ABD’nin Suriye Paradoksu ve Türkiye

Okuyucu

Foreign Affairs’de Christopher Alkhoury’nin bir makalesi yayımlandı, An Exit Strategy for Syria, The Case for Withdrawing U.S. Troops. [1] Bu makale bir itiraflar silsilesi, bir paradoks abidesi anlatım içeriyor. Konu Suriye, tam da eleştirdiğimiz içeriğe sahip. Bu nedenle önemsedim ve hemen size sıcağı sıcağına eleştirilerimi aktarayım istedim. Hem bu ifade edeceklerim ABD’ye, onunla birlikte hareket edenlere, bu makaleyi yazan ve yayımlayanlara cevap olsun.

Suriye konusundan deneyimli bir isim olan Christopher Alkhoury, Foreign Affairs’deki makalesinde çarpıcı ifadeler kullanıyor: “Washington’un birliklerini geri çekme zamanı geldi. Suriye’deki bir ABD askeri varlığı artık stratejik bir varlık değil; bu bir güvenlik açığıdır.”

Her ne kadar Foreign Affairs’de makalemiz yayımlanmasa da bizler Suriye’de ve bölgede ne olup bittiğini daha doğru biliyoruz.

Bugünkü tabloda ABD oldukça sıkıştı ve bir çıkış kapısı aramak zorunda. Bu çıkış kapısını ABD’de dolaylı olarak gösteren isim Alkhoury oluyor. Ama onlar kendi bildikleri dili kullanarak bunu yapmak istiyorlar, paradoks diliyle.

İlk sorum, ABD’nin Suriye’de ne işi vardı, bu bir stratejik amaç mı güdüyordu? Evvela kavramların ne olduğunu iyi bilmek gerekiyor. Strateji kazanmak için hazırlanır, kaybetmek için değil. Kazanmak ise ülke çıkarınadır, ABD için bu bir kazanım elde etmektir. ABD stratejik planla dünyaya, insanlığa bir şey veremez; ABD halkı bunun için devletine vergi vermiyordur herhalde. 

Bakın zaten cümlenin ikinci tarafında sözü edilen konu ABD’nin güvenlik açığı meselesidir. Devletler refah ve güvenlik için çalışır. Refah ve güvenlik stratejik adımları içerir. ABD stratejisini ülke çıkarından ayırmadık, o vakit bizi doğruluyorlar; güvenliklerinden taviz vermemeyi tartışmaları, zaten çıkarcı yaklaşımlarının net bir ifadesidir.

ABD’nin Suriye’de meşruiyeti kalmadı, IŞİD yok denecek oranda. Amerikan askerinin yabancı bir ülkede petrolü savunmak gibi bir görevi olamaz. Ne bu paralı asker mi? 

Alkhoury, “ABD, ortalığı karıştırmak yerine, Suriye’deki iki temel çıkarını mümkün olan en kısa sürede güvence altına alacak bir çıkış müzakeresine odaklanmalı,” diyor ve ekliyor: “ABD’nin Suriye hava sahasına erişimi ve IŞİD’i yenmek için ABD güçleriyle birlikte savaşan Suriyelilerin güvenliği.”

Şimdi bazı düzeltmeler yapalım ve önemli bir paradoksu ortadan kaldırmalarına yardımcı olalım. Bu sözlerin hemen birkaç paragraf altta, “eski görev” diye açıklanan başlık altında, Alkhoury zaten IŞİD görevinin neredeyse bittiğini itiraf ediyor: “ABD Savunma Bakanlığı genel müfettişinden gelen son rapora göre, IŞİD’in faaliyeti, aksine, aşağı yönlü bir yörüngede. IŞİD, 1 Nisan ile 30 Haziran arasında, yıldan yıla yüzde 60’tan fazla bir düşüşle 201 saldırı üstlendi. IŞİD, Irak ve Suriye’de kalıcı bir tehdit olmaya devam etse de, bu ülkelerde koordineli taarruz operasyonları yürütemez veya yurtdışına saldırılar planlayıp doğrudan yönlendiremez. ” Bu birinci noktadır.

İkinci düzeltilecek nokta ise SDG ile ilgilidir. “IŞİD ile savaşan Suriyeli” ifadesinin karşılığı SDG olamaz. Bunu ülkenin resmi Başkanı Esad’a sorsunlar bakalım ne diyecek? Hem SDG’yi ABD PYD/YPG’den devşirerek oluşturdu ve bu oluşumun kuruluşu da IŞİD ile mücadelenin başlamasından çok sonraya rastlar. SDG’nin elindeki silahlar (ki ABD vermektedir) IŞİD ile mücadele için değil, Suriye’yi bölüp burada özerk bir bölgeyi savunmaya yetecek tarzdadır, başka ifadeyle Suriye’yi bölmek için kullanılan ana silah envanterinden oluşmaktadır. Örneğin Amerikalılar SDG’ye (aslında PKK terör örgütü) uçaksavarı IŞİD’e karşı kullansınlar diye mi veriyorlar? Uçaksavarlar, sofistike tanksavarlar, zırhlı araçlar…

Alkhoury şöyle diyor: “ABD güçleri, Kürt liderliğindeki SDG de dahil olmak üzere, müttefik milislere, en başta istihbarat, gözetleme ve keşif yetenekleri ve lojistik olmak üzere hâlâ destek sağlıyor.” 

