zamana-ve-mekana-oynamak
Zamana ve Mekana Oynamak

Zamana ve Mekana Oynamak

Okuyucu

Güçlüler için zaman ve mekan geniştir, zayıflar için ise an kadar kısa ve nasıra vuran ayakkabı kadar dar! Gücün göstergelerinden biri de zaman ve mekanı kullanma biçimidir. Güçle ilgilenenlerin stratejisini oluştururken belirlenecek vizyon, zamana ve mekana dair olmalıdır. Zamana ve mekana oynayanların kimler? Etrafınıza bakın. Zaman ve mekan sıkışması içinde sancı çekenler kimler, onlara da bakın. Bu insanlıkla özdeş bir yöntemdir, iyi bilinmelidir. Kontrol edilmesi gereken pek çok cari unsur vardır. Bütün bunlara bakarken önce yapılması gereken vizyonu geniş koymaktır. Günümüz siyasetine dair değerlendirme yapanlara öğüt olsun diye yazıyorum bunları…

Bir vakit üzerine güneş doğmayan imparatorluk kuran püritenler daha sonra kendilerine yeni ve kocaman bir kıta buldular. Rehberlerinden öğrendiler ki büyük, geniş, uzun… düşünmek gerekmekteydi. Sonra buna başkaları da eklendi. Asıl zaman ve mekan uzmanlığı bunlardan geldi. Kimdir bunlar? Milattan 2-3 bin yıl önce kendilerine oluşturdukları dünyayı yönetme iradesi çok yönlüdür ve halen devam etmektedir. Bu bilinen kavim o dönem bile kralları, kent düzenlerini, kaleleri yönetme yolunu bulabilmişlerdir. Nihayet geldiler dediler ki, “Nasıl olsa hepinizi biz yöneteceğiz.” Neyle? İnsanın zayıf tarafları üzerine yürüttükleri çok kapsamlı politikaları ile. Yazdıkları yöntemleri ile bıkmadan usanmadan davaları üzerine çalışıyorlar ve bundan sonra binlerce yıl da sürse, ne yapacakları belli, insanlığı yönetmenin sevdasını güdüyorlar. Kim verdi bu bildik kavme bu ödevi?..

Modern dünyada önce Avrupa’ya yerleştiler. XV. asırdan itibaren banka, bankerlik, para, altın-para ilişkisi gibi çok önemli değer sistemlerinin köklerini oluşturdular. Avrupa’da baskın olan din olgusunun değişimine sanatla ve felsefeyle destek verdiler. Bu gelişme politikanın değişiminde bile imkan verdi. Politika, kültür, bilim, felsefe, sanat elbirliği yapıp insanla ilgili her konuyu tartışıp “ilerleme” yoluna düştü.

Sonra bu amaç o “yeni dünya” Amerika’ya da taşındı. Amerika’nın bakir düzeni modern kazanımlarla da birleşerek kurumsallaşırken her adımında insanın değer sistemlerinde temel kabulleri yapmaktaydı. Zamana ve mekana oynama stratejisi kurumsal yapıların ruhuna işledi. Büyük düşünmek sistemleşti. Şu da var, XV.-XVI. asırlarda tehdit neredeyse yok gibiydi, kim saldıracak ki onlara, Osmanlı, Avusturya-Macaristan ve hatta Persler gibi? Tek yaptıkları XIX. asırda Kuzey-Güney Savaşı, kendi kendilerine… Bir içlerine döndüler, bir dışarı açıldılar; kolay iş! Başı böyle de sonu biraz farklı, Hiroşima ve Nagazaki’ye dek uzmanı hikaye.

Çıkarcı insan aklıyla, zamana ve mekana oynayanların aklıyla kurulan ABD’nin elindeki somut araç ise para oldu. Para basılabilen bir değerleme ve takas aracı elbette, ama sistemleşirken kazanım şu; her ne olursa olsun bu büyük düşünenlerin çıkarını güçlendirecek tarzda olmalı. Öyleyse zaman ve mekana oynamanın sistemleşmesi rahat basılabilen bu parayla, dolarla tamamlandı. Dolar basılsın ve ben de kendi paramın karşılığını hesaplayayım, diyenler ise zaman ve mekanın tutsağı oldu. Zira onlar için takip ve kontrol edilmesi gereken sınırlı mekan ve zaman algısı vardı.

Uzatmayayım… Geldik bu evreye! İnsanlık değişim arıyor: Zamanı ve mekanı bir noktadan kontrol edenler hep bu kesimler mi olmalı? Şimdilik tartışma halinde bir konu bu. Belki yaptırım, ambargo, politika, gibi yöntemlerle uygulamada karşılık buluyor, ama henüz bütünüyle insanlığın asıl sınavı haline dönüşmedi. Potansiyeli olan bir çatışma konusu ama durum elbette bu işi en az 5 bin yıldır yapanların ustalaştığı bir ortamda ele alıyoruz. Göze alınacak bir bakış açısı bu. Kiminle dans edildiğinin iyi bilinmesi açısında söylüyorum bunu.

