g20-cin-hangzhou-liderler-zirvesi
G20 Çin-Hangzhou Liderler Zirvesi

G20 Çin-Hangzhou Liderler Zirvesi

353 Tıklama
17 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Bu yıl G20 liderler zirvesi 4-5 Eylül 2016 tarihlerinde Çin’in Hangzhou kentinde gerçekleştirildi. Küresel çapta ana amaç yine “sürdürülebilir büyümeyi sağlamak” oldu. G20’den genel olarak anlaşılan şu ki, insanlık adına dünya kaynaklarını her bir alanda daha çok “zorlama” toplantıları yapılıyor. Bu zorlamanın insanlığı nerelere götüreceğini ise bilen yok ama amaç insanlığın gelişmesi adına. Her defasında, “olmadı, zayıf, az büyüdük…” deniyor ve mevcutlar zorlamaya devam ediliyor. Ben bu yılki G20’de Çin’i “fırsatçı” olmakla eleştirdim. Toplantının en yararlı tarafı ise ülkelerin inisiyatifleriyle ikili ve ortak başka zirvelerin yapılmış olmasıydı.

Yine de bu fırsatla belli konulara değinmekte yarar var. Finansal piyasalar dalgalanma eğilimli, emtia fiyatları düşük seviyede, ticaret ve yatırımlar beklenen ölçekte gelişmiyor, verimlilik ve istihdam beklenen seviyelerde değil… Öte yandan jeopolitik sorunlar devam ediyor. Terör ve mülteci sorunları küresel çapta tartışılan konuların başında geliyor. Bütün bunlar yapısal sorun sahaları ve çözüm aranan başlıca konular olarak işaret edilmekte.

G20 ülkeleri sorunları güven verir ölçülerde azaltacak, refahı artıracak ve insanları koruyacak çözümler üzerinde durmakta; ama her bir tartışma ekonomik parametre ile endekslenerek ele alınmakta. Bu yaklaşım yeterli mi, çeşitli çevrelerce tartışılıyor.

Küresel çaplı düşünce platformları 2030-2035 yıllarına karşılık gelen hedeflerine göre pozisyon almaktalar. Bugüne bakarak bu tarihlerdeki durumlarını güvenilir kılma peşindeler. Sürdürülebilir kalkınma kavramı gelecekteki tarif edilmiş çerçevenin içini doldurmakla ilgili. Çin’de ortaya konan ve bu çerçevenin içini doldurması düşünülen kavramlar ise şunlar olmakta: “Vizyon, entegrasyon, açıklık ve kapsayıcılık.”

Bu kavramlar küreselleşme modelini destekleyen türden temel ilkelerdir. Devlet yapılarını birbirine açacak niteliktedir. Temel çelişki de buradadır. Devletler güçsüzse küreselleşmeye daha fazla açık olurlar. Güçlülük parametrelerinde makas açıldıkça üst sınırdaki daha güçlü bir devlet, alta düşenler ise her yönüyle açıklıkları artmış bir devlet olur. Güç dengelerindeki bu kayma ve yıpratıcı etkileşim ülkelerin ekonomi haricindeki politik süreçlerinin konusu anlamına gelir. Politika ise jeostratejik sorunların örtük sebepleri şeklinde büyüyerek ülkelerin karşısına çıkar.

Örneğin finansal riskler ortadayken, daha fazla entegre olma, yenilikleri paylaşma, teşviklerden ve desteklerden yararlanma, korumacılığın azaltılması tedbirleri gereği hedefler belirlense bile yerine getirilemez halde sürekli bir ileri adımda açıklık söz konusu olur. Bu sebeple olsa gerek, IMF zirve sonrası bir rapor yayımladı ve G20 ülkelerinin aldıkları kararlara uygunluk ölçütünü %40-45 civarında açıkladı.

G20 ülkelerinin her biri farklı kulvarlarda yer alıyorlar. Buna göre belli sorular akla geliyor: Çin bu korkutucu nüfusu ve köleliğe benzer işgücü politikaları ile küresel çapta insanlığa ne denli örneklik teşkil edebilir? Rusya ve Suudi Arabistan emtia fiyat politikalarında anlaşma yaparlar ise (ki zirvede buna dönük bir anlaşma imzalandı,) küresel enerji alanında yeterince belirleyici olabilirler mi? Amerika halkı FED’in politikalarında küreselleşmenin dışında bir öngörüye sahip mi? Birleşik Krallık ayrıldıktan sonra Almanya ve Fransa Avrupa Birliği ile küresel açıdan ne ölçüde güven verebilir? Buna benzer pek çok başlık ortadayken bütün bu ilkelerle (vizyon, entegrasyon, açıklık ve kapsayıcılık) isabetli büyüme yöntemlerini tartışıyoruz. Bu gibi bir ortamda kapsayıcılık ilkesi karşılık bulabilir mi? Hatta terör en acımasızca insanlığa saldırıyor ve başta gelişmiş ülkeler bütünüyle bir sınav veriyor.

