boltona-cevaplar
Bolton'a Cevaplar

Bolton’a Cevaplar

519 Tıklama
20 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’un Başkan Donald Trump yönetimindeki Beyaz Saray’da geçirdiği 17 ayı anlattığı “Olayın Olduğu Oda” (The Room Where It Happened) adlı kitabı bugün yayımlandı. Türkiye ile ilgili iddialar da var. Bazı noktaları ele alarak cevaplar vereceğim.

ABD’de Cumhuriyetçi Parti’yi destekleyen, muhafazakar kesimin dış politika konusundaki en önemli isimlerinden biri olan Bolton, Nisan 2018 ile Eylül 2019 arasında Trump yönetiminde Ulusal Güvenlik Danışmanlığı görevinde bulunmuştu. Cumhuriyetçi başkanlar döneminde önemli görevlerde bulunan Bolton, geçmişte ABD’nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilciliği ve Adalet Bakan Yardımcılığı pozisyonlarında da bulunmuştu.

Bolton kitabında, Trump’ı hedef alıyor. Trump da cevaplarını esirgemedi. Eleştirilmesi gereken başka bir bakış açısı daha var, Trump ile iyi ilişkiler kuran başka liderleri de benzer türden haksızlıklarla yargılıyor. Değil Türkiye, egemen bir başka ülke bile Bolton’un ileri sürdüğü görüşleri ve sağlığı hakkında şüphe duyabilir.

Bolton yayımlanan kitabında Papaz Brunson, bir dönem Türkiye’ye karşı yürürlüğe konan ekonomik yaptırımlar ve Halkbank bahisleriyle başlayan bazı bilgileri veriyor. Aslında bunların bir bütün teşkil ettiği bilinen bir konudur. Ama ben burada özellikle terörle ve egemen bir ülkenin güvenliğiyle ilgili diğer hususların yer aldığı iddialara cevap vermek istiyorum. İddiayı ve cevabı şöyle ele alıyorum:

Bolton:

Son olarak, Erdoğan, Ankara’nın Rusya’dan S-400 hava savunma sistemini satın almasından dolayı Kongre’de bekleyen F-35’lerin Türkiye’ye satışının durdurulmasını öngören tasarıdan endişeliydi. Bu satın alımın tamamlanması halinde, bu işlemin gerçekleşmiş olması 2017 yılında çıkartılan bir yasa uyarınca (CAATSA) Türkiye’ye yaptırım uygulanmasını zorunlu kılıyordu. Özetle, Erdoğan’ın endişe edecek çok şeyi vardı.

Cevap:

Türkiye’nin egemenliği ve güvenliği hakkında kendi planları yapması ve uygulaması hususu tartışılamaz bir konudur. Üstelik son olarak önceki ABD Başkanı Barack Obama döneminde Türkiye hava savunma ihtiyaçlarını müttefiki olan ABD’den resmen istemiştir. Bugün bu hususta Türkiye’yi haklı gören şimdiki Başkan Trump’tır. Yine de S-400 ve F-35 sorunları çözülemez değildir.

Ancak konuyla ilgili anlaşılmayan başka noktalar da var. Örneğin Türkiye’ye CAATSA kapsamında yaptırım uygulanması yönünde yasa tasarısı veren ABD’li senatörler, aynı anda Yunanistan ve Güney Kıbrıs’a askeri yardım konusunu ve İsrail’e yakın tutumlarını içerir görüşteydiler. (Tasarıyı aşağıda görebilirsiniz.)

Konunun Doğu Akdeniz’de başka planlarla alakalı bu kısmını Bolton’un açıklaması gerekmektedir. Anılan yasa tasarısı enerji konusunu işaret ediyordu. Üstelik yaptırımların uygulanacağı isimlere bakıldığında görülecektir, Türkiye’den Enerji Bakanı ve Doğu Akdeniz’de çalışan teknik isimler vardı.

