Ekonomide ve Politikada Acizlik

253 Tıklama
10 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Ekonomi bu kadar kolay mı? “Acizliklerin yönetilmesine ekonomi denir,” desem kabul etmezsiniz değil mi? Bu işin bir yönü tabii. Ben de kabul etmem doğrusu. Ama yine de “biz” ile ilgili bir konu, harcayanlarla, yaşayanlarla ilgili. Bir de politika konusu var. İnsan elbette düşünen varlıktır, aynı zamanda belirgin ölçekte politik varlıktır. Söz veriyorum, bu yazıda soyutluklarla başınızı ağrıtmayacağım. Bakın sizlere güncelimize karşılık gelen bir konuyu nasıl aktaracağım? Hafta sonu bir sohbet yapalım sizlerle.

Daron Acemoğlu’nun Bloomberg HT’de yayımlanan Dünya Ekonomisinin Birçok Problemi Var söyleşini izledim. Dünya bir yana dursun Acemoğlu’nun Türk ekonomisi için kritiği, inşaat, sermaye, teknoloji, vs. başlıklarıyla anlatılıyor.

Elbette makro ekonomiyi konuşmanın bir şekli şemalı var!

Meşhur (Acemoğlu’nun James A. Robinson ile yazdığı,) Ulusların Düşüşü isimli kitabını da okuduğumda demokrasi özgürlük, vs. konuları üzerinden bir ekonomi anlatımı var. Salt bular değil, John Maynard Keynes’in Para Üzerine Bir İnceleme, Paul Krugman’ın Bir Liberalin Vicdanı, Friedrich Hayek’in Özgürlüğün Anayasası, Joseph E. Stiglitz’in Kamu Sektörü Ekonomisi’ni veya başkalarını okuduğumda anladığım şuydu: Yaşamın özümsenmesi ve yönlendirilmesi ile ilgili bir çabaya ışık tutma arayışı var. Doğal olanların ve adeta yaşamın içine örülmüş ilişkilerin dışında durup düşündüğümde, “Böyle bir arayışı destekleyen kim olabilir ki?” diye sormadan geçemedim.

Böylesi bir işi kim yapmak veya yaptırmak ister ki? Benim gibi sabit gelirli ve tüketici olmanın ötesine geçmemiş birinin sadece entelektüel bakışla anladığı elbette ekonomiyi yaratanların yanında devede kulaktı. Mikro ekonomide pasif bir aktörün makro mertebesinde aciz kalması ne derece kabul edilebilir?

Bütün bu isimler ve çabalar elbette kendi içinde tartışmalı ekonomi bilimi (!) veya kültürü içinde önemliler. Nitelikli, derin bilgi birikimini gerektiren, araştırmalar sonucu ortaya konan eserler var. Örneğin fizik konusu, keşfettikçe evrenin içinde genişlemeyle alakalı. Ancak ekonomi böyle mi? Sistemleşen ve kendi kültürünü hem yerleştiren hem de uygulatan, ama daha çok kendini anlatmak zorunda kalan bir çaba içinde ekonomiyi ve rehberlik eden isimleri önemsiyoruz. Neden? Para dediğimiz değerin ve bakıldığında nesnenin asıl sahibinin ve toplumların güncel yaşamına karşılık gelen bir anlatımla söylendiğinde akarsulara yön veren o derin kaynakların aklına sahip olamadığımızdan olsa gerek, sadece takip eden konumunda oluyoruz veya akarsuya kapılmış ağaçtan düşmüş bir yaprak. Bazen bizim de aklımız içinde kıvılcım çakıyor olmalı!

“Aman biri çıksa da…” der, bekler haldeyiz! Ekonomi yaşamımıza öyle işler hale getirilmiş ki, hiçbirimiz onun ekosistemi dışında olamıyoruz. Ekosistemin sahipleri, mimarları, mühendisleri var. Bizler de bir yerlerde işlevseliz işte!..

Olma biçimi kurgulanmış, olmaya başlamış, bir kısmıyla çoktan olmuş, belirli bir aşamasına kadar bizim gibi “acizlerin” dahi gözlemleyip betimleyebildiği bir hal almış o ekosistemde nefes alırken bir kesit düşünün. İşte ben bugün Acemoğlu vesilesiyle tam da bu noktadayım, belirgin çıkarsamaların saygın bir isim tarafından konu edilmesinden derin bir rahatlama hissine girmemi sorguluyorum, bizler bu işin neresindeyiz diye.

