tahran-zirvesi-oncesi
Tahran Zirvesi Öncesi

Tahran Zirvesi Öncesi

Okuyucu

Konumuz Suriye, özelde İdlib. Yarın Tahran’da yapılacak Üçlü Zirve öncesinde soru-cevap ile bir durum tespiti yapalım. Tarafların düşüncelerini işaret etmeye çalışalım.

Son durum ne?

Küresel bir çok yönlü savaş içindeyiz. Çatışma alanı Suriye ve özelde İdlib’e sıkıştı. 2011’den bu güne hemen her güç kendine göre belli mesafeler aldı, belli değişikliklere sahne oldu. Yarın Tahran’da üçlü zirve var. DİB Bakanı Çavuşoğlu, (mealen) “Biz çatışmasızlık bölgesi ihdas ettik, aramızda anlaştık, garantör devletler burada sanki bir çatışma içine giriyorlar, çatışma başlatmayı istiyorlar, bu kabul edilemez,” diyor. Bu sözleri Alman DİB ile birlikte Ankara’da söylüyor. Ya Alman Bakan Maas ne diyor? “Türkiye’yi Tahran’da destekliyoruz.” Yani, “İran, Türkiye ve Rusya inisiyatifini destekliyoruz,” bu bir; ikincisi ise, “Bu inisiyatif içinde Türkiye ne derse buna kulak verin, değilse en azından Almanya ve Fransa olarak sizinle birlikte hiç olmayız!” Bir Ekonomik Savaş var, Rusya’ya ve İran’a ABD “yaptırım” uyguluyor, Avrupa burada oyuna girecek bir boşluk arıyor, Doğu Akdeniz’de sıcaklık artıyor, Çin, “Yeni İpek Yolu üzerinde para harcayacağım, beni de hesaba katın,” diyor, ABD Çin’in ve Avrupa’nın oyuna girmesini istemiyor, bütün bu mesajları Rusya okuyamayacak mı dersiniz? Golan’ı geri alma girişiminde ABD İsrail’i destekliyor. Esad buna karşı ne yapacak? Elbette ABD bölgede fiilen bir durum yarattı; dün hiç yoktu, bugün bir şekilde var. SDG ile (bize göre teröristlerle) birlikte petrol bölgesi Fırat’ın doğusunu işgal etti ve Ürdün-Irak hattını da kontrol etti. SDG ile İran sınırından itibaren Doğu Akdeniz’e uzanan bir “Kürt koridoru” projesini meşrulaştırmak ve alenen Suriye’yi bölmek istiyor. Suriye’deki meşru Rus varlığının en aza indirgenmesi için baskı kurmaya devam ediyor. Esad zavallı! Para verenin düdüğünü çalıyor. Ama şu gerçek, Esad Rusya’nın onaylamadığı bir planın uygulayıcısı olmaz. Ya Türkiye girdiği yerlerde ne yapıyor? Hayatı normalleştiren her türlü insani ve sosyo-ekonomik altyapıyı kuruyor. Ülkesinde milyonlarca Suriyeliye ev sahipliği yapıyor. Bu aynı zamanda Suriye’nin “geri bölgesi” kabilinden önemlidir. Bu durum aynı zamanda diğer ülkeleri rahatsız ediyor. Türkiye’ye “Kalıcı gibi davranma!” demek istiyorlar. “Esad ve başkası, rejiminkine ve bizim planımıza uy, Suriye’de yapacağın her şeyi bizden izin alarak yap,” diyorlar. Diğer yandan ABD, SDG’nin İdlib’de belli nüfuz alanlarını geliştirmek için uyguladığı planda destekliyor. Şimdi, bu şartlar içinde olup bitenin ne olabileceğini soruyoruz aslında. Yarın Tahran’da plan belli olacak. Bu plan ABD ve İsrail’in yapmak istediklerini bir kenara koyan plan olmayacak, bu kesin.

Türkiye’nin bir Suriye politikası yok mu?

