Yeni Soğuk Savaş’ın Ticaretle Gelişimi

Ekonomi

Bugün dünyada olup biteni en öz biçimde nasıl açıklayabiliriz? Cevaplanmak istenen temel soru budur. Önce Ticaret Savaşı’nın aritmetiğini çözeceğiz. Daha sonra ticaretle başlanan bu savaşın diğer çatışma alanlarına yayılmasına bakacağız. Hasım ülkelerin temel stratejilerine, Teknoloji Savaşı’na ve Finans Savaşları’na bakacağız. Küresel çapta gelişen bir savaşın, buna yeni Soğuk Savaş diyenler de var, etkileri derinleşiyor ve yayılıyor. Dünya şunu öğrendi, eğer Soğuk Savaş deniyorsa orada nükleer soğuk havaların da esmesi gerekir. O halde konuyu cari bilgileri de ortaya koyarak toparlamakta yarar vardır.

Donald Trump yönetimi zamanında ABD’nin Çin’e karşı başlattığı Ticaret Savaşı çeşitlenerek (evrimleşerek de denebilir,) devam ediyor. Ticaret Savaşı ilgili devletler arasında kalmıyor, küresel piyasaları etkiliyor, üretici ve tüketici olarak önemli şekilde bireyleri ve şirketleri de içine alıyor. Her fırsatta bu savaşın temposunun azalması umudunu taşıyanlar artıyor. Son fırsat G20 Trump-Xi zirvesiydi. Burada temenni ve gülücüklerin ardından aslında endişeler de derinleşti.

ABD, Çin’e karşı öne çıkan biçimde iki önlem alıyor: Birincisi, ABD, Çin’den ithal ettiği mallara ek gümrük tarifesi uyguluyor. Bu kendi ekonomisine (hesapta) ek bir girdi sağlıyor. İkincisi, ABD, Çin’den bazı mal ithalatını durduruyor. Böylelikle satışlar azalıyor, fiyatlar dengesiz bir hal alıyor, kazanç düşüyor, risk artıyor. Çin’de üretim dengesinin bozulması tehlikesi ortaya çıkıyor. Çin ekonomisinin baskılanması ile birlikte bir durgunluk havası beliriyor. Aynı zamanda Çin mallarının maliyetlerinin artışına sebep olacak şartlar gelişiyor.

Bu durumun ABD tarafının açıklamasında 200 milyar dolarlık mal için ek gümrük tarifesi uygulaması söz konusuydu. Trump mayıs ayında tarifede yüzde 25’e yüzde 15 zam yapmıştı. Önemli çevrelerin araya girmesiyle beraber uzlaşma yönünde bazı beklentiler gelişti. Osaka’daki G20 zirvesinde durmuş olan Ticaret Savaşı görüşmelerini tekrar başlatma iradesinin ortaya çıkacağı söylendi. Söylenenlere göre Osaka’daki görüşme, Trump’ın 300 milyar dolarlık Çin ihracatına ek tarifeler getirme tehdidini takip etmesini engelledi.

Görülen o ki Çin sürekli potansiyel artışından yanadır. Trump yönetimi ise Çin’in ticaret fazlası vermesi konusunu karşılıklı eşitlemeyi arzuluyor. Beklenenlerin tersine Çin taleplerinde geri adım atmıyor, zamana oynuyor. Ayrıca Çin ithal ettiği ABD mallarına önemli ölçüde misilleme de yapmıyor. Bu durumda küresel baskılar nedeniyle geri adım atan taraf yavaş da olsa ABD oluyor. Örneğin muhalefetin (örneğin ABD Ticaret Odası bu muhalefette önemli bir organ oldu) 2020 Başkanlık Seçimlerinde Trump’ın aleyhine kampanya başlatması üzerine demokratik ABD geri adım atan taraf oldu. Çünkü bu savaştan küresel şirketler zarar görüyorlar. Bir noktada ABD tüketicisi de zarar görüyor. Komünist Çin, Ticaret Savaşı zararını halkına yansıtsa bile halkın buna itirazı (şimdilik) olmuyor.

