İdlib Çatışması

Güvenlik

Bugün (19 Ağustos 2019) bölgemizde yoğun bir gün yaşandı. Rejim, Rusya ve PKK/YPG dolayısıyla Suriye harekât alanında, iç güvenlik harekâtı kapsamında yurt içi ve kuzey Irak’ta askeri faaliyetler peşi sıra gelişti, haberler alındı. İdlib bölgesinde gelişen olay bir hayli önemliydi. Asıl bu konu üzerine yoğunlaşarak tarafların tutumunu bir nebze olsun inceleyelim.

Bugün Suriye’de en önemli konu şüphesiz İdlib konusunda yaşandı. Bir süredir Rusya destekli rejim güçlerinin Han Şeyhun kasabasına doğru ilerlemesi ve saldırıları devam ediyordu. Özellikle dokuz numaralı kontrol noktasının olduğu alanda ciddi saldırılar söz konusuydu. Han Şeyhun, Suriye rejim güçlerinin ilerleme istikametinde bir yer. Şam’a giden M5 yolu bu kasabadan geçmektedir. Rejim daha önce buraya kimyasal saldırıda bile bulunmuştu. Halen kentte sivil yaşamıyor, çevresinde zor şartlarda yaşayan sivil var. Ama daha çok silahlı unsurlar bu bölgede konumlanmış durumdalar. Radikaller, rejime karşı muhalifler, İran’a bağlı milisler, Astana ve Soçi Mutabakatı ile bölgede yer alan Türk, Rus ve İran gözlemcileri, vs.

Bilindiği gibi İdlib, Esad’ın zulmü dolayısıyla yaşam şartları ellerinden alınmış ve başka alanlara, daha ziyade Türkiye sınırına göç etmiş masum bir milyon civarındaki masum insanın bulunduğu kritik bir bölgedir. İnsanlık dramını durdurabilmek ve Türkiye’ye olası sığınmacı göçünün önüne geçebilmek için daha önce Rusya, Türkiye ve İran anlaşarak bu bölgede Çatışmasızlık Bölgesi düzenini inşa ettiler. Ancak bugüne kadar özellikle Rusya’nın rejime verdiği destek ve zaman zaman politik gerekçelerle önlerini açacak tutumları nedeniyle, mutabakatın öngördüğü düzen güven verici bir hale dönüşmemiştir, üstelik çatışmalar gün geçtikçe şiddetini artırmaktadır. Rejim her fırsatta bu bölgedeki dinamikleri istismar etmek istemektedir. Rusya da bölgede gelişen radikal unsurların (başta Hmeymim Üssüne) saldırılarını sebep olarak işaret etmektedir.

Suriye rejimi her fırsatta Türkiye’yi işgalci göstermektedir. Halbuki Türkiye sadece barışçı amaçlarla bu bölgede yer almaktadır. Rusya ve İran kendi çıkarları gereği bu bölgededir. Lazkiye bölgesini idare den Rusya esasen Fırat’ın batı-güneyini kontrol eden hâkim güçtür. İran’ın daha çok sahada sesi çıkmaktadır. Kendi milisleriyle bölgeyi kontrol altında tutmak isterken radikal güçlerle de istediğinde bölgeyi provoke edebilmektedir.

ABD ise bilindiği gibi Fırat’ın doğu-güney, Suriye-Türkiye sınır bölgesinde hakimiyet kurmuştur. Açıkça DAEŞ nedeniyle bu bölgeye gelmiş olan ABD, bu tehdit ortadan kalmasına rağmen, PKK/YPG güçleriyle defacto bir idari mekanizma kurmakla ilgili faaliyetlerini öteden beri sürdürmektedir.

Türkiye, ABD tarafından (buna doğrudan ve dolaylı dahil olan İsrail’in ve Suudi Arabistan’ın ve bazı ülkelerin var olduğunu da biliyoruz,) PKK/YPG taşeronluğuyla, Irak sınırından batı istikametine uzanarak Lazkiye’ye kadar çıkan bir uydu devletçik kurulması girişimini, inisiyatifi ele alarak gerçekleştirdiği operasyonlarla, hemen sınırın yakınında Fırat’ın batısındaki Cerablus, El Bab ve Afrin bölgelerine askerini sokarak engelledi. Hatta buralara geriye göçü de sağladı. Yaşamı normale çevirdi. Türkiye fiili duruma yine bir fiili durumla karşılık verdi. Bu süreçte Türkiye’yi Rusya destekledi.