Başından bu yana kadar var. Ama başında yanlıştı demek mümkün. Bu yanlışın sebeplerinde iki önemli faktör vardı. Birincisi Türk, ikincisi ABD yönetiminden ileri geldi. Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu bu durumdan oldukça eleştiri aldı. Barack Obama ise Türkiye’ye, “Sen gir, ben arkandayım,” demekle aslında bir tuzak kurmuştu. Ama o dönem bitti. Sonrasında çok şey değişti. Türkiye teröre, Irak’a, iç politikaya ve Suriye’ye ilişkin pek çok politikada farklı bir çizgiye girdi. Aslında burada toptan-politika değişimi, bu durum ABD’nin toptan-politika değişimine de bağlanabilir. Ama konu sadece Suriye ise bu bakımdan sonraki politikalara bakalım. Eğer Türkiye’nin bir Suriye politikası olmasa idi Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatları olur muydu? ABD ile birlikte Menbiç’te teröre karşı bir faaliyete başlanabilir miydi? IŞİD’in etkisi bertaraf edilebilir miydi? Rusya ve İran ile birlikte Astana ve Soçi süreçleriyle geliştirilen inisiyatifle bugün İdlib’de 12 noktada Türk askeri bulunabilir miydi? Bir soru daha: Halen İdlib’de meydana gelen sorunun asıl gerekçelerinin birinin de Türkiye’nin bölgede inisiyatif almasına bağlamak gerekmiyor mu? ÖSO nasıl meydana geldi ve bugün üzerinde konuşulan bir güç oldu dersiniz? Türkiye ÖSO, yani Suriyeli muhalif gruplarla beraber hareket etme imkanına sahip. Bu aynı zamanda sürece fiilen müdahale demektir. Türkiye’nin amacı Suriye’de toprak bütünlüğü, demokrasinin gelmesi ve mültecilerin evlerine dönmesi ise de bütün bu sürecin yapılanmasında inisiyatif sahibi bir ülkedir. Türkiye en azından 10-15 yıl bölgede olacaktır ve yapıcı girişimleri ile bir yerde ileride olabilecek açılımlar için söz sahibi konumundadır. Bütün bunlar politikadır.

İdlib’de ne olur?

Gerekirse Türk askeri ÖSO ile birlikte belli bölgelere kendi inisiyatifiyle yerleşir ve yine “çatışmasızlık” anlaşmasına bağlı bir gerekçe ile Esad’a, “Bana yaklaşma, ben Suriye halkını korumak için bu tedbiri alıyorum,” diyebilir. Rusya ve İran bu fiili durumu kabul etmek zorunda kalır. İran ABD’nin ve İsrail’in kıskacındaylen Türkiye’nin desteğini yabana atamaz. Rusya ise Doğu Akdeniz’de var olacaksa Türkiye ile politikalarına daha rahat ulaşabileceğini bilir.

Rusya ve Esad neden İdlib’e saldırıyor?

Saldıranlar, “Ben buradayım, beni yok saymayın,” diyor. Kime? Herkese.

Yarın ne olur?

Tahran’da konuşulur, anlaşma yapılır. Plan orta-yolu bulan bir halde açıklanır. Sonrasında sahadaki uygulamalar yine başka bir sürecin başlangıcıdır. Oyun devam ediyor, edecek de. Neticede bu bir savaş!

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Avrupa Yeni Güvenlik Arayışı ve Türkiye

DİĞER YAZI

Türk Birliklerinin İdlib Planı Hazır

Güvenlik 'ın son yazıları

Stratejik Dönüm Noktası

Rusya’nın 18 Ocak 2023 Dnipro saldırısından bugüne hangi gelişmeler oldu? Önümüzdeki günlerde Ukrayna’daki savaşın cephesi, Rusya-NATO

Stratejiyle Kazanmak

Çok Alanlı Operasyonlar bahsinden ne anlıyoruz? Ukrayna’daki savaşta ABD, Rusya’yı nasıl yıpratıyor? ABD, Çin ile hangi

Bilgi Harbi ve Dezenformasyon

Hiç gündemden düşmediği halde günlük koşuşturmadan ve politika ile dezenformasyonun cazibesinden dolayı göz ardı ettiğimiz, ancak