Karadeniz’de Gerginlik ve Türkiye’de Siyaset

118 Tıklama
18 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Son dönemde ülkemizde, “kim hangi safta duruyor,” diye sorulur oldu. “Hepimiz biriz,” diyorum sürekli. Ama yine de bir kutuplaşma var. Bu kutuplaşmayı tarif etmekte zorlananlar da yok değil. Bu kutuplaşma fikirsel ölçüde kalmıyor, bazen siyasette sertleşerek ve hatta eyleme dönüştürmek suretiyle gerginliği artırmak isteyenler çıkmıyor değil. Hani siyaset diyoruz ya, buradan yola çıkın, iktidar mücadelesinin o bilinen dinamikleri ve rekabet şartları kendiliğinden oluşuyor ve aynı zamanda olumsuz bir sürü zıtlık meydana geliyor, bunları görebiliyoruz. Halbuki milletçe bir noktaya odaklanmamız gerekiyor. Çünkü zamanımızda çözüm yolları çok zor bir evrede duruyor; küresel çapta büyük bir sorun içerisindeyiz.

Şuradan başlayayım, Ruslar ve Avrupalılar Osmanlı İmparatorluğu için “hasta adam” yakıştırmasını yapsalar da koca bir devletti neticede. Ama ne oldu? Girmemesi gereken bir Dünya Savaşı’na sokuldu. Nasıl? İttihat ve Terakki Fırkası taraftarları ve bizatihi Enver Paşa’nın girişimleriyle oldu bu. Onlar elbette ülke için, Osmanlı için, bunun bir çözüm olduğunu düşündüler. Ama düşündükleri çıkmadı. Ülke bir sürü cephede savaştı. Memleketin çocuk yaşta Mehmetçikleri şehadete göçtü. Sonuçta yine mağlup ülkeler safında muamele gördük. Sevr imzalandı… (Ben bu konuları yakın zamanda Karadeniz Stratejisi başlıklı yazımda ele almıştım, geniş biçimde buradan da okuyabilirsiniz.)

İkinci Dünya Savaşı’na girmemek için çok uğraş verildi. Belki savaşa girmedik, Mehmetçiklerimizi kaybetmedik. Ama ülke Dünya Savaşı’nın ekonomik, sosyal, siyasal, vs. birçok olumsuz sonucuna maruz kaldı. Dahası var, İkinci Dünya Savaşı’nın galibi Komünist Sovyetler Birliği Türkiye’den toprak ve Boğazlar’ın idaresini istedi. Neticede Türkiye NATO’ya girmek zorunda kaldı.

Bu iki Dünya Savaşı ne tür bir yarılma yarattı? Hesap edin, bu dünyanın en büyük güçleri bu savaşlarda iki taraf halindeydi. Türkiye, Rusya cephesinin güneyindeydi, Karadeniz ve Boğazlar tıpkı bugünkü gibi önemli olmuştu. Rusya tarafı ile Avrupa ve Amerika tarafı Türkiye sınırlarında gerilimler yaşıyorlardı, hatta savaş yapıyorlardı. Soğuk Savaş hep bu gerilimle geçti.

Bunları niye hatırlattım? Bugün Atlantik ve Avrasya arasında derin bir sorun yaşanıyor. Harekât alanı Baltık, Doğu Avrupa, Balkanlar hattı üzerinde, Ukrayna ve Belarus en önemli noktalar, hatta gerilim Ukrayna zerine yoğunlaşmış halde, Karadeniz ve Türk Boğazları tıpkı Dünya Savaşları’nda olduğu gibi kilit konumunda, her iki taraf Türkiye’yi kendi safına çekmek istiyor. (Ukrayna Krizi’ne Stratejik Bakış başlıklı yazımı okumanızı isterim çünkü tam da bu amaçla yazdım. Yazının alt başlıkları şunlar; ABD Stratejisi, Akıllı Güç Uygulaması, NATO Tatbikatı ve Türkiye, Rus Doktrini, Stratejik Sonuç.)

Ve bizler bu günlerde Atlantikçilik, Avrasyacılık, NATO’culuk, Amerikancılık, Avrupacılık, Çincilik, Rusçuluk, vs. her nasıl anlıyorsanız, iki taraflı bir bakış açısına sahip olduk, tartışıyoruz. Bu arada Montrö Andlaşması’nın tartışılıp tartışılmaması ile Karadeniz’de barış ve güvenlik meselesi de var.

Nasıl bir durumdayız? Birinci Dünya Savaşı zamanında ittifak devletlerinden yana mı, yoksa itilaf devletlerinden mi; İkinci Dünya Savaşı zamanında müttefik devletlerinden yana mı, yoksa miğver devletlerinden mi olacaksın, şeklinde sorular vardı. 