Bu çok üst düzeydeki bakış açısını ifade etmek durumundaydım. Güncelde meydana gelen kâh zamanda kâh mekanda olan sıkışıklıkları anlayabilmek, buralarda esneyebilecek ölçüleri hesaplayabilmek için bu ilk temel durumu görmek şarttır.

Geldik Evanjelistlere, CIA ve MOSSAD operasyonlarına, F-35’lere, Suriye’ye, İran’a, Irak’a, yerle ve küresel teröre, politikada iktidara ve muhalefete… Her biri için sayfalar dolusu, öyle mi, böyle mi, diye dile getirilecek nokta yazarız buraya. İzafeten, hepsi doğrudur, yerindedir, haklılık payı vardır… Hepsinin bir değeri vardır. Ama hangi ölçekteki zamana ve mekana göre değerlendirilmiş düşüncelerdir, itirazlardır, planlardır bütün bunlar, söyleyebilecek var mı?

Söyler misiniz bana, ABD, Berlin Duvarı yıkılır yıkılmaz geldi çöktü Afganistan’a, Kuzey Irak’a ve sonrasında Suriye’ye; ne kaybı var? Nerden çıktı bu küresel radikal terörle savaşın en baş hedef göstermesi işi? Şöyle düşünün, birkaç asır sürse Suriye’deki zulm, ne olacak sanki, kimin umurunda? Birleşmiş Milletler kınama mı yazacak, ABD’nin parası mı tükenecek, örneğin Virginia’daki bir aile babası işini mi kaybedecek, haberlere bakıp, “Aa çok ayıp olmuş doğrusu…” mu diyecek? Aksine bugün küresel çapta dolar giderek değerlendi, ABD işsizlik rakamları düştü, enflasyon ideal değerde…

Aynı değerlendirmeyi bugün İran’a, Irak’a, Suriye’ye ve hatta diğer Ortadoğululara bakarak yapın; İsrail ne kaybetti, ne kaybedebilir? Her şartta sürekli kazanan İsrail değil mi? Ama iki İsrail var; birincisi 1945’in kurulmuş devleti, ikincisi ise “Küreselcilerin” hayalindeki tüm dünya. “XXI. asırda nasıl yönetileceksiniz ki?” diye soruyorlar şimdiden insanlığa. Zaman ve mekana oynamak böyle bir şey işte. Hatta Amerika’daki muhafazakar kanadın içindekilerden bir ses çıkıp, “Uluslar sistemi dahilinde kalalım…” diyecek gibi oldu, gördük Donald Trump ile yaşananları.

Ama diğer milletler için durum farklı. Bir eşitsizlik, haksızlık, adaletsizlik var. Peki, bunun savunulacak nesi var? Bugün Türkiye böyle bir mesele içindedir. Bugün Türk halkı daha ziyade XVI. asırdan itibaren yapılan hatalarla karşı karşıyadır, girdiği veya dışında kaldığı savaşlarla ve diplomatik konularla, işletemediği madenlerle, inşa edemediği fabrikalarla, bilimsel altyapıyla yüzleşmektedir. Öyle veya böyle, Türkiye Cumhuriyeti bugüne geldi çattı, Çanakkale’de emperyalizme canıyla ve kanıyla bir ders verdi, Mustafa Kemal Atatürk önderliğiyle zamanın güçlerini topraklarından çıkardı, yeni bir devletin temellerini attı, mevcut değerleriyle işte budur, herşey bize aittir, kendi yapıp ettiklerimizdir! Buna karşılık dünya terazisi kimlerin elinde, bu da bellidir. Dünü de bugünü de biliyoruz, her ne kadar insanın zaafına oynayan o kötü niyetliler uğraşmaya devam etse de! Türk halkı bilinçli hareket ederse olur, yeter ki zamanı ve mekanı daha iyi değerlendirsin! İnsanlar gelir geçer, değişmeyen insanın dünyaya bakış açısıdır, asıl amaçtır. Amaç insanlık ve güçle ilgilidir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Jeopolitik Yaklaşımlarla İran İsrail Sorunu

DİĞER YAZI

Cemal Kaşıkçı ve İstihbarat Meselesi

Politika 'ın son yazıları

Pivot Türkiye

ABD’den propaganda mermisi taşıyan politik silahlarla yaylım ateşi açılmak suretiyle Türkiye’nin NATO müttefikliği ve bu anlamda

Jeopolitik Köprü

Bu makale bir Almanya Şansölyesi Olaf Scholz eleştirisidir. Karizmatik lider Angela Merkel’den sonra kendinden belli oranda

Çağımızda Liderlik

Siyaseti, stratejiyi, yaşanan dünya meselelerini ve liderlik bahsini açıklamak bazıları için kolaydır, bazıları içinse zor. Bunun