demokratik-guclenme
Demokratik Güçlenme

Vatan, Vatansever, Vatandaş

361 Tıklama
29 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Günlük siyasetin gerginlikleri bizleri önümüzdeki hedefleri ele geçirmekten alıkoyabilir. Aslında gerilememizi isteyenler için bu bulunmaz bir fırsat olarak da açıklanabilir. Çok geriliyor ve keskinleşiyoruz. Bunun en temel mantığıyla açıklamasını içimizden yapmamız gerekiyor. Üstelik küreselleşmenin getirdiği bir takım yeni tartışma konuları da olacak, bunları doğru şekilde algılamamız gerekecektir. Bu yazıda sizlere açıklaması zor bir konu halindeki yapay ayrımları ortadan kaldırmakla ilgili değerlendirmelerimi açıklamak istiyorum.

Bugün genel politikalar daha çok küreselleşmeci (globalism) ve uluslararası sistemle alakalı (internationalism) şekilde sürdürülmektedir. Her ikisi de hegemonik güçlerin politikalarıyla gücü daha az veya kullanmada eksiği olanları olumsuz etkilemektedir. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri (ABD) içindeki hâkim güçleri bugün küreselci bir anlayışla anıyoruz, ama diğer yandan tanımlarken buna “Amerikan Enternasyonalizmi” de diyoruz. 

Hegemonik güçlerin ortak tarafı, yönetebilecekleri coğrafyalarda hakimiyet kurmakla ilgilidir. Bölmek, parçalamak, zayıflatmak, sömürmek, gibi sonuçları elde etmek için rekabet ederler. Varsa imkanları ülkelerin içerisindeki yapılarla oynarlar. Büyük güçler kendi düşmanlarıyla karşı karşıya gelmekten kaçınırlar, üçüncü ülkeleri gri alanlar olarak değerlendirirler ve rekabetlerini buralarda sürdürürler. 

Büyük güçler hedefleri, stratejileri ve doktrinleri belli şekilde nüfuz alanlarına yönelirler. Sahada kısaca ne varsa, ele geçirmek isterler. Eğer güçlü olanların amaçları ülkelerin direnç noktalarını kırmakla ve değer verilen anlayışlarını zayıflatmakla ilgiliyse, bunu gecikmeksizin yaparlar. Demokrasi, politika, ittifak diye çıkıp geliyorlarsa bunların bir manası vardır, biliyoruz değip geçmemek gerekir. Komşu deyip geliyorlarsa bunun bir manası vardır, tanıyoruz deyip geçmemek gerekir. Bakın bunlar yumuşak (soft) güç konularıdır. Bugün büyük güçlerin, örneğin ABD, Rusya ve Çin’in, uyguladıkları doktrinler şunlardır: 

  • ABD: Petraeus Doktrini (COIN, kontrgerilla). Bu doktrin modernize edilmiş Arabistanlı Lawrence türünden faaliyetleri kapsar. ABD ordu talimnamesi FM 3-24 ile uygulanır. 
  • Rusya: Ulus dışı araçların rolünü belirten ve Gerasimov Doktrini olarak isimlendirilen politik ve stratejik hedeflere ulaşma yöntemidir. 2013 yılında, Military-Industrial Courier’da bir makalesi yayımlanan Genelkurmay Başkanı ve Savunma Bakan Yardımcısı Valery Gerasimov tarafından ortaya konmuştur. 
  • Çin: 1999’da iki Çinli askeri analist, Düzensiz Savaş operasyonlarının Çince versiyonunu yayınladı ve buna Sınırsız Savaş adını verdi. Albay Qiao Liang ve Albay Wang Xiangsui Sınırsız Savaş’ın teorisyenleridir.

Bu doktrinler sahaya sürülen sadece paralı askerler, gerillalar, teröristlerle ilgili değildir. Sahada var olan veya yeni yaratılan ve kullanılan sosyal, siyasal, ekonomik, ticari, vs. yakınlıkları istismarla da ilgilidir.

Çok ilginçtir, özellikle ABD’nin son seçimlerinden sonra daha da belirginleşti, ülkeler kendi rejimlerini ve demokrasilerini güvence altına almak için ayrıca gayret sarf etmek durumunda kalacağı bir döneme girmiştir. Zira ABD (ve Avrupa) bundan böyle “Batı tipi kapitalizm” diyorken, buna bir ilavede bulunmuş ve “Batı tipi kapitalizm ve demokrasi” demeye başlamıştır. Bunun etkisi değişik ülkeler için siyasette ABD muhalefeti anlamına gelir.