Bugün için daha çok Ukrayna ve Karadeniz bölgesine sıkışan sorunda Türkiye’ye soruluyor: NATO müttefiki olarak Atlantik (Avrupa ve Amerika) ile birlikte mi hareket edeceksin, Rusya yanında mı olacaksın (Avrasyacı mı olacaksın), yoksa bağımsız kalıp arada ezilmeyi mi tercih edeceksin?

Putin’e “katil” demeyi seçen Joe Biden yönetime gelir gelmez dünyada net bir biçimde Rusya’ya yönelik tavır alındı. (ABD’nin İki Ayaklı Stratejisi ve Biden Putin’e ‘Katil’ Dedi başlıklı makalelerimi okuyabilirsiniz.) ABD,”müttefiklerimizle beraberiz,” Rusya ise “Avrupa Biden’ın politikasına kolay teslim oldu,” dedi. 

Ukrayna Devlet Başkanı savaş hazırlıklarına başladı, sonuçta Donbas ve Kırım meseleleri masada. Ukrayna’yı Biden teşvik etti. Ukrayna NATO’ya girmenin eşiğinde. NATO ziyaretlerine başladı bile. ABD, Dedeağaç’a asker intikal ettirdi. Defender Europe-21 Tatbikatı önümüzdeki günlerde başlayacak. Buradan anlaşılan haziran ayı sorunlu!

Rusya caydırıcı pozisyonlarını devreye koydu, stratejik intikaller yapıyor, harbe hazırlık seviyelerini artırdı, Ukrayna sınırına asker yığdı, yeni stratejik silah denemeleri yapıyor ve diplomasi dilini açıkça NATO’ya meydan okumaya doğru kullanıyor.

Tam da bu zamana rastlayan zamanda peşi sıra iç tartışmalara döndük. Acaba tesadüf mü?

AB Başkanları Ursula Von Der Leyen ve Charles Michel Ankara’yı ziyaret ettiler ve ABD gibi Avrupa da Türkiye’ye yaptırım uygulamak konusunda baskısını sürdürüyor. Atlantik’in Türkiye’yi birtakım konularda sıkıştırmak istediği ve psikolojik baskı uyguladıkları görülüyor. (AB’nin Ankara Ziyareti başlıklı yazımı okuyabilirsiniz.)

Arada NATO üyesi olan ancak bugünlerde Rusya ile iyi ilişkiler içinde olan bir Türkiye var. ABD, Rusya Devlet Başkanı Putin ile Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “otoriter”; özellikle Türkiye’ye “demokrasi ve insan haklarına göre hareket” diyor. Dahası da var, Türkiye’de muhalefetle iktidarı değiştirmek istediklerini açıkça ifade ediyorlar. (ABD Milli Güvenlik Stratejisi ve Küresel Devrim başlıklı makalemde çok önemli başka bir yerde bulamayacağınız özgünlükte açıklamalar yaptım, rehber niteliğinde bir okumadır.)

Rusya ABD’nin Ulusal Güvenlik Stratejisi dokümanına göre düşman! O zaman Türkiye için gösterilen bütün bu çaba niye? Rusya ve ABD için Türkiye kazanılması gereken, yani gri bölgedeki, rengi siyah veya beyaz olarak belirginleşmesi gereken türden bir ülke. ABD, Türkiye’de iktidarı değiştirirse yoluna devam edecek, bunu kolay görüyor. Rusya ise özellikle Putin ve Erdoğan yakınlaşması neticesinde birlikte hareket etmek istiyor. (Gri Bölge konusu önemli, çok tekrarladım, en son yazdığım Türkiye’nin Gri Bölge Planı ve ABD Gözüyle Akdeniz Değerlendirmesi yazılarını okumanızı tavsiye ederim.)

Bu arada her iki kutbun siber güçleri devrede. Medya, sosyal medya, siber saldırılar, bilgi harbi ve propaganda yapılıyor. Bunların etkisiyle post-truth’a (gerçeklik ötesi uygulamalarına) kimler alet olmuyorlar ki? (Bu konudaki Geçeklik Algısındaki Değişim başlıklı yazıyı okuyabilirsiniz.)

Gelelim Türkiye’de iç meselelere, kutuplaşmalara. İfade ettiğim gibi jeopolitik olarak belirgin bir kutuplaşma var, Türkiye’de de safları belirginleştirme süreci içinde büyük bir iç tartışma dönemi yaşanıyor. Amerika (ve Avrupa), Türkiye’de “muhalefet” derken kimleri destekliyor? Millet İttifakı’na bağlı siyasi partiler ve sempatizanları, STK’lar, HDP, Atlantikçiler, buna dayalı medya ve sosyal medya kullanıcıları… Bunun farkında olup “millet iradesi” vurgusu yapan Cumhur İttifakı’na bağlı siyasi partiler ve sempatizanları, STK’lar, buna dayalı medya ve sosyal medya kullanıcıları konumlanmış halde. Rusya ne yapıyor olabilir? Kendine yakın kesimleri kullanarak, ki Avrasyacılar, STK’lar, buna başlı medya ve sosyal medya kullanıcıları buna dahildir, gri bölge savaşını kazanmak ister. Demek ki iç tartışma siyasi alanı tamamen kaplamış durumdadır. Hatta FETÖ ve PKK terör örgütleri de kendilerine vazife çıkararak bu iç meseleye gri bölge aparatı olarak dahil olmaktadırlar. Milletin aklının karışıklığı da bundandır.

