hukuk-vatandasin-sicili-ve-vizyon
Hukuk

Hukuk, Vatandaşın Sicili ve Vizyon

422 Tıklama
17 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Hukuk kimin için? Türkiye son dönemde hukuk alanında bir hayli hırpalandı. Politika tamamen hukukun alanı içine girdi. En önemli sorun bu ve tartışılmayan bir tarafı kalmadı. Bu yazıda politika-hukuk arasındaki ilişkinin anlatılmasından ziyade, politikacıların hukuk konusunda çalışması gereken ödeve ilişkin gerçek durumların ve bazı ilkelerin üzerinde durulacaktır. Vatandaşta şüpheli hal yaratma sistematiğinin, ki böyle bir şey hiç ama hiç olmamalıdır, örneklerini vererek konuyu geliştireceğiz. Bu konuda yeni hazırlanan bir kanun tasarısı var. Buna değindikten sonra Amerika’dan bir örnekle konu başka boyutlara çekilecektir. Yazı sonuç bölümü ile tamamlanacaktır. Yazıyı daha anlaşılır kılmak için konuyla ilgili mağdur olmuş birine kulak verelim, adı Ahmet. Aşağıda Ahmet Bey’in başından geçenleri okuyorsunuz.

Örnekler: Şüpheli nasıl yaratılır?

Olay-1: Belediyeler ticaret yaparsa vatandaşın hali duman! Muhatap olduğum bir belediyenin görevlisi dağıtım elemanının (Resmi postacı değil!) kapıma gelip gelmediği şüpheli, ama bana ulaşmadığı kesin olan bir tebligat varmış. Dairemin kilitli posta kutusu var ama içi boş. Konu edilen bir ödeme tebligatı. Tebligattan haberim olmayınca, haliyle, ödeme yapmam mümkün değil. Bunun üzerine doğrudan icra tebligatı alınır mı? Aldım. Bu kez belediyenin dağıtımcısı devrede değil tabii. Devletin diğer kurumu daha ciddi. İlgili postalama yasası hükmünce hareket etmeyi biliyor. Belediye bilmiyor değil, yasayı çiğniyor, ama ona devlet bir soru sormuyor. Postacı gelmiş, ben evde değilim, icra kağıdını muhtara bırakmış ve “muhtara git al” dediği pusula ise kapıya yapışmış halde. Böyle olmalı. Demek ki tebligat istenirse, resmen, bir biçimde vatandaşa ulaştırılabiliyormuş. Dikkatinizi çekerim bana bir icra kâğıdı ulaştı ama bir eksik daha var. İcradan önce hukukumu arayacak bir imkânım olmadı, bana imkân tanınmadı, mahkeme doğrudan hüküm vermiş, beni karşısına almamış, vatandaşını görmek bile istememiş; “Mahkûm edildin, öde, ödemezsen cebren alınacak,” demiş, iyi mi? Şu hale bakın! Doğru belediyenin o yan kuruluşuna gittim, “Bu ne?” dedim. İlgili büro, “Bana ne, senin gibi masamda sayısız dosya var, al sana belge,” dedi ve bana ilgili tüm kağıtları kopyalayıp teslim etti. İş yapılıyormuş, vatandaşının hizmetindelermiş gibi aslında… Ama bunun anlamı açık; işi bilen memur beni başından savdı. Üstelik, “Tatmin olmadıysan, varsa şikâyetin, git kurumun hukuk bürosuna, sana durumu açıklasınlar,” dedi. Verdikleri fotokopi kağıtlara baktım, adamın biri el yazısına benzer bir karalamayla not düşmüş, notun üzerinde tarih belli değil, üstelik yazı okunmuyor, ama belediyenin bu kurumu bundan sonuç çıkarmış ve ben icraya bile verilmişim. “Ev dört katlı, ikinci kattaki kişinin ziline bastım, cevap yok, evde bulunamadı,” yazmış, ama demek ki dedim, “dağıtıcı ilkokulda bile okumamış birisi”. Halbuki oturduğum apartman beş katlı, benim dairem giriş katında ve kilitli posta kutusu da var; bunlar bir gerçek ve kanıt değil, dağıtıcı yanlış görmüş olabilirmiş, bazen böyle olabiliyormuş. Neyse, gittim kurumun o hukuk bürosuna. Baktım genç, genç biri; ama daha meslek hayatının başlarında olmasına rağmen işlerin içindeki çapanoğlundan dolayı rahatsızlık duyduğundan mustarip bir yüz ifadesi var. Anlattım, ne yapmam gerektiğini sordum. “Beyefendi, bakın burada 2 binden fazla aynı sebepten dolayı icraya verilen var (dosyaları hakikaten gösterdi) ve bir kısmı karşı dava açtı, hiçbiri kazanamadı, siz bilirsiniz,” dedi. “Şimdi…” dedim. Bu bir kurum avukatı, hukuk insanı, iyi niyetli ama Türkiye’de ve o belediyede olduğunu da biliyor: “Kuzu kuzu adliyeye git, icraya paranı öde, için rahat olur,” dedi. “Ama sicilim bozulur, bu haksızlık,” dedim. “Kimin düzgün ki,” diye karşılık verdi.