Hegemonik güçlerin ihmalkâr davranmaları söz konusu değildir ve güçlerini dünyanın diğer taraflarından almaktır. Öyleyse ülkeler kendi vatanlarını korumak ve geliştirmekle ilgilenirlerken, diğer yandan komşularıyla ve hegemon güçlerle büyük bir mücadele içinde olmak durumunda kalırlar.

İlgilendiğimiz kavramlar vatan (homeland), vatansever (patriotic) ve vatandaş (citizen) idi. Vatan sözcüğü Türkçe’ye Arapça’dan girmiş ve ülke (country) anlamındadır. Vatan’ın öz Türkçe’si yurt (ev) demektir. Her üç süzcük de devlet (state) ile ilgilidir. Devlet politik bir organizasyondur ve sınırları belirli bir ülkede halkların (public) egemen (sovereign) yaşamak için oluşturduğu tüzel varlıktır. (Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kapısında da yazar: Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir! Atatürk’ün bu veciz ifadesi bize neleri hatırlatıyor: Egemenlik, Millet, Vatandaş, Vatan, Ülke… Bunun için vatansever olmak şart diyor.)

Vatan haini ne anlama gelir? Vatanına, milletine, devletine, egemenliklerine ve hepsinin geleceğine (bekasına) karşı eylemde bulunmaktır. Terör, bölücülük, ayrılıkçılık, fiziki, sanal ve ekonomik saldırganlık, başka ülkelerin casusu ve etki ajanı olmak, işbirlikçilik yapmak, değişik çıkar alanlarında imkan vermek, gibi fiiller hainlik olarak tanımlanır. Hainlik bazen hukuken tarif edilir, bazen de anlayış gereği ifade edilir.

İhanete dair olan suç isnatlarında terör, casusluk, yıkıcılık, bölücülük gibi konuların dış bağlantıları önem arz eder. Ancak Joe Biden yönetimi ile de belirginleşen “Batı tipi kapitalizm ve demokrasi” ifadesinden dolayı ülkeler için hemen her alandaki dış irtibatların incelemeye alınması hususu dikkat çekici olarak gündemdedir. Bu durum hukukçuların da yeni çalışma alanı olacaktır.

Peki devlet anlayışı küreselleşme gereği farklı tüzel kişiliklerle ilişkileri gerektirirse toplumların vatanseverlere mi vatandaşlara mı ihtiyacı olur? Bu tartışma büyük ölçüde felsefe platformlarında devletin fonksiyonunun azalması, liberal demokrasinin delişmesi, hatta konunun neo-liberalizm ve post-demokrasi kavramlarıyla beraber ele alınması, küresel mega-kent ağ (network) düzenekleriyle yeni-fonksiyonel yaşam alanlarının hizmete konması, gibi başlıklar altında sürmektedir.

ABD başta muhafazakar kanat ulus devlet sistemini, uluslararası sistemi savunmaktadır. Türk kültüründe ise devlet esas olduğundan bu kapsamdaki tartışmalar için daha muhafazakar bir anlayış hakimdir.

Bu genel ifadelerden sonra incelemeyi derinleştirebiliriz. Hangi milletin veya kültürün vatan algısı nasıldır? Örnekler verelim ve farkları inceleyelim. İki şekilde açıklayacağız. İlki, bilinen manadaki tarif üzerine, ikincisi ise küreselleşme etkisiyle beraber kapsayıcılıkla neler söylenebilir şeklinde olacak.

Avrupa milletlerine bakın. Vatan; kan, kültür, çıkar, ırk, gibi çok çeşitli nedenlerle kıyasıya rekabet sonucunda elde edilmiş ve anlaşmalarla sabitlenmiş coğrafya parçalarıdır. Bugün Avrupalılar için vatanseverliğin bir anlamı vardır ki bu dünyanın diğer taraflarındakinden farklıdır.

Bugün Avrupa ülkeleri bir birlik inşa ettiler. Devletlerin belli fonksiyonlarını üst yapı olan birlik ile birleştirdiler. Küresel yapı içinde bu birliğin kendi kültürü ile benzersiz bir çaba içindeler. Germenler ve Franklar bu birliğin motoru durumundadır. Peşinden İtalyanlar ve İspanyollar gelmektedir. Ancak bu coğrafyada görünmez küresel güçleri dikkatli bakınca anlamak mümkündür.

Birleşik Krallık (biz İngiltere diyoruz) yakın zamanda Avrupa Birliği’nden ayrıldı (Brexit). İngilizler için vatanseverlik klasik dönemdeki gibi bugün devam ediyor. Ama onlar da eski sömürgelerinden kurulu İngiliz Milletler Topluluğu ile küresel bir dokuyu geliştirmenin peşindeler.

