Yunanistan ile Gerginlik ve Çözüm Arayışı

Okuyucu

Türkiye’nin Yunanistan ile arasındaki mesele bugünlerde tedirgin edici bir hal aldı. Yunanistan tarafı, Türkiye’ye sürekli sataşmakta ve ABD’nin çizgisinde hareket ederek, kendi idealleri gereği, tüm anlaşmaların hilafına egemenlik haklarını yorumlayarak ve bir gerginlikten fayda umarak gerçekleştirmek ve tarihte yaptığı gibi bu tertiple beraber ülke egemenlik alanını kendi lehine genişletmek istemektedir. Gelinen noktada, taraflar neler yapıyorlar, ortaya çıkan sorular neler, bunların cevapları nasıl verilebilir, görelim.

Durumun özeti nedir?

  • Türkiye ile Yunanistan arasındaki meseleler bellidir ve çözülebilir.
  • ABD ve Fransa gibi ülkeler, kendi çıkarları gereği, Yunanistan’ı bugüne dek çözülmemiş meseleleri üzerinden provoke etmektedir.
  • Yunanlı politikacılar tarihsel bir hataya düşmek yerine, bağımsız bir ülke olarak, Türkiye ile anlaşabileceği bir masaya gelmelidir. Görüşmede samimiyet ve ciddiyet ile sorumluluk esas olmalıdır.
  • Eğer Yunanlı politikacılar, “Lozan ve Paris Andlaşmaları sabit, sonuç belli, bunlar genişleme ideallerime ters, bugün Lozan öncesi şartları ABD ve diğer ortaklarımla beraber Türkiye’ye karşı zorlarım, bu daha iyi,” deniyorsa, bu baştan barışı istemeyen bir niyet anlamı taşır. (Buna “Yunanistan’ın maksimalist politikası” denmektedir, bunda ısrar eder ise anlamında işaret ettim.)

Bu şartlarda barıştan söz edilir mi? Dünya şunu öğrendi, barıştan çok savaş çığırtkanlığı yapanlar ve silah tanıtımı yaparcasına konuşanlar prim alırlar; politikacılarla beraber medya, bu tip insanlar daha fazla reyting yaptığından, savaş anlatımlarına değer vermektedir.

Ancak bu kez durum farklı, ABD ve Avrupa’nın fonladığı küresel ve sosyal medya dahil diğer medya unsurları söylediğim cephede olmalarına rağmen, ben ve benim gibi düşünenler daha güçlü argümanlar işaret ettiğinden, daha bilinçli olmayı öğrendiler ve bununla özdeş bir şekilde barışı öneriyorlar. Bunun en somut örneği Ukrayna’daki savaştır. Putin ve onun gibi düşünenler, ABD ve onunla birlikte hareket edenlerin kışkırtmasına bakarak, saldırgan taraf oldular; şimdi kim kazandı, kim kaybetti, siz düşünün! Yunanistan’da da belli çevreler bu hatayı tekrarlamasınlar, Türkiye barıştan söz ediyor.

Bugünkü koşullarda barışı önermek ne demek? Ben de yukarıda ifade ettiğim kapsamdaki bir yaklaşımla, Türkiye olarak her türlü duruma göre hazırlıklarımız tam olmalı, ancak Akıllı Güç ile durumu inisiyatifimizde tutmamız gerekir, diyorum.

Mektuplar nereden çıktı? Yunan tarafı uluslararası kurum ve kuruluşlar ile çeşitli ülke lider ve parlamentolarına sürekli şekilde mektuplar göndererek, “Türkiye’nin saldırgan (ve işgalci) niyetler içinde olduğunu, Yunanistan’ın kendi haklarını savunmak zorunda kaldığını, ABD başta olmak üzere bazı ülkelerin bunu anladığını ve kendilerini desteklediğini, Yunanistan’ın egemenlik haklarını Mitsotakis Hükümeti’nin savunmaya devam edeceğini,” işliyorlardı.