Ülkelerin vergi politikaları farklılık gösteriyor. Kamu harcamaları bakımında fazlasıyla farklı uygulamalar var. Mali politikaların esnekliği ile ortaya çıkan risklerin etkisi her bir ülke bakımından farklılık ortaya koyuyor. Çok doğaldır ki, katma değeri yüksek üretime dönük politikaların her biri ülkelerin birbirinden kopuşunun asıl sebebi oluyor. Bu da yetmiyor ticarette yeni uygulamalar devreye giriyor. Rekabetin sözünü ederken kimin ne mikyasta konuştuğunu söylemek dahi bir anlam ifade etmiyor. Büyüme stratejileri çok farklı, biri uzayda maden aramaya çıkacakken, diğeri Afrika’yı kendine bağlamakla ilgileniyor; biri inşaatla büyüyeceğini hedeflerken, diğeri robotlara fabrika kurmayı öğretiyor.

Ama yine de “liderlik, ortaklık, açıklık, kapsayıcılık, yaratıcılık, sinerji ve esneklik” sözü edilen en önemli kavramlar olarak karşımızda durmaktadır ve asıl sermaye ise insandır. İnsan ile bir devamlılık, devrim, dijital kontrol, anlaşma ve güven söz konusudur. Örneğin yaratıcı olan bir insan, insanın arkasında bir kurum, kurumun arkasında bir devlet ise veya başka bir güç var ise fikri mülkiyetin küresel değerini belirlerken ne tür belirleyici ve adil politikalar üzerinde bir mutabakat söz konusu olacak, henüz belirgin değildir. Ancak bir taraf sürekli hukuki hakları toplamakta, diğer taraf onun rızasına tabi olmaktadır.

Dolayısıyla bugün daha çok küresel hareketliliğin çok olduğu ortamlardaki hukuksal ayrılıkların bir şekilde birleştirilmesinin pazarlığı yapılmak durumundadır. İnsan gezegenindeki değişik kültürel anlayışlar henüz buna uygun değildir; kaybedilen süre bu hukuki zeminle ilgili görülmektedir. Azınlığı çoğunluk üzerindeki tahakkümünün asıl meşru alanı buradan kaynaklanır.

Dördüncü Sanayi Devrimi Çağı sürecinde ülkelerin ve kültürlerin birbirlerinden kopuşu hakkında belli bir fikri olgunlaşmamış bu insan gezegeninde G20’nin sunabileceği öneriler haliyle yavan olacaktır. Ama G7/8 veya G20 gibi bir kümelenme ihtiyaç ki diğerlerine göre zengin veya kalkınmış ülkelerin liderleri bir araya gelip birbirleriyle bilgi paylaşıyorlar.

Örneğin 2015 yılında Antalya’da da gündeme gelmişti, küresel e-ticaret gelecekte şimdikinden haliyle çok ileri mertebelerde olacak. İşin önemini belirtmek dışında Hangzhou bu konuda belirgin bir öneri sunamadı. Aslında Çin, e-ticaret ile daha da büyüyebileceğini en iyi bilen bir ülke konumundadır. Öyleyse bilinçli şekilde sorunu zamana yayma anlayışından mı bahsetmek gerekir? Yoksa bu alanda bir paylaşım var ve bu konu ileride belirginleştirilecek değerde midir?

Belki de bu büyük bir tartışma konusu olacak. Vergiden tutunuz, robotların ürettiklerinin fiyatlanmasına varana dek pek çok yeni konu başlığı ortaya çıktıkça detaylar tartışılacak ve taraflarca anlaşılması halinde yerleşik hukuki altyapı haline dönüşecek. Yine de böylesi bir devasa işletim alanında belirleyicilerin kimler olacağı konusu politika bakımdan endişe yaratacak mahiyettedir ve aslında küreselleşmenin asıl hissedileceği zorlama bu gündemle ortaya çıkacaktır. OECD, IMF, WTO, WB gibi teşkiller bakalım ülkelere ne beyan edecekler? Bunu 2020’lerde daha fazla görecek ve tartışacağız. Örneğin “esneklik” bakımında küresel e-ticaret pilot bir konu başlığı halinde kabul edilemez miydi? O zaman nerede kaldı o “yapısal” diye işaret edilen düzenlemeler, kararlar veya reformlar?