Gelinen noktada Türkiye Fırat’ın doğusunda, bir Barış Koridoru inşa edecek bağlamda, Güvenli Bölge adını alan Müşterek Harekât Bölgesi kurmak üzere işbirliğine girdi. Bu maksatla Ankara’da bir ön mutabakata varıldı. Müşterek Harekât Bölgesi bu hafta işlevsel olacak. Ancak Türkiye’nin ABD ile aralarında sınırları belli bir anlaşma, yol haritası veya plan henüz yok. Aslında ABD, Türkiye’yi diğer önemli bir nokta olan ve ortak hareket yapılacağı konusunda yaklaşık 14 ay önce mutabakata varılan, sonucu bir oyalama politikasına dönüşen sürece sebep olmuştu. Son kertede, ABD’nin emeli olan bu uydu devletçik kurma girişiminden vaz geçmeyeceği, yine zamana ve koşullara göre oynamaya devam ettiği, sonuçta Türkiye’nin “B veya C Planı” dediği ya kendisi tarafından ya da diğer ortakları Rusya ve İran ile birlikte girişebileceği diğer hareket tarzları var. Astana ve Soçi’de Rusya ve İran ile birlikte Türkiye, “Suriye’de üçüncü bir ülkenin oldubittisine asla izin verilmeyecek,” denen, aslında ABD’nin PKK/YPG ile yapmak istediğine karşı birlikte hareket edileceğini işaret eden bir mutabakat daha var. Üstelik Soçi’de Rusya Lideri Putin Cumhurbaşkanı Erdoğan’a 1998 tarihli Adana Mutabakatını da işaret ederek, “ABD dışında bir girişimde bulun, elinde imkan çok,” dercesine bir yol daha göstermişti.

Yakın zamanda Rusya Tümgeneral Alexey Bakin’in ateşkes konusundaki söyledikleri şöyle: “Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, Suriye’deki durumun istikrara kavuşması ve Astana görüşmeleri çerçevesinde kararlaştırılan uluslararası zirveyi desteklemek adına çatışmaları 2 Ağustos 2019 öğlen 12 itibarıyla tamamen durdurma kararı almıştır. Suriye inisiyatifinin karşılığında Türk tarafından Soçi anlaşmasının gerekliliklerini yapmalarını, militanların ve askeri teçhizatın tampon bölgeden çekilmesini ve saldırıların durdurulmasını 24 saat içinde tümüyle uygulamasını bekliyoruz.” Ancak bu söylendiğinde bile 24 saatte uygulanamayacağı bilinen bir plan idi. Buradan rejimin ve Rusların gerekli gördüklerinde çatışmaları topyekûn başlatma hakkını saklı tutmak istedikleri anlaşılıyordu. Nitekim 5 Ağustos’ta Suriye ordusu Hama’nın kuzeyi ile İdlib’in güneyi arasında yer alan Kefr Zita, Latamina, El Zeka ve Han Şeyhun kasabalarını bombaladı. Şam, ayrıca militan örgütlerin 20 kilometrelik tampon bölgeden çekilmemeleri halinde 11-15 Ağustos tarihlerindeki Kurban Bayramı’nın bitiminde İdlib genelinde kara harekâtlarınada başlayacağını duyurdu. Son gelişmeler çerçevesinde, ateşkese uyulmama süreci böyle açıklanabilir.

Bugün sabah saatlerinde Türkiye bir süredir Esad güçlerinin baskısı altında olan ve 5 adet taarruza muhatap kalmış kontrol noktasını takviye edecek şekilde 28 araçlık bir askeri konvoyu, Rusya’ya bilgi vererek bölgeye soktu. Esad güçleri asıl olarak Han Şeyhun’a doğru harekâtını sürdürüyorken, Türk askeri konvoyu güneye inen yol güzergahında ilerlerken, Suriye Hava Kuvvetleri’ne bağlı uçaklar, özellikle konvoyu tehdit edercesine bir ikaz saldırısı gerçekleştirmiştir. Bu saldırıda 3 sivil öldü ve 12 de yaralı vardır. Bir süre sonra, ki bu uzak bir tarih olmaz, Esad güçleri bölgeyi ele geçirirse, Türkiye’nin buradaki kontrol noktasının etrafı sarılmış olacak ve lojistik imkanları zora girecektir.