Bolton:

Türkiye, Ekim 2019’da Suriye’nin kuzeydoğusundaki Kürt gruplara yönelik Barış Pınarı Harekatı’nı başlattı. Ancak bu harekattan önce uzun bir süre boyunca Türkiye, ‘terörle mücadele’ kapsamında bu bölgeye bir operasyon yapmak istediğini söylüyordu.

Cevap:

Evet, Türkiye değil Barış Pınarı Harekâtı, uzun yıllardır Suriye sınırı boyunca güvenli bir bölge kurulması konusunu her platformda, her diplomatik ilişki esnasında ve BM’de dahi dile getirdi. Hem sorunun kaynağı ABD’nin yanlış planı idi. ABD, DAEŞ’e karşı kurulan koalisyon ülkelerinden bazıları ve PKK terör örgütünün temsilcileri, PKK terör örgütünden devşirerek, YPG marifetiyle Suriye kuzeydoğusunda, Türkiye sınırı boyunca, kantonlardan kurulu bir garnizon devlet kurma fikrini açıklandığı zamandan sonra, Türkiye, her yönüyle düşmanca düşünülmüş bu fikre karşı her türlü mücadeleyi gerçekleştirdi ve gelinen noktada başarılı da oldu. 

Türkiye her defasında bölgede, özellikle bahsedilen kuzeydoğu Suriye’de, asıl meselenin PKK ve onun devamı YPG terörü olduğunu dile getirdi ve şunu da ekledi, burada teröristlerin yereldeki bütün toplulukları, Araplar başta, Türk, Kürt ve diğerlerini, yok sayma çabasında olduğu aşikardır ve bu kabul edilemez.

Bolton:

Bunun üzerine Erdoğan, Kürtleri sevdiğini, Kürtlerin de kendisini sevdiğini söyleme zahmetine katlandı ancak YPG-PYD-PKK’nın Kürtleri manipüle ettiğini ve temsil etmediklerini söyledi. Hükümetinde Kürt milletvekilleri ve bakanlar olduğuna, Kürtlerine kendisine büyük bir sevgisi ve sempatisi olduğuna ve kendisinin Kürt bölgelerinde büyük mitingler düzenleyebilen tek lider olduğuna dikkat çekti. Teröristler dışında kimseyi öldürmek istemediğini söyledi. Tüm bu lafları daha önce de duymuştuk ve bu, tipik bir Erdoğan rejimi propagandasıydı… Dönüş yolunda Pompeo’ya Türkiye temaslarımla ilgili bilgi verdim. Türkiye ile Kürtler konusundaki görüşlerimizin uzlaştırılamaz olduğu ve Türkiye’nin ‘gerçekten çok dikkatli’ davranması gerektiği konusunda görüş birliğine vardık.”

Cevap:

“… Erdoğan rejimi propagandasıydı!” Bu Erdoğan rejimi propagandası değildir! Bu Türkiye’nin 40 yıldır söylediği bir gerçektir. Terörü ve teröristi tanımadan 40 yıl terörle mücadele edilebilir mi? Tam tersine, ABD ve bazı Avrupa ülkelerinde PKK propagandası ile görülen işler var. 

Bolton yaklaşımı maalesef tam bir propagandistliktir. O denli devlet ve uluslararası tecrübeye sahip birinin bu tarz konularda hatalı fikirlerle ortaya çıkması ancak başka türlü açıklanabilecek bir husustur. Burada kendi ülkesine karşı propaganda yapan birinden söz ediyoruz.

Türkiye’nin samimi tezini bir vatandaş olarak ben de dile getiriyorum. Türkiye’nin Kürt meselesi yoktur, terör meselesi vardır. Eğer bazı sorunlar varsa da bunlar eskide kalmıştır. Ortaya çıkan yeni sosyal sorunlar görülürse, bunlar Türkiye’nin demokrasisi içinde ele alınır ve çözülür. Bu tür konularda bir dış müdahaleye gerek duyanlar kimler olabilir ki? Egemen bir devlette bu tarz bir beklenti olabilir mi? 