Olay-2: Kapıma iki polis dayandı, “gidiyoruz” dedi. Gittik, durumu öğrendim: Ooo! Ben örgüt kurmuşum, birilerine karşı suç işlemişim, birilerinin kurumsal avukatları varmış, bana dava açmışlar, mahkeme ediliyormuşum, ben şüpheliymişim, neyse bana gelmişler, davadan haberim böyle oldu. Polis savcıya, savcı hâkime gönderse içerdeyim. Hiçbir şeyden haberim yok ama!.. Sordular söyledim. Polis sonunda, “Bundan bir şey çıkmaz, internet davası bu, için rahat olsun,” dedi. Yani dava sanal bir konuyla ilgili olmasa yandık! Polis bunu ifade ediyor olsa gerek, ondan rahat konuşuyor. “Ama benim şu an şüpheli olmam bile çok büyük bir üzüntü,” diye karşılık verdim. “Beyefendi bunu bile yeğlersiniz!” dedi ve beni evime gönderdi. Gerekirse mahkemeye davet edeceklermiş, adresim sabit. Aylar geçti takipsizlik kararı geldi. Ama Türkiye Cumhuriyeti Adaletinin verdiği karar metninde benim adım kalın puntolarla geçiyor. “Şu hale bak,” dedim içimden. Şu hale bak, aslen devlet vatandaşını kötü niyetli suç örgütlerinden koruyamıyor, nihayet hukuk sistemi iyi işlemediğinden, pozitif hukuku bilen olmadığından, asıl mağdur ben iken, kendini savunmak zorunda bırakılıyorum, üstelik devlet beni avukat tutmaya da zorlayabilirdi, şartlar öyle gelişebilirdi, cebimde para yok ama ben borca girebilirdim…

Olay-3: Bir kumpas davası, hani o meşhur olanlardan… Savcı karşısındayım, nöbetçi hâkim, güvenlik görevlileri vs. hazır edilmiş. Sorgu akşam sekizde başladı. Yani beni gece on gibi içeri atacaklar, karar vermişler, sanki suçlu benim ve memurlar prosedürü tamamlıyorlar. Savcı sordu, ben cevapladım. Ancak durum görüşüldükçe savcı duruma vakıf oldu. Allah’tan iyi savcıymış ve benim kanıtlarım iyi imiş. Sonunda, gitti başkalarıyla telefonda görüştü, bilirkişiler varmış, uzman memurlar, onlarla toplantılar yaptılar gece o saatlerde. Sonra, “Siz evinize gidebilirsiniz, gerekirse tekrar çağıracağız,” dedi. Birkaç yıl sonra (bu arada birkaç yıl evimde bile olsa şüpheli olarak nefes alıp verdim,) tekrar savcı karşısındayım. “Savunman aynı mı?” diye sordu. “Aynı,” dedim. Çıktısı alınan kağıtları imzaladım. Çok sonra dava sonuçlandı. Takipsizlik… İyi de ben zaten en başında beri masumdum, adımı birileri oralara bulaştırmak için çaba sarf etmişti. Bu da açık! Davada maddeten yanlışlıklar çoktu. Durumu en başından anlamak için bir hukukçu olmaya bile gerek yoktu. Durum bu denli açıkken ben neden gece yarıları zorda bırakıldım, neden yıllar boyu sıkıntı yaşadım? Devletin onlarca memuru kasıt ve yalan üzerine, neden mesai tüketti, elektrik, kâğıt, vs. harcandı?.. Ben o vakit şüpheli yapılmıştım, suçlanabilirdim de. Devlet beni, yani vatandaşını bu tür durumlardan kurtarması gereken “baba” değil mi? Nihayette ben neden olmayan bir şeyden dolayı markalandım?

Olay-…: Olay çok biliyor musunuz?.. Bir ömre çok yanlış sığabilir! Bu denli zorluk yaratanlar kimler? Çeşitli niyetlerle, kurgularla, çıkarlarla, hareket ediyor insanlar ve masumlar meşgul edilmek bir yana, enerjileri tüketiliyor, güven ve huzur zedeleniyor. Devlet vatandaşının şüpheli olmasına dönük bütün yanlışları ortadan kaldırmak zorundadır. Suç ve fiil üzerinden git ve şüpheli olanı elbette takip ve kontrol altında tut. Ama ezbere şüpheli olmaz, hatta masumiyeti alenen ortada olanlar bir vakit asıl suçluların ayağına bastığından sicili bozukların listesinde yer alamaz. Velhasıl, başka örnekleri burada bırakalım. Ama şunu belirteyim, daha olay çok! İnsan olarak bir Norveçliden benim ne farkım olabilir ki?

