enerji-savasi-trump-ve-suudi-kralligi
Enerji Savaşı

Enerji Savaşı, Trump ve Suudi Krallığı

10 Ekim 2018
Okuyucu

ABD Başkanı Donald Trump’ın söylediği gayet açık; ben söylerim, sen yaparsın kardeşim! Geçen hafta Mississippi’de, Suudi Kralı Selman’ı sevdiğini söyledikten sonra ekledi, “Kral, ben olmazsam sen iki hafta koltuğunda oturamazsın,” diye. Bir de dalga geçti, “Zenginmiş!..” gibisinden. Aşağılamaya bakın siz! Diplomasi falan yok artık bu dünyada! Trump bunu yeni söylemiyor elbette, hem sadece Suudilere de değil. Peki nedir bu konu?

Geçen ay New York’da  Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda konuşurken Trump’ı dikkate almayanlar oldu. Trump şöyle dedi: “Bu milletlerin çoğunu hiçbir şey için savunmuyoruz ve sonra bize yüksek petrol fiyatları vererek bizden faydalanıyorlar. İyi değil. Fiyatları yükseltmeyi durdurmalarını istiyoruz, fiyatları düşürmeye başlamasını istiyoruz.” O konuşurken güldüler bile; örneğin Almanya. Ama orada da söyledi, “Harcamalarınızı yaparken Amerika’yı istismar ediyorsunuz, buna müsaade etmem artık,” şeklinde. Üslup farklı ya, ona gülüyorlar herhalde. Mantığındaki konular ise çok ciddi; alışageldiğiniz o dengeleri bozarım, dikkatli olun diyor, resmen. Tehdit ediyor.

Trump’ı bu denli kızdıran ne? Suudi Enerji Bakanı Halid el Falih ile ABD Enerji Bakanı Rick Perry’nin OPEC fiyatları üzerine işbirliği anlaşması yeni imzalanmış idi. Buna rağmen Halid, OPEC üyesi olmayan Ruslarla, Alexandır Novak ile 21 Eylül’de ikili bir anlaşma yaptı, üstelik bunu ABD’ye de danışmadı. Trump çalışanlarına bu durumun sebeplerini sordu. Kral Abdullah bin Selman’ın komünizmden sonra Ekim 2017’de tarihinde ilk Moskova ziyaretinde Putin görüşmesine dayandığını öğrendi. “Suudiler ikili oynuyor, bu kabul edilemez!” dedi.

Trump ilk seçim kampanyalarına başladığında ortaya koyduğu argümanı devam ettiriyor aslında. Yeni değil bunlar. Bazı ülkeler için savunma harcamalarında ABD’nin tek taraflı özveride bulunduğunu, savunmaya ihtiyacı olanların ise bir ödeme yapmadan kazançlarını doğrudan kendi kalkınmalarına kaydırdıklarını, bunun düpedüz haksızlık anlamına geldiğini, faturanın ABD halkına ödetildiğini, vs. söyledi, söylüyor da. Bugün de aynı şeyleri tekrarlıyor; özellikle Almanya, Japonya, Suudi Arabistan ve Güney Kore topun ağzında.

Suudi Arabistan dünyanın en fazla petrol üreten ülkesi. OPEC’in de başında. OPEC 21 yıldır Suudi Petrol Bakanı Ali el Naimi tarafından yönetiliyordu. Şu “yenilikçi” diye takdim edilen Veliaht Prens Selman işbaşına gelir gelmez bakanlığın adını enerji yaptı, başına da Halid’i oturttu. Halid, en büyük Suudi petrol şirketi Aramco’nun yönetim kurulunda idi ve Sağlık Bakanlığı görevini yürütüyordu. Petrol dışındaki bütün enerji kaynakları Enerji Bakanlığına geçti ve bütçesi Suudi gelirlerinin %53’üne karşılık geldi.

Suudiler isterlerse dünya petrolü onun koyduğu fiyattan kabul edilecek! Hatta Rusya ve diğer Körfez ülkeleri gibi petrol gelirleriyle maliyesini idare ettiren ve hatta zenginleşen bütün ülkeler Suudileri teşvik ediyorlar. Suudi petrol fiyatlarını yükseltiyor, diğerleri ise “oldu bitti” diyorlar. Düşünsenize, dünyada ne değişti de birkaç yıl önce 40 dolar/varil olan petrol, bugün 80 dolar/varil fiyatını buldu?

Suudilerin paraya ihtiyacı var mı? Evet. Savunma harcamaları en önce gelen kalem. Kendi borçlarını çevirmeye çalışıyor ama ilave aldığı silahlarla da paraya ihtiyacı var. En son ABD’ye bilinen 110 milyar dolarlık silah siparişiydi.