Hani dedim ya işlevseliz, çok yönlü konular var yaşamda: Sosyo-ekonomik, sosyo-politik, politik, bilim ve teknolojik… Şöyle düşünün, size birileri hem maaş veriyor hem de harcayın diyor ve siz de tatmin oluyorsunuz; ama bunlar bir tarafa, yandan, önden, arkadan gelen sesler duyuyorsunuz, belki kafanız karışıyor, kendinizi haklı gösterecek bir dayanak arıyorsunuz; ama kazanan taraf olamayabilirsiniz, sadece haklılık hali bile size “yeterli” gelebiliyor bu aşamada. Örneğin istediğim halde örneğin sermayenin, kredi kartının, ona kefil olanın, hatta sigortacının sahibiyle tanışamıyorum. Bildiklerim bayiler, mümessiller, mikro ölçektekiler. “Haksızlık bu!” diyesim geliyor, geçiyorum. Çünkü zaman belli bir tempoda, geç kalmak yanlış bu yaşamda.

Bu tasarlanmış ve yönetilen “yeterlilikler” içinde bir de seçim yaptırıyorlar bize; önce politik sistemler, partiler, liderler, sandıklar, oylar, tartışmalar… Başka örnek, teknolojik, estetik ve yaşam standartları ile bütünleşik değerlerle ve gereçlerle ilgili gelişiyor. Dolayısıyla bitmiyor bu çaba!

Şimdi desem size, “Türkiye’de ekonomiyi eleştiri konusu edeceğiz, ki gerçekten çok eleştirilecek veçhesi var ve ifade ettiğim gibi bunları bilmiyor da değiliz, bu şartlarda üstüne de yeni bir siyasi parti tanımlayacağız, yakın zamanda sosyo-politik alan bu olacak,” şeklinde. Ne dersiniz?

Bu ne demek demeyin, geçenlerde Teke Tek programında Fatih Altaylı’nın konuğu olan ve yeni bir siyasi hareket içinde bulunduklarını anlatan Ali Babacan’ı izledim. Babacan, “neo-liberalist” bildiğim Project Syndicate’de yazan (çok yakından tanıdığımız Kemal Derviş de burada yazıyor,) Acemoğlu’nun Ulusların Düşüşü eserini okumuş ve milletin karşısına çıkmıştı. Söylediği tamamen buydu; daha fazla demokrasi, özgürlük, makro ekonomik ölçekler… Çok istedim, soramadım kendisine, Maliye’yi yönettiniz, örneğin sermayenin sahibini tanıyor musunuz diye, Fed’in patronlarını, şu merak ettiğim kredi kartlarının hamilerini, sigorta şirketlerinin sermayedarlarını… Babacan’ın programda verdiği e-postaya ileti attım, cevap: “… il ve ilçe teşkilatlanmaları sırasında sizlerle iletişim kuracağız.” Hayret ettim, ben soru soracaktım, samimiyet kanalını görmek istedim, üstelik kendimden de bahsettim ki kim bu demesinler.

Ama buradan çıkan şuydu, Acemoğlu-Babacan ilişkisi için çok yaşamsal alanlarda bir makro kurgu vardı, eleştiriler geçerliydi, halkta karşılığı vardı, sosyo-ekonomik ve sosyo-politik konular böyle inşa edilmekteydi, ekonomideki “aciz” bizler yine bir çabanın içinde “yeterlilik” testine tabi idik. Biliyorsunuzdur, “biz” demek Latincede “na’t” demektir, Batı dillerinde nation, national, Türkçede ulus, ulusal, Arapçada milli, millet, vs. kelimeler buradan türemiştir, karşılığı tartışılabilir ama orijinal hali böyledir.

Acemoğlu araştırmış, fikirleri var, yayımlanmış, dersler veriyor, köşe yazıları var, sorulursa söylemek onu vazifesi. Gazeteciler sorarlar, bir kısmıyla işleri bu… Ama bir tüketici olarak benim bir derdim var, ben sermayenin sahibini asla göremiyorum, nerede? Acizliğim bundandır! Belki Massachusetts Institute of Technology profesörü de belli ölçüde acizdir, gazeteci veya parlamenter de. Ama ben benim işte, yaşam benimki elbette. Onların bastıkları parayı (belki yarın bu bir meta değil dijital bir “şey” de olabilecek,) elimde tutuyorum, bekliyorum, mücadelesini yapıyorum, onu harcıyorum da, seçim zamanı oy veriyorum üstelik, kitaplar okuyorum durmadan, bazılarını bildiğim isimler yazıyor, bazıları yeni yetme, arada eğleniyorum, yaşıyorum işte, bildiğiniz gibi, ama acizliğim bitmiyor, belki sizinki gibi.

Bir cevap yazın

ÖNCEKİ YAZI

Dünya Ekonomisinin Yeni Sistem Arayışı

DİĞER YAZI

Davos Ruhu

Ekonomi 'ın son yazıları

Ekonomik Pandemi

Türkiye dirençli bir ülkedir. Çünkü ekonomik açıdan birçok badire atlatmıştır. COVID-19 pandemisinde oldukça başarılı olmuştur. Şimdi

Postkapitalist Teoloji

Neoliberalizm, postkapitalizm, neokolonyal ve küresel düzen üzerine bir eleştiri. Homo Economicus üzerinden sürdürülen bir tartışmanın başka