Yunan tarafının bu mektuplardan amaçladıkları neler? 1) 2019’da ABD’nin Doğu Akdeniz Enerji ve Güvenlik Kanunu ile ortaya çıkan 3+1 (ABD ile Yunanistan, Güney Kıbrıs ve İsrail birlikteliği formülü) plan çerçevesinde kendisine verilen görevi yerine getirmek ve 2) Ukrayna’daki savaşla birlikte ortaya çıkan bölgesel şartları kendi lehine kullanmak.

Nedir bu Yunan tarafının lehine olan hususlar? 1) Kıta sahanlığını 12 NM’e çıkarmak ve bunla beraber diğer hususları (FIR, SAR, MEB…) da buna göre ilan etmek, 2) Kıbrıs meselesini KKTC’yi yok sayarak çözmek.

İşte bu amaçlarla Yunanistan’ın mektuplarına istinaden Türkiye de BM’den başlamak kaydıyla bir cevap verme sürecini başlattı.

Türkiye’nin Birleşmiş Milletler’e gönderdiği 17 Eylül 2022 tarihli mektupta, Yunanistan’ın Doğu Ege adalarının gayri askeri statüsünü ihlaline dayanak gösterdiği temelsiz iddiaları güçlü hukuki argümanlarla çürüttü. Ancak bu yetecek mi?

Mektup şöyle: Yunanistan, silahsızlandırma yükümlülüklerini küçümsüyor ve önemsizleştirmeye çalışıyor. Bu yükümlülüklerin ihlali uluslararası barışı tehdit ediyor. Türkiye, Yunanistan’ın argümanlarını, temelsiz iddia ve siyasi söylemlerini tümüyle reddetmektedir. 1923 Lozan ve 1947 Paris Barış Antlaşmalarının temel amacı savaşı sonlandırmak, barışı tesis etmektir. Bu amaca ulaşılmasında toprak/sınır düzenlemeleri, silahsızlandırma ile birlikte ele alınmıştır. Bunlar birbirinden ayrılamaz. Yunanistan uluslararası hukuktaki sınırların istikrarı ve nihailiği ilkesini yanlış yorumlamaktadır. Bu ilke toprak rejimin bir unsurudur. Silahsızlandırma da bunun ayrılmaz parçasıdır. Toprak rejimi bir bütün olarak daimi nitelik kazanır. Barış Andlaşmaları bir değil, bütün unsurlarıyla (egemenlik-silahsızlandırma) birlikte değerlendirilmelidir. Limni ve Semadirek adlarının gayrı askeri statüsü devam etmektedir. Lozan 12. madde Doğu Ege Adalarını silahsızlandırılmaları kaydıyla Yunanistan’a bırakan 1914 kararını teyit etmiştir. Lozan 13. madde ve Lozan Boğazlar Sözleşmesi 6. madde silahsızlandırmayı detaylandırmaktadır. 1936 Montrö Sözleşmesi Türkiye’nin güvenliği içindir. Yunanistan’la ilgili bir hüküm yoktur. Türk yetkililerinin o dönemdeki ifadeleri ahdi yükümlülüğü ortadan kaldırmaz. Kaldı ki Yunan yetkililerin de aksi yönde ifadeleri vardır. Yükümlülükler ancak anlaşma ile kaldırılabilir. Yunanistan’ın 1960’lara kadar Limni ve Semadirek’i silahlandırmaması da adaların gayri askeri statüsünü devlet uygulamasıyla kabul ettiğini ortaya koymuştur. 1947 Paris Barış Antlaşması statü yaratan anlaşma niteliğindedir. Türkiye’nin taraf olmaması Yunanistan’ı yükümlülüklerinden kurtarmaz. Uluslararası mahkemelerin içtihadı da bunu teyit etmektedir. Yunanistan’dan gayrı askeri statüye saygı göstermesi ve bu statüyü tekrar ihya etmesi istenmekte ve Yunanistan’ın ihlallerini devam ettirmesi halinde adalar üzerindeki egemenlik haklarını, deniz yetki alanları da dahil olmak üzere Türkiye’ye karşı hukuken ileri süremeyeceği vurgulandı. Bilindiği üzere Yunanistan kıta sahanlığının sınırlandırılması ihtilafı dışında birbirleriyle bağlantılı Ege ihtilaflarını yok saymaktadır. Yunanistan tüm ihtilafları görüşmekten kaçınmakta, çözüm için hem diyalogu hem de uluslararası yargı yolunu koyduğu çekincelerle tıkamaktadır. Yunanistan’ın hava sahası, silahsızlandırma ve sınırlandırma gibi üç Ege ihtilafına ilişkin Uluslararası Adalet Divanı’nın yargı yetkisine çekincesi bulunmaktadır.