Bugün Diyarbakır’da HDP binası önünde Kürt anneleri yaklaşık bir yıldır süren eylemi ile örnektir. Ülkede çocukları zorla dağa kaçırılan anneler diyorlar ki, bu ülkede sorun terördür.

Hem eski CIA Başkanı ve bugün Dışişleri Bakanı olan Pompeo dünyanın değişik yerlerindeki bazı konuları bilmeyecek de Bolton mu bilecek? Sadece bu konu bile Bolton’un ne denli tutarsız yaklaşım sahibi olduğunun kanıtıdır. 

Bolton:

Erdoğan görüşmesi ise ayrı bir deneyim oldu. Kendisini dinlerken, ki her zaman arada tercüman olur, Roma’daki balkonundan konuşan Mussolini’yi dinliyormuşum gibi hissediyordum. Tek farkı, telefonda aynı ton ve ses düzeyiyle konuşan kişi Mussolini değil, Erdoğan’dı.

Cevap:

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, her kim olursa olsun, bir Cumhurbaşkanına bu tarz bir yakıştırma ile hitap edilmesini asla kabul edemez. 

Bu yakıştırma, mantıken ve psikolojik vakıa tahliliyle de yanlıştır. Bolton önce kendindeki Mussolini takıntısını açıklamalıdır. Eğer vaktiyle Bolton ile Mussolini’nin bir görüşmesi oldu ise ne zaman ve nerede? Bu durumda bizlerin önemli bu tecrübeyi öğrenmemiz gerekiyor. Buna hakkımız var. Eğer böyle görüşme yoksa, söylenenler hayalse, bir takıntıdan öte değilse, 2019 yıllarında muhatap kabul edildiği bir devlet başkanına, bu gözle baktığı halde el sıkışıyorsa, kendi içindeki çelişkiyi açıklamalıdır.

Bolton:

Trump, Brunson olayından kısa bir süre sonra yine ‘kanka’ moduna döndü. İşin ilginç tarafı, medyanın Trump’ı duygusal açıdan Müslüman karşıtı olarak tanımlamasına karşın, Avrupa ve Orta Doğu’daki bazı önemli müttefik liderlerin ve kendi danışmanlarının ısrarlı çabalarına karşın Erdoğan’ın kendisinin radikal bir İslamcı olduğu gerçeğini bir türlü kavrayamadı. Erdoğan, Türkiye’yi Kemal Atatürk’ün laik devletinden çıkararak İslamcı bir devlete dönüştürmek için uğraşıyordu. Müslüman Kardeşler’e ve Orta Doğu’daki diğer radikallere destek veriyor, Hamas ve Hizbullah’a finansal destek sağlıyor, İsrail’e karşı aşırı derecede düşmanca davranıyor ve İran’ın ABD yaptırımlarını delmesine yardımcı oluyordu. Ancak bunların hiçbirisi Trump üzerinde etkili olmuyordu.

Cevap:

“Radikal İslamcı” ne demek? ABD’nin 11 Eylül 2001 sonrasında, George W. Bush Yönetimi zamanında, “İslam dini” ile “küresel terörizm” konusunu birleştirerek okuma yapmasının yanlışlığını bugün Türkiye’de ve Müslüman dünyasında hemen herkes eleştiriyor. Defaatlen, “İslam bir dindir,” deniyor. 

“Radikal terörizm” ise başka bir tanımlamadır. Hemen herkes bilir ki terörün dini, etnik kimliği, vatanı olmaz; terör dünyada aklıselim herkesin düşmanıdır.

Kaldı ki Türkiye terörün her türüyle ve her dönemde, hem yakın dönemde 40 yıldan bu yana, ülkesinde, sınırlarına yakın bir coğrafyada, ittifak içinde, NATO’da, AGİT’te, vs. kurumlarla beraber, dahası, Interpol ile polisiye ve hukuki her davada, tüm ülkece mücadele içindedir. DAEŞ, PKK, uzantısı YPG, FETÖ, El Kaide, Hizbullah, DHKP-C ve dahası ile mücadele etmiştir ve etmektedir. Denebilir ki, en fazla sayıda DAEŞ militanını yakalayan ve ortadan kaldıran Türkiye’dir. 

