anlasmak-mi-provokasyon-mu
Anlaşmak mı

Anlaşmak mı, Provokasyon mu?

454 Tıklama
11 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Mesele anlaşmak mı, provokasyon mu? Eğer anlaşmak değil de ortam provoke edilmek isteniyorsa masaya yatırıp incelemekte yarar olan konular var demektir. Çünkü son dönemlerde Türkiye’de işler pek iyi yürümüyor gibi…

Örnek bir zemini bu amaçla gözden geçirelim. Zemin televizyon programı olsun. Moderatör ve konuşmacılar var. Bu aynı zamanda etkileşim ve iletişim ortamıdır. Bu bakışla soruyu tekrarlayalım, böyle bir programda iletişim kurulabiliyor mu, konuşmacılar anlaşabiliyorlar mı, birbirlerini anlayabiliyorlar mı, yoksa ortam provoke mi oluyor?

İletişime bakalım. İletişim kurulabilmesi için kişilerin birbirlerine veya onlarla ilgili olan şeylere sevgi duymaları gerekir. Sevgi ile empati gerçekleşir. Konuşmacılar empati kurarak anlatılanlara ilgi duyarlar. Karşılıklı empati kuruldu ise birbirlerine odaklanırlar, gözlerinin içine bakarlar, anlatan hassasiyetle bilgi ve duygu aktarımını yaparken, doğru ve yeterli bir dil kullanırken, karşısındaki yine hassas bir biçimde art niyetsiz, önyargısız, kulaklarını açarak dinler, duyduklarını beyninde objektif olarak anlamlandırır.

Anlatmak veya karşı tarafı anlamak için belli bir kapasite ve istek olmalıdır. Kapasite kültürle, entelektüel birikimle, dil becerisiyle, bilgi birikimiyle, konulara vakıf olmakla ilgilidir. İsteklilik ise iletişimden karşılıklı oturup konuşanın yarar sağlamayı istemeleri gerekir.

Dil konusu önemlidir. Aslında dil aklı, akıl dili besler. Bir eksiklik varsa ikisinden de belli olur. İnsan kendinin öğretmenidir. Güzel konuşmaya çabalayan iyi öğrencidir, düzgün düşünmeye çalışan da öyledir. Ses tonundan tutunuz, sözcük seçimi, kurulan cümleler, referanslar tam olmak zorundadır. Yer, zaman, isimler vs. her türlü detay olması gerekirken, asıl söylenmek istenen net biçimde aktarılabilmelidir. Sözcük seçimi önemlidir. Doğru sözcük hem konuyla ilişkilidir, konunun yükünü taşır, hem de karşı tarafın anlamasına dönük olmasıyla işlev görür. Dil kavgacı, provoke edici, çözüm getirici, kibirli, bozuk, argo veya tam tersine, her yönü ile düzgün olabilir. Bahse konu bir tv programını objektif bir gözlemle izlerseniz iletişimde kullanılan dilin durumunu fert bazında değerlendirebilirsiniz.

İletişimde biri konuşuyor, diğeri dinliyorsa sözcükler vasıtadır, asıl olan düşüncelerin aktarılmasıdır. Kim hangi tür düşünceyi aktarıyor? Kendi kafasında peşinen kurduğunu aktarıyorsa olmaz. Moderatörün sorduğu ve karşı tarafla görüşülen asıl konu önemlidir. Başka gündemlere kaymak demek, anlaşmamak üzere birlikte olmak anlamına gelir. Düşünce olması ne demek? Düşünce özgün olmalıdır. İçerik bakımından bilimsel ve entelektüel açıklama olabilir. Ancak zannedilenlerle boş bir çuvalla iletişim olmaz.

Dil ve düşünde insanın aklında hazırlanır. Düşünmek bir beyinsel fonksiyondur, dil beyinle vokal sistemin işbirliğiyle üretilir. O zaman insanın aklına bakmak gerekir. Eğer tv stüdyosuna alınıp “siz bu konuda bilgi verin veya düşünce üretin,” dendi ve siz de bu amaçla o koltuğa oturduysanız, yapılacak şey bellidir. Ancak insan beyni karmaşık bir sistemdir. Burada uzun uzadıya nasıl çalıştığını anlatmayacağım. Söylemek istediğim, konuyla, iletişimle, anlaşma ile ilgili olacaktır.

İnsan bir koltuğa oturmadan önce oraya nereden çıkıp geldi veya aklında neler taşıyıp getirdi, buna bakılmalıdır. Örneğin kişi ailesinden, okulundan, siyasi görüşünden, partisinden, ideolojisinden, birikimlerinden, tecrübelerinden, yaşamış olduklarından, sosyal çevresinden, meslek alanından, uzmanlığından, kariyerinde önemsediklerinden ve motive olduğu değerlerden aldıklarını o koltuğa otururken beraberinde getirmiştir. Bu yadsınamaz. Ama bütün bunlar objektif ve akılcı olmasına engel değildir.