Bu şartlarda Rusya’nın mutabakatla inşa edilmiş İdlib güvenlik sisteminin çökmesini isteyip istemediği açık şekilde bilinmemektedir. Türkiye Rusya’ya gereken mesajı göndermiş ve rejim üzerindeki nüfuzunu kullanmasını talep etmiştir. Halen o taraftan bir açıklama gelmemiştir.

Suriye’de şartlar böylesi şekilde karmaşık bir haldedir. Sanki Rusya tarafı, İran da dahil, Türkiye’ye Esad’ı kullanarak, “ABD ile işbirliğine girme!” mesajını vermek istemektedir. Böyle değilse Rusya’nın Esad’ı geriye püskürtmesi güç değildir. Türkiye kendi askerine zarar gelmesine müsaade etmez. Sonucu nereye varırsa varsın, güç kullanmaktan geri adım atmaz.

Batı diplomasisi ve medyası sürekli aynı şeyi yazıyor. Nedir bu? “Türkiye destekli yerel güçler HTŞ’ye karşı harekata başlasın.” Bu bana Türkiye’nin başını bu tarafta oyalamakla ilgili bir kandırmaca gibi gelmekte. Eğer Türkiye bu bölgede bir sorun varsa anlaşma şartlarına sadık kalarak çözmek isteyecektir. Bu bölgede kollarını sıvayıp kendi başına bir inisiyatif kullanmayı uygun görmez. Bölgede Rusya ve Türkiye sürekli diyalog halindedir. Belki Rusların talebi ile bazı alanlarda Türkiye fikren geri çekilmeyi kabul etmiş olabilir. Ancak konvoya olan saldırı gerçekten anlamsızdır. Rusya bu tip konuları ciddiye almak zorundadır.

Konvoya saldırı ve olası başka saldırılarla ilgili söylüyorum, Rusya’nın ve İran’ın Astana ve Soçi sürecini sonlandırması söz konusu olabilecek bu eylemleri tekrar gözden geçirmesi gerekebilir. Zira Türkiye’yi sınamak gibi bir yola girdiler ise bunun yolu tehditle olmaz. Rusya ve Türkiye stratejik ortaklıklar kurmuşlardır, bu konuları her daim konuşabilmişlerse, İdlib’i de konuşarak bir yola koyabilirler. Bu da değilse Rusya’nın bölgede aczi ile ilgili bir açıklama yapılır ki bu pek mümkün görülmemektedir. Rusya lojistik ve taktik imkân vermese Esad uçakları yerden havaya kalkamaz. Bu bilinmektedir.

Birleşmiş Milletler (BM) kendine göre bir açıklama yaptı. Suriyeli halka zarar gelmemesini ifade etti ve barışı bozmayın mesajı verdi. ABD ve Fransa, “ateşkese uyun” dedi. Rusya ise terör tehdidinin şartlarının değiştiğini, terörün mutabakat zamanında %50 iken şimdi %90 seviyesine ulaştığını söylüyor. Rusya kendi birliklerinin tehlikede olduğunu işaret ediyor. Yani radikal grupların İdlib’i ele geçirmek üzere olduğunu ifade ediyor. Dün gece boyunca Rusya’nın yaptığı hava harekatının gerekçesini de bu şekilde açıklamış oluyor.

Peki, Türkiye ne yapabilir? Düşünceme göre, büyük resme bakarak; Türkiye Fırat’ın doğusunda bir harekât başlatarak ilgili taraflara inisiyatifin kendinde olduğu mesajını verebilir. Zira geri adım atarsa Suriye’de bugüne kadar inşa ettiği caydırıcılığı ortadan kalkabilir. İdlib’de ise Morek’teki kontrol noktasını daha tahkim edecektir. Tahliyeyi veya yer değişikliğini daha sonra düşünebilir. Han Şeyhun’un rejimin eline geçmesi hali söz konusudur (haberler bu yöndedir). Eğer rejim radikal muhaliflere yönelmekle sınırlı bir operasyon içinde kalır ve Rusya bunu temin ve garanti ederse bu durumda kabul edilebilir.

Bir Cevap Yazın

Güvenlik 'ın son yazıları

DÖN BAŞA