Küresel F-35 Ortaklığı Ne Demek?

265 Tıklama
17 Dakikalık Okuma
Okuyucu

F-35 konusu yeterince tartışılıyor mu? Uçağın performansı, üstünlüğü veya zayıf tarafları ile ticari konuları beni ilgilendirmiyor, bakılması gereken yere odaklanıyorum. Türkiye bu projeye dahil oldu, ama sonrasında çıkarıldı. Neden çıkarıldı, yeterince tartışabildik mi? Neden olarak S-400 meselesi ileri sürülüyor. Bu mu gerçek olan? Halen Türkiye açısından konu sürüncemede görünüyor. Ancak ABD açısından bitti. Türkiye uluslararası mahkeme yoluna gider, süreç nasıl işler, bunu bilen yok.

Hep yapageldiğimiz gibi, karşımıza bir sorun çıkıyor, hemen ona ait cevap bulmaya çalışıyoruz. Konuşmalar sürüyor… Halbuki köklü faaliyetler yaklaşık yüz yıllık hesapla ele alınır. Önce bu kapsamda düşünmek gerekir.

Tarihi hatırlıyoruz ama şöyle tersinden örnekle açıklayayım, Osmanlı Devleti zamanında, İngilizler parası ödenen o iki zırhlıyı verseydi, tarih başka biçimde mi akardı veya bunun yerine Almanya’dan Yavuz ve Midilli alınmasıydı Birinci Dünya Savaşı’na girilmez miydi? Eğer bu soruları bir tarihçiye sorun size cevap bile vermez. Çünkü bu tarz fikir yürütmeler tarihin konusu değildir. Ama verilmeyen İngiliz zırhlılarını örnek veriyoruz! Bu ters sorular bizi az da olsa mantıken uyarsın, yeterli. Evlatlarımızın yazacağı tarihin kararlarını ise bugün bizler veriyoruz. Önemli olan bugün etraflıca ve doğru düşünüp karar vermektir.

Bütün köklü meseleler gibi bu F-35 konusu da bir “vizyon” ve “jeostratejik” bakışla ele alınmalıdır. Böylesi bakışa hiç mi gerek yok, eğer gerek varsa neler düşünülüyor? Malum, böylesi köklü meselelerde hükümetler çalışırlar ve sonuçta takdir milletin olur. Nasıl olsa tarih yazılacak!

Elbette vatanını sevenlere göre milli projeler esastır. Kendi uçak sistemlerimizle uçmak ve kendi S/İHA’ları veya MİUS’ları uçurmak temel hedeftir. Egemenlik kavramı savunma ile fazlasıyla ilişkilidir. Elbette vatanını sevenlere göre kişi başı milli gelir seviyemiz 50 bin dolarların üzerine çıkmalıdır. Egemenlik kavramı ekonomi ile de fazlasıyla ilişkilidir. 

Konu uçak değil, ortaklıktır. Yaklaşık ABD ile bir ortak ülke arasındaki işbirliğinin, en az yetmiş yıl daha garanti altındayken, bugün bunun bitme noktasında olmasını kendimize iyi açıklamamız gerekir. Bakın burada salt NATO ittifakından değil, özellikle ABD-Türkiye ortaklığının devam edip etmemesinden bahsediyorum. Başat güç ABD için öncelikli olarak kendince istikrarlı yönde ve çıkarı gereği bir ortaklık gelir. ABD için “kazan-kazan”ifadesi böyle somutlaşır. ABD özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasından bu yana küresel kapsamda inisiyatif alabilecek güçtedir, hatta bu yönde kendi kurduğu sisteminin devamını ister. O halde bu neyin ortaklığıdır, kapsamı nedir, kimlerle birlikte olunur, ne kadar süreyle geçerlidir, soruları önemlidir. F-35’in kendisinden önce bu soruların cevabını vermek gerekir.

Burada hangi ABD’den bahsediyoruz? Türkiye’ye karşı sicili iyi olmayan bir ABD’den. Örneğin vaktiyle Türkiye uçak yapan bir ülkeydi ama, “ben sana veririm, uğraşma” dedi. Başka örnek, Kıbrıs Barış Harekâtı yaptığında Türkiye’ye ambargo uygulayan bir ABD var. Bugün farklı mı? Bu, “gel ortak olalım, bu senin için fırsat, benimle yürürsen projeye eklerim seni,” diyen bir Amerika. Durum net değil mi? Ama pazarlık yapmak ve durumu lehte geliştirmek başka bir konu!

