suriye-baris-plani-cagrisi
Suriye Barış Planı Çağrısı

Suriye’de Mesele Şimdi mi Anlaşıldı?

705 Tıklama
19 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Uluslararası insani kurumların raporlarına göre Suriye’deki mezalimin tablosu bizlere sözü edilen değil gerçekten bakılması zaruri bir noktayı işaret ediyor. Nedir bu? Ölümlerden asıl sorumlu rejimdir. Bu duruma bir bakalım öyleyse.

İran ve Rusya destekli Suriye rejim güçlerinin asıl yapmak istediği barışa ve huzura yönelik değildir. Bu ülkelerin ittifakla uyguladıkları taktikler, kullandıkları silahlar, diplomasi masasındaki tavırları yakinen gözlendiğinde görülecektir ki amaçları bir çözüm üretmek değildir. Bu çok ilginç bir sonucu işaret ettiğinden olsa gerek son günlerde uluslararası sistem ve bazı Batılı ülkeler daha vicdani bir muhasebe yaparak, bundan böyle konuya tıpkı Türkiye gibi insani bakmak gerektiği noktasında duruş göstermeye aday oldular. Ancak böylesi bir bakış açısı durumu daha doğru teşhis etmeye yarayacak ve barışa gidilebilecek yolda daha isabetli adımlar atmayı mümkün kılacaktır.

İnsan Hakları Suriye Gözlemcileri (SOHR) ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komitesi (UNHCR) raporları ortadadır. Mart 2018 itibarıyla savaşın başladığından bugüne 511 bin Suriyeli hayatını kaybetmiş durumdadır, 6.6 milyon insan evinden göz etmek zorunda bırakılmıştır ki bunların 5.6 milyonu komşu ülkelerde sığınmacı konumundadır. Ağustos 2018 raporlarına göre Suriye’de 90 bin sivil masum kayıptır. Bunların akıbeti meçhuldür. Siz bu rakamları 2020 itibarıyla tekrar gözden geçirin.

Sadece bu tablo bile bize asıl sorunun Esad rejimi ile alakalı olduğunu göstermektedir. Hükümet dışı silahlı aktörlerin bir kısmının radikal unsurlardır ki bunlar teröristtir; ancak diğer kısmının ise Esad bu durumu yarattığı için muhalif olma yolunu seçtiği açıktır, bunlar silahlı muhaliftir, asla terörist olarak ele alınamaz. Örneğin Suriye Milli Ordusu’nun amacı Suriye’yi Esad zulmünden kurtarmak ve ailelerini, akrabalarını evlerine yerleştirmektir.

Bakıldığında sözü çokça edilen DAEŞ, birer tümör olarak buralara yerleştirilen örgütlerden Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) başta diğer El Kaide uzantısı terör örgütleri ve vekalet savaşçıları, hani mukayese konusu yapmaya bile gerek olmadığı açık ama durumun iyice idrak edilmesi için söylenmekte, Esad kadar bölgeye zarar vermemiştir. Esad, terörle mücadele ettiği bahanesinin arkasına sığınarak, Rusya ve İran’ın desteğiyle, ki bölgede bir diğer Vekalet Savaşçısı aktör İran’dır, halkının üstüne varil bombaları ve kimyasal silahlarla sarin gazı atmış, hedef gözetmeksizin şehitlerini bombalamıştır. O hedef alınanların çok büyük çoğunluğu silahsız, masum insanlardır, bu savaşın derhal bitmesinden yanadır. Hal böyle olunca anlamsız bir sürecin işlediği bir kez daha görülmüş oluyor.

Şubat-Mart 2018’de Rus destekli rejim güçleri Şam’ın banliyölerine ve Doğu Guta’ya hedef gözetmeksizin saldırmıştı. Sadece burada rapor edilen 1.600 sivil hayatını kaybetti. Rakamlar bu kadar değil, aynı saldırıda 25 sağlık tesisi, 11 okul ve sayısız ev yerle bir edildi. Sivil altyapıya yok etmek için yapılan saldırılar böyleydi. 

Yine bu zalim el, Haziran 2018’de Daraa ve Kuneitre vilayetlerini hedef aldı. Ürdün’e yoğun göç bu zaman yaşandı. Hatta buradan bazı göç dalgaları İdlib bölgesine kaçmak suretiyle oluştu.

Bilindiği gibi kimyasal silah kullanmak tamamen insanlık dışı olarak işlem görür ve suçtur. İnsan Hakları Gözlemcilerinin raporlarına göre, Suriye rejim güçleri Temmuz 2017’de 36 başlıkla halkına kimyasal silah attı. Haziran 2018’de ikinci dalga taarruzda 25’den fazla başlık kimyasal kullanıldı. Bunlar Doğu Guta ve Daraa’daki felaketler şeklinde tarihe kaydedildi. Başka bağımsız gözlemciler 2013-2018 arasında Suriye rejimi resmi güçleri tarafından toplam 85 adet kimyasal silah kullanıldığına işaret etmektedir. Bu bir devlet terörü değil de nedir? Batı dünyası Doğu Guta’daki Duma katliamının peşinden konuyu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne getirmek istedi, ancak burada Şubat ve Nisan 2018’de iki kez Rusya’nın vetosu söz konusu oldu. Amaç BM kapsamında sahada araştırma-inceleme yapmaktı. Ancak Haziran 2018’de Kimyasal Silah Konvansiyonu durumu araştırıp rapor haline getirebildi.