Tv stüdyosunu gözlemleyelim. Birileri oturuyor belli bir fikri yapının, organizasyonun, çıkar gurubunun taraftarı olarak orada görev yapıyor olabilir. Bu durumda moderatöre düşen bu kimseleri baştan programa çağırmamak olmalıdır, eğer çağrıldı ise baştan uzlaşma şartlarını deklare etmelidir. Uygunsuzluk yapana soru tevcih edilmemeli, söz verilmemelidir. Ama görülüyor ki program yapımcıları bazı çekincelerle ve kendilerine göre dengelerle, aslında hiç orada olmaması gereken kişileri birbirlerinin karşısına oturtmaktadır. Program reyting yapabilir ama esas olan kamuoyunun sağlıklı bilgi almasını, bilgilenmesini, evlerinde otururken bazı düşünceleri geliştirebilmeleri, konuları sorgulayabilmeleri, velhasıl yarar üretebilmeleridir. Bu nedir? Stüdyodakiler ve izleyiciler birlikte anlaşma, iletişimde bulunma durumundadırlar.

Benim gördüğüm bazı tiplemeler var. Bunlar daha çok avukat, akademisyen, politikacı ve gazetecidir. Entelektüel birikimleri olanları, ağzından bal akanları ayrı tutalım. Dikkatimi çeken provokatörler ise daha başkadır. Sanki o koltuğa birilerinin sözcüsü sıfatıyla oturmuşlar. Öyle programlar da yapılabilir. Bunun adı münazaradır ve bu çok kuralı olan bir program türüdür. Ancak izlendiği üzere halk, ortada iki veya üç tarafın kıyasıya çekiştiği bir programda değildir. Daha çok açık oturum denilen türden programları yapıyorlar.

Bakıyorsunuz, açıkoturuma belli bir konuda anlaşmak, sorunu çözmek, sonuçlar çıkarmak gibi yararlı işler yapmaya değil, sanki kendi istedikleri algıyı yerleştirebilmek amacıyla gelmişler. Böyle olunca anlaşma, anlama, iletişim, bilgilenme olmuyor, sürekli aynı şeyler tekrarlanıyor. Bundan yarar sağlamak için izleyiciler ise iletişimsizliği kanıksamış oluyorlar. Bu durum izleyicilerin motivasyonlarını bozuyor, empatiden uzaklaşmalarına yol açıyor, gönüllerinde sevgi bağı zayıflıyor, yerine nefret besleniyor. Ayrıca çözümsüzlük konusu tekrarlarla birlikte izleyenlerin akıllarına kazınıyor, başka alanlarda da olumsuz düşünenlere dönüşüyorlar.

“Benim sözümü kesme… Ben seni dinledim, sen de beni dinle… Sizin bir türlü anlayamadığınız şey işte bu…” türünden ifadeler anlaşmak değil, anlaşmamak üzere kurulmuş cümlelerdir. Moderatör, “Sakin olun… Bu şekilde konuşuyorsanız izleyici sizi anlamıyor…” diyerek müdahale etti ise görevini yapmış olmuyor. Bütün bunlara bir isim verelim: Çöp söz.

Çöp sözlerle iletişimi sürdürmek, anlaşmaya çalışmak, bağ kurulduğunu zannetmek, bir meselenin çözüldüğünü düşünmek mümkün değildir. Eğer bu kişiler o koltuklara bu amaçla oturtuldu ise yani çöp üretmek için programa konuk oldular ise buna provokatörlük denir.

Memleket gerilmiş durumdadır. Anlaşmak üzere olan bir iletişim ortamında provokasyon istenmeyen bir şeydir. Provokasyon ancak propaganda tekniklerinde yer alır. O halde tarafsız, kamuoyu önünde cereyan eden tv programlarındakiler propagandist olmamalıdırlar. Bilakis milletini sevgi çemberi içinde toplayan, empati yapan, çözüm üreten, doğru bilgi veren olmalıdırlar.

İnsanların gerilmeye değil, bilgilenmeye, sağlam adımlar atıldığını görmeye, doğru düşünce üretmeye ihtiyacı vardır. Dikkat edilmelidir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Güncel Etik Tartışmalar ve Öneriler

DİĞER YAZI

Bilince Bakış

Kültür 'ın son yazıları

Türkistan’ın Değeri

Arada bir tarihi ve kültürel derinlikleri hatırlamamız, hatırlatmamız gerekiyor. Örneğin Afganistan neresi? Afganistan’ın Türkistan ile ilgisi

İnsan Kaynaklı Kaos

Kaos mu, düzen mi şeklinde sorsam, hemen düzen deriz. Ama kaos da bir gerçek. Mesele düzeni

Bize Bayram Gerekli

Bize bayram gerekli; insanız, sosyaliz, hak ediyoruz. Bir şey açıklamama bile gerek yok değil mi? Anladınız

Epizodik ve Semantik

"Biliyor musunuz, hatırlıyor musunuz?" Kimi zaman bu soruyu sormuşuzdur. Bu sorunun verilen cevaplarına bakılarak bireylerde ve

Haddi Aşmak

Yaşanan olayların toplumu ne denli etkilediği duyarlılığın ne denli üst seviyelerde olduğu aşikar. Ancak buradan başka