Japonlara bakın, vatanları bir adayla sınırlıdır. XVI. Asırdan itibaren derebeylerin idareyi ele alma girişimleri acımasızca çok kan dökmüştür. Vatanlarını geliştirmek için fazla sayıda girişimleri olduysa da tarih onlara bu imkânı tanımamıştır. Bugün Japonlar için vatanseverliğin bir anlamı vardır ki bu dünyanın diğer taraflarındakinden farklıdır.

Amerika’ya bakın, kökeninde istilacılar, korsanlar, sömürgeciler vardır ve değerler bakımından bir kazanç elde etmek ilk amaçtır. Amerika kıtasına çıkıp, yerlileri ortadan kaldırıp, buraya vatan haline getirene dek bir sürü olay yaşamışlar ve sonunda konsensüsle özgün bir ülke olmayı biçimlendirebilmişlerdir. Bugün Amerikalılar için dahi vatanseverliğin bir anlamı vardır ki bu dünyanın diğer taraflarındakinden farklıdır. Amerikan vatanseverleri evlerinin kapılarına önemli zamanlar için bayrak asmaktadırlar.

Günümüzde siyaseten vatanseverlik kavramı Amerika’da küresel güçlerin beklentilerine göre başka bir şekle sokulmak istenmektedir. Zaman bunu gerektiriyor! Son ABD başkanlık seçimlerinde bunu alenen gördük. Muhafazakâr, Cumhuriyetçi siyasi tabana göre kendilerini konumlandırmış kesim, ki daha çok Protestan ve beyaz Amerikalı olarak işaret edilebilir (WASP), onlara, “seçim zamanı oyunu ver ama vatan artık dünya yüzeyidir, mevcut konumundan dolayı kaygılanma, asker ihtiyacımız için bundan böyle çok fazla seçeneğimiz var,” dendi.

Özellikle küreselci politik anlayıştakiler bugün vatanseverliğin güncel yaşama dönük sertliğini veya tutuculuğunu törpülemekle ilgileniyorlar. Birleşik Devletler’de Demokrat Liberaller, “tamam vatansever olun ama bize de oy verin, bu sizin için daha iyidir,” diyorlar. Anlaşılan vatanseverlerin ulusalcı ve muhafazakâr yaklaşımının kendileri için bir engel olmasının önüne geçmeyi şimdiden hedeflemiş durumdalar.

Körfez’deki Emirliklere bakın. Bugün bile kökenlerindeki o kabile organizasyonunun ötesinde değillerdir. Emirliklerde başkalarının tanıdığı imkanlara, genel olarak XX. Asırdan itibaren sadece İngilizler idi bugün hem İngilizlere hem de Amerikalılara, yaslanarak yaşamak vardır. Modern dönemde petrole dayalı şirket gibi düşünülerek ülke haline dönüştürülmüşlerdir. Bugün Körfez ülkeleri için vatanseverliğin bir anlamı vardır ki bu dünyanın diğer taraflarındakinden farklıdır.

Yahudilere değinmeden geçemeyiz. Kendi oluşturdukları bir kültürden bahsedebiliriz. Öyle ki dini ve ırki temelli, sadece kendilerine has bir politika ve ideal var. Her dönemde kendileri için biz farklıyız dediler; onlara dışarıdan bakanlar da farklı olduklarını düşündüler. Bugün Orta Doğu’da kadim topraklarda kendi ideallerine dayalı biçimde genişlemek için projeleri ve gayretleri var. Bugün kimsenin gözünün yaşına bakmıyorlar ve kural, hukuk tanımıyorlar. Vatan dedikleri coğrafyayı idealleriyle belirlemiş haldeler. Ama burada ifade etmek istediğim bu değil. Aslen Yahudiler tüm dünyayı idare eden olmakla ilgileniyorlar, sert ve yumuşak güç unsurlarıyla beraber düşünün. Küresel idealler uygulanabilir bir potansiyele erişince, ulus üstü düşüncelerle, kendilerine, başkaları için çok açık ifade edilemeyecek türden bir kurgu geliştirdiler. Yahudiler için küresel vatanseverlik gelişme imkânı buldu.

Aklınıza başka coğrafyalar, başka milletler geliyordur. Her birinin kendi kökenine, yapısına, kastına, imkanına, vs. biçimde gerçekleşmiş bir vatan ve vatanseverlik anlatımı vardır.