Bir kanun düzenlemesi: Ümit var mı?

Geçen hafta bir haber: Kanun tasarısı hazırlanıyor, bundan böyle vatandaş boşu başına şüpheli olmayacak, adli sicilde vatandaş lekelenmemiş olacak. Bunu duyunca ne düşündüm? “Günaydın,” dedim de aslen aklımdan geçen düşünce şu oldu: Oluşmamış devlet ve ilkel demokrasi hali bu! Oluşumunu taamlamamış bir devlet ve hukuk sistemi içindeki tüm özneleri hırpalar. Maalesef böyle geçti aklımdan. Devlet G20’de olduğuna seviniyor ama hukukunu henüz tamamlayamamış, eksiği çok. Peki, benim gibi şüpheli olmuş, hatta yok yere icra ödemiş birileri bu kanun tasarısında tanımlanacak mı? Sicilim aklanacak mı? Zaten temiz idi de kimlerin pislettiğini ben bilmem, devlet beni koruyamadığından dolayı olumsuzluğunu telafi edecek mi? Bana göre değil, evrensel hukuka göre bile öyle ama hatırlatalım, “insanlar esasen suçludur, herkes kendini savunmak zorundadır,” düşüncesi derhal terk edilmelidir. Masumiyet nedir?

Demokrasilerde bir konu var: Devlet öznesi, kurum öznesi ve vatandaş öznesi hukuken eşittir. Biz bu gerçeği ne zaman öğrenebileceğiz?

Amerika’dan bir örnek: El alem aya, biz yaya!

Geçen yıllarda Amerika uzaydaki bir gezegende koloni kurma kanununu çıkardı. Geçen hafta SpaceX’in kurucusu ve CIO’su Elon Mask Mars’a gidip orada koloni kurulması ile ilgili tüm teferruatı açıkladı, yani işi proje olarak çözmüşler, uyguluyorlar. Olay bu, 2027’lerde tam olarak gerçekleştirilmeye başlanacak, Mars’a gidip gelinecek. Demek ki Amerika beyhude bir hayali değil, ciddi bir projeyi dikkate alabilecek gerçeklikte; yasa yapan politikacılar ile hukukçular birlikte vizyon sahibiler. Örneğin bu olayda 30 yıl sonrasının şartlarına dair altyapı olacak temel hukuku ihtiyaç sahiplerine vizyonla ortaya koyabiliyorlar. Buna göre şirketlerin, devlet kurumlarının alt projelerinin hangi yasa ile sürdürüleceğinin adı konabiliyor. Elon Mask’ın söylediklerine göre, Mars programı da yetmiyor, örneğin hedefte daha ilerideki maden, gaz, enerji zengini gezegenlere gidilmesi öngörülüyor, 80 yıl sonranın vizyonu devrede.

Ben bunlara bakarak diyorum ki; oluşmuş bir devlet böyle bir şey! Kendi ülkesindeki hukuku geliştirmiş olan bir devlet sistemi koloni kanunlarını ihdas edebilir. Belediye kanunları iyi işlemeyen bir ülke, koloni kanunu nedir, bilebilir mi?

Sonuç

Ahmet Bey, “Benim sicilim ne olacak?” diye soruyor. “İyi olur inşallah!” Sizce böyle bir cevap yeterli mi? Burada yetkililer için bir ödev yok mu?

Hedef ne olmalı? Hedef, “oluşumunu tamamlamış devlet ve ileri demokrasi” olmalı. Vizyon sahibi, vatandaşının çirkin ellere düşmesinin önüne geçebilen, hatta onu huzursuz bile etmeden koruyup kollayabilen, “pozitif hukuka” sahip bir devlet düzeni.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Bilince Bakış

DİĞER YAZI

Gerçeklik

Kültür 'ın son yazıları

Türkistan’ın Değeri

Arada bir tarihi ve kültürel derinlikleri hatırlamamız, hatırlatmamız gerekiyor. Örneğin Afganistan neresi? Afganistan’ın Türkistan ile ilgisi

İnsan Kaynaklı Kaos

Kaos mu, düzen mi şeklinde sorsam, hemen düzen deriz. Ama kaos da bir gerçek. Mesele düzeni

Bize Bayram Gerekli

Bize bayram gerekli; insanız, sosyaliz, hak ediyoruz. Bir şey açıklamama bile gerek yok değil mi? Anladınız

Epizodik ve Semantik

"Biliyor musunuz, hatırlıyor musunuz?" Kimi zaman bu soruyu sormuşuzdur. Bu sorunun verilen cevaplarına bakılarak bireylerde ve

Haddi Aşmak

Yaşanan olayların toplumu ne denli etkilediği duyarlılığın ne denli üst seviyelerde olduğu aşikar. Ancak buradan başka