Kritik bir konuyu irdeleyelim: ABD (ve İsrail), Esad’a karşıdır. Esad ile görüşmek ve işbirliği yapmak yerine, kendine seçtiği ve beslediği, (PKK/SDG dahil) “müttefik” dediği milislerle (yani ülkeyi bölmek için ABD ile savaşanlarla) hareket etmektedir. Esad ile Rusya ve İran işbirliği halindedir. Öyleyse ABD (ve İsrail), müttefiki teröristlerle ülkeyi bölmek için çaba sarf ederken, bunlara istihbarat, gözetleme-keşif imkânı ve lojistiksağlamaktadır. Ben demedim, kendi planları ve yaptıkları böyle, Alkhoury de açıklıyor. Olan bu!

Şimdi buraya kadarki noktaları toparlarsak; ABD’nin Suriye hava sahasına ulaşması zaten sürüyor, buna engel yok. Ancak cümlenin diğer tarafıyla, ABD, tasını tarağını toplayıp, 900 askerini Suriye topraklarından çıkarmalıdır. SDG diye bir şey de yoktur; olan şey yapaydır. O silahlı grubun esası PKK terör örgütüdür. ABD bir terör örgütünü yıllardır beslemektedir. Vergi veren ABD vatandaşları bunun gerçek bilgisine ulaşmak isterler ise yetkililer onlara doğruyu söylerler mi, bu onların iç meselesidir.

Diğer kritik edilecek cümle: “Şiddetin çoğu, Esad rejimi ve Türkiye de dahil olmak üzere devlet aktörleri tarafından işleniyor.” Bu cümleden şunu mu anlamalıyız? Şiddet İran, Rusya, Türkiye, ülkenin kendisi Suriye’den geliyor ve ABD, müttefiki SDG (ki PKK terör örgütü) ile beraber halkı koruyor, böyle mi anlamalıyız? Şu anlamsızlığa bakar mısınız?

Bu da yetmiyor, Alkhoury’nin, “iyi ki İsrail var” dercesine sunduğu başka bir çarpık yaklaşımdan daha söz edelim. Bu ifade edeceklerimi “şiddet devlet aktörlerinden geliyor” ifadesiyle de birleştirerek değerlendirin lütfen. 

“Neyse ki İsrailliler, Suriye’deki en gelişmiş hava savunma sistemlerini kontrol eden Rusya ile diplomasi ve İsrail uçaklarının tehdit edilmesi durumunda Esad rejimine karşı kaba kuvvet kombinasyonu yoluyla Suriye hava sahasına erişimi güvence altına almanın gerçekten mümkün olduğunu kanıtladılar. Gevşek bir şekilde koordine edilen bir ABD ayrılışı, Suriye hava sahasına erişim konusunda diplomatik bir anlaşmaya varma olasılığını önemli ölçüde artıracak ve ABD, IŞİD’e karşı saldırılar düzenlerken rejim güçleri tarafından tehdit edilirse doğal bir kendini savunma hakkını elinde tutacaktır.”

Bu paragraf da bir itiraftır. Çarpıklığa bakın: ABD, IŞİD ile havadan mücadele ederken, Suriye devleti onlara engel olmaya kalkışır ise İsrail uçakları Esad’ın hava savunmasını vuracak! Bu şiddet değil mi? Bu demokratik, özgürlükçü, Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunan, egemen bir ülkeyi korumak isteyen ülkenin ileri sürebileceği bir argüman olabilir mi? Bu ABD’nin (ve İsrail’in) niyetinin net açıklamasıdır. Bu bölgedeki halkları ve vergi veren ABD vatandaşlarını bir aldatma biçimidir. 

ABD bugüne dek Suriye’de IŞİD ile mücadele ettiği kılıfını ileri sürmekte ve PKK/SDG’ye 1,3 milyar dolardan fazla kaynak aktardığını işaret etmektedir. Önceki ABD Başkanı Donald Trump şöyle söylemişti: “Bitsin artık bu aptalca savaş!”

Her şeye rağmen diyorum ki; ABD yetkilileri NATO üyesi Türkiye’ye güvensin, bu daha iyidir!

IŞİD dahil her türlü terör ile mücadele mi? Türkiye var. Suriye’ye havadan ulaşmak mı? Türkiye var. Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunmak ve buna göre politikalar geliştirmek mi? Türkiye var. Suriye halkını zulümden kurtarmak mı? Türkiye var. Bu aptalca savaşı sonlandırmak mı? Türkiye var. Suriye’yi yeniden ihya mı? Türkiye var.

Hem Suriye bir yana, Türkiye, aynı zamanda Irak’ın ve bu ülkede kurulan IKBY’nin güvencesidir de. Bölgede bu denli güçlü ve imkânı olan Türkiye neyinize ters geliyor, anlaşılır gibi değil!

Sanırım bu ABD için stratejik bir çözüm olur, hem güvenlik konusu da halledilebilir; yeter ki samimi olsunlar, insana hizmette gerçek sorumluluk içinde hareket etsinler.

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu


[1] Christopher AlkhouryAn Exit Strategy for Syria, The Case for Withdrawing U.S. Troops(Foreign Affairs), 10 Ekim 2022, Link: https://www.foreignaffairs.com/syria/exit-strategy-syria

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Yeniden Kiev

DİĞER YAZI

Enerji Merkezi ve Güvenliği

Politika 'ın son yazıları

Şam Sevicilik

Son günlerde Suriye ve Esad ile ilişkiler konusu gündemde yer alınca bu konuda yanlış anlaşılmaların olduğu

Beka

Beka gibi çok ciddi bir kavramı öyle çok basit görmeyelim! Hatta işi politika olanların bu gibi