dinamik-devlet-yapisi
Dinamik Devlet Yapısı

Dinamik Devlet Yapısı

1026 Tıklama
24 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Dinamik devlet yapısına göre teşkilatlanmak şarttır. Devlet sürekli ileriye bakar, mümkünse bir asır sonrasına yönelir. Hem dinamik olmak hem de bir asır sonrasına göre yapılanmak mümkün müdür? Özellikle Türkiye’deki siyasi eğilimleri bir tarafa koyarak özet şeklinde bir gözden geçirme yapalım ve önemli noktalara değinelim. Eğer devlet yeterince ve organize halde olması gereken biçimde dinamik değilse, değişik dinamik yapılar devleti sürekli huzursuz ederler. Bugün bu noktaya özen göstermek devletin en başlıca vazifesi olmuştur. Paralel bir devlet anlayışının orta çıkmaya cesaret edebilmesi, bu teröristlerin bir darbe girişiminde bulunmaları, millete milletin içinden güvenlikten sorumlu olanların silah sıkabilmesi, terörün giderek tırmanması, bölücü düşüncelerin arka bulabilmesi, halen bir anayasanın yazılamaması gibi yenilir yutulur cinsten olmayan ve asla kabul edilmeyecek çapta sorunlar var. Elbette burada bu sorunların cevapları tam olarak cevaplanmayacak, ama temel bir bakış açısıyla irdelenme imkanı bulacaklardır. Bugünlerde devleti yeniden yapılandırdığımıza göre bu hususları gözden geçirerek hareket etmekte yarar olacağına inanmaktayım. Konumuz bir devletin çatısını açıklamak değil, dinamik devlet bağlamında önemli konuları belirginleştirmektir.

Öncelikle sıkı bir devlet nedir, ona bakmak gerekir. Elinde yasal ve meşru her türlü güç var ise devlet güven veren ve sımsıkı olmak durumundadır. Bu ne demek? Aslında bilinmeyen bir şey değil: Bir bütün halinde, milli, laik, demokratik, liyakati esas alan, eşitlikçi, çoğulcu, bağımsız, şeffaf, sosyal ve hukuk devletinden bahsediyoruz. Bu yapı kuvvetler ayrımıyla sabitlenmiş bir anayasa ile teminat altında olmalı ve tüm vatandaşlar özgürce ve eşit şekilde bu zemini benimsemelidirler. Darbe girişimde görüldü ki, vatandaş (bünyesinde her kim varsa aynı ülküyle) devletine ve demokrasisine sahip çıkacak yüce bir irade gösterebilmiştir. Dahası da gereklidir. Devlet bu ise bir dinamizmden bahsedilir. Ön şart budur. Eğer bu olmadan dinamizmden bahsedilecek olursa zemin kayması olağandır.

Tamamen rasyonel bir devlet tanımı yapmanın da yetmeyeceğine inanılmaktadır. Nasıl kişilerin karakteri, kültürel birikimi ve belirgin hasletleri varsa, milletlerin de vardır. Devlet içindeki insan yapısından gayrı değildir. Burada asıl mesele insan yapısının kalitesini artırmaktır; insan hakları bağlamında tartışılamayacak değerdeki kimlikleriyle ve yaşama biçimleriyle oynamak asla kabul edilemez. Yine de devlet bir organizasyondur. Ne kadar rasyonel olursa ve bunun sunduğu ortak değerlerde anlaşma sağlanırsa işler o kadar rahat yürütülebilir. En azından bu gerçeğe göre bir yaklaşım sergilemek esas alınmalıdır. Sabitlenen noktalar bu kıstasa göre belirginleştirilir.

Demokraside çoğulculuk bize içinde farklı dengeleri muhafaza ettiğinden, kontrolü güçlendirdiğinden ve rekabeti artırdığından dinamizmin anahtarı bir formülü sunar. Çoğulculukta ilerleyemeyen liyakatta da ilerleyemez. Türkiye’de bu iki başlığı birlikte okuma eksiği olduğunu düşünüyorum.

