Astana Ruhu Olmasaydı

Diplomasi

Ankara’da 16 Eylül 2019 tarihinde gerçekleştirilen Beşinci Üçlü Zirve’nin sonuçları değişik platformlarda değerlendiriliyor. Aslında, kalıcı barış yolunda Cenevre’ye gidilmesi noktasında anayasa komisyonu üzerine çalışacak Suriyeli listesinin tamamlanması ve usul yönüyle çalışmalara başlanması safhasına gelinmesi, gerçekleştirilen zirvelerin en somut başarısı oldu. Zaman içinde Astana için karşı taraftan çok olumsuz kritikler yapıldı. Örneğin İdlib’de belli bir ilerleme sağlayamayınca, “Astana Ruhu öldü mü?” sorusu ortaya atıldı. Hatta başta Avrupa ülkeleri korktu, “Eyvah yine mi sığınmacı akını!” dediler. O zaman şöyle soralım; ya Astana Ruhu olmasaydı diye.

Neydi Astana konusu? 14-15 Eylül 2017’de İran, Rusya ve Türkiye ortaklığında Suriye’de barış için 2015 yılı Birleşmiş Milletler (BM) kararı 2254 çerçevesinde Cenevre’de yürüyen görüşmelerde gerekli meşru tarafları hazırlamak üzere geliştirilmiş bir inisiyatifti. Suriye için bu üç ülke ateşkes konusunda garantör olmuşlardı. Ateşkesi sağlamak, şiddeti önlemek temel adımlardan biriydi. Temel ifade, “Suriye Arap Cumhuriyeti’nin egemenliğinin, bağımsızlığının, birliğinin ve toprak bütünlüğünün korunması” idi.

Astana ruhu için sorun nerede görülmüştü? İdlib’de. Zira yaklaşık bir yıl önce Soçi’de varılan mutabakat ile bölgenin barışçı yollarla terörden arındırılması çabasında garantör ülkeler tarafından gözlem noktaları oluşturulmuş, teröristlerin buradan arındırılması sürecinde Türkiye inisiyatif almıştı. Bu aşama sonunda radikal terörün daha da arttığını gören Rus destekli rejim güçleri bölgeye hedef gözetmeksizin ağır silahlarını sokarak temizlik harekâtı yapmaya başlamasına bağlı sivillerin göçü ve zarar görmeleri söz konusu olmuştu.

Astana sürecinin başarısız olmasını, yani ruhun dağılmasını isteyenlerin asıl hedefinin ne olduğunu tam anlamayanlar derhal devreye girdiler ve sahadaki bir taktik başarısızlığı sebep göstererek eleştiri dozunu yükselttiler. Halbuki Astana’nın stratejik gayesi, Suriye’de toprak bütünlüğünün muhafazası konusu idi.

Kimler Suriye’de toprak bütünlüğünden yana, kimler Suriye bölünsün istiyor? İşte temel ayrım bu noktadadır. Bu ayrımı ya görmeyenler var ya da bilerek birilerinin peşine takılıyorlar.

ABD, Avrupa ve İsrail, Suriye bölünsün diye projeleri olanlar, bir yapay durumu beslemişlerdir. ABD liderliğinde, Irak (özellikle Şii hakimiyetinin olduğu bölge) ile Doğu Akdeniz’in ve İsrail’in, Türkiye ile İsrail’in arasında dolgu malzemesi olacak, Suriye’nin kuzey-doğu eksenindeki Fırat nehrinin kestiği nispeten enerji kaynaklarının çıkarıldığı coğrafyada, en son adıyla Suriye Demokratik Güçleri (SDG) marifetiyle, bir “garnizon devlet” kurma fikirleri oluşmuştu. Bölücülük budur! Bölgeye yakın sayılan ve ABD ile İsrail’in güdümünde hareket eden Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) başta olmak üzere Körfez Ülkeleri de Suriye’nin bölünmesinin taraftarıdır.

