bilince-bakis
Bilince Bakış

Bilince Bakış

528 Tıklama
10 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Bilinç sözcüğüyle güç bulan bütüncül bir bakış bize neler sunabilir? Bütüncül bir bakış açısının hedef olarak düşünülmesi ne anlama gelir? Bu sorulara Bilinç Atmosferi bağlamında eğilelim.

Evrenle ilgili bir yapının içindeki Bilinç Atmosferini tasavvur ediyorum. Önce şunu ifade edebilirim. Bilinç ve atmosfer sözcükleri tek başına belirsizlikleri olan ifadelerdir. Atmosfer, ortam, ekosistem vs. ifadeler zaten içine ne koysanız alır ama çoğu kere de içi boşmuş gibi bir algı yaratır. Diğerine, asıl üzerinde durduğumuz bilinç konusuna yakın zamanda Daniel Dennett şöyle bir açıklama yapıyor: “Düşünebileceğimiz ve düşünemeyeceğimiz tüm düşüncelerden ve deneyimlerden oluşan şey.”

Eğer bilinç bu ise Dennett’in söylediğinden yola çıkarak bilinenleri ve düşünülebilecekleri bir yere koyalım, bunun dışındaki düşünülemeyecekleri ve deneyimlendiği halde ulaşılamayanları önemseyelim. Var mı böyle bir şey? Varsa sınırları nereler? İfade etmekte zorlanıyoruz. Konuyu belirsiz hale getiren noktalar bunlardır. Benim atmosfer dediğim ve ortamdan alınabilecek kapasite kendini bu noktada göstermektedir. Dennett’in kastı ise düşüncenin kendi bilinmezliğinden kaynaklanır. Açıklanamayanları böyle sınıflamak istemektedir.

Asıl deneyen ve gelişen varlık evrenin kendisidir. Haliyle onun içinde gelişmiş akla sahip insan da deneyen bir varlıktır. Bu en çok insanın gelişmiş zihninden ileri gelir. Evrenin gelişmiş zihnine ise Bilinç Atmosferi dediğimizi tekrar edelim. O her şeyin üzerinde deneyimlenmesini ve bilinçlenmesini sürdürür ve içinde oluşanlara göre hep (en azından) bir adım öndedir.

Fiziksel olarak beyin yaklaşık bir buçuk kilo ama içindeki zihin (tüm nöron kapasitesiyle birlikte) sürekli gelişir, öğrenir ve buna göre kendini yeniye göre yapılandırır. Yapılanmanın evrimsel değişimini gözleyemesek de bilinç kapasitesinin artışından varılan noktayı tasavvur edebiliyoruz. İnsan hem iç hem de dış dünyasında dener. İç dünyanın denediklerini göz ardı etmemek gerekir. Çoğu mucize dediği şeyi, örneğin uçmayı, kanat takar, dener ve sonra sıradan hale getirir. Zihin mucizeyi hayal gücünü kullanarak gerçekleştirmiş olur.

Sürekli soran ve cevap bulan bir zihne sahip insanın sadece kendinde olandan değil ortamından aldıkları ve tersine ortamına verdikleri bulunmaktadır. Hesaplanamayan bu etkileşim en basit şekliyle dışa vurum bakımından ilhamdır. Örneğin biri bir şeyle etkileşimdeyken ilham geldi der. İlham gibi hayalin de motivasyonunun ve beslendiği alanların açıklamasını yapmak mümkün görülmüyor, öyle değil mi? Hayal etmenin sınırlarını belirleyebilen var mı? Ama her türlü kolaylığın kökeninde hayal olduğu ne kadar da gerçek!

Buradan Dennett’in saptamalarına dönecek olursak, insanın kullandığı ama tanımlamakta güçlük çektiği bir alan var. Bu alan ortamı (atmosferi), iletişimi (duyumsama, hissetme, düşünme, vs.) ve zihnin kendi gücünü kapsamaktadır.

İnsanın diğer canlılardan ayrılan bir özelliği de dil gücüdür. İnsanın merkezi sinir sisteminin dışında ama zihinle etkileşimi olan bir vokal sistemden bahsediyoruz. Bu dışarıyla, ortamla doğrudan etkileşimdir. Dil yoluyla sorgulama ve cevaplama süreçleri zihinle çift yönlü etkileşim halindedir. Biri diğeri için motivasyon sağlayıcı ve besleyicidir.