Guta’daki ortamın bu olumsuzluklarından istifade etmek isteyen radikal terör unsurları harekete geçmişlerdi. Batı dünyası bunları Jayş el-İslam, Ahrar el-Şam ve Faylak el-Rahman olarak raporlarına kaydetmişler ve bunların etkisiyle yine sayısız sivil masum ölmüş, evlerinden olmuş, zor kullanılmış ve zor şartlarda yaşamaya zorlanmıştır. Buradaki bu örgütler kalan halktan zorla eleman bulmaya ve para toplamaya da girişmişlerdir.

Halen HTŞ ve El Kaide uzantısı gruplar İdlib’de yuvalanmışlardır. Bunlar vergi toplamakta, yolların güvenliğini tehdit etmekte, insan kaçırmakta, gümrüklerden haraç almaktadırlar. Elbette böyle olması istenmez. Ancak bu kanserli hücreler sebep gösterilerek, teröristle olması gereken şekilde mücadele etmek varken, Rusya ve İran destekli rejim güçleri, Şam, Guta ve Daraa’da yaptıklarını İdlib’de de gerçekleştirmektedir. Olan yine sivillere olmaktadır. 

Bir de Suriye’deki İran penceresini aralamamız gerekiyor. Lübnan ve Suriye’de Hizbullah’ın gücü, özellikle Batı Suriye’de ileri düzeydedir. Hizbullah Irak’taki Şii gençliği (Haşdi Şabi, Ketaib Hizbullah, Bedir Örgütü, Asaib ehl el Hak gibi Irak merkezli örgütlerin içinde) radikalleştirip Suriye’de Esed rejiminin saflarında katmaktadır. Bu tür işlerin mimarı Kasım Süleymani idi. Hizbullah amacı Suriye’de bu vasıtayla kalıcı olmaktır. Ayrıca Süleymani’nin takipçileri İran’a göçmen olarak gelen Afgan ve Pakistanlı Şii kökenli göçmenlerden ve ucuz işgücünden yararlanmaktadır. Afganlardan Fatimiyyun, Pakistanlılardan ise Zeynebiyyun tugayları kurmuşlardır ve bu paramiliter güçleri Suriye’deki muhalefete karşı savaştırmaktadır.

Suriye’de İran destekli paramiliter güçlerin dökümü: Irak, Lübnan ve Suriye Hizbullahı, Bedir Tugayları, Fatimiyyun ve Zeynebiyyun Tugayları, Ammar bin Yasir, İmam Hasan, Seyyide Rukiye, Seyyid eş-Şüheda, Şehit Muhammed Bakır es-Sadr, el Hamad, Esedullah Galip, el Hüseyin Tugayları, Asaib ehl el Hak örgütü, Seddu Şuheda Taburları, Hizbullah Nuceba Hareketi, el Vaat es-Sadık Birliği, Ensarü’l-Akide Birlikleri, Haddamü’l Akile, Nafiz Esadullah Birlikleri, Ketaib İmam Ali, Ebu Fazıl Taburu, Ceyş eş-Şa’bi, Ebu Fadl Abbas Tugayı, Kuvvet er-Rida, el Galibiyyun, Zülfikar Tugayı, Kuteyb Seyyit Şüheda.

DAEŞ’in ve onlara yol açanların Suriye’nin belli bölgelerinde yaptıklarını burada tekrarlamayayım. Ancak bir şeye dikkat çekeyim, uluslararası koalisyon özellikle DAEŞ için oluşturulmuştur, onca olumsuzluğun içinde.

PKK ve onun Suriye’deki adı olan YPG de bir başka konudur, bunu da iyi bilmekteyiz. İstikrarsızlık yaratan ve bölgelerinde kendilerine göre beslenme imkânı bulan bir diğer tümör halindeki terör örgütünden bahsetmekteyiz. HTŞ için ne söyledikse ABD destekli YPG için de söyleyebiliriz, nedir bu olumsuz konular? YPG özellikle Fırat’ın doğusunda vergi toplamakta, yolların güvenliğini tehdit etmekte, insan kaçırmakta, gümrüklerden haraç almaktadır.