Birey ve kurumların iyi niyetli ve dostane olmaları, bilinen türden işleri takip etmeleri, zaten olması gereken bir şarttır. Dinamizmin gerekliliklerini yapmak ise çok daha ilerisini canlandırabilmekle ilgilidir. Değişik odaklanma noktalarına sürekli tarama yapabilmek ve gerekli hazırlıkları önceden tamamlamaktır. Böyle bir zeminin üzerinde yönetme rahatlığı sağlanabilmesidir. Karşı tarafa veya genele yönelik bu rahatlıkla güçlü bir intiba uyandırmak suretiyle üstünlük telkin edilebilmektedir, iknada inandırıcı olmak bu yolla mümkündür.

Öncelikle sistem değişim kültürü ile harmanlanmak durumundadır. Politikacılar ve bürokratlar değişim kültürünü sindirmiş olmalıdırlar. Ama önemlisi, teşkilat yapıları buna dayalı olmalıdır. Her bir kritik görevlinin ve politikacının yanında sadece işi dönüşümü görebilen ve geliştirebilen bir uzmanın olmasıdır. Bu uzman eksikleri görebildiği gibi aynı zamanda vizyon sahibidir; değişen her şeyi ölçüp tartar, kıyaslamalar yapar, uygun olanı zamanından önce önerir.

Örneğin terörist çok çabuk değişim gösteren bir yapıya sahiptir. Değişimle ve değişen şartlara uyumla hayat bulur, karşı tarafa etkili olmaya çaba gösterir. Tıpkı hastalık bulaştıran virüs gibi terör örgütü de sürekli öğrenen ve dinamik bir organizmadır. Eğer devlet buna göre bir bakış ile kendi dinamiklerini hazırlamadı ise sürekli izleyen ve savunma ile hareket eden konumunda kalır. Durum açık… Verilen örnek bizi salt bir yöne odaklamış olabilir. Bu yazının amacı sadece kanayan yaralarla ilgili değil, refahın artması ile de ilgilidir.

Vizyon sahibi olmak eğitimli olmanın da ötesinde bir kişilik meselesidir. Dünyaya, olaylara farklı bakabilen insan tiplerinden bahsediyorum. Bu sıradan bir memur kadrosu değildir. Vizyon sahibi lider dahi normal olandan çok farklıdır. Devletin dinamik olmasından bahsediliyor ise “vizyoner” olma noktasında bir aşama gösterilmeli, bu yapıya uygun karakterlerin önü açılmalıdır.

Eğitimdeki özgür düşünmemenin ve baskılardan kaynaklı tek-tip bakışların olumsuz etkisini bu noktada bir daha düşünmekte yarar vardır. Bütünüyle eğitim, yaratabilmeyi temellendirebilmelidir.

Stratejik düzenlemeler her alanda temel bir işlevdir, geçiştirilemez ve çok önemlidir. Henüz ülkede stratejik bakış açısında eksiği olan bir anlayış var ise kat edilmesi gereken yolda önemli bir uğraş söz konusu olacaktır. Stratejiyi tayin edebilecek insanlar ve buna yönelik bir yapılanma olmalıdır.

Vizyonu dar ve realize edilebilecek öngörüsü üç-beş yılı geçmeyen bir sorumlu eğer karşısına çıkan durumlara bağlı kalıyorsa ve sadece dergilerden, internetten veya popülerleşen kitaplardan bilgisini ikmal ediyorsa, bu ancak değişimlerin takipçilerini ve kısır düşüncelileri tanımlamaya yeterli olacaktır. Halbuki bu aranan o “yeniliği yaratmak” anlamı taşımaz; geride kalır, yenilikleri öğrenen ve takip eden sıfatıyla ifade bulur.

