Dünya Ekonomisinin Yeni Sistem Arayışı

Ekonomi

Hemen herkes ekonomide yeni bir sistem arayışı olduğu noktasında mutabık. Ancak bu konunun raydan çıkmayı gerektirmeden, rekabetçi ortamın dünyaya başka yükler getirmeden ve yara almadan gerçekleşmesi asıl istenen konu. Haliyle ABD ipleri elinde tutmak istiyor. Belki Çin gibi yeni sayılabilecek ekonomide güçlü aktörler bu durumu fiili güç kullanımıyla zorlayarak değiştirebilir. Elbette küreselci kesimin de planları var. Hatta bunlar ABD iç siyasetine bile etki etmekteler. Bu konuda söylenecek çok şey var. Hayat bütün etkilerini göstererek sürüyor. Teori, pratik, güç odaklarının beklentileri, liderlerin hırsları, karakterleri… Öyleyse konu çok karmaşık, ama böyle! Konuyu sadeleştirebilir miyiz? Güncel konulara bakarak bu arayışın neresindeyiz, bir tespit yapalım. Donald Trump’ın başlattığı savaşın adı ne? Buradan girelim konuya.

Dünya ekonomik sistemi neyi arıyor? Yeni standartlara mı ihtiyaç var? Benzer sorular asıl konudur. Büyük ölçekte ABD ve Çin arasında sürmekte olan Ticaret Savaşı konusuna bakınca doğrusu aklıma başka bir soru daha geldi? Hangi ölçekteki ülkelerin ekonomileri kitaba uygun çalışır, hangi ölçektekiler bunun dışındadır veya onların ne tür bir kitabı vardır?

Kitap dediğim teori. Bu ekonomi teorisini kimler yazdıysa!.. Hatta dünya ekonomik sisteminin köşe başlarındakilere bakın, bunların hepsi sanki bir yerden hazırlanmış müfredata göre tedrisat yapan fakültelerden mezun kişiler değiller mi? Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Krallık… Neticede “birleşik” bir yer ve anlatım türü var herhalde!

Takip ettiğim bazı ekonomistler ve yazarlar var. Bugünlerde sürekli, “ABD şöyle, Çin böyle,” demekteler. Sonra, örneğin, “Türkiye de şunu yapmalı, çünkü kitap böyle yazıyor,” diyorlar. Ölçek farklıysa kurallar aynı mı işler? Şunu okumak veya duymak istiyorum: Dolarla hakimiyet kurmuş bir ABD ve ona tutunmuş güç odakları için durum budur, kalkınmakta olan ülkelerin uygulayacakları ise şu. Bu işten ekmek yiyenlerin olup bitenin küresel ve ölçeği belli ekonomilerde (örneğin Türkiye gibi bir ülke için) etkilerini analiz edip bizi aydınlatsınlar isterim.

Şimdi bir tartışmayı açalım. Nedir bu konu? ABD-Çin arasındaki yaşananlar bir Ekonomik Savaştır. Bu durumu çoğunlukla ABD ve Çin Ticaret Savaşına bakıp ele alıyorlar. Örneğin iki hafta önce Donald Trump Çin’e karşı bir uygulama başlattı. 300 milyar dolarlık mal ithalatına ilave %10 tarifeyi açıkladı. Çin ise para piyasalarında bir dengeleme yaratmak istedi. Yuanın dolar karşısındaki değerinin düşmesine izin verdi. Çin’in bu hamlesini Trump gayet olumsuz manada “manipülasyon” olarak açıkladı. Halbuki bu konu gayet doğaldı.

Bugün bütün büyük yayın organlarına bakın, bu nokta üzerinde tartışma yapılıyor. Ben de değişik yerlerde çıkan yazıları birleştirerek durumu kendime göre açıklamak istedim. Amacım, “Onun dediği doğru, bunun dediği yanlış,” demek değildir. Etik tavrı ortaya çıkamaya çalışıyorum. Aslında biraz da mantıksızlığı ifade etmekle ilgileniyorum. Çünkü yeni bir arayıştan söz edilecekse, bugünün en bariz yanlışlarını görmek gerekmektedir.

Bir dolar karşısında yuanın sembolik değer eşiği CN¥7 idi. Şimdi doların değeri düşüş gösterdi. Ama bu tarihin en önemli düşüşü olarak değerlendirildi. Bu ölçekteki değişim borsaları yerinden hoplatacak bir konudur, çünkü hacim fazla. Trump bundan dolayı endişelendi. Ekonomistler olanı haliyle normal gördüler. Yatırımcılar tepki verdiler ve küresel borsalar aşağı eğilimli gelişme gösterdi. Ekonomistler Trump’a, Ticaret Savaşı gereği olan uygulamalarının ithalat-ihracat dengelerini bozacağını, dolayısıyla asıl zararın ABD’de görüleceğini açıklamaya çalıştılar. Ancak Trump, Çin’den de olsa satın alacağı malın en düşük fiyattan olmasını beklemeye devam ediyordu. Bu onun bir paradoksuydu. Yani şöyle söylüyordu: “Ben tarifeleri arttırırım, ama piyasalar bana tabi olurlar, çünkü dolar benim param. Çin bana piyasalar yoluyla baskı yapamaz. Yaparsa bu manipülasyon olur. Ben manipülasyonu bana karşı bir hile ve saldırı olarak görürüm…” Ağzından çıkan sözler tam böyle, değilse de ima edilen böyle bir şey.

