normallik
Normallik

Normallik

496 Tıklama
19 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Normal olunabilir mi? Biz neden normal olamıyoruz? Normal olma hali kime göre normal kabul edilir? Eğer normallik hali bir kabulle tanımlanıyorsa, kimin neyi kabul edeceğine, kimler karar veriyor? Kabul edilmesi gereken konuları bir başkası belirliyorsa, konunun merkezindekilerin çıkış kapısının anahtarını kimler elinde tutuyor? Öyleyse, kabul etmekle ilgili bir sorunu tartışmanın zorluğunu düşünebiliyor muyuz?

Amaç normal ve anormal kavramlarını tartışmaktır. Belli bir kesime yönelmek veya yönlendirmek değildir. Aslında bu yazının ruhunda bu tür düşünceler de eleştirilmektedir. Örnekler ve isimler konuyu canlandırmak için önemsenmelidir. Sorusu çok bir anlatım yapacağım. Ama yine de sonuçta siz belli bir fikirle kendi sorunuzu sorun derim.

Güneşin anormal doğduğunun söylenmesi hemen akla yine anormal bir sonuç ifadesi ile kıyamet çağrışımı yapar, değil mi? Öyleyse biz bununla ilgilenemeyiz! Otomobillerin kaldırımlarda, yayaların ise caddelerde aktığını söylersek bir anormallikten bahsetmiş oluruz. Ben barış istiyorum diyene, bizim kanunlara göre cümlesi içinde barış kelimesini kullananın cezası kafasını kent meydanında uçurmaktır, deniyorsa, gerçekten bir anormallikten bahsetmiş oluruz. Veya bir kuş düşünün, gün boyunca aralıksız hep aynı sesi çıkaran, bu hem bizim için hem de o kuş türü için anormaldir. Demek ki biz bu tür anormallikleri konu edebiliriz, bizi aşan konularla ilgilenemeyiz, normali budur!

Konuya makro düzeyde baktığımızı en başta ifade etmeliyim. Ekonomiden politikaya, güvenlikten sosyal düzene, her şey kitabına uygun yürüyor, sistem işliyor, diyoruz. Sorun yok, her şey normal, diyoruz. Belki de öyle olmasını, normalliği arzuluyoruz. Ortada bir anormallik var da biz mi üstünü örtüyoruz? Biz dersek kimi kastetmiş oluyoruz?

Anormallikleri tespit edebilmek için normal hakkında bir tereddüdün olmaması gerekir. Bu, toplumun kültürel çıta seviyesinin (belli bir ölçünün) yerine bağlı söylenebilecek bir ifadedir: Çıta düşük seviyede ise anormalliklerin sayısı artar; yüksekse azalır. Tam tersi şöyledir: Toplumun kültürel seviyesini ifade eden çıta düşükse normallikler azalır, yüksekse artar.

Eğer mesele kültürel çıta seviyesi ise bunu ölçülendirebilecek göstergelerin belirginleştirilmesi halinde durumun farkında olma hali artacaktır. Oynanan ayarlar da bu noktada olur: Çıtaya göre bazılarına işler normal gelir veya öyle tarif edilir, diğerleri için ise anormal. Acaba; işler normal, yolunda veya yürüyor diyenlerin arzuları hangi tür baskılar altındadır ve tarifler neden bu şekilde yapılmaktadır, bakılacak yer burasıdır.

Bugün dünyamızda bir kesim sürekli zenginleşiyorken, bilim ve teknolojide ilerliyorken, neden en çok din konusu gündemde tutuluyor? Şöyle denebilir, din insanlık var olduğundan bu yana anormalleştirilmeye çalışılmış bir konu başlığıdır, dinin insanlıkla ilişkisi vardır, dünü-bugünü yoktur. Peygamberler bundan dolayı vazifelidir. Son peygamberden dolayı Müslümanlara başka bir ödev yüklenmiştir. Yük ağırdır. Baskılar Peygamberin döneminde de vardı, bugün de var.

Eğer bir kesimin dediği gibiyse, yani din olgusunu insanlık keşfettiyse, o halde din üzerinden neyi tartışıyoruz? Bundan kimler sebepleniyor dersiniz? Din bir politika ve çıkar konusu ise, değişik toplumlar bu kavramın üzerinden baskılanıyor, denebilir.

Sonuçta kim kime zulmediyor, kimi istismar ediyor, kimi fakirleştiriyor, iyi bakılmalıdır. Bu son halin fotoğrafı size normalin ve anormalin karıştırılmasında parmağı olanı gösterebilecek ipuçlarını verir.

Müslüman dünyası ve kültürü üzerine tarihte inisiyatif almış Türkler bugün dünyada birbirine yakın ama az da olsa farklı sosyolojik ve politik oluşumlar içinde tarif edilebilirler. En belirgin olarak Türkiye Cumhuriyeti topraklarında yaşayanların durumu hakkında konuşulabilir. Bugünkü haliyle tarif şöyle yapılıyor: Batı tipi demokratik, laik, serbest piyasa ekonomisine sahip, parlamenter yapıyla yönetilen, kuvvetler ayrılığına bağlı anayasası olan, bilim yapılabilen, teknoloji üretilebilen Müslüman bir ülke.

