AB’nin Ankara Ziyareti

192 Tıklama
8 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Dün AB Komisyon Başkanı Ursula Von Der Leyen ve AB Konsey Başkanı Charles Michel Ankara’daydı. Sadece kendileri açıklama yaptı, Türkiye tarafı kürsüye çıkmadı. Kısa açıklama daha sonradan Cumhurbaşkanlığı sözcüsünden geldi. Görüşme Mart ayı AB zirvesi ile yapılması kararlaştırılan şekilde cereyan etti. Amaç Brüksel’in Türkiye’den beklentilerinin bildirilmesiydi. Bu iki başkanın ifadesiyle Türkiye’ye bir “fırsat penceresi” sunuluyordu. Malum, Doğu Akdeniz ve Yunanistan menşeili sorunlardan dolayı ve Fransa’nın da köpürtmesiyle Türkiye’ye birtakım yaptırımlar uygulanması söz konusuydu. Buna göre şartların bildirilmesi karar başlanmıştı ve bu çerçevede Ankara ziyareti gerçekleşmiş oldu. Sonuçta AB Başkanları Türkiye’ye ev ödevi bırakıp gittiler. Eğer karne olumlu olur ise Haziran’da Türkiye ile görüşmelerini sürdürecekler. 

Daha önce şu minvalde yazdım, şöyle: Ey Avrupa, siz Türkiye’yi vaktiyle birliğe alsaydınız, ki Kömür Birliği, Ekonomik Topluluk iken de müracaatımız vardı, hem de herkesten önce, bugün bize parmak salladığınız konuların hiçbirisi olmazdı. Demek ki stratejik ve tarihi açılardan siz yanlış yaptınız. Yanlışınızın faturasını bugün Türkiye’ye biçmeyin!

İşte bu nedenle bana göre bu tip yaklaşımlar küçümseyici, tehditkâr, olumsuz, kendi stratejik ve tarihsel hatalarını Türkiye’ye dayatma olarak getiren bir tutum. Vatandaş olarak ben bunu kabul etmiyorum, adil değil. AB konusu sadece son on yılın meselesi değil. Kırk yıl önce, bilemediniz yirmi yıl önce, Türkiye AB üyesi olsaydı, bugün Yunanistan, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz sorunu mu olurdu, ekonomik ve gümrük konuları böyle AB çatısı dışında ayrıca mı konuşulurdu? Şimdi geliyor yeni memurlar, başkan da olsalar memur diyorum kusura bakmasınlar zira gelip geçiciler, ez cümle, Türkiye’ye bir fırsat penceresi adı altında şartlar ileri sürüyorlar.

Türkiye veya Almanya kırk yıl önce dünyadan kopuk yaşayabilir miydi? Bugün bu mümkün mü? Avrupa olmadan Türkiye, Türkiye olmadan Avrupa tam olur mu? Yarın her iki yapı birbirine daha da fazla muhtaçlık duymayacaklar mı? Ama birtakım şartlar ileri sürüp gidiyorlar. Bu yanlış bir tutum. Neden yanlış? “Avrupa’nın uluslar üstü kurumuyuz, özeliz, tıpkı kulüp gibiyiz, sizi kulübümüze istersek alırız, eğer bize katılmak istiyorsanız önce bölünün de gelin, örneğin nüfusunuz kırk milyon olursa bize daha uygundur, hatta kültürel değerlerinizden vazgeçin…” diyen bir akıl var, yarım asırdan bu yana bu böyle tezahür etti. 

Yaklaşım yaklaşık da olsa böyle olunca Türk milleti de birliğe girmekten soğuyor, samimi olamıyor. Yunanistan’a, Bulgaristan’a veya başkalarına sunulan imkanlardan önce Türkiye’nin hakkı olan bir konuda ulaşılan şu vaziyete bakın! Avrupa Birliği, Kutsal Rome Germen İmparatorluğu’nun yeni bir versiyonu mu? (Kendilerinden sesler öyle söylediği için soruyorum,) kulüp dedikleri gerçekten bir Hıristiyan Kulübü mü? Siz nasıl oluyor da bir oldubitti ile Güney Kıbrıs’ı birliğe dahil edersiniz? Adaletli bir yapıdan mı bahsediyorsunuz burada? Seksen altı milyon Türk’ün Avrupa sokaklarında serbest gezmesinden mi korkuyorsunuz?

İngiltere, Brexit ile birlikten ayrıldı. Bu AB projesi için önemli bir durum. Türk milleti bunu da not etti. Nasıl Avrupa Türkiye’yi kendine muhtaç görüyorsa, Türkiye de benzerini düşünüyor. Hatta aramız koparsa, bir daha bu mevcut seviyeye gelinmesi mümkün olmayabilir.

Basın toplantısında her iki başkan aynı çerçevede açıklama yaptı. Dört başlıkta görüşmeler oldu dediler. Bir, ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi; iki, küresel tehditler iklim değişikliği ve halk sağlığı; üç, halklar arasında etkileşimi artırmak; dört, göç meselesi. 

“İnsan hakları ve hukukun üstünlüğüne saygı AB için hayati,” dediler. Masum gibi bir ifade! Kim istemez insan haklarını ve hukuk üstünlüğünü? Yanlış nerede? Örneğin Suriye’de teröriste destek veren Fransa’ya diğer AB üyesi ülkeler neden hesap soramıyorlar? Peki dünkü ziyarette konular neler? Dikkatli bakın: “HDP’yi kapatma, Demirtaş’ı ve Kavala’yı serbest bırak, İstanbul Sözleşmesi’ne tekrar dön, tutuklu gazeteciler çıkar, Kıbrıs’ta federasyon tezini kabul et, KKTC diye bir iddiada bulunma, Yunan adalarındaki sığınmacıları ülkene al, düzensiz göçü Türkiye engellesin, Libya’dan çık…”

Gümrük Birliği Andlaşması konusunda ilerleme olur. Her iki tarafın da çıkarına ekonomik ve ticari bir konudur bu. İklim değişikliği meselesi de kolay görünüyor. İklim konusunda kredi ve ürün AB’den, uygulama Türkiye’den olacak gibi. Erasmus mesele değil zaten.

Avrupa, ABD’nin yeni Başkanı Joe Biden’ın rüzgarıyla hareket ediyor. ABD ve AB Türkiye’yi sıkıştırmanın peşindeler. Durum biraz sorunlu. En azından ben böyle değerlendiriyorum.

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Vatan, Vatansever, Vatandaş

DİĞER YAZI

Karadeniz’de Gerginlik ve Türkiye’de Siyaset

Politika 'ın son yazıları

Yeni-Rönesans

Küresel çapta önemli bir bariyeri aşmak üzereyken güçler arasındaki sürtüşmeleri çok doğru bir yere koyarak tartışmamız

Yeni Hakimiyet Mücadelesi

İnsanın hakimiyet mücadelesi bitmez. Belki de ilerlemenin yolu budur! Düşmanı ve kaynakları savaşla ele geçirme dönemi Soğuk

Neomedyeval Çağ

Yeni-Normalleşme mimarlarının hedefi neomedyeval düzendir. Bu konuyu yeterince özümsemeden geçersek, olup biten hakkında ne desek az