Karadeniz Stratejisi

4 Nisan 2021
Okuyucu

Stratejik bakışla ilgilenmekteyiz. Bugün Ukrayna meselesine ilave olarak politik manada da tartışılan çeşitli konular var. Sonuçta Karadeniz ve Boğazlar konuları Türkiye için bilinmedik değildir. Türkiye, bugünün tartışmaları ve gerginlikleri karşısında ne şekilde hareket edeceğini belirginleştirmek adına, yeterince tecrübeye sahiptir. Konuyu gözden geçirelim ve önerilerimizi ortaya koyalım.

Karadeniz, imparatorluk döneminde Rusya için “sıcak denizler” dediği bir coğrafyanın çıkış kapısıdır. Rusya’nın “sıcak denizlere inme” stratejisi ve buna göre uyguladığı politikalar XVIII. Asırda ne ise bugün de aynıdır, sadece yöntemler değişmiştir diyebiliriz. 

Dün İngiliz ve Fransızlar, sonra Amerikalılar… Batı dünyası Karadeniz’i ve Boğazlar’ı bugün konu etmiyorlar, öncesi var. Emperyalizm demek her türlü yönden kazanmak demektir: Politika, diplomasi, hukuki, ticari, ekonomik, askeri, coğrafi, kültürel, ulaştırma, enerji ve diğer yeraltı kaynakları, her biri için en fazla kontrol gücü. Batı dünyası bu tür konularda üstünlük sağlayıcı adımları atmakta mahirdir.

Boğazlar XV. Asır ortalarında Türk egemenliğine geçmiştir. Uzun yıllar Boğazlar yabancı gemilere kapalı tutulmuştur. Osmanlı Devleti 1535’te Fransa’ya, 1579’da İngiltere’ye, 1598’de Hollanda’ya verdiği kapitülasyonla Boğazlardan ticari gemilerin geçişine izin vermiştir. Osmanlı İmparatorluğu güçlüyken Boğazlar sorun olmamıştır, zayıflamaya başlayınca durum değişmiştir ve bu bölge bir hedef haline gelmiştir. Ayrıca Rusya’nın güçlenmesi dengeleri değiştiren bir diğer faktör olmuştur. Nitekim 1699 Karlofça Andlaşması ile Azak Denizi Rusların olmuş ve buraya bir filo inşasına başlamaları en somut değişim zamanıdır. 1774 Küçük Kaynarca Andlaşması ile Ruslar yeniden Karadeniz’de güç kazanmışlardır. Bu tarih Karadeniz ve Türk Boğazları için belirgin bir dönüm noktasıdır. Uluslararası anlaşmalar yönüyle bundan sonra Karadeniz ve Boğazlar kıyıdaş olmayan başka ülkelerin de stratejik yönden dengelemek üzere konuya dahil olduğu bir süreci başlatmıştır. 

XVIII. Asır Rusların temel politikası olmuş, buna göre Karadeniz’in ve Boğazlar’ın Rus gölü ve idaresinde olması gerektiği her bir şekilde açıklanmıştır. 1784’te Ruslar Kırım’ı topraklarına katmışlardır. Osmanlı Devleti Rusya’nın Karadeniz’deki varlığını 1798’de bir andlaşma ile kabul etmiştir ve buna göre Rus savaş gemileri Osmanlı’yı korumak için Boğazlar’dan geçme imkânı bulmuşlardır. Bu andlaşma Boğazlar’ı tarihte ilk kez savaş gemilerine açmak manasındadır. 1806 sonrasında Osmanlı ve Rusya arasındaki savaşta İngiliz savaş gemileri Çanakkale Boğazı önlerine gelmişlerdir. 1809’da İngilizler ve Osmanlı arasında bir andlaşma yapılmıştır (Kale-i Sultaniye). Bu gelişmeler savaşta ve barışta Osmanlı’nın Boğazlar’ı yabancı gemilere açma ve kapama şartlarının belirginleştirildiği andlaşmalardır ki Montrö’ye kadar bu konular her defasında tartışılmıştır. Örneğin 1841 Boğazlar Andlaşması kendi adıyla konu edilmiş bir anlaşma olmuştur. Konunun evveliyatını bu kadarla bırakmak isterim.

Yakın dönemdeyiz. Soğuk Savaş zamanında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB), kendi ideolojisiyle, silah sistemleriyle ve para birimiyle Orta Doğu’ya ve dolayısıyla Akdeniz’e kadar indi. Geçmişte Osmanlı’da olduğu gibi Soğuk Savaş zamanında da SSCB Türkiye’den hem toprak hem de Boğazlar yönüyle talepte bulundu. Hatta Karadeniz’de inşa edilen (Soğuk Savaş’tan sonra tersaneler Ukrayna’da kaldı) ve Karadeniz kıyısındaki askeri limanlara intikal ettirilen gemiler birleştirildi, Sovyet Akdeniz Donanması (Sovmedron) olarak tertip edildi, bu yolla Akdeniz’e inmek için hazırlardı. Soğuk Savaş sonrası liberal ekonomi gereği şartlar oluşturuldu. Ancak Karadeniz’de Rusya ile Batı dünyası (NATO dahil) arasındaki asıl sürtüşme konusu ülkelerin bu iki eksenden hangisiyle yürüyeceği şekline dönüştü. Romanya, Bulgaristan, Gürcistan Batı tarafını seçti. Bölgede Turuncu Devrimler yaşandı. Ukrayna bugün itilaflı alana sahip bir ülke ve Karadeniz’de bugün itibarıyla meydana gelen gerilimin alanı bu ülke üzerinde gerçekleşmekte.