Soru şöyle geliyor; “ABD mi, Rusya mı, seç bakalım.” Bu ne peki? Uçak üzerinden giderek mi böyle bir seçim yapılacak, yoksa o bildiğimiz Amerika üzerinden mi? Hem bugünün konusu mu bu, bu kadar mı? Stratejik meselelere biz hemen bakıp çözebiliyor muyuz? Yoksa bazı mecburiyetlerle mi ilgileniyoruz? Tam tersine Rusya veya başka bir ülkeye gidildiğinde elli-yüz yıllık düşüncemizin ne olacağını biliyor muyuz?

Söyleyin, 2050 sonrası dünya kurgusu için detaylı çalışılıp bir strateji belirlenecek, sosyo-ekonomik, sosyo-politik, güvenlik, bilim ve teknolojik gibi yönlerle bir sonuca varılacak, buna göre bir yol belirlenecek, söyleyin sizce durum ne? Buna yeterince çalışıldı mı? 

Strateji ve Silah Sistemi Tedarik Metodu

2050 sonrasında dünya nasıl olacak? ABD şöyle çalışıyor, önce kurgu, sonra teknoloji ve finans, bunların tamamı için politika. Politikasında ortaklarına başka davranıyor, karşısına aldıklarına başka. Kurgu derken hangi yıl hedeflendiyse o dönemin ortamı ya düşünülüyor ya da öyle gerçekleşmesi için ayrıca projeler yapılıyor ki ürünleri tam da aranan şekilde olsun. Yukarıdaki grafik bu yapıyı açıklamaktadır. 

ABD için mesele sadece süper bir uçak imal etmek değildir, bundan önce küresel üstünlük vizyonunu belirlemektir. ABD’nin 90’lı yılların sonlarında F-35 projesi başlarken yapılan “küresel durum değerlendirmesi”bugün bu uçağın kullanılabileceğini gösterir. 2000’li yılların başında, “ABD bu projeyi realize etti,” dendiğinde, aslında kastedilen uçak veya taarruz edilecek hedef değil, o proje kapsamındaki ortaklıkların küresel bütünlüğünün temin ve tesisidir. 

Lockheed Martin, F-35 Lightning II resmi sayfası Küresel Ortaklıklar kısmına bakıldığında, okunacak cümleler şöyledir: “Dünya çapında 50’den fazla ülke ile çalışarak ekonomilerini, endüstrilerini ve topluluklarını içeriden güçlendirirken ulusal çıkarlarını korumalarına yardımcı oluyoruz. Dünya çapında 350’den fazla tesiste 7.800’den fazla uluslararası çalışandan oluşan ağımız, ortak hedeflerimizi gerçekleştirmeye kendini adamıştır…” Bunun yanı sıra F-35 ile ilgili açıklamalar ne diyor, bakalım: “F-35, ulusal güvenliği güçlendirir, küresel ortaklıkları geliştirir ve ekonomik büyümeye güç verir. Dünyanın en ölümcül, hayatta kalabilen ve bağlantılı savaş uçağı olan F-35, pilotlara herhangi bir düşmana karşı kritik avantaj sağlayarak görevlerini yerine getirmelerini ve eve sağ salim dönmelerini sağlıyor.” Nedir bu küresel ortaklık meselesi?

Size aşağıda bir görsel sunacağım (aynı resmi siteden görselle hazırladım): 2035 yılında F-35 kullanan ülkeler hangileri? 

2035 Yılı F-35 Kullanan Küresel Ağ

Bunun anlamı şudur, 2020’de fiilen beşinci nesil, yarı otonom ve görünmez taarruz uçağı 500 ise (sayılar resmi değil, yaklaşıktır), 2035 yılında ortaklar arasında küresel görev yapabilecek biçimde 1.200 F-35 olacak. 2050’de bu sayı 2.500 F-35’tir. 

Bugün Joe Biden yönetiminin küresel ittifak ve ortaklık stratejisini biliyor muyuz? ABD’nin ittifak stratejisindeki ülkelerle küresel savaş uçağı projeleri paralel gelişmektedir.

İyi de henüz Rusya SU-57 ve Çin J-20 için prototip üzerinde çalışıyor, projelerini geliştiriyorlar. J-20 biraz daha önde gidiyor. Bu ülkeler tarafından 2035 yılında yaklaşık 500’er uçağa sahip olacakları düşünülebilir. Şunu da ifade edeyim, belki havacılıkta 2050 yılında Çin ABD’yi geçecektir. Ülkelerin birbirini geçmesini değil, havacılık teknolojisinden bahsediyorum. Bugün Çin çok çabalıyor da ABD hiçbir şey yapmadan bekliyor mu? Bu tür soruların cevabını Amerikalı ve Çinli yetkililer versin.