Diğer bakış açısıyla ABD devleti ve içindeki kurumlar, hatta bazı siyasiler, beraberce veya ayrı ayrı da olsa, Ortadoğu’da veya başka coğrafyalarda, değişik terör gruplarıyla ve liderleriyle kendi çıkarları için görüşmekte, bazılarını fiilen desteklemekte ve hatta silah yardımı yapmaktadır. Bunu ABD bütçesiyle yaptığı gibi (vergi mükellefleri bu husus irdelesinler,) başka aktarılan kaynaklarla da gerçekleştirmektedir. Bu konuları bilmeyen var mı? 

Örneğin biz burada ABD Sahra Talimatı FM 3-24 ile Kontrgerilla faaliyetini sürdüren bir ülkeden bahsediyoruz. (General) Petraeus Doktrini ile yeni nesil Arabistanlı Lawrence operasyonlarını gerçekleştirenler Bolton gibi “Şahinler” değil mi? Bu doktrin ve talimatla, Ortadoğu’da ve diğer coğrafyalarda, amaç; isyan çıkarmak, ayaklanma stratejisi geliştirmek veya tam tersine karşı ayaklanmayı da birlikte sürdürmek değil mi? Bir bakıma anarşizmin yönetilmesi ile ilgilenilmiyor mu? 

Bolton Türkiye’nin iç meselelerine karışamaz. Kitap yazmış, satın alan okur. Ama Bolton görevdeyken aklının arkasında sakladığı bu tür yanlışlar söz konusu ise ne barışa ve istikrara ne de ABD politikalarına katkı sağlamıştır. Bunu ben değil kendisi yukarıdaki ifadeleriyle itiraf niteliğinde dile getirmektedir. Eğer Bolton görevdeyken egemen bir ülkenin iç meselesine karşı söz söylüyorsa, baskı kurmaya çalışıyorsa bunun Birleşmiş Milletler 2. Md. 4 Bent kapsamında düşmanca bir faaliyette olduğunu söylemiş olur. Peki Bolton egemen ülke Türkiye’ye şimdi bu yöntemle mi düşmanlığını dile getiriyor?

Desenize Bolton görevdeyken Türkiye aleyhine kim bilir neler yaptı, örtülü biçimde!.. Ortadoğu’da, özellikle Filistin, Irak, Suriye gibi meselelerde, barış ve istikrar için çaba varken Bolton’un bu karanlık görüşleri için hem ABD ve Türkiye zaman kaybetti, fırsatları kullanamadı hem de bölgede zulüm altındaki masum insanların çaresine bir türlü derman olunamadı. Bolton bu durumda icraatlarıyla insanlık adına neye mal olduğunu açıklamalıdır.

İran konusu karmaşıktır ve sınır komşusu İran ile münasebetleri Türkiye’yi ilgilendirir. Terör mevzubahis ise Türkiye üstüne düşeni herkesten fazla yapmaktadır. İran hakkında ABD’de Obama ve Trump arasında bile derin fikir ayrılığı vardır. Bu kendi çelişkilerinin faturasını Bolton başkasına bağlamak istiyorsa bunun bir yararı olmayacaktır.

Bir cevap yazın

ben-kerkuk-derken
ÖNCEKİ YAZI

Ben Kerkük Derken

saglam-demokrasi
DİĞER YAZI

Sağlam Demokrasi

Politika 'ın son yazıları

Analiz: Doğu Akdeniz

Doğu Akdeniz ısındı ve daha işin başındayız. ABD başkanlık seçimleri yaklaştı. Neler bekleniyor, analitik bakışla konuyu

Yunanistan Sorunu

Yunanistan-Türkiye arasındaki temel anlaşmazlıkları ve Kıbrıs konusunu ana başlık ve tarihleriyle birlikte kronolojik şekilde ifade edelim,