Türk milletine has bir biçimde ifade ediyorum, vatan/yurt, sınırları kanla çizilmiş, imar edilen ve adaletle yönetilen ülkedir. Ülke, kara, deniz ve üzerindeki havadan oluşan coğrafya parçasıdır. (Görüldüğü gibi ülke kavramı kara parçasının ötesinde zaten denizleri ve hava sahasını kapsar.) Bugün Türk milleti için vatanseverliğin belli bir anlamı vardır ki kültürel dokuya işlemiş haldedir ve dünyanın diğer taraflarındakinden farklıdır.

Türk milletine ilişkin vatan sadece bugünkü Türkiye Cumhuriyeti topraklarından ibaret değildir. Mesele Türklük ise Kamçatka’dan Hindistan’a, Orta Avrupa’dan Çin’e kadar Türk vatanıdır. Bugün bu Avrasya’ya yayılmış geniş coğrafyada Türklük kâh ulus devlettir kâh ideal. Ama bir de Müslüman inancı ile bütünleşmiş bir coğrafya vardır, esasen adaleti idealize eder. Birleştirilince Türk için vatan kavramı diğer milletlerinkinden faklıdır. Ancak küresel düşüncelerin geliştiği bu zaman aralığında diğer milletler, Yahudiler, Avrupalılar, Amerikalılar, hatta Avrasya’da Rusya, Orta Doğu’daki Emirlikler, yaklaşık aynı kapıya çıkan düşüncelerle birlik halinde hareket ederler, Türk’ün ufkunun gelişmemesi için el birliği içindedirler.

Biliniyor ama öncelikle vurgulamakta yarar var, Türkiye zor bir coğrafyada konumlanmıştır. Komşuları sorunludur. Büyük güçlerin hedeflerine göre uygulanan doktrinler çerçevesinde etkilenmemek güçleşmektedir. Dolayısıyla herkesten, diğer bütün coğrafyalardan daha dinamik olmak zorunluluğu vardır.

Soğuk Savaş (1947-91) zamanı ve sonrasında yoğunlaştı, değişik ayrılıklar, terör, politik çalkantılar yaşandı. Kanunlar devleti korumak için belli tanımlar yaptı. Ancak herseye rağmen sorunlar bitmedi.

Yeni gelişen akımlar neyi getirecek? Eğer ABD’deki küresel dalga bütün dünya dinamiklerini etkiler ise (Fransız İhtilali’nde ulusçuluk akımları çıkmıştı ve dünya sahnesi bunun rüzgarı etkisinde kalmıştı, tıpkı bunun gibi) ülkemiz, devletimiz ve vatandaşlarımız da bundan etkilenecektir. Burada gelişmeleri doğru okumak esastır. İçeriye etki eden düşünce akımlarının yaratacağı tartışmaları doğru zeminlerde ve olgunlukla yapmak gerekir. Neticede Türkiye’de vatan ve devlet gibi kavramlar daha başka türlü algılanır, ifade etmiştim.

Türkiye gibi bir ülke ve kadim kültür, gelişen küresel akımlardan nasıl etkileniyor? Bizler kendimize “asker milletiz” diyoruz. Bakınız, kökenimiz ve vatanseverliğimiz çok belirgin bir çizgi oluşturuyor. Savaşlar kazanıyoruz. En zor günlerimizde birlik beraberlikle asıl düşmana karşı koymak için canımızı siper etmekten kaçınmıyoruz.

Bugünkü küresel rekabet ortamında bütün fikirler ve girişimler tartışma içinde kabul edilebilecek konulardır. Bu ayrımları göremeyenler ve illa bir taraf olmalıyım diye düşünenler için sonradan eğer bir istismar söz konusu olacak ise işte tam bu noktada bilinçli hareket etmek gerektiği hatırlatılır. Bu bilinç halkın politikayla olan ilişkisini de düzenlemelidir. Zira bu aziz vatan bize aittir, dünyadan dış etkiler mümkündür, ama başkalarının kullandığı aparat olmak haliyle sorunludur. Çıkarcılık var deniyorsa bunun da bir vicdani sınırı olmak zorundadır.

Bugün Türkiye’de farklı düşünceleri savunsa da herkes vatanseverdir (elbette hainler hariç). Buna kökenle ve inançla ilgili belirgin konuları da ekleyerek, “yeryüzünde adaletin temsilcisi (veya kılıcı) Türk milletidir,” diye düşünen bir ideal düşünce ortaya çıkmaktadır. Türk milleti için bilinen idealin tarifi “Kızılelma” tanımıyla vücut bulur. Diğer açıklama ile Türk milletinin dünyada bir medeniyet tarifi ve anlayışı vardır, bu emperyalizme (her türlüsüne) karşı bir anlayıştır.