Buna karşılık 2035 yılında ABD ne yapacak dersiniz? Altıncı nesil insanlı ve insansız savaş uçağı olarak 500 yeni tip savaş sistemine sahip olacak, 2050’lere gelindiğinde bunlardan küresel olarak 1.200 adet görebileceğiz. Üstelik ABD bu periyotlarda dünyadaki ortamı/şartları da mümkün olduğunca düzenleyecektir. 2070’lerde F-35’lerin kullanım ömürleri tamamlandığında 2.500 adet altıncı nesil savaş vasıtaları uçuyor olacak. Burada ifade etmek istediğim sayılar değildir, ortaklık sistematiğidir. 

İngiltere veya Güney Kore’nin halen üzerinde çalıştığı beşinci nesil savaş uçağı projeleri var, yakında kullanmaya başlarlar. Bu ülkelerin F-35 sahibi olmaları milli uçak projelerini geliştirmelerine engel değildir. Bu ülkeler küresel güç mücadelesinde ittifakla hem ekonomik ve teknolojik hem de savunma gücü oluşturmayı hedefliyorlar.

Bölgemizde Türkiye F-35 projesinden çıkarıldı. Pilot ve yer personeli eğitimi sürmekteydi, teslim alınan uçaklar vardı. Türkiye’de bir hava üssü hazırlandı. Konu sadece ödenen para değil. Buna karşılık İsrail devreye kondu. Hatta geçtiğimiz günlerde ABD ve Yunanistan arasında varılan Savunma Anlaşması (MDCA) ile ifade edildi, muhtemel ki 24-36 adetlik bir paket F-35 Yunanistan’a verilecek. 

Acaba küresel çarkların dönüşünü iyi bilen İsrail ve Yunanistan, Türkiye’ye göre daha avantajlı politikalar mı geliştiriyor? Yoksa ABD böyle tercih ettiği için mi gelişmeler bu istikamette seyrediyor. Nitekim ABD, İsrail ve Yunanistan ile sıkı sıkıya savunma ilişkileri kurmuş, bununla da kalamamış, ilişkilerinde “güvenilir ve stratejik ortaklık” ifadelerini kullanmaktadır. ABD için bu iki ülke de bölgemizde “çıpa ülke” statüsündedir.

Bu durumda ABD’nin İsrail’i ve Yunanistan’ı jeostratejik bakışla yanına alması veya Türkiye’yi karşı tarafa koyması söz konusu oldu. Bu ifade şöyle de söylenebilir, örneğin, İsrail küresel jeopolitik gelişiminde kendi politikası gereği F-35 projesinden yararlanmaktadır. Nasıl? Bu silah sistemini kullanan küresel zincir bir “network” oluşturmaktadır. Buna “ağ merkezli harp” denir ise İsrail bu ağın gücünü kullanmaktadır hem fiilen hem de caydırıcılık bakımından. İlave olarak semalarda altıncı nesil ve sonrasındaki hava savaş aracı devreye girdiğinde yapay zekâ ile savunma şemsiyesi daha sıkı biçimde kullanılır olacak şeklinde hesap ediliyor, üstelik bunu garanti etmeyi de düşünüyor olabilir.

Geldik yazının sonuna. Silah sistemlerinin tedarik programları stratejiktir. Amaç uçak satın almak, değildir. Buna karşılık güvenliği ucuza mal etmek, esasen savaşmadan güvende kalmaktır. Bu esnada refaha yatırım yapılır. Türkiye milli savunma sanayiinde ilerlemesini hızlandırmalıdır, bu caydırıcılıkla ve refahla tamamen ilgilidir. Türkiye küresel ortaklıkların kurulduğu bu karmaşık dünya düzeninde geleceği referans yaparak ne kazanıp ne kaybedeceğini bugünden hesap etmelidir ve adımlarını buna göre atmalıdır.

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Suriye’de Bir Operasyon Sinyali mi?

DİĞER YAZI

Jeopolitik Zorunluluk

Güvenlik 'ın son yazıları

Belarus-Polonya Göçmen Krizi

Geçtiğimiz haftalarda ortaya çıkan ve dünya gündemine oturan Belarus ve Polonya sınırında kendini gösteren düzensiz göçmen

Modern Savunma Teorisi

Bu teoriyi ortaya atmamın nedeni güncel savunma anlayışının eksiksiz anlaşılmasını sağlamaktır. Ülkemizde bazı çevrelerce savunma konusu