Ancak anormallikler burada başlıyor ve değişik kültürlerin baskısı devreye giriyor: Halk tarafından bilim kavramı tartışılıyor, anayasa sürekli yazılıyor, demokrasi ve laiklik tartışılıyor, kuvvetler ayrımından ve parlamentodan şikayetler var, ekonomi kırılganlıklar yaşıyor, sınırları ateş çemberi halinde, dış politikada değişiklikler oluyor, iç dinamikler sürekli değişkenlikler gösteriyor, temel bir çok değer tartışma konusu edilebiliyor ve her şeyin ilerisinde ülke bugün (benim tamamen karşı olduğum bir ifade olduğu halde devlet büyüklerinin ve akademisyenlerin dahi kullandığı lisanla,) İslami terör örgütlerinin tehdidi altında, deniyor.

Eğer biri çıksa, örneğin bu Amerikalı bir akademisyen veya yazar olsa, tirajı yüksek bir gazetede makale yazsa veya televizyonda konuşsa, “Dünyada İslam (!) terörizmine, bölgesel sorunlara, yoksulluğa vs çözüm olması bakımından bir önerim var,” dese ve devam etse, “Türkiye özellikleri bakımından çok uygun, Osmanlı’da olduğu gibi bugün Türkiye’ye liderlik eden biri aynı zamanda İslam (!) dünyasının halifesi olsa…” dese, bu sizce normal bir öneri midir?

Her gün birileri ölüyor, en çok da Orta Doğu’da, kadim topraklarda, medeniyete beşik olmuş bu coğrafyada… Türkiye her gün şehit uğurluyor, IŞİD Müslüman öldürmeyi en birinci vazifesi kabul etmiş, diktatörler uzaklaşmıyor, bilinmez bir kayıp var; hem süre bakımından hem de ölümler… Bunlar oluyor! Acaba neden?

Ve Türkiye’de haberleri seyreden sade bir vatandaş soruyor: Biz neden normal olamıyoruz? Acaba haber vermenin mantığı mı, her bir haberde konu edilen mi veya genel olarak toplumun üzerindeki baskılar mı anormal? Sade vatandaş işin içinden çıkamıyor, aklı karışık!

Konan çıta ile oynama yetkisini kendinde görenler belki de bu amaçla vazifelidir, ücret alan veya gönüllü kişilerdir. Bir gün normal dediğine başka bir gün anormal diyebiliyorlar. Velhasıl sade vatandaşın aklı daha da karışıyor, her türlü sorusu anlamlı oluyor.

Bir insan için düşünelim, burada genel olarak bir değerlendirme kıstası koymak ihtiyacı duyarız. Bireyin kendisinin genel olarak normal olduğundan emin olması çok önemlidir. Ama genel olarak normal bir insan bu durumuyla özel bir anormallikle karşılaşıncaya kadar pek ilgilenmez, rutin içinde yaşamını sürdürür, işine bakar.

Genel olarak normal bir insan, genel olarak sorunsuz, eksiksiz ve problemsizdir, üretkendir, yararlıdır… Özelde anormal olan genel olarak normal olanı (tıpkı sürtünme katsayısının hareket eden cismi etkilediği gibi) etkiler ve düşündürür; belki de mevcut ve muhtemel sorunlara karşı bir şeyin yapılmasını başlatır, eksikliklerin giderilmesine yönelmeyi sağlar.

Normallikten emin olmanın yolu birey ve toplumun seviyesinin farkında olmasına bağlıdır. Bu iyi bir eğitim sistemi ile sağlanabilir. Peki, neye göre iyi eğitimli olmak? İşte size yeni bir sorun sahası: Eğitim özelde anormal ise diğer genel normallikler doğal görünür olmaz mı? Görünürlük ve görecelilik etkisi devrededir; bir kesime iyi gelen, diğerine kötü gelecektir. Bu ise başka bir çatışma alanı oluşturur: Değer çıtası yerinden çok oynamasın isteniyor ise eğitimde özel dahi olsa anormalliklerin tümünden sorumlu olunmalıdır. Eğitimin özelliği ve hassasiyeti budur! Eğitimdeki özel anormallikler daha sonra genişler ve coğrafyaları dahi etkiler.

Bugün Orta Doğu belirgin şekilde kaos halindedir. Normalhiç bir nokta bulmak mümkün değildir. Savaşlar, iktidar mücadeleleri, çıkar çatışmaları, zenginliklerin paylaşımı, inançlar arası (buna diler arası diyenler var, ben katılmıyorum,) gizli savaşlar, bazı ülkelerin – derin – genişleme çabaları tarif edilebilen alanlardır. Açlık, yoksulluk, cahillik, zulüm, işkence, kölelik, vb her türlü insanlık dramı öyküsü bu asırda alenen, videoları çekilip medyaya servis edilerek yapılabilmektedir. Olan her türlü olay yerinde başka açıklamalarla tartışılırken, Türkiye’de başka, örneğin Amerika’da başka türlü tartışılmaktadır. Normallik aranmakta ama anormallik geliştirilmektedir; anormal normalmiş algısıyla ileri sürülmektedir.