Ekonomileri birleştirmeye veya küreselleşmeye dayalı o kitap ne diyor? Tarifeler bir ülkenin ticari dengelerini iyileştiremeyebilir. Kur ne ise bütün olanlara bakarak piyasa tepki verir ve tarife değişikliğine göre kendini dengeler. Tarife yüksekse Çin malı ithalatı azalacağından, yuana talep azalır ve değeri düşer. Bu durumda olup biten doğal bir sonucu ortaya çıkarıyor. Bu şartlarda Çin’in kendi para biriminin değerini tek taraflı müdahalelerle düşürecek manipülatif hamlelere bile gerek yok. Üstelik Çin olduğundan daha fazla cari hesap fazlası elde etmeli ki, ortada böyle bir sonuç da yok.

Çin’in ABD yasalarında belirtilen manipülasyon standartlarına uyup uymadığı konusu elbette karmaşıktır. En genel bakış açısıyla manipülasyon, döviz piyasasına müdahaledir. Her ülke kendi yasasını çıkarır. Kimse ABD’nin yasalarını kutsal kitapmışçasına uygulamak durumunda değildir, ki bu ekonomi bile olsa.

ABD’nin 2015 Ticaret Uygulaması Yasası, bir ülkenin manipülatör olarak nitelenmesi için ilgili piyasalara baskı yaratması, cari hesaplarda soru işaretleri gösteren değer artışlarına sebep olunması ve döviz piyasalarında değerin baskı altına alınması için para birimini kullanarak tek taraflı müdahale edilmesi. Yetkililerin incelemesi şöyle, Hazine Bakanlığı’nın raporunda Çin’in bu üç kriterden birkaçını uyguladığı sonucu çıkıyor. Buna karşılık, 1988 Omnibus Dış Ticaret ve Rekabet Yasası farklı bir manipülasyon tanımına sahiptir. Buna göre manipülasyon, ödemelerin etkili bir şekilde dengelenmesini engelleyen ya da uluslararası alanda haksız rekabet avantajı kazanan eylemlerle ortaya çıkmaktadır.

Bütün bunlara bakıp endişe duyulabilecek bir durumu tarif edelim ki bu biraz da etikle alakalı olacak: ABD Başkanı beğendiği tanımı ilgili dokümandan çıkarsın, yoksa yeni bir tasarı çıkarttırıp orada da bu hususu kapsasın ve “İşime bu geldi, ben de bunu kullanıyorum,” desin. Bu olur mu?

Peki, Çin parası yuan sadece Çinlilerin çok çalışmasıyla mı değerlendi? Ekonomi tarihçileri şunu söylüyor, 2004-2014 arasında (temposu yüksek oranda 2004-2008 yılları arasında,) Çin yuana müdahale etmiştir. Çünkü para hızla değerlenirse ithalat düşer. Sonuçta 2014 yılından bu yana piyasalar yuan lehine gelişti ve dolayısıyla dolar karşısındaki değeri kendiliğinden %30 arttı. Çin Halk Bankası, 2015 ve 2016 yıllarında, dışardaki 4 trilyon dolar dışında, döviz rezervlerinden 1 trilyon doları daha harcadı. Bu tarihten beri düşük para politikasını yavaş tempoda sürdürmeyi tercih ettiler.

Durum böyleyken, bugün Trump doları kullanarak tam da aynı şeyi yapmak istemiyor mu? Piyasalar böyle işlemiyor mu? Buna rekabet mi, saldırı mı demek lazım? Trump, Federal Rezervin faizleri düşürmesi için doların düşmesini istedi. Peki bu para birimi manipülasyonu değil mi? Şimdi herkes bunu soruyor. Son zamanlarda Trump’ın FED politikalarını eleştirmesi ne demek oluyor? Doları rezerv para yapan Çin değil ki, Amerika’nın kendisi. Eğer doları rezerv para yaptıysanız, o zaman izin vereceksiniz, aynı para birimiyle piyasada ne yapılabiliyorsa onu yapacaklar. Hem finansal piyasaların dengesizleşmesi Çin’in işine gelir bir konu değildir. Şartlar değişmediği sürece, bütün dünyada yatırımcılar, dünyanın bir numaralı güvenli limanı halindeki para birimindeyken, küresel belirsizlikle ilgili herhangi bir yükselişe karşı elinden dolar çıkararak tepki göstermeye devam ediyorlarsa, bunun adı saldırı mı olur?

Özellikle G7 ülkeleri rekabetçi amortismandan kaçınmak için 2013 anlaşması gereği hareket ederler. Güçlü ekonomisi olan ülkelerin Merkez Bankaları buna göre çalışırlar. FED bunun merkezinde yer alır. Euro Bölgesi bu tutumdadır. Bugüne kadar pratikte olan şöyle bir şey; ülkeler bir Ticaret Savaşı olmasın isterler ve rekabetçi amortismanı kabul ederler.