Günümüzde savaşlar ilan edilip yapılmıyor. Savaşlar barış şartlarındayken ve gri bölgeler içinde dolaylı biçimlerde gerçekleştiriliyor. En başta doktrinlerden bu nedenle bahsettim. Dolayısıyla terörist, teröristle iltisaklı veya düşmanın ajanı olan her kim ise bunlar hain kabul edilir. Hukuken bunun yolu nerelerde işletilir, ayrı tartışma konusudur. Diğer yandan “dış irtibat” meselesinin yelpazesinin genişliği de devletin önünde yeni bir araştırma konusudur.

Diğer taraftan politik yelpazede ne tür fikre sahip olursa olsun, hangi uluslararası veya küresel fikre yakın olursa olsun, bu ülkenin kurucusu ve sahibi konumundaki istisnasız herkes vatanseverdir. Buradan vatandaş tanımı ortaya çıkar ki ülkenin anayasal ve hukuksal sisteminin sürdürülmesi vatandaşın omuzlarındadır.

O halde bugünün siyasetinde kendini “küresel vatandaş” olarak görenlerle ilgili yeni bir sayfa açılmıştır. Bu durum ne getirir ne götürür?

Karışıklıklar yok mu? Tartışmaların derinleşmesine kimler seviniyor? Türkiye’nin zayıflamasını isteyen terör örgütleri, maşalar, o aparatları yönlendiren ülkeler ve güçler sevinen taraf değil mi? Yani düşmanlarımızın ekmeğine yağ sürenler kimler? Elbette her bir ihlalde, hatada, örgütlü harekette hukuk görevini yapar, devlet kendini güvene almak için reaksiyon gösterir. Ancak mesele bunun biraz daha ötesindedir, “önce vatan” diyenler birbirlerine mi düşmekteler? Bu nasıl kabul edilebilir? Bu akıl karışıklığı nereden kaynaklanıyor? Bizler bütün bunları yakın tarihimizde tecrübe etmedik mi?

Nedir bu yapay ayrımcılık? Hepsi Türkiye’den ibaret değil mi? Örneğin Yahudiler birlik içinde oldukları için ideallerine ulaşmak açısından “başarılı” değiller mi? Türkiye’de bütün eksenlerdekiler her şartta birleşirler ise güçlü olan bir yapı ortaya çıkmaz mı? Acaba bu güçlü yapı ortaya çıkmasın isteyenler mi faaliyet içindeler? Bu güçlü yapı dünyada milli iradeyle, egemen bir ülkenin vatandaşı olarak, refahı ve güvenliği için sağlam rekabet eden taraf olamaz mı? 

İşte bugün “Türkiye Cumhuriyeti için vatanseverlik kavramı neyi öncelikli görüyor” diye sormamız gerekiyor. Mücadeleyi çok güçlü hale getirmenin bir anlatımı olmalı! Bu her hâlükârda geçmişten geleceğe bir bağı sağlamlaştırmalı, ama günümüze uyarlanmış halde ifade edilmelidir. Acaba siyaseti bilmekle ilgili bir eksiklik mi var? Hayır. Gerekli potansiyel de kültür de inanç da hedef de mevcuttur. (Bu ifadeyi Atatürk’ün “… muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur!” şeklinde ifade edebilirsiniz.) 

O halde ülkece eldeki her kaynağı birleştirecek kapsayıcı yaklaşımı göstermek ve görmek gerekmektedir. Bu noktada siyaset ile tarihi misyon arasındaki bağı yakalayamayan belli kesimlerde anlayış eksikliği veya tereddüt var ise bunun tamiri ve tamamlanması gerekmektedir. Türkiye Cumhuriyeti için bugün temel vatansever yaklaşım bu olmalıdır. Bu tarifle vatandaşın görevi bilinçli olmak, işini gücünü geliştirmek ve geleceği için yatırım yapmaktır. Çünkü bu yaşadığımız coğrafya oldukça acımasızdır. Anlayış ve çaba böyle olursa ülke bir muasır medeniyet, ideal ise küresel etkili halde olur. Savunmayla beraber, memleketi üreten askerlerle geliştirmek mümkündür.

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Ukrayna Krizi’ne Stratejik Bakış

DİĞER YAZI

AB’nin Ankara Ziyareti

Politika 'ın son yazıları

NATO’dan İleri

Sonsuz Savaş fikrinin sonsuza uzanan mantığı olan, sürekli yenilenen, bugün yeni bir vizyonu olan NATO örgütünden