Örneğin bugün Türkiye için normal kabul edilebilecek davranışlar veya anlayışlar neler olabilir? Sürekli, yeni, topluma refah ve güvenlik kazandıracak ve daha ileriye taşıyacak türden; üretimden, paylaşımdan, gelişmekten, buluş yapmaktan, keşfetmekten, standart koymaktan, patent oluşturmaktan, ölçü belirlemekten, hukuk tanzim etmekten vs bahsediliyorsa normal görülmelidir. Eğer bunlar bir yana, sürekli, eskiyi kurcalar mahiyette, toplumu gerileten, fakirleştiren, korku içine iten konular ve işlerle meşgul olanlar varsa, bir anormallikten söz edilmesine ne dersiniz?

Eğer toplumun diniyle, milletiyle, değerleriyle, kurumlarıyla veya kimliğiyle sorunu varsa, bu tür konular yeterince halledilememiş mi? Bu tür açıkları kapatmak ve anlayışları geliştirmek için her ne niyetle olursa olsun yapılanlar aksi yönde etki yapıyorsa, yani iş daha da anormalleşiyorsa, acaba kurguda, yöntemde ve uygulayanlarda bir sorun mu var?

Normalleşmek için belki de süreye ihtiyaç vardır; hazmetmeyi beklemek ve sabretmeyi bilmek gerekir. Normalden anormale, anormalden normale geçiş bir süreç alabilir. Bu normaldir! Süreyi yeterince hesaba katmamak anormalliktir.

Normal olanın spektrumu daha geniş olduğundan olsa gerek, bir anormalliği işaret etmek daha mı kolay ne? Normal davranış nedir? Normal konuşmak nedir? Normalsüre nedir?

Kabul edilebilirlik marjı içinde normal anormale dönmeye başladığında kendini belli eder. Örneğin bir politikacı sabit bir zaman içinde yüz kanun yüzüne de evet, diğeri ise aynı şartlarda yüzde yüz hayır oyu kullandı ise sizce burada bir anormallikten bahsedilemez mi? Normalden anormale geçişte genel kabul, ortak deneyim, sayısal ölçek, akıl, mantık, vb etkenler devreye girer ve o noktada bir uyarıda bulunur. Uyarı alamayacak kadar donanımsız olanlar ne yapar? Bu durumda normalden anormale veya tersi istikamete geçişi fark edemeyebilir, bu bir sorundur.

Anormallerin baskısı altında ezildiğinden olsa gerek, normallik toplumumuzdan öte duruyor. Hangi farklı noktalara dikkat edelim: 1) Genel ve özel olanlar. 2) Konuları kaşıyanlar ve dikkatli olanlar. 3) En sonunda çıkar elde edenler ve başından itibaren ne kazanacağını açıkça gösterenler. 4) Anormal ilgi görenler ve hakkınca ilgi görenler. 5) Zamanı hesaba katmayanlar ve aceleci davranıp baskı kurmaya çalışanlar. 6) Eğitimi köreltenler ve eğitimi yöntemiyle planlayıp uygulayanlar.

Güneş balçıkla sıvanmaz! Normal insanlar için normallikölçütü çoğunlukla akıl karıştırmaz! İster kapınızın önünü, ister ekmek yediğiniz toprakları, isterseniz medeniyetler beşiği coğrafyanızı merkeze koyun, eğer; 1) normal olanı farklılaştırmaya çalışanları toplumunuz fark edemiyorsa ortada anormal bir hal vardır, 2) toplumunuz normal konular üzerine yoğunlaşamıyorsa öyle olması istendiğindendir, 3) sebep olanlara gerekli tedbirler alınamıyorsa aynı sorunlar katlanarak artacak demektir.

Şu işe bakın, hakikati normal göremiyoruz bile!.. Ancak vazgeçmeyelim, tekrar bakalım; olup bitenler normal mi? Ortada toplumun normallik algısıyla uğraşan odaklar mı var ne? Şimdi onları görebiliyor muyuz?

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Seçilmek ve Seçilmiş Olmak

DİĞER YAZI

Grilik

Kültür 'ın son yazıları

İnsan Kaynaklı Kaos

Kaos mu, düzen mi şeklinde sorsam, hemen düzen deriz. Ama kaos da bir gerçek. Mesele düzeni

Bize Bayram Gerekli

Bize bayram gerekli; insanız, sosyaliz, hak ediyoruz. Bir şey açıklamama bile gerek yok değil mi? Anladınız

Epizodik ve Semantik

"Biliyor musunuz, hatırlıyor musunuz?" Kimi zaman bu soruyu sormuşuzdur. Bu sorunun verilen cevaplarına bakılarak bireylerde ve

Haddi Aşmak

Yaşanan olayların toplumu ne denli etkilediği duyarlılığın ne denli üst seviyelerde olduğu aşikar. Ancak buradan başka

Kriz Enfantilizmi

Kültürler, medeniyetler, kavramlar, algılar... Kısa süreli mesajlar, uzun süreli anlatımlar... İnsanlık deyinde tarih, politika, bilim, ekonomi