Zihinle, dille ve bilinçle zenginleşen ortamda toplam olarak kültür gelişmiş olur. Gelişkin kültür kendi yaşam alanının özellikleri ile kendi hayal ve ilham zenginliklerini yaratırken dilde de farklı nedensellikleri yaratır. Noam Chomsky’nin “dildeki sıçrama” ifadesiyle esas alınan düşüncesini ben bu açıdan değerli buluyorum. O halde bilinç atmosferinde insan zihnin kendi alt çalışma organı olarak dil ile işlevsellik kazanmış olur.

İnsanın gelişkin yapısının açıklamasını yapabilecek seviyeye hiçbir zaman ulaşamayacağız. Yani bu önü açık bir süreçtir. Bazen tanımlar getirmenin bir anlamı yoktur. Çünkü belirsizlikleri tanımladıkça sınırlandırmış oluyoruz. Bir sonraki tanım değişikliği ise hemen kolay gelmemektedir. Bu insanın düşüncede özgür olması gerektiğinin bir kanıtıdır. Tanımlamak, tanımı kabul etmek ve tanımlar arasındakileri seçmek bir tür özgürlük kabul edilebilir. Ama asıl özgürlük, tanımı yapılmamış ve tarifsiz süreçlerde yer bulabilmektir.

İnsanoğlu yapay zekâ ile ilgili teknolojiyi bir hayli geliştirdi. Yakında bu alanda somutlaştırılan birçok kolaylığın ve gerecin yaşamımızda yer alacağını şimdiden görebilmekteyiz. Ama dikkatinizi çekmiştir, insanoğlu bu kez kendini tanrı yerine koymaktadır. Çünkü yapay zekâ tanımlamalarla, sınırlamalarla, lojik açıklamalarla, deneyimlenmiş çözümlerle ve yazılı kodlarla geliştirilmeye çalışılmaktadır.

Evrenin en baştaki kuralları çok daha basit işlev görür. Bu nedir? Deneyimlenmiş bilgiyi sürekli kendi ortamına yani bilinç atmosferine aktarma yöntemi. Bu yöntem bilincin beslenme kanalları için bir nedensellik ve güçtür.

Bir bakıma tanrı rolünü almaya çabalayan insanoğlu, yapay zekâ ile ilgili oluşturabileceklerini yapay ve sınırlı bir atmosfer yaratarak sağlamıyor. Kendi kullandığı ortamı yapaylıklarıyla da paylaşıyor. Eğer bilginin gücü ortamdakini kendi iç çevriminde kullanabiliyorsa o zaman işler bir hayli güçleşecektir. Zira düşünceyi tanımlamaktan kaçınan Dennett bu kez teknolojinin sınırları içinde kendini sorgulamak durumunda kalacaktır.

Buradan şu çıkacaktır: İnsanoğlu yaptığından ve yapaylıklarından dolayı kendisi zarar görse bile asıl Bilinç Atmosferi için her oluş bir deneyimdir ve besleyici bilgidir. İnsanın asıl hedefi bütün olana bakış açısını doğru tutmasıdır. Bilinç bunu gerektiriyor ama insan ayak diriyor.

(Görsel: Flickr, Temme Lee)

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Anlaşmak mı, Provokasyon mu?

DİĞER YAZI

Hukuk, Vatandaşın Sicili ve Vizyon

Kültür 'ın son yazıları

Türkistan’ın Değeri

Arada bir tarihi ve kültürel derinlikleri hatırlamamız, hatırlatmamız gerekiyor. Örneğin Afganistan neresi? Afganistan’ın Türkistan ile ilgisi

İnsan Kaynaklı Kaos

Kaos mu, düzen mi şeklinde sorsam, hemen düzen deriz. Ama kaos da bir gerçek. Mesele düzeni

Bize Bayram Gerekli

Bize bayram gerekli; insanız, sosyaliz, hak ediyoruz. Bir şey açıklamama bile gerek yok değil mi? Anladınız

Epizodik ve Semantik

"Biliyor musunuz, hatırlıyor musunuz?" Kimi zaman bu soruyu sormuşuzdur. Bu sorunun verilen cevaplarına bakılarak bireylerde ve

Haddi Aşmak

Yaşanan olayların toplumu ne denli etkilediği duyarlılığın ne denli üst seviyelerde olduğu aşikar. Ancak buradan başka