Ayrıca Ukrayna deyince hatırlamamız gereken tarihi bir olay var, bunu not edelim. Birinci Dünya Savaşı’na Osmanlı’nın girişi İttihatçıların kararıyla ve bir oldubitti şeklinde gerçekleşmişti. İki Alman zırhlısı Goeben (Yavuz) ve Breslau (Midilli), savaş gemileri Osmanlı flaması çekmişti, mürettebatı fes giymiş Alman denizcilerdi, o dönem bir Rus limanı olan Sivastopol’u bombalamıştı. Daha sonrası malum, her cephede savaşmak zorunda kalınan bir zaman periyodu ve sonunda Sevr Andlaşması ile Osmanlı’nın topraklarının elinden alınması, Boğazlar’ın egemenliğinin ve idaresinin kaybedilmesi, İstanbul’a İngiliz İşgal Kuvvetleri Komutanlığı’nın yerleşmesi, İngiliz savaş gemilerinin Boğaz’a demirlemeleri, Padişah’ın bir İngiliz zırhlısı ile İstanbul’dan ayrılması…

Bir not daha, Birinci Dünya Savaşı öncesinde (Libya dahil) ve içinde birçok cephede (Çanakkale dahil) çarpışan, sonunda bu ülkeye önderlik edip Kurtuluş Savaşı verilmesi noktasına gelen Mustafa Kemal Atatürk çoktan İttihat ve Terakki Fırkası’ndan çıkmıştı. Neden? İttihatçılığın ülkeyi belli bir eksene götürdüğünden emin olmuştu. Nitekim Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’na sokulması bunun sonucuydu ve ülkeyi kurtarmak ancak Atatürk’ün liderliğiyle mümkün olmuştu. Atatürk tarafsızlığı seçmişti, millet iradesini istedi ve ilk iş olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni kurdu. Bunlar rasgele işler değildi.

Yeni Türkiye Cumhuriyeti üniter bir ulus devlet olarak savaş kazanarak kuruldu ve 24 Temmuz 1923 Lozan Andlaşması ile durumunu perçinledi. Türkiye Cumhuriyeti Karadeniz’in kapısı Boğazlar’ı (ki İstanbul ve Çanakkale Boğazları ile Marmara Denizi’nden müteşekkildir) 20 Temmuz 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile kontrolüne aldığını sabitledi. 

Karadeniz’in böyle bir önemi vardı. Avrupalılar (elbette dünya savaşlarında ABD de onlarla belli aşamalarda birlikte olmuşlardı,) Rusya’yı hedef alınca üç stratejik ilerleme istikameti vardı. Bunlar: Baltık, Doğu Avrupa ve Karadeniz’dir. Karadeniz bir cephedir; eskiden de böyleydi, şimdi de böyledir. Eğer bugün ABD ve Avrupa Rusya’yı genişleme politikalarından caydırmak istiyorsa Baltık, Doğu Avrupa ve Karadeniz üç bölge halinde cephe olmak zorundadır. Önümüzdeki günlerde NATO’nun Defender Europe-21 tatbikatının kapsamı da bu şekildedir.

Öyleyse geldik günümüze. Ukrayna sorunu kızıştı. Meseleyi bir gün önce (3 Nisan) Ukrayna Krizi’ne Stratejik Bakış başlıklı yazımda (https://politikmerkez.com/konular/politika/ukrayna-krizine-stratejik-bakis/ ) ele aldım. Stratejik yaklaşımlar için buraya bakabilirsiniz. Karadeniz’de Rusya ve Batı arasında önemli ve tarihi bir sürtüşmenin eşiğine gelindi. Saflar bugünden belirleniyor. Soru şu, sizce Türkiye hangi tarafta olmalı veya bir taraf seçmeli mi?

En son Soğuk Savaş zamanında Boğazlar’ın idaresini SSCB istemiş miydi? Türkiye SSCB’nin taleplerine karşı kendini korumak adına 1952’de NATO’ya girmiş miydi? Türkiye Karadeniz’de ve Boğazlar’da yaşanacak gerginlikten zarar görür mü? 