Hem DAEŞ ile hem de YPG ile olması gerektiği gibi savaşan bir tek Türkiye ve onunla birlikte hareket eden Suriye Milli Ordusu olmuştur. Bu teröristlere en fazla zayiat Türkiye sayesinde verdirilmiştir. Ancak ne yazık ki başta ABD olmak üzere Batı dünyası DAEŞ ile savaşıyor görüntüsü vererek bu YPG’yi Suriye’yi bölmek için halen dahi kullanmaktadır. Türkiye’ye mütecaviz bu terör tehdidi konusu özellikle Türk-Amerikan ilişkilerinde pürüzdür. ABD, Obama Doktrini ile birlikte fiilen 2014’den başlayarak hemen her yıl bu YPG’ye 700-800 milyon dolarlık para harcamıştır. Bakın, 2021 bütçesinde bile Amerikan Savunma Bakanlığı YPG için bir para ayırmışken daha dün James Jeffrey Ankara’da Suriye için ne yapılacağını anlatmaktadır.

Ne yazık ki Türkiye özellikle Suriye’de Kürt halkın istismarına sebep olan bu konuyu çözebilmek adına 2017’den itibaren Astana ve Soçi’de Rusya ve İran ile ne yapılabileceğini düşünmek zorunda kalmıştır. Keşke ABD ve Fransa gibi Batılı ve NATO üyesi müttefik ülkeler Türkiye’ye inansalardı da süreç doğru bir çerçevede ilerleseydi. Ancak zaman içinde sonuçları alenen görüldüğü üzere her bir ülkenin Suriye’de bir ajandası vardı ve sadece Türkiye haklı sebeplerle burada göğsünü siper etmekteydi.

Yine Türkiye her defasında Esad rejiminin bütün bu yaptıklarını öne sürmek suretiyle eleştirisini gündeme getirmişti. Teröristler kadar terör üreten bir Esad rejiminin barışa ve istikrara en büyük tehdit olduğunu işaret etmişti ve halen bu şekildeki mücadelesini sahada ve masada sürdürmektedir. Bir sağa bir sola dans edenler maalesef ABD ve Rusya gibi büyük ülkeler olmaktadır. Ancak uluslararası sistem budur işte; çıkarcı ve insanlığı en son düşünür türden!

Hemen herkesin bildiği şu, Türkiye’de 3.6 milyon Suriyeli sığınmacı var. İki milyon kadarı Lübnan ve Ürdün’deler. Suriye içinde bir milyona yakın insan evinin dışında bir yerde yaşamakta. Bugün İdlib’de yaşanan olayın geri planındaki asıl konu şudur, İdlib’den 3 milyonluk bir nüfus Türkiye sınırına sürülmek istenmektedir. Zaten halen bir milyonu Türkiye sınırına yakın yerlerde ve evlerinden uzaktalar. Ancak bütünüyle Türkiye bu ilave 3 milyonluk Suriyeli sığınmacı ile baş edemez. Bu sadece Türkiye’nin sorunu değildir. İşte bundan dolayı, BM kararlarına, Astana ve Soçi mutabakatlarının verdiği hukuki zemine dayanarak, İdlib’de Rusya ve İran destekli Suriye rejim güçlerine “kuzeye gelmeyin, halkınıza hedef gözetmeksizin ateş açmayın, bölgeyi iyice istikrarsızlaştırmayın,” diyor. Bu kez de o zalim Esad Türk askerine, “İşgalcisiniz!” deme cüretini gösterip ateş açıyor. Bu durumdayken ABD başta, Batı dünyası, NATO, Birleşmiş Milletler Türkiye’nin hukuki ve meşru duruşunu hemen desteklediler. Bu da yetmedi, asıl sorunun Esad olduğunu yüksek sesle dillendirir oldular. İran’ın rejimler kirli işler peşinde olduğunu ifade ediyorlar. Rusya’nın asıl yüzünün görülmesini sağlıyorlar, hatta Ukrayna, Kırım’daki yaptıklarını Suriye’de yapmasın istiyorlar.

Uluslararası kurumların raporları alenen ortadayken, Batı dünyası henüz bugünlerde Esad rejimine karşı siyasi bir tavır almanın kararını vermiş görülüyor. Daha düne kadar başka konularla ilgileniyorlar, ancak bu zulmün önüne geçmeyi öne almıyorlardı. ABD ne zaman ki Rusya bölgede insiyatifi ele geçirdi, işte o zaman yaptığı asıl hatayı dile getirmeye başladı. Rejim ile simbiyotik bağı olan Rusya’nın asıl yüzü ve Suriye’deki meşruiyet çabaları işaret edilir oldu. Bu noktadan sonra Esad’ın Lahey Adalet Divanı’nda vereceği hukuk mücadelesinde de Putin’n yanında olup olmayacağı konusu irdelenecek. Zira istihbarat raporları Suriye’de sarin gazının üretilmesi noktasında çok karmaşık delilleri gösteriyor. Rusya, “Bunları sahaya Batı kasten soktu,” diyorken, ABD ve İngiltere ise “Öyle olmadı, Rusya hedef şaşırtıyor ama yakında hesabını verecekler,” diyor. yani oyun üst düzeyde başka pazarlıklarla da ceryan eden görülüyor.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Diplomasi Nedir?

DİĞER YAZI

Siyasette İşbirlikçilik

Politika 'ın son yazıları