Türkiye’nin AB’ye Alternatifi

Ekonomi

Türkiye ekonomik büyümesini kimlerle sağlayacak? Temel soru budur. Türk ekonomisinin kırılganlığıyla ilgili temel sorunlar, yatırımlardaki hedefler de göz önünde tutularak sürekli eleştirilmektedir. Tartışmaya açılması gereken bir konu daha var ki bu güncel-görünür sebeplerin ardında asıl etkenlerden biri olarak kabul edilebilir.  Bu durumda konu nedir? Türkiye ekonomik açıdan hangi oluşumla birlikte hareket ediyor? Türkiye yönetişimi hangi boyutlarda gerçekleştiriyor? AB sürecinin akıbeti ne olacak? Konuyu G20 ile oluşan sinerjiden yararlanarak Çin örneği üzerinden açıklayalım.

Bana göre, masumane bir biçimde ve doğal akışı içinde Türkiye, Avrupa Birliği (AB) sürecinde üzerine düşeni yaptı. Peki, karşılığında ne gördü? Diyelim otuz sene önce Türkiye’yi AB’nin kapısında tutacak gerekçeler o zamanın sözcükleriyle ifade ediliyor ve büyük salonlarda tartışılıyorken, yirmi yıl önce başka şeyler söylendi, on yıl önceki gerekçeler güncellendi, bugün neredeyiz kimse bilmiyor!.. Bu elbette kabul edilebilir bir durum değildir. Sonuçta Türkiye uzunca süredir, AB ülkeleriyle Gümrük Birliği kapsamında çalışmaktadır. Bunun sağladığı avantajla tartışmalı da olsa belli bir ticari portföyü oluşturmuş gözükmektedir.

Ancak Türk ekonomisi AB ile birlikte mi büyüyor, sorusunun cevabı bu değildir. Sadece Gümrük Birliği değil, asıl olması gereken yönleriyle Türkiye hak ettiği yerde potansiyelini ve kapasitesini kullanıp geliştirmelidir. Gelinen noktada Türk ekonomisi her ne kadar gümrükteki düzenlemelerle belli bir ivme elde ettiyse de, bu durum muhataplarının elde ettikleriyle karşılaştırılırsa, görülecek ki sonuçlar Avrupa ülkeleri için daha fazla avantaj sağlıyor.

Türkiye gelişen küresel ekonomide bir grup ülkeyle işbirliği halinde çalışabileceği alternatif bir alan üretti mi? Aklında hep bir alternatif olduysa da bu konuda adım atmış değildir. Zira kırılgan ekonomiler için bütün tedbirleri alsanız bile sırtınızı dayayacağınız güvenli bir güç olmadıktan sonra, aniden gelişen her türlü risklerden dolayı az veya çok etkilenme ihtimaliniz hep olacaktır. Bu nedenle, eğer AB olmadı, halen oyalıyor ise, oradaki süreç devam ededursun, Türkiye kendine sırtını dayayacağı bir güç bulmalı idi! Şimdi bunun eksikliğini hissediyor ama sadakati belli devlet anlayışıyla Türkiye bunu yüksek sesle dile getirmiyor. Somut bir adım atsın, ne olur ki? Dünya mı yıkılır? Türkiye ekonomik alanda küresel büyüme ve yönetişim için bir grupla güç birliği yapmak zorundadır. Bu stratejik ve yapısal bir konudur, diğer tedbirler kadar, belki daha fazla önemli bir husustur.

Son Osaka G20 toplantılarında ekonomide büyümenin yolları üzerine çeşitli teknik konular konuşuldu. Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in ülkesine dönüp yaptığı değerlendirmeye bakılırsa durum gayet net, diyor ki, küresel ekonomik büyümeye devam, yönetişim için çaba sarf edeceğiz.

Ben bu açıklamayı Ticaret Savaşı mantığı içinde değerlendirdim. Şu sonucu çıkardım: Eğer bir savaşta yeni cepheler açmak ve hasma o noktalardan hareketle üstünlük sağlamak mümkünken bunlar yapılmıyor ise kazanmak da mümkün değildir! Bu noktada örneğimiz Çin, eğer birilerinden güç alarak hareket etmezse, ABD’nin ilan ettiği Ticaret Savaşı sürecinde nasıl yeni cepheler kazanacak? Bu tüp yeni cepheleri açmasa küresel büyümenin yolunu nasıl bulacak?

Çin, yabancı yatırımlara erişimi güçlendiriyor, tarımda kapasiteyi artırıyor, madencilik, imalat ve hizmet sektörlerinde yeni anlayışlarla çalışacak serbest ticaret bölgesi kurulması için çalışmalar sürdürüyor. Bunun yanında Çin, ithalatı artırmayı, genel tarife seviyesini düşürmeyi, tarife dışı ticaret engellerini ortadan kaldırmayı ve ithalatın kurumsal maliyetlerini düşürmeyi hedefliyor. Xi, bütün bu hedefleri kime güvenerek söylüyor? Fikri mülkiyetler, sigortalar, tazminatlar gibi pek çok mesele var, bütün bunları kiminle anlaşarak geliştirecek? Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık (RCEP) Anlaşmasına ve Çin-AB Yatırım Anlaşmasına dayanarak Çin-Japonya-Kore Cumhuriyeti Serbest Ticaret Antlaşması hazırlıklarını hızlandırıyor. Öte yandan Xi, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) içindeki reformlar için başka ülkelerle birlikte hareket ederek bir baskı oluşturmanın yararını dile getiriyor. Çin bir BRICS ülkesi olarak büyümesini sürdürecektir. Xi, korumacılık bahsinde ABD’ye BRICS ile birlikte hareket ederek yüklenmek istiyor. Öte yandan Xi, zirvede Japonya, Fransa, Almanya, Rusya, Hindistan ve Güney Afrika gibi ülkelerin liderleriyle ikili görüşmeler yaptı. Onlarla birlikte Birleşmiş Milletler (BM) çatısındaki konuları dile getirdi, uluslararası hukuka dayalı dünya düzenini ve küresel yönetişimi görüştü. Örneğin çevre ve iklim değişikliği konusundaki somut adım gerektiren meselelerden bahsetti. Amacı üzerindeki baskıları azaltmaktı.

Sonuçta diyorum ki, Türkiye AB’ye hesap verir gibi hareket etmeyi bıraksın artık. Kendine küresel ekonominin dinamiklerine göre yeni cepheler açsın, birlikte mevzileneceği ortaklarla çalışsın. Karşılıklı anlaşmalar yapmak elbette kolaydır. Örneğin Çin ve/veya Rusya ile Ekonomik İşbirliği Anlaşması yapabilirsiniz. Ancak bu yetmeyebilir. Olması gereken daha somut ve küresel kapsamlı yönetişimi içeren işbirlikleridir. Bu tür bir örgüt elbette güç birliği oluşturacak büyüklükte olmalıdır.

Leave a Reply

Ekonomi 'ın son yazıları

İleri Kapitalizm Çare mi?

Günlük meselelere odaklandığımızdan olsa gerek, geleceğin nerelere evrildiğini kaçırıyoruz. Ancak değişik teorisyenler
DÖN BAŞA