Yunanlı politikacılar neyi saptırıyorlar? Ege’nin bir barış denizi olması için adaların statüsünü, rejimini ve devir şartlarını yok sayarak, Lozan ve Paris Andlaşmalarının hilafına konuyu salt egemenlik hakkı tarifine dayandırıyorlar.

BM’ye verilen bu mektuptan sonra Türkiye’nin adımı ne olabilir? Anlaşmalar dışı girişimlerden doğan haklar çerçevesinde barışın fiilen tesisi için Ege’de zorlayıcı adımları atmak.

Barışa zorlamak nedir, nasıl olabilir?Peace enforcement” uygulamasını Ege’deki bu soruna uyarlamak suretiyle askeri ve diplomatik girişimleri en üst seviyede tutarak ve BM’nin barışı sürdürme iradesini kullanarak, Türkiye’nin inisiyatif kullanmasıdır ve üçüncü ülkeleri de “barışı bozan” ilan etmesidir.

Kıbrıs için ne tür bir adımla başlanabilir? Kıbrıs’ta Gazi Mağusa’daki işletmeleri canlandırmak ve askeri tatbikatları artırmak, deniz sahasını ihya çalışmaları yapmak, Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin temel hakkı ve bunun gereği atacağı adımlar olacaktır. Cumhurbaşkanı Sn. Ersin Tatar davasında haklıdır.

Libya bu konunun neresinde? Madem ki ABD ve Fransa gibi ülkeler için asıl mesele (ifade ettiğim gibi ABD bu konuyu kendisi açısından 2019’da bir kanun çıkararak ve o tarihten bu yana bölgede çeşitli adımları atarak netleştirdi, dememiz gerekir,) Doğu Akdeniz’dir, öyleyse Türkiye denizden komşusu Libya ile deniz yetki alanlarında hidrokarbon yatakları sürecine girme noktasındadır.

Sonuç: Görüldüğü gibi Türkiye; Yunanistan tarafını (eğer Yunan halkının aleyhine ABD lehine adımlar atmaya devam eder ise Mitsotakis ile görüşmek pek mümkün gözükmese de) meseleleri çözmek için masada görmek, eğer bu mümkün olmaz ise tüm tedbirleri alarak, diplomasiden asla taviz vermeden, Ege ve Doğu Akdeniz’de hak ve menfaatleri gereği olan adımları kararlılıkla atmak istiyor, herhangi bir saldırıda bulunduğu yok, bunun faydasının olduğuna da inanmıyor, asıl saldırgan taraf olan Yunanistan’ı ve destekçilerini bu provokasyon kampanyasından vaz geçirmeyi amaçlıyor.

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Elitizme Karşı Putinizm mi?

DİĞER YAZI

Kaosu Yönetmek

Politika 'ın son yazıları

Şam Sevicilik

Son günlerde Suriye ve Esad ile ilişkiler konusu gündemde yer alınca bu konuda yanlış anlaşılmaların olduğu

Beka

Beka gibi çok ciddi bir kavramı öyle çok basit görmeyelim! Hatta işi politika olanların bu gibi