Strateji oluşturabilenler her bir parçaya ayrıntısıyla bakabildikleri gibi, neden-sonuçlara en üst noktadan ve bütüncül şekilde de bakabilmektedirler. Eğer stratejiden sorumlu biri bu niteliklere haiz olmaz ise mevcut gelişmelerin ve şartların içinde kaybolur ve belki çaresiz kalır. Olan budur; bulduğu çıkış noktalarını strateji olarak yazar, önerir, işini yapmış gösterir. Halbuki bunlar taktik bile değildir. Tamamen yanlışa girmekle, aldanmakla eşdeğerdir. Stratejiden sorumlu olan olayları bilir ama ötesini de bilir, kestirimleri isabetlidir, odaklandığı noktalar birbirini tamamlar, kurguladığı zincirde zayıf halka neredeyse yoktur. Her stratejist aynı zamanda bir liderdir.

Stratejisler kendilerini vizyonerlerle karıştırabilmektedirler veya başkaları olaya bu ayrıntıda bakmayabilirler. İkisi çok başka rolleri ifade eder.

Birey önce kendindeki keşfetme dürtüsünü hissetmesi gerekir. Bu onu ataletten kurtarır, ayağa kaldırır, gerçekler üzerine hayal kurmasına sebep olur. Vizyon, hayaldeki gerçekleri görme ile keşfetme dürtüsü arasında bir yerde belirginleşen ülküdür, kurgulama sanatıdır. Her şeyden önce vizyon sahibi olmak gerekir. Geleceği okumak, yeni eğilimleri ve atılabilecek somut adımları görebilmek, satın alınabilecek donanımları daha öne çıkmadan görüp toplayabilmek, sürekli denemeler yapmak, ümit vaat eden yatırımı çok uygun şartlarda üretebilecek iş başlatmak… Bütün bu gibi bakış açılarının isabetli olması gerekir.

Bu insan gezegeninde inşa edilenler ortadadır; rasgele olmaktan uzak, belli tercihlerle ve hesaplarla vücut bulmaktadır. Bütün uygulamaların çıkış noktası insan olduğuna göre, insanın değerlerini ve yaşam kalitesini yükseltmek için, yarayışlı ve gerekli bir ileri adımda her ne varsa hayal edilmeli, buna ulaşmanın yol ve yöntemleri gerçekleştirilmelidir. İnsan için yapılanlar değer kazanır, değilse kısa vadeli düşünceler ve tasarımlar olarak kalır. Buradan, eğer insana yönelik bir vizyondan bahsediliyorsa yararlı olup olmadığı sonucunu çıkarmak gerekir; ama çoğu kere avantaj saplayıp sağlamadığına bakılır.

Vizyon esasında bir kurgulama sanatıdır. Geleceği kendi gücünüzle kurgularsınız, hayal, inanç ve bilgi gerekir. Hayal her dönüşümün ilk halidir. İnanmak ise hayale ve gerçeklere sahip çıkmakla mümkün olabilir. Bıkmadan, kararlılıkla istemek gerekir; daha iyiye ve daha güzele… Ama bu istekler insana ve çevreye zarar vermeyen türden seçilmelidir. Bilgiden kasıt ise hesap bilmekten tutun, yol yordama, buradan pozitif bilimlerin ortaya koyduklarına ve elbette yaşanmışlıklara, tecrübelere ve rakiplerinin ne düşündüklerine varana dek çeşitlilik gösterir.

Vizyon her alanda olur. En ilerici vizyon hukuk alanındakilerdir. Çünkü ileride olabilecek bir gelişmeyi düzenleyeceksiniz ve adaletle hak dağıtacaksınız, bu pek kolay bir şey değildir. Amaç raflara içi boş kitap koymak değildir. Amerika yakın zamanda başka gezegende maden arayanların mülkiyet haklarına dair bir yasayı kabul etti. Bu örnek bize hukukun vizyonunu açıklar mahiyettedir.

