distopyacilarin-sahte-yuzleri
Distopyacıların Sahte Yüzleri

Distopyacıların Sahte Yüzleri

476 Tıklama
13 Dakikalık Okuma
Okuyucu

The Washington Post’un Max Boot imzalı 1 Haziran 2018 tarihli yazısını okuyanlarınız var mı? Max Boot’un bu yazısına ait linki veriyorum (*), buradan da okumanız mümkündür. Henüz Donald Trump başa geçeli 16 ay olmuştu ve yazar onu değerlendiren bir makale kaleme alma ihtiyacı duymuştu. Neler yok ki bu yazıda? Krizleri çıkaranın kim olduğu, hokkabazlıklar… O zamanlar Cemal Kaşıkçı olayının esamisi okunmazdı. Kasımın ilk haftasında Amerika’da seçimler var. Trump “topal ördek” olmamak için koşturuyor. Karşısındakiler de boş durmuyor. Bakalım sonuç ne çıkacak?

Önce bahse konu yazıyı hatırlatmama izin verin. Trump’ın ilk konuşmalarındaki saptamaları: “Amerikan katliamı… Paslanmış fabrikalar… Suç ve çeteler… Tüm dünyaya tekrar dağıtılmış orta sınıfın zenginliği…” Bir ayinde kötülüklerin tarifi ve ardından İsa Mesih’in gelip her şeyin kurtaracağını müjdeler gibi bir tablo… Trump tüm gücü eline almak istiyor ve eğer o olmazsa her şey mahvolacak!  Şu özgüvene bakın: “Tek başıma halledebilirim!”

Max Boot, Trump’a “distopyacı” diyor; sanki kendini gerçekleştiren bir kehanet gibi. “Yaptığı ise tehdit etmek, kaos çıkarmak, Müslümanlara yasaklar getirmek…” İddialardan başlıklar: “Atamalar yanlış kimselerden seçiliyor, bu boşuna değil… İran’ı tekrar karşısına aldı, nükleer anlaşmayı iptal etti… Çin’e karşı çeşitli cepheler açtı, siber savaş, ticaret savaşı… Paris İklim Anlaşması’ndan çıktı… Çin ile aynı zamanda Avrupa’yı ve Kuzey Amerika’yı karşısına aldı…”

Burada yazıdan alıntılarla ticaret ve siber savaşlarının nasıl yapıldığının teknik detaylarını vermek istemiyorum. Eleştirilerin sağlamlığını bulabilmeniz mümkün. Bu eleştirilerin teknik yönü bir yana, üslup çok ağır. Ağırlığı kilo ile ölçülen cinsten değil, sözcükler ağır ama bence daha önemlisi insanlığın vicdanını tartıya koyuyor. Max Boot’un son sözü ne biliyor musunuz? “Katliam geliyor ve bu tümüyle Trump’ın işi.” Dünya’da kaç gazeteci lideri için böylesi ağır bir yazı yazabilir? Bu bir sorudur. Daha önemlisi, Amerika her bir konunun gerçekte ne olduğunu değerlendiriyor ve olabileceklerden de endişe duyuyor.

ABD’de Trump aleyhine çok kitap çıktı. Bunlardan en bilinen 4 tanesi: Greg Miller’ın “Çırak” (Apprentice), Michael Wolff’un “Ateş ve Öfke” (Fire and Fury), Bob Woodward’un “Korku: Trump Beyaz Saray’da” (Fear) ve Joshua Green’in “Şeytan Pazarlığı” (Devil’s Bargain). Ne anlatıyor bu kitaplar? Çok küçültücü ayrıntılar var içinde. Nasıl bir eleştiri tarzı bu? Demek ki Amerikan demokrasisi bütün bunlara rağmen sürdürülebilir bir sistem.

Yine karikatürlere baktım. Aman Allah’ım, böylesi bir eleştiri olamaz! Buraya bir örnek koymak isterim doğrusu. Takdir sizin.

Gelelim bir başka Washington Post yazarı Suudi muhalif gazateci olan Cemal Kaşıkçı meselesine. Max Boot’un söyledikleri kaos çıkarmak gibi ifadeler idi. Günlük gazetelere bakıyorsunuz, Amerika bu konuyu sanki Donald Trump’a mal ediyor; “Sen yüz verdin Suudi Arabistan liderlerine (canilere, diyen de var), yanlış yönlendirdin, senin politikaların çok yanlış, bizi rezil ediyorsun, Amerikan toplumu bu denli kötü bir idare görmedi, senden kurtulmak istiyoruz…” diyorlar. İşin açıklamasında ise o meşhur “kılıç dansı” ve “küreye el basma” fotoğrafları var.

Bir bakıma söylenen şu: O küreye el basan ve kılıç dansı yapan bir lider haliyle Kaşıkçı’nın katline politik de olsa de yol açtı; çeşitli tonlarda, “sen de sorumlusun!” deniyor. Elbette bunun bedeli yine politik ceza kesmeye dayanacaktır.

Katliamlar nasıl gelir? Yemen’deki katliam anlatılıyor örnek olarak.

