suriyede-son-tango
Suriye’de Son Tango

Suriye’de Son Tango

302 Tıklama
16 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Suriye’de son tango zamanı! ABD, Arap Birliği, Avrupa, Rusya, İran, İsrail ve Türkiye başta olmak üzere Suriye meselesinde taraf olan ülkelerin son bir planlama süreci içine girdikleri görülüyor. Bu hususa geniş açıdan bakarak nelerin olup bittiğini ve ne tür hesapların yapıldığını inceleyelim.

Soçi Zirvesi sonunda ortaya çıkan tablo, meşru Devlet Başkanı Başer Esad’ın Suriye’yi Cenevre’de temsil edeceği ve ülkesinin seçime gitmesini sağlayacağı yönünde gelişti. Kendi akıbeti bu seçimden sonra ortaya çıkacak. Ancak tarafların her biri şimdiden pozisyon almanın peşinde görünüyor.

Suriye’de başından beri resmi devlet yönetimini destekleyen İran ve Rusya halen aynı kararlılıkla politikalarını sürdürüyorlar. Zaten onların Arap Baharı olayına bakış açılarında da bir değişiklik olmuş değil.

Astana Süreci ile ortaya çıkan inisiyatifin sağladığı getiri nedir? İran ve Rusya’ya dahil olan Türkiye faktörü sürece bir ivme kazandırdı ve çözüme odaklanılması sürecini geliştirdi; Suriye’de barışı sağlamak, terörü durdurmak, Suriye halkını evine döndürmek gibi pek çok temel hedefte ileri adımlar atılması anlamına geldi.

Suriye’ye komşu olan Türkiye’nin hesabı çok açıktır. Rusya, İran, ABD ve hatta Avrupa ülkeleri konuya kendi açılarından müdahillerdir. Çatışma ortamına en sıcak temas sağlayan Türkiye’nin durumu diğerlerinden daha nettir ve hatta diğerlerine yol gösteren türdendir. Türkiye bir yandan Rusya ve İran ile süreci götürüyor, diğer yandan ABD ve Avrupa’nın bölgedeki emelleriyle inşa edilmeye çalışılan oldubittilere karşı gereken somut adımlar atılıyor. Bu kararlı duruş sayesinde ABD bölgeden çekilmeyi işaret ediyor, Avrupa yeni bir pozisyon arıyor, terör örgütleri kendilerini nasıl saklayacaklarını düşünüyorlar.

Türkiye’nin Esad konusunda bir değişik bakışı söz konusu değil. Türkiye halen uluslararası anlaşmalarla hakkı olan konularda yapacağı hamlelerin bulunduğunu muhataplarına göstermeye devam ediyor. Kendi toprağı olan Süleyman Şah Türbesi’nin olduğu Karakozak Köyü’ndeki yeri geri alacak ve orayı tekrar eski konumuna getirecektir. Suriye ile imzaladığı 1998 Adana Mutabakatı gereği terörle mücadele yapabilecektir. Bu amaçla ABD ile Güvenli Bölge konusunda bir ilerleme sağlanamaz ise bu kez Adana Mutabakatı koşulları devreye sokulacaktır. Bu konuda şimdiden Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin yeşil ışık yakmış görünüyor. Bir de söylenen sözler var. Örneğin Şam’daki Emevi Camii’nde dua etme ifadesi halen geçerlidir. Eğer Suriye’ye barış gelir ise Türk yetkililer bu söylediklerini yapacaklardır. Çünkü bunda en fazla hakkı olan ülke Türkiye’dir.

Dolayısıyla Türkiye barıştan ve çözümden yanadır, hatta buna mecburdur. Diğer ülkeler için durum böyle olmayabilir. Onlar süreyi kendi lehlerine işletiyor olabilirler, çıkarlarını elde edebilecek tarzda pazarlıklar yapabilirler.