Böyle bir Ticaret Savaşı uygulamasıyla akla gelen ABD Ekonomi Stratejisi’nin çıkmazı nedir? ABD Ekonomisi doların rezerv para olması sebebiyle küresel büyümelerin temposunu belirlemekten de sorumludur. Ekonomilerin ne ölçüde büyüceğine ABD merkez Bankası FED ile etki eder. Diğer ülkeler bu büyümeye bağlı pozisyonlarını alırlar ve finansal dengelerini sağlarlar. Ortaya çıkan muhalefet diyor ki: Ey ABD Yönetimi, küresel büyümeyi bu şekilde durdurmaya hakkın yok! Bu sorgulamanın başka bir tartışma odağını FED-Trump arasında görmek mümkündür. Doğal olarak FED küresel amaçlarını hesaplayarak hareket etmek istemektedir. Çünkü amaç küresel mali sistemi ve bankacılık çıkarlarını gözetmektir. Trump ise FED’i bu bağlamda eleştirmektedir.

Her ne kadar Ticaret Savaşı konusunun muhatapları ABD-Çin gibi görünse de ABD’nin ekonomisinin çıkmazı temel kurumlarıyla da kendini göstermektedir. Ticaret Odası, Sanayi Odası, FED, Silikon Vadisi, Küresel Şirketler, vs. kurumsal yapılar Trump’ın politikalarını eleştirirken, Trump bu kez açığı Çatışma Stratejisi ile kapatmaya yeltenmektedir. Çin’in Güney Çin Denizi, Tayvan, Kuzey Kore bağlamındaki stratejileriyle ABD’ninkiler çatışıyor şeklinde gösterilmektedir. Bu hassas çizgiye küresel terör konusu da monte edilmeye çalışılmaktadır.

Dolayısıyla Trump her ne pahasına olursa olsun 2020 seçimlerini kazanmak istemektedir. Çin ise dayanabildiği kadar bekleyecek ama yine de başka tedbirlerle meseleyi küreselleştirmeye devam edecek stratejilerle karşılık verecektir. Bunun en belirgin örneğini, Çin’in üretimini ve ticaretini ucuz iş sahası olan Vietnam’a ve Tayland’a kaydırmak istemesi dikkat çekici görülmüştür. Bu kez ABD stratejistleri Güney Asya’ya yayılan (kendilerine göre) sorunu daha dikkatlice incelemek zorunda kalmaktadırlar.

Bu şartlarda Trump’ın namluya iki mermi sürdüğünü söyleyebiliriz: Birincisi, kendi şirketlerinden talepleri var. ABD şirketlerinin Çin’deki yatırımlarını terk etmelerini ve ABD ile kendine yakın ekonomilerin geliştiği alanlara çekilmesini istiyor. Ancak bu hiç de kolay olmayacak görülüyor. Görünen o ki, ABD’nin örneğin Tayland’a veya Vietnam’a yatırımlarını kaydırması için çok geç kalmış durumda. Başka alanlar bulamaz ise ana karasına dönüş olacak. Bu ise ABD’nin küresel güç olma stratejisiyle çelişen bir durumdur.

İkincisi, fikri mülkiyet konusudur. Fikri mülkiyet konusunda ABD’nin, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) ile birlikte küresel bir reform yapması gerekiyor. Bu o kadar hızlı gelişecek bir reform süreci gibi görünmüyor. Üzerinde çok çalışılması gerekiyor. Başta Avrupa ülkeleri ile Japonya ve Güney Kore gibi ülkelerin da bu çalışmaya katkı sağlaması şarttır.

Bu hamlelere karşılık Çin yapabileceği kendi hamlesini geliştiriyor. Ne ile? Teknolojiyle. Bu da Teknoloji Savaşı’nın ortaya çıkması anlamı geliyor. 5G ve kuantum teknolojileri, Huawei ve ZTE gibi firmalar, Micius gibi uydu projeleri ile Çin 2020’den sonraki dönemde ABD’nin teknolojik olarak önüne geçmek istiyor. ABD bu teknoloji firmalarına ve projelerine karşı da kapsamlı bir karşı koyma içinde görünüyor.

Devletine danışmanlık yapan Çinli firmalar ABD’ye karşı atakta bulunabilecek alternatif düşünceler üretiyorlar. Örneğin ABD’nin Qualcomm ve Apple gibi firmalarını hedef gösteriyor. Yine de Çin devleti, kültürel refleksi gereği olsa gerek, aceleci davranmak istemiyor. Ancak bu cevap vermeme tavrı acil planlarının olmadığı anlamına gelmeyecektir.

Çin’in elinde birikmiş çok yüksek miktardaki dövizin nasıl kullanılacağına devlet kademeleriyle işbirliği halinde, Çin Merkez Bankası ve Çin Halk Bankası başta finans sektöründeki önemli aktörler karar vermektedir. Örneğin ülke dışına yapılacak stratejik yatırımlarda Çin, ABD ile süren bu savaşında ne kazanacağına bakarak hareket etmeyi önemsemeye başlamış görünmektedir.