Bütün bunlara rağmen eğer Amerikan toplumu hâlâ Trump’ı destekliyor ise o zaman insanlıkla ilgili başka bir sorundan bahsedilmeye başlanabilir. Zira Max Boot’un ima ettiği gibi, Amerika toplu halde bir kehaneti gerçekleştirmeye adanmış olacak; ki o bunu engellemekle ilgilenenlerden. Şu düşünceye bakın: “Kötülükler öyle artsın ki, İsa Mesih gelip insanlığı kurtarsın.” Sandığa giden “demokrasiye inanan” seçmen eğer bu ruh haliyle oy verirse vay insanlığın haline!..

Ortadoğu’da benzer düşüncelere sahip liderlerden baba ve oğul Bush benzer politikalar gütmedi mi? Hatta politikalarını desteklemek için özellikle zamanın Savunma Bakanı Colin Powell’a sonradan “çok utandığını” söyleyeceği o yalanları Birleşmiş Milletler kürsüsünden söyletmedi mi? İnsanlığı yok edecek “cehennem silahı sahibi” Saddam’a Kuveyt silip süpürtüldükten sonra Amerikan askeri kurtarıcı olarak geldi ve Iraklı halka neler yaptı! O günlerde bile, “Bu başka yöntemlerle olamaz mıydı?” diye soran Amerikalı çok oldu. Ne değişti?

Ne değişti, ne değişiyor?.. Bugün Kaşıkçı katledildi, yarın başka bir canilik!.. Krallar, diktatörler, kleptokratlar koltuklarında oturmaya devam ediyor. Emekli olunca varlık içinde çiftliklerine gidip dinleniyorlar. Dünya dönmeye devam ediyor. O meşhur Armageddon savaşının geldiği falan yok! Olan masumlara oluyor. Yazık…

XXI. YY’da bir Başkonsoloslukta bir gazeteci devletin görevlendirdiği kimselerce, organize ve planlı bir biçimde kıtır kıtır doğranıyor. Başka bir konu ama benzer tarafları çok: Vehhabilerden postmodern, melezlenmiş, küresel bir radikal terör örgütü olan El Kaide kurduruluyor ve dünyada tarihsel nitelikte değişiklikler yaratılıyor. Örneğin Felluce gibi yerlerde askerlerin ve çetelerin gözleri önünde ırzına geçilen ve katledilen anne ve kız kardeşini gören çocuklar büyüyor ve onlara yetiştirilen ve doktrine edilen birileri tarafından bir amaç veriliyor ve DAEŞ diye yine postmodern, melezlenmiş, küresel bir radikal terör örgütü kurduruluyor. Bebek katili PKK’lıları tıpkı para aklar gibi aklamaya çalışıp Kuzey Suriye’de bir uydu devlet kurmaya çalışılıyor. Bütün bunlar oluyor. Katliamlar, açlık, sefalet, göçler… Bu kirli oyunlarla ve acımasız gerçekleşen bu sonuçlarla mı gelecek Armageddon? Eminim ki bütün bunların özünü Amerika halkı tam bilmiyordur. Yine eminim ki İsrail halkı da bilmiyordur. Ama olanları seyredip İsrail’in yöneticilerinden avuçlarını okşayanlar vardır. Yazık ki ne yazık!

Hedefte ne bir toplun ne de Amerika var. Örneğin bugün bile Çinlilerin neler yaptığını bilmeyen yok! Küreselci elitlerin çıkarına bakıp, Çinli totaliter oligarklar tarafından, sayıları yüz milyonu bulan bir vatandaşlık kimliği olmayan “modern köle,” daha ucuz üretim ve daha çok dolar için karın tokluğuna çalıştırılıyor. Bu zulm değil mi? Orada Armageddon sözcüğü geçmedi diye haklı mı olacaklar? Yine örneğin o zavallı insanların üzerine serpilen kimyasal gazları para karşılığı vekaletçilere ve taşeronlara verenler kimler? Eğer Ruslar bu Donald Trump’ın seçilmesine etki ettiler ise onları da düşünmek lazım. Haliyle inkar ettiler ama Hillary Clinton tarafı bu konuyu çok dillendirdi, üstelik Amerika’da açılmış davalar var. Bilinmiyor değil bütün bunlar…

Eğer bu tür düşüncelere aldanıp, ben de bu savaşta bir tarafım diyenler çıkar ise, bunlardan ötürü de diyorum ki; çok yazık! Bir “genel nükleer savaş” çıkmasın diye uğraşan insanlık ve ciddi politikacılar şimdi daha beteriyle mi karşı karşıya?

Hangi Birleşmiş Milletler? Hangi insanlık!.. Daha ne söylenebilir ki?..

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Doğu Akdeniz Jeopolitiği

DİĞER YAZI

Dörtlü Zirve

Politika 'ın son yazıları

NATO’dan İleri

Sonsuz Savaş fikrinin sonsuza uzanan mantığı olan, sürekli yenilenen, bugün yeni bir vizyonu olan NATO örgütünden

Soğuk ve Sıcak

Soğuk Savaş dönemini ve bugünü stratejik ölçekte kıyaslayalım. Dünün politikalarının ve güçlü adımlarının bize öğrettikleri var,