İşte bu ortamda ABD Başkanı Donald Trump, DEAŞ’a karşı zafer kazandıklarını ifade ederek Suriye’den askerini geri çekeceğini söyledi. Halen bunun planlaması yapılıyor. ABD bu noktaya nereden geldi, bunu da hatırlayalım. Başlangıçta, 2011’de, Esad’ı halkına karşı suç işlemeye teşvik eden, ona politik, ekonomik ve askeri yönlerden arka çıkan, Arap Baharı konusunda direnebileceğini işaret eden Rusya ve İran idi. Esad sertlik yapmayıp demokratik reformları gerçekleştirseydi bütün bunlar yaşanmayacaktı. Zamanında Esad’a bu yolu önermeyenler kimlerdi, unutmamak gerekir. Barack Obama Yönetimi 2015’de bu hususu değerlendirdi. Bir de DEAŞ diye bir yapay terör örgütü ortaya çıktı veya sürüldü. ABD bunu sebep gösterip Suriye’ye Arap Birliği ve içinde Türkiye’nin de olduğu Avrupa ülkeleri başta olmak üzere 30’a yakın ülke ile koalisyon kurarak Suriye konusuna müdahil oldu.

Bugün, 2019’da ABD zafer ilan ederken şartları barışa dönük bir biçimde bırakmak istiyor ama kafası da bir hayli karışık durumdadır. Zira Esad’a, İran’a, Rusya’ya ve DEAŞ’a karşı geliyorum derken, yanı başındaki Türkiye’yi dinlememiş, Türkiye’nin hassasiyetlerini görmezden gelmiş, bunun yerine bir terör örgütü olan kendine PKK/PYD/YPG/SDG denen unsurları müttefik yapmıştır. Bu bir imalattır, ABD kendi imal etmiştir, adını SDG koymuştur, eğit-donat ile geliştirmeye çalışmıştır. İmal edilen bu SDG ile ABD; Suriye’yi refah ve güvenliğe geçirebileceğini, barışı sağlayabileceğini, İran ve Rusya’yı durdurabileceğini, Türkiye’nin hassasiyetlerini (güya) dikkate almış olabileceğini düşünmüştür. Böyle bir şey mümkün mü? Aslında bütün bunlar ABD’nin ne denli “kâğıt üzerinde” bir plan yaptığının da kanıtıdır. Bunu yapanlar 2015 yılından bu yana işbaşında olan ve sonradan Trump’ın bir kısmına el çektirdiği ABD Savunma Bürokrasisi, sahadaki CENTCOM ve İsrail Lobisi’dir. Bütün bu şartlardan ABD kazançlı çıkmıyor dense de görünen o ki bir tek kazanan çıkacak, o da İsrail.

Bahsettiğimiz ve içinde değişimler olan ABD Savunma Bürokrasisi ve sahadaki CENTCOM halen 2 bin ABD askeri çekilince Suriye’de ne kalmalı, bu problemi çözmekle meşgul. En azında 2 yüz kadar ABD askeri temsilcinin bölgede kalmasını istiyorlar. ABD imal ettiği SDG’nin Suriye Kürt nüfusunu ve Kuzey-Doğu Suriye halklarını temsilen Cenevre’de bir taraf olmasını talep ediyor. Üstelik SDG’yi Türkiye de tanısın diyor. Bir güvenli Bölge olacak ise yönetiminde Avrupa ülkelerinin askerleri bulunsun istiyor. Diğer yandan bütün bu konularda Arap Birliği’nin varlığı ve desteğiyle hareket etmek istiyor.

Soçi Zirvesi sonucunda da ifade edildiği üzere Arap Birliği konusu öne çıkan bir konudur. Putin ve Erdoğan Zirve sonucu basın toplantısında bu konuya yer verdiler ve hatta Araplara, Suriye’de yeniden inşa için şimdi para verme zamanı, gibisinden bir yol göstermeleri de oldu.

Şurası açık, Esad ile veya değil, ülkeye barış geldiğinde, Suriye tekrar Arap Birliği’ne geri dönecektir. Gelecek ay Tunus’ta gerçekleşecek olan Arap Birliği zirvesi için zaman içinde bir fikir birliği olmasa da Şam 2020’de tekrar geri dönüyor, denebilir. İkili ilişkiler de restore ediliyor. Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn, Şam’daki büyükelçiliklerini yeniden açarken, Ürdün bir diplomat atadı bile. Bu ülkelerin Suudi Arabistan ile yakın ilişkileri göz önüne alındığında, bir göz kırpma olmadan hareket etmeleri mümkün görülmemektedir. Riyad’a göz kırpan İsrail ve ABD olsa gerek. Arapların bu yaklaşımı İran faktörü ile ilgili gelişiyor. Plan şöyle: Şam’ın Tahran’la olan bağlantılarını Suriye isyancılarını silahlandırarak askeri baskıyla kesmeyi başaramamışken, şimdi Esad’ın ekonomik bağlarını tazeleyerek İran’a tamamen bağımlı olmasını önlemeyi hedeflemek. Tahran-Şam organik bağını kesemeyeceklerini bildiklerinden Arapların asıl amaçları, Suriye’nin bir İran uydusu ülke olmasının önüne geçmektir. Esasen Putin ve Erdoğan’ın söylediği durum da var. Bu liderlerin para konusunu açarak Arapların iştahlarını kabartmak istemeleri bundan dolayıdır. Suriye’de yeniden inşa sürecinde önemli ölçüde ekonomik fırsatlar olabilecektir ve bunun hesabını yapan Arap ülkeleri yok değildir. Bu konuda BAE, Bahreyn ve Umman şimdiden projeler yapma yolunda çalışmaktadır.