Vizyon sahibi politikacılar kahinlerle ve büyücülerle çalışmaz. Geleceği belirginleştirmek politikacının ilk ödevidir. Eğer bir lider ilerileri doğru hesaplayabiliyorsa ülkesi ilerleyebilir. Yaşanan zamanın doğrularını sürekli tekrar etmek maharet değildir. Yaşanan zamanda zaten doğru bir gözlem şarttır. Önemli olan yaşanan zamanın ilerisidir. Bir liderin değerini betimlemek için olayın tersine de bakabilirsiniz.

İleriyi planlamak bir kısmın işidir. İleriyi göreni engellemek ise diğer kesimin işidir. İleri ve geri bağlamında bir sorun sahası var mı, insanlık var olduğundan bu yana tartışılmaktadır. Önemli olan, insanlığın durmak bilmeden bilincini geliştirdiğidir.

Vizyon stratejik öngörüyü netleştirir. Vizyon, görmek ise strateji nedir? Strateji, vizyonu zamana, zemine ve şartlara uygun yazmak ve ona yönelmek, amaç edinmektir.

Küresel değişimi gerçekleştirecek iklimi hazırlayabilmek; devletin vizyon sahibi olmasıyla, her unsurunu uygun metotlarla kontrolünde tutabilmesiyle, hukuk yapısını buna uygun şekilde hazırlamasıyla, devletin elindeki güçleri zamanında ilgililerin kullanımına açmasıyla, bilim-teknoloji, yatırım ve eğitim araştırma enstitülerini birleştirebilmesiyle, kişisel mülkiyeti garanti altına alabilmesiyle ve daha pek çok detayla mümkün olabilir.

Devletin bu yapıcı fonksiyonu, politik düzeni benimsemiş bir liderlik yapısıyla gerçekleşebilir. Dolayısıyla devletin liderlik etmesini örnekleriyle birlikte incelemek için Amerika’nın bu yönünü çok iyi gözlemlemek gerekmektedir.

Küresel yapıda şirketlerin değişim yapabilme ve bir şeyleri değiştirebilme stratejileri büyük önem taşır. Değişime uyum sağlamak başka bir şeydir. Bu bakımdan daha çok değiştirmeyi ve değiştirebilecekleri hesaba katmayı belirginleştirmek gerekir.

Stratejide zamanlama çok önemlidir. Yeterince önceden değişim için karar verilmelidir. Eğer birileri belirleyici ve siz takipçisi oldu iseniz, dönüştürülenler sınıfına girme durumunuz kaçınılmaz olur. Dönüşümü başlattığınız an diğerleri ile aynı zamanda ve hatta biraz öncesinde bittiği ana karşılık gelmelidir.

Dinamik karakterli şirketlere, kurum ve kuruluşlara sahip ülkede devlet organları da ister istemez dinamik olur. Bu istenen bir durumdur.

Stratejistler ilk planda kaynağı ve imkanı yaratmayı başarır. Bu husus, ayağın sürekli yere basması gerektiği şeklinde açıklanacak olursa; zaman içinde zeminin değişimine bağlı sağlamlaştırılması ve an itibarı ile üzerine yapılanacaklara gerekli imkanları sunması anlamına gelir. Eğer belirlenen uzun vadeli o stratejisi gerçekleşmez ise bütün devlet çarkları küme düşmüş kabul edilir.

İmkan ve kabiliyetler konusunu biraz daha açalım. Örneğin hukuk alanı yaratacağı imkan ve kabiliyetleri içtihatlarla geliştirir. Yasamanın kanun çıkarmasının ötesindeki dinamizm içtihatlarla geliştirilir. Bilim ve teknoloji alanı geniş ve kapsamlı imkan ve kabiliyetlere yol açar. Bu maksatla araştırma enstitüleri, üniversiteler, sanayiciler, finansçılar ve devlet organları çok uyumlu şekilde projeler yürütür. İnsan veya şirket kayırılmaz, sistem hak edenin elinde gelişir. Finansman ise doğası belli bir konudur. Gerekli bütçe kolaylıklarını yaratacak imkanlar geliştirilebilmelidir. Ekonomideki büyüklükleri yaratma becerisi bile başlı başına bir konudur.