Sizler ülkede son yaşanan olayları bu çerçevede bir daha gözden geçirin, kim nerede saf tutuyor ve ne yapmak istiyor, daha net sonuç çıkarabilirsiniz.

Başta ABD ve Rusya, bunlara eklemlenen güçler, Ukrayna üzerinden bir küresel gerilim içinde ve Türkiye ara noktadadır, gri ülke durumundadır, zamanında Dünya Savaşları döneminde alınan derslere dayalı hareket etmek niyetindedir. 

Şimdi bu aziz milletin bir ferdi olarak kendinizi yoklayın ve öyle cevap verin: Sizce Türkiye ne yapmalı? Ukrayna ve Rusya, Karadeniz’de bir savaşa girerse, ABD, Avrupa, Kanada, NATO Ukrayna’yı desteklerse, sahildar olmayan ülkeler Karadeniz’e savaş gemisi sokmak isterlerse, Montrö Andlaşması gereği ne yapılmalıdır? Türkiye’nin dahil olmadığı bir savaşa göre mi Karadeniz’deki savaş gemileri rejimi tatbik edilmelidir? Yoksa Türkiye’nin taraf olduğu bir savaşa göre mi Boğazlar savaş gemilerine açılmalıdır? Siz ne diyorsunuz bu milletin bir ferdi olarak? Daha başka sorayım, İttihatçılar gibi davranmak ister misiniz? İtilafçı mı, ittifakçı mı olmak istersiniz? Müttefiklerden mi, miğver devlet mi olmak istersiniz? 

Cevaplaması zor değil mi? Bakın bu konular benim bildiğim türdendir. Fikrim yok değil. Ama bu ülkede siyaset kurumları, iktidar, muhalefet, devlet, bürokrasi, bakanlıklar var. Bütün bunlar meşru zeminlerde ve bir sistem bütünlüğü içinde aralarındaki meseleleri çözsünler. Geleceğimiz için doğru kararlar verilsin. Baskıcı olmak (zaten dışarında önemli bir baskı var) zarar verir. Dışarıdaki meseleye odaklanacağımıza iç çatışmalarla meşgul olmak bizi diri yapmaz, daha kolay lokma haline getirir. (Birkaç gün önce Vatan, Vatansever, Vatandaşbaşlıklı yazımı bu minvalde yazdım, bakabilirsiniz.)

Bana soruyorsunuz, “Amiraller meselesi nedir?” diye. Başka soru “Montrö ne olacak?” diye. Yine soruyorsunuz, “Kanal konusunda ne düşünüyorsunuz?” diye. Yaptığım açıklamalara bakıp siz söyleyin benim ne düşünmüş olabileceğimi. Ben her daim insan, ülke, devlet, millet, demokrasi, adalet, asker, sorumluluk, güven, görev, meşruiyet, barış, güvenlik, refah, ekonomi, istikrar, kalkınma, huzur, gelecek, birlik, beraberlik, diyorum. Kim böyle demiyor ki? Bu yeterlidir zannediyorum. 

Şimdi gelelim işimize! Savaş çıkar mı? ABD ve Rusya karşı karşıya gelmez, rekabet, gerginlik vs. olur. Ukrayna meselesi bu ülkenin NATO üyesi olmasına dönük gelişir. Rus ordusu gövde gösterisine devam eder. Hani olur ya bir kaza, bu büyüyerek Rus ordusunun Donbas’ta ilerlemesine sebep olabilir. Türkiye bu gerilimde geride kalır ama Ukrayna’nın NATO’ya dahil olmasına Brüksel’de evet der. Bütün bunlar küresel etkisi olan ancak, aslen bölgesel güvenliği ve politikaları derinden sarsıcı etkiler yaratacak önemde hadiseler olarak gelişir. Karadeniz’de (ve Doğu Avrupa’da) uzun sürecek bir gerginlik dönemine girildi demek daha doğru olur.

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

AB’nin Ankara Ziyareti

DİĞER YAZI

Dersler

Politika 'ın son yazıları

Dersler

Bugün Rusya ve ABD arasında Karadeniz merkezli derin bir sorun yaşanıyor. Bu sorunda kazançlı çıkmak amacıyla

AB’nin Ankara Ziyareti

Dün AB Komisyon Başkanı Ursula Von Der Leyen ve AB Konsey Başkanı Charles Michel Ankara’daydı. Sadece

Vatan, Vatansever, Vatandaş

Günlük siyasetin gerginlikleri bizleri önümüzdeki hedefleri ele geçirmekten alıkoyabilir. Aslında gerilememizi isteyenler için bu bulunmaz bir