Bütün bunların anlamı döviz piyasalarına müdahale ise Trump’ın söyleyeceği pek bir şey yoktur aslında. Eğer Trump bugün Çin’in Büyük Buhran döneminde ortaya atılan “dilenci yandaş” ülke konumuna gelmesini bekliyorsa, o şartlar çoktan geçmiştir. Çünkü dünyadaki üretim ve dolarla alışveriş şartlarını düzenlemek bir yana, aslında bu seviyedeki ekonomik büyüklüklerle zenginleşmenin kapısını da açan Amerikan politikalarıdır. Buna “küreselci politikalar” denmeye başlandıysa da sonuç değişmiyor. Çin’e en fazla yatırım yapan ülke ve şirketler ile Çin’den en fazla ithalat yapanlar Amerikalılardır.

Trump’a göre sadece Ticaret Savaşı değil, beraberinde Finans Savaşı da devrededir. Politik ve hukuki yaptırımları da eklersek, bütün bunlardan dolayı her defasında, “Bu Ekonomik Savaştır!” dedim. Şimdi dünya şunu anlamalıdır, bu bir ABD-Çin Ticaret Savaşı değildir. Bu bir Ekonomik Savaştır ve etkisi hemen her piyasa ve ülkede görülmektedir.

İşte bundan dolayı Amerikan Merkez Bankası FED bağımsız olmalıdır, fakat diğerleri kendine göre pozisyon alabilirler. Yanlış pozisyon alan kaybeder veya riske giren hesabını kendi verir. Bu başka bir konudur. Eğer FED bağımsız davranmaz ve ABD Başkanının emirlerini uygularsa, bunun anlamı, “dünyada kurulu ekonomik sistem çöktü,” demek olur. Bu sistemi ABD kurdu ve devamından da sorumludur. Değilse karışamaz, başka para birimleri ile alışveriş ortaya çıkabilir ve rezerv sistemi yavaş yavaş başka bir değerle değişebilir. Eğer bu değişimin sancılarıyla başka savaş türleri ortaya çıkarsa da sebebi Amerikalıların durumu kontrol edememelerinden ileri gelir. Mantıken durum böyle.

Çin’in veya bunlara göre orta ölçekli ekonomi olan Türkiye’nin Merkez Bankası bağımsız mı olsun, yoksa milli çıkarlara göre kendi pozisyonunu mu alsın? İşte size günün sorusu! Kitaba bakıp konuşursak, kendi varlığıyla dahi çelişen bir sistemin içinde, “Ben kitabı uygularım,” deme noktasında ısrarcı olunursa, bu durum gerekli olan ekonomideki büyümeyi yaratmaya yeterli midir? Kitaba göre elbette cevap bellidir, yatırımcı bağımsız Merkez Bankasını sever, şeffaflığı, hukuku, eşitliği, vs. sever. Bu ise doğal olarak küresel bir hareket tarzını geliştirir. Ama en fazla bu durumu manipüle etmek isteyen Amerika’dır aslında. FED pek değilse de ABD yönetimi çeşitli baskı unsurlarını (hukuk, politika, maliye, vs.) devreye sokarak dünya ekonomisini kendi gelişimine endekslemek istemektedir.

İşte bu adaletsizliktir, haksızlıktır. Ancak gerçek de budur. Zira dünyada iç içe ilişkiler ile yaşanmaktadır, olanlar tamamen ekonominin tariflerine uygun değildir, bu da beklenecek bir unsur değildir. Bazen liderlerin bakış açıları bile yaşama etki edebilir. Nitekim bugün Trump bunun örneğidir. Bazen de politika öne çıkar. Örneğin İkinci Dünya Savaşı’na gidilen yolda Almanya ve İngiltere’nin rekabetinin politik amaçlar gereği karşılığının olması söz konusuydu, politik amaçlar gereği ekonomik araçlar kullanıldı. Bugün her yönü ile bir farklı durum söz konusudur: Politik, ekonomik, teknolojik, güvenlik, hatta psiko-sosyal. Bütün bunlar diyor ki, artık bir şeyler değişmeli!

Ekonominin ders kitabı kendi kurallarını anlatıyor. Büyük, orta ve küçük ölçekli ülkelerin ekonomi kural ve kriterleri şeklinde gerçekleşenler ise çok farklı. Sonuçta karşımızda giderek gelişen bir sorgulama türü var. Çin başta sorguluyor: “Bende dolar var, ama ne yapacağımı bilmiyorum. Şöyle yapsam savaş deniyor, böyle yapsam yine sıkıntı!” O zaman yeni bir sistemin adını koyalım, ama dünyaya bedel ödetmeden. Var mı bunun bir yolu? Yeni deneyimler yeni kitapların yazılması demektir. Yazmaya başlayalım o vakit…

Bir Cevap Yazın

Ekonomi 'ın son yazıları

İleri Kapitalizm Çare mi?

Günlük meselelere odaklandığımızdan olsa gerek, geleceğin nerelere evrildiğini kaçırıyoruz. Ancak değişik teorisyenler
DÖN BAŞA