Hayır, Suriye bölünmesin, diyen grubun başat aktörler ise Astana Ruhu ile inisiyatif koyanlardan müteşekkildir. Bakıldığında İsrail dışında bütün bölge ülkeleri Suriye’nin toprak bütünlüğünden yanadır. Ankara mutabakatıyla örneğin Ürdün ve Irak’ın da bu cephede olması önemlidir.

Astana Mutabakatının işaret ettiği radikal DAEŞ, El Nusra ve El Kaide unsurları ile son zirvede tekraren işaret edilen PKK kökenli, YPK ile bölgede kendini göstermiş ve sonunda SDG şemsiyesinde kamufle edilmiş bölücü terör örgütüdür. Şimdi, Astana Ruhu öldü diyenlerin bir yanlışı daha ortadadır. Nedir bu? Bunlar Suriye’de teröristleri sıralarken, “Bana ne PYD/YPG/SDG’den, bunlar Suriye’nin iç meselesi,” diyenlerin bölücü fikrinin geri planını tam olarak görebildik mi?

Tekrar soralım: Ya Astana Ruhu olmasaydı? Gerçekten bunu hiç düşündünüz mü? Şimdi Suriye’de savaş ne şekilde gelişirdi, Türkiye neler yapardı?

Cevapları:

  • ABD’nin başını çektiği grubun çabasıyla Suriye’nin fiilen bölünmesinin ileri aşamasına gelinmişti. Bu durumun Cenevre’ye bu biçimde bir öneriyle gitmesi sayesinde konu tamamlanacaktı. Şimdi Astana Ruhu bu yolu büyük ölçüde kapadı. Astana Ruhu ülkeleri, Suriye coğrafyasında ama aslında bölgede bölünmeyi hedefleyen fikre karşı bir duruş gösterdi. Bu ülkeler kendi bölgesine sahip çıkma inisiyatifiyle müteakip olumsuzluklar için de bir tecrübe kazanmış ve birbirlerini sınama fırsatı bulmuş oldu.
  • SDG kamuflesiyle Fırat’ın doğusunda Suriye’nin yaklaşık 1/3’lük kesiminde kurulacak bir garnizon devletçik ile değil Suriye, aynı zamanda Irak-Doğu Akdeniz ve Türkiye-İsrail eksenlerinde bölge de bölünmüş olacaktı. Türkiye’nin güneyinde yaklaşık 611 km sınırı boyunca bir yapay ülke ile terör kendini meşrulaştıracak ve Kürdistan Toplulukları Birliği (KCK) kapsamında olduğu bilinen Irak, Suriye, İran ve Türkiye’den toprak kopararak geliştirilmeye çalışılan Federatif Büyük Kürdistan hayali için bir adım daha atılmış olacaktı. Sonraki adım İran ve Türkiye’den toprak koparmaktı. Bölücü fikrin temelindeki fikir buydu. Astana Ruhu bu yönüyle de bir önlem niteliğinde uluslararası ve bölgesel ülkelerce sergilenen duruş oldu.
  • Suriye rejim güçleri en sonunda sadece radikal unsurlara ve ülkesini bölmeye çabalayan yabancı güçlerin güdümündeki SDG gibi oluşumlara karşı durmayı hedefledi. Ilımlı muhaliflerin yapıcılığını kabul etti. Suriye rejimi af ilan etti. Bu kabuller ve yeni anlayış müteakip adımlarda Astana ülkeleri ile daha rahat bir ilerleme sağlanmasına zemin oluşturacak mahiyette görüldü.
  • BM konu üzerine bölge ülkelerinin kararlılığından cesaret alarak Suriye’de kalıcı barışa gitme adına bir somut hedefin gerçekleştiğini gördü.

Bence şimdi kim dost, kim düşman, kim saf, kim akıllı, bunu belirleme zamanıdır. İçeride ve dışarıda, böylesi bir Astana Ruhunu bozmaya ve görmezden gelmeye gayret eden kesimleri bir kez daha gözden geçirmemiz gerekiyor kanısındayım.

Bir Cevap Yazın

Diplomasi 'ın son yazıları

DÖN BAŞA