Buna karşılık ABD de Çin’in yatırımlarını mercek altına almıştır. Her türlü eksiklik ve usulsüzlük halini kanıtlayıp yerel otoritelerin masasına koyarak Çin’in gelişmesinin önüne geçmek istemektedir. Örneğin Çin’in Kuzey Kore’de yatırım yapma girişinde ABD hemen devreye girmiştir. İlgili mahkemelerini ve SWIFT (Society for Worldwide Interbank Financial Telecommunication), CHIPS (Clearing House Interbank Payments System) ve CAPTA (Correspondent Account or Payable-Through Account Sanctions) sistemini devreye sokmuştur. ABD aldığı bu tedbirlerle Çinli şirketlerin başka dış yatırımları üzerine de takipler başlatılmıştır. Dolayısıyla Çin halen eksik noktası olan bankacılık ve finans sorunu ile karşı karşıyadır. Bugüne kadar Çin üretimini ve ticaretini dolar üzerinden geliştirdi. Şimdi ise doların baskısını hissetmeye başladı. Bunun üstesinden gelebilecek alternatif bir küresel ödeme-takas sistemi geliştirinceye kadar kritik durumu devam edecek görülüyor.

En başta işaret etmiş idim, eğer bu yeni bir Soğuk Savaş ise nükleer soğuk havaların da esmesi gerekiyor diye. Öyleyse ticaretle başlayan jeostrateji ile devam eden bu konuda nükleer tehditlerin de işin içine girmesi gerekiyor. Bunun tarafları kimler olabilir? Çin nükleer çatışma için hazırlanıyor. Nükleer silahlar kadar füzelerini de geliştiriyor. ABD zaten bu konuda gelişmiş bir sisteme sahiptir. Ancak nükleer tehditte dengeyi sağlayacak temel ülke Rusya’dır. ABD bugünlerde Rusya ile arasındaki INF Antlaşması’nı (orta menzilli silahları kapsıyor) bozdu. Yakın gelecekte START Antlaşması’nın (uzun menzilli stratejik nükleer silahları kapsıyor) yenilenmesi gündeme gelecek. Kuzey Kore ile nükleer görüşmeler kesildi. iran uranyum zenginleştirme sürecine girdi. O zaman bu konuda dengeler de değişiyor. Böylesi bir ortamda bütün stratejiler değilir. Nükleer Savaş bir anlamda önemliyken bunun boyutu genişliyor ve uzaya taşınıyor. Bu durumda yeni Soğuk Savaş’ın Uzay Savaşı boyutundaki hazırlıklarını ve baskısını da göreceğiz. Ben bu uzay konusunu önemsiyorum, Uzay yarışı bugün yeni Soğuk Savaşın ana konusudur. Uydular, roketler, uydular, uzay merkezleri, siber koruma teknikleri, AI dahil teknolojik gelişmeler, vs. hepsi bunun içine girecektir.

Strateji, nükleer, uzay, gibi konulara bakarak sabit düşünmemek gerekiyor. Rusya ve Çin ideolojik kökende ABD’ye göre farklılık gösterirler. Dolayısıyla kökenlerindeki kültürde bu doğu-batı ayrımı gözardı edilmeyecek bir gerçektir. Eski komünist Rusya ile halen komünizmle yönetilen Çin, her ne kadar Serbest Piyasa Ekonomisi’ni benimsediyseler de, buradan istifadeyle, dünya düzeninde kendi kabiliyetlerini kullanmaktan asla vaz geçmeyeceklerdir. Bu bağlam Küresel Güç Mücadelesi için de önemli bir husustur.

Ticaret Savaşı deyip geçmemek gerekiyor. Sorun derinleşiyor ve etkisi yayılıyor. Belki de söylendiği gibidir, bu bir yeni Soğuk Savaş dönemidir. Sonuçta herkesin cebine etki ediyor. Ama bu zamana uygun rekabet koşulları gelecekte herkesin güvenlik riskini de artıracak bir hal alacak görülüyor. Bu çatışmaya sosyologlar neoliberal küreselciler ile muhafazakâr ulusalcılar arasındaki savaş da diyorlar. Bakalım savaş nereye kadar sürecek!

Leave a Reply

Ekonomi 'ın son yazıları

İleri Kapitalizm Çare mi?

Günlük meselelere odaklandığımızdan olsa gerek, geleceğin nerelere evrildiğini kaçırıyoruz. Ancak değişik teorisyenler
DÖN BAŞA