Yaz aylarında Şangay’da gerçekleştirilen G20 Ticaret Bakanları Toplantısı sonucunda ortaya konan Ticaret ve Yatırım Çalışma Grubu (TIWG) ümit vaat eder gibi gösterilmektedir. Bu grup henüz yenidir ve bunun kadük olup olmayacağını henüz kimse bilmemektedir. Yine de bir başlangıçtır.

Ancak, Hangzhou’da da görüldüğü gibi, insanlık kalkınmakta bir unsur olarak gördüğü IMF’nin SDR (Özel Çekme Hakkı) birimini güncellemeyi yapısal bir konu olarak görmeye devam ediyor. Bence bu bir önceki asrın konusu olacak kadar eskidir. Yeni belirleyici referanslar ve kıstaslar şarttır. Buna göre yeni teşkiller ortaya konmalıdır. Bunun devamı olarak küresel yenilikler yönüyle BM bile tartışılmalıdır.

Sanırım Çin dünya finans sisteminde kendine yer edinmek için bir arayış içerisinde. Elinde çok büyük miktarlarda finansman oluyor ve buna karşılık imkanları ise kısıtlı. O halde Çin mevcut küresel finansal, kalkınma, ticaret kurumlarının üzerinde fikir yürütmeyi masada tutuyor. Örneğin Elektronik Dünya Ticaret Platformu (eWTP) gibi kurumları öne sürme eğilimi gösteriyor. Bütün bunlar hakkında belli bir çözüm ile kendi büyüme amacına uygun çıkış yolu üzerinde duruyor. Kendisi açısından bu makul ve gerekli olabilir, ama G20’nin amacıyla çelişir. OECD, IMF, WTO, WB gibi kurumlar vardır, belki de üzerinde tartışılacak konuları çoktur; ancak ilerideki büyük sorunlara bakılırsa aslında Çin gibi ülkelerin önündeki özel engellerinin giderilmesi ile dünya veya insanlık çok büyük bir ilerleme kat etmiş olmaz. Çelişkileri ifade ederken küresel analizciler buna da değinmek durumundadırlar.

“Kapsayıcılık” ilkesini bugün hemen herkes öğrendi. Büyümeyi ise geçen asırda öğrenmişti. Buna göre büyüme, aynı zamanda kapsayıcı, güçlü, sürdürülebilir ve dengeli olmalı. Düşük gelirli ülkeler de büyümek ve kapsanmak durumunda; mesele bu tür coğrafyalarda nüfuz alanı oluşturmak suretiyle büyümenin başka özel bir boyutunun işaret edilmesi ise bu bizlere pek insancıl olmayacak tabloyu gösterir. Bu bakımdan sarf edilecek “kararlılık” kavramının etrafındaki cümleler endişe ile ele alınmalıdır. Dünya yeni tip bir sömürü düzeni kaldırabilecek rahatlıkta değildir. Kavramların karşılığı eksiksiz ve saf bir şekilde eyleme konmalıdır. G20, belirsizliklerin ve risklerin içinden sıyrılıp belli nüfuz alanlarını oluşturma bakımından hazırlanmış bir fırsat masası değildir.

Bu yönleri ile Hangzhou’yu açıkgözlülük yapanların daha iyi anlaşılabildiği bir G20 toplantısı olarak değerlendiriyorum. Çin zirvesi Amerikan seçimlerinin hemen arifesinde olması bakımından da şanssız bir tarihte yapıldı. Daha sonraki yıllarda Almanya ve Arjantin’de başka sorun sahaları masaya yatırılacak. Şimdiden Türkiye’ye yakınlığı bakımından Almanya zirvesinde insanlık ve göçmen sorunları gibi temel konuların daha belirgin ele alınmasını ümit eder oldum.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Dinamik Devlet Yapısı

DİĞER YAZI

Devlet ve Beka Üzerine

Politika 'ın son yazıları

Bakü Beyannamesi

Türkiye, Azerbaycan ve Pakistan Meclis Başkanları arasında Bakü Beyannamesi imzalandı. Bu gelişmenin özellikle savunma alanındaki anlamını