Değerlendirmelerim ve önerilerim şöyle: 

  • Karadeniz ve Akdeniz bir bütün halinde stratejik öneme sahiptir.
  • Montrö tartışmaya açılacak bir konu değildir. Bu konu üzerinden ülkemiz içerisinde gerginlik yaşanması ancak başkalarına fayda sağlar. 
  • Türkiye, Karadeniz’de doğalgaz rezervi buldu. Karadeniz, tıpkı Akdeniz ve her bir coğrafya için düşünüyorum, ancak bir barış denizi olur ise çıkarımızadır.
  • Mümkünse Doğu Akdeniz sahilindeki limanların küresel taşımacılık için merkez olması projesine öncelik verilmelidir. Zira küresel ticaretin ulaşımında bağlantı noktası olmak için Türkiye’nin eksiği budur.
  • Ayrıca mevcut boru hatlarının güvenliği de tehlikeye düşürülmemelidir. Avrupa’ya kadar enerji taşına olma hakkı geliştirilmelidir.
  • Türkiye, Karadeniz’de deniz sınırlarını belirlemiştir, Akdeniz’de de belirlerse ve Kıbrıs (KKTC) meselesini çözerse önü açılacaktır.
  • Karadeniz’in doğu kanadı Kafkaslar’da İkinci Dağlık Karabağ Savaşı ile bir istikrar şansı yaratıldı. Bu nokta bu şekilde korunmalıdır.
  • Rusya, Ukrayna ile arasında meselede, Donbas ve Kırım’daki gerilimi bazı tavizler vererek çözmelidir. Değilse, konu demokrasi iddialarından Avrupa’nın enerji güvenliğine kadar çok alanda uzunca süre çatışma konusu haline dönüştürülecek potansiyele dönüştürülmüştür, bu iyi bir durum değildir. Rusya’ya önerilecek bu konudur.
  • Joe Biden yönetiyle birlikte başlatılan uluslararası yeni politikalar ve sorunlar için Türkiye gayet temkinli hareket etmek zorundadır.

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Güvenlik 'ın son yazıları

191 views

Etki Ajanlığı Yasası

Bu çağda, etki ajanlarına karşı önlem almak ve ülke yararına çalışanların eline mücadele etmek adına imkan vermek gibi konularda aksi düşünülebilir mi? Bu gerekli, ülke güvenliği açısından yerinde bir hamle. En azında caydırıcılık çok önemli. Ajanlar ve etki ajanları öyle cirit atmasınlar... Gerekli önlemleri ve bu kapsamda belli yasal düzenleme imkanlarını yaratalım. Her türlü tehdit var. Onları caydıralım, caydırıcı nitelikte ülkenin somut eylemleri olsun. Türkiye'de istihbarat hizmetleri 2014'dan itibaren iyi bir seyirle gelişiyor. İlk olarak operasyon yapma imkanı oldu. Kötü mü? Operasyonel İstihbarat gayet başarılı. Teröristler ve bölgemizdeki hasım ülkeler bunu görüyorlar, dikkatleri çekildi. Şimdi de bu tür ilave yasalar olsun isterim. Doğru adım! Elbette ben bu konuyu istihbarat açısından ele alacağım, uzmanlığım bu yönde. Hukuk konusu ayrı.
85 views

Yeni Üstünlük Mücadelesi ve Savunma Anlayışı

Temel konumuz silahlanma ve polemoloji olacak. Bu alanda yeni anlayışları irdeleyeceğiz. Genel savunma ve silahlanma politikalarına, büyük güçlerin aldıkları pozisyonlara, örnek olarak ABD'nin savunma yöntemine ve son olarak yeni üstünlük mücadelesi kavramlarına değineceğim. Bahsedeceğim yeni üstünlük mücadelesi terimleri neler? Oyun değiştiricilik, sistemlerin sistemi mimarisi, otonom kor sistemler, tam baskılama veya üstünlük kurma (dominasyon), bütün yönleriyle nüfuz etme (penetrasyon), istihbaratın penetrasyonu ve caydırıcılık için silahlanmak, olacak. Bunları neyle yapabilirsiniz? Bu makalede size ipuçlarını vermiş olacağım.
80 views

Otonom Orduların Tartışması

Teknoloji geliştikçe otonom sistemler cephede yerlerini alıyorlar. Kara, hava, siber-uzay, deniz, derin ve geniş cepheler... Bu konu başka ülkelerde hem askeri hem sivil, çeşitli uzmanlarca tartışılıyorken, Türkiye'de henüz o noktaya gelinemedi. Savaşın bilim ve sanatı yönüyle ben size özgün bir tartışma başlatmak isterim.
115 views

İsrail’in İran Saldırısı ve Polemolojik Analizi

19 Nisan gecesi İsrail, İran-İsfahan'daki bir askeri hedefi vurdu. Önce alınan bilgiler ve geliş yöntemleri doğru mu yanlış mı tartışıldı. Ancak, olağanüstü denebilecek türden yeni bir süreçle ilgilendiğimiz gayet açıktı. Ben sizlere bir askeri analiz yaparak, eldeki bilgileri de kullanmak suretiyle, bazı poüemolojik sonuçlar çıkarıp sunmak istiyorum.
163 views

İran Yine İsrail’e mi Çalıştı?

1 Nisan'da İsrail, İran'ın Şam elçiliğine saldırdı. 13 Nisan'da İran, İsrail'e günü-saati belli bir misilleme operasyonu yaptı, adı: Operation True Promise! 15 Nisan itibariyle durumu gözden geçirelim.
DÖNBAŞA

Okumadan Geçme