Buna karşılık Trump’ın Suriye Elçisi James Jeffrey de çalışıyor. Ne için? ABD’nin, bölgesel ve müttefik devletlerin Suriye’de savaş sonrası yeniden yapılanma sürecinde hazır bulunması tamam ama; bu konuya Esad ve destekçilerinin dahil olmalarını önlemek de asıl amaçlardan biri olacak. Bu ne kadar mümkün olacak göreceğiz, zira bu konuda Rusya ve Türkiye liderleri Moskova’da yaptıkları ikili zirvede bu konuda ilk açıklamayı yapmışlardı, Güvenli Bölge üzerinden konuşurlarken, Suriye’de yeniden imar için çalışılacağını ifade ettiler ve hatta Erdoğan TOKİ Konutlarından bahsetmişti. O zaman bu konu da bir rekabet ortamı yaratan faktör görünümündedir.

Bir de çalım atma işi var. Hatırlarsanız, Moskova’da Putin dile getirmiş idi. İstanbul’da Rusya ve Türkiye ile Dörtlü Zirveye katılmış olan Almanya’nın ve Fransa’nın, ortak biçimde BM Genel Sekreterliğine bir mektup göndererek Astana Sürecini engellemeye çalışmaları sizce ne anlam taşıyor? Burada da bir hesap var. Bu hesap; ABD, İsrail ve Arap tarafına bana gelin derken, Rusya ve Türkiye tarafına ben de varım demek oluyor. Bu noktada iki önemli plan var: Birincisi Güvenli Bölge’nin yöneticisi olmak, diğeri ise yeniden inşada musluğun başında oturmak. (Avrupa’nın 5 ülkesinin 1.765 askerini Suriye’den geri çektiğine dair haberler var.) Brüksel’in uzun vadeli çıkarları mutlaka uyumsuzluk içerebilir. ABD, Almanya ve Fransa Esad’ı iktidardan uzaklaştırmayı hesaplarken, Avrupa bütününü kapsayan anlayış bundan farklı gibi duruyor. Olası daha fazla bölgesel istikrarsızlık konusundan korkuyorlar. Eski AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Temsilcisi ve Eski NATO genel sekreteri Javier Solana kısa süre önce, Batı’nın Suriye’ye yaklaşımının başarısız olduğunu ve daha ​​ciddi ve her düzeyde müzakere yapılması gerektiğini kabul etmesi gerektiğini savundu.

Bakın bu hesaplarda Suriye’de zulüm gören insanlara soran yok, o göç etmiş, evinden barkından olmuş insanlara sen ne istiyorsun diyen olmuyor. İşin acı tarafı bu, ama gerçek şu ki sadece Türkiye bu hususu dile getiren taraf konumundadır. Terörün ve Esad’ın zulmüne ve Batı’nın çıkarcı oyunlarına karşı, olabilecek en iyi yollarla bir çözüm getirmek için Türkiye uğraşıyor, hem insanlık adına yaptığı pek çok fedakârlık ortada duruyor!

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Yaratılmış Gerçeklik

DİĞER YAZI

Küreselcilerin Tarihsel Kurnazlığı

Politika 'ın son yazıları

NATO’dan İleri

Sonsuz Savaş fikrinin sonsuza uzanan mantığı olan, sürekli yenilenen, bugün yeni bir vizyonu olan NATO örgütünden

Soğuk ve Sıcak

Soğuk Savaş dönemini ve bugünü stratejik ölçekte kıyaslayalım. Dünün politikalarının ve güçlü adımlarının bize öğrettikleri var,