becerebilme rejimidir. İşte size düşülen durumun bir çelişki yumağı olduğunun bir başka göstergesi daha. Ama halk bunu kendisi istemeli, halk demokrasiyi, ilerlemeyi, gelişmeyi istemeli; kavgayı, üçkağıtçılığı, oyuncak olmayı, hazırdan kazanmayı, haksız yerlerden, dağıtılan cüluslardan pay almayı istememeli.

Bakın! Memleketi seçimlerden sonra belli mukayeselerle belli çizgilere zorlayacaklar uluslararası kuruluşlardır; OECD, AB, Dünya Bankası, BM, derecelendirme kuruluşları ve diğerleridir. Türkiye’nin buralarda imzaları var, imza yok sayılamaz!

Yani bugün inceden inceye politika yapılması gereken konuları hiçe saydığımız işler, asıl işlerdir. Partilerin seçmenler tarafından dikkat edilmesi gereken politikaları bunlar olmalıdır. Gemiazıya aldığımız konular gerçek ev ödevleridir. Biz bunun yerine kavgayı öne çıkarıyor, böyle yaşamayı kendimize yakıştırıyor, bir tür maç zannettiğimiz bu politik alanı hiçe sayıyoruz. Biz kimden ne bekliyoruz?

Baksanıza, bizi nelere layık görüyorlar; bari biz demokrasinin gereğini bilelim!..

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Rus Tarzı

DİĞER YAZI

Rusya Ne Yapıyor?

Politika 'ın son yazıları

Pivot Türkiye

ABD’den propaganda mermisi taşıyan politik silahlarla yaylım ateşi açılmak suretiyle Türkiye’nin NATO müttefikliği ve bu anlamda

Jeopolitik Köprü

Bu makale bir Almanya Şansölyesi Olaf Scholz eleştirisidir. Karizmatik lider Angela Merkel’den sonra kendinden belli oranda

Çağımızda Liderlik

Siyaseti, stratejiyi, yaşanan dünya meselelerini ve liderlik bahsini açıklamak bazıları için kolaydır, bazıları içinse zor. Bunun