Dinamik devlet ile ilgili şu ana kadar değişim kültürü, vizyon ve strateji bağlamında temel noktaları işaret ettim. Eğer bireysel bazda söylersek, burada özgür düşünceli, yaratmayı bilen, vizyoner, stratejist ve lider ruhlu insanları tarif etmiş oluyorum. Ülkede ve konumuz devlet olduğuna göre devlette, bu tip vatandaştan çok sayıda olmalıdır ve birbirleriyle değişik platformlarda iletişim-etkileşim kurabilme imkanlarını kolaylıkla bulabilmelidirler. Eğer bu bir organizma ise örneğin vergiler yük olmamalı, ulaşmanın bedeli yüksek olmamalı, kısıtlamalar gelişmenin önünde dar boğaz yaratmamalıdır.

Dinamik devlet öncü fikirlerle küresel alanda kabul görecek çok değişik alanlarda teori üretebilmelidir. Devlet, kurumlar ve bireyler nitelikli tartışmaları yapabilmelidir. Organlar kapsamlı veya teknik konularda kritik yapabilen ve dikkate alınan düzeyde olmalıdır. Geri besleme, eleştiri ve özeleştiri, öğrenme, öğrenilenleri sistemleştirme, sistemleri denetleme çok önemlidir.

Bütün bunları dinamik halde görmek demek öncü olmak, oyunun şartlarını her defasında doğru okuyan ve hazırlıkları eksiksiz gerçekleştiren olmak demektir. Öyleyse dinamik devlet ne demektir? Gelecek vaat eden kadroların işaret ettiklerini derhal yapılandıracak ve kullanıma sokabilecek inisiyatifin ve elastikiyetin var olması, bunun da üstünde sürekliliğin ve kendi kendine yaratmanın düzeneklerinden emin olunması demektir.

Yeni bir anayasayı veya temel kanunları yaparken bile çok noktada sıkıntı çektiğimizi hep birlikte gördük. Demek ki devlet dinamizm konusunda eleştiriyi hak ediyor. Bu devletin değişik tipteki sert ve yumuşak güçlerin (hard-soft power) saldırıları altında kalmasını da hesaba katar isek, kat edilmesi gereken önemli bir yolumuzun olduğunu söylememiz gerekmektedir. Konuya bu gözle bir daha bakalım.

O halde dinamik değil de sadece “dinamik zannedilen” bir devlet olabilir mi, samimiyetle bu soruya cevap vermeliyiz. Çok çalışıyor olmak, terlemek, üstünü başını paralamak, işleri bitmeden tamamlamak, sürekli meşgul görünmek, sorana çok iş var demek, sürekli oradan oraya atlamak… demek değildir. Başka ifadeyle, devlet çapındaki irili ufaklı işlerde yetkililerin her fırsatta, her şeyin en çok ve en önemli olduğunu ifade etmeleri dinamiklik tanımına tamamen ters olmakla eşdeğerdir. Dinamik devlet çok önceden hazırlığını yaptığından fazla terlemez, planlı programlıdır, çalışır ve karşılığını hem alır hem de paylaştırır.

Unutmayalım, eldeki sistem ne ise üreteceği de ona karşılık gelenle sınırlı olur. İlerisini düşünürseniz, farkı da görebiliyorsunuz demek olur.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Türk Sivil Siyaseti

DİĞER YAZI

G20 Çin-Hangzhou Liderler Zirvesi

Politika 'ın son yazıları

NATO’dan İleri

Sonsuz Savaş fikrinin sonsuza uzanan mantığı olan, sürekli yenilenen, bugün yeni bir vizyonu olan NATO örgütünden

Soğuk ve Sıcak

Soğuk Savaş dönemini ve bugünü stratejik ölçekte kıyaslayalım. Dünün politikalarının ve güçlü adımlarının bize öğrettikleri var,