Herkes birbirine yükleniyor. Bakın nasıl:

  • ABD: “Savunma harcamanda ben destek veriyorum, seni korumak için topraklarına kendi askerimi gönderiyorum…”
  • Suudi: “Petrol bende, beni korumaya mecbursun, yoksa seninle neden iş yapayım…”
  • ABD: “Ben bıraksam seni İranlılar yerler…”
  • Suudi: “Herhalde beni yemelerini teşvik eden de sensin, ama bunu boş ver, onları ben de sevmiyorum…”

Aynı konuşmaları II: Dünya Savaşı mağlubu Güney Kore, Almanya ve Japonya için de anlatmak mümkün. Güney Kore’ye Kuzey Kore, Almanya’ya göçmen, Japonya’ya Çin… Herkese bir hikaye yaratılır bu “yaratılmış gerçeklik” dünyasında. Sonuçta herkes birbirine muhtaç ama cebinde parası olan daha çok konuşuyor işte!..

İlişkiler karmakarışık olmuş… Veliaht Prens Muhammed bin Selman aslında sadece bakan kalacaktı. Asıl veliaht Muhammed bin Nayif idi. Şimdiki Kral Abdullah bin Selman teamülleri ve anayasayı değiştirdi ve oğlu Selman’ı veliaht ilan etti. Üstelik Nayif İçişleri Bakanlığı görevinden de alındı. Kim kurcaladı bu işi ve neden? Prens Selman’ın sicili karışık ve Amerika’nın savunma sanayii ve petrol firmaları ile muhabbeti Savunma Bakanlığı döneminden beri çok iyi idi ve şimdi hem Başbakan hem de Savunma Bakanı, babası rahmete kavuşunca da Kral olacak. Prens işbaşına gelince cadı avı benzeri bir durumla karşılaşıldı. Muhalif her kim varsa, Suudi ailesinden veya değil, hepsi dünyanın her yerinden toplanmaya başlandı.

04 Kasım 2017 tarihinde dünya Suudi Arabistan yönetimindeki tutuklamalarla ve tasfiyelerle ilgili sordu, Krallıkta neler oluyor? Hatırlayalım… Gözaltı operasyonu esnasında Riyad meydanı kısmen uçuşlara kapatıldı. Özel jetler kontrol edildi. Bu arada Yemen sınırında uçan helikopter ile uçan Prens Mansur bin Mukrin ve beraberindekiler bir kazaya kurban gittiler. Mansur, Mukrin el Suud’un oğluydu. Gözaltına alınanlar ise şunlar: Ekonomi ve Planlama Bakanı Adil bin Muhammed Fakih. Deniz Kuvvetleri Komutanı Abdullah bin Sultan bin Muhammed. Kraliyet Divanı (eski) Başkanı Halid Tuveyciri. (Eski) Kraliyet Merasimleri Başkanı Muhammed et Tubeyşi. Yatırım Fonu (eski) Başkanı Amr Dabbağ. Suudi Arabistan (eski) İletişim Şirketleri Başkanı Suud ed Derviş. Meteoroloji ve Çevre Koruma (eski) Genel Başkanı Türki bin Nasır. (Eski) Savunma Bakan Yardımcısı Prens Fahd bin Abdullah bin Muhammed. (Eski) Maliye Bakanı İbrahim el Assaf. (Eski) Riyad Valisi Prens Türki bin Abdullah. En meşhurlardan biri ise 17 Milyar serveti olan Prens el Velid bin Tallal’dır. Tallal, seçimler esnasında Trump için, “Amerika’nın yüzkarası,” demişti. Görevlerinden el çektirilenler ise şunlar: Suudi Milli Muhafızları Bakanı Prens bin Abdullah. Donanma Komutanı Abdullah bin Sultan bin Muhammed el Sultan.

Kral Selman yaşlı, ama yapılacaklar var!.. Bunları 32 yaşındaki oğlu üstleniyor, babasının yükünü hafifletiyor. Ne işler var? Ekonomik reform. Zira ekonomi iyi değil, para kaynağı bulmak gerekiyor. Yemen ile savaşa girmek önemli. İran dış düşman. İçeride otorite kurmak şart olmuş. Ayrıca Hac turizminde terör olmamalı. Teröristlerin başı dışarıda ezilmeli! Suudiler için soruyorum, ekonomide petrole olan bağımlılık azalır mı dersiniz?

Eski CIA yetkilisi Bruce Riedel şöyle bir yorum yapmış, sağ olsun… “Kraliyet kavşak noktasındadır: Ekonomisi düşük petrol fiyatlarıyla düzleşti. Yemen’deki savaş bataklıktır. Katar’ın ablukası bir başarısızlık. İran’ın etkisi Lübnan, Suriye ve Irak’ta yaygın ve halen bir soru işareti…”

Konuyu inceleyenler için düşünülmeyen bir açı daha var: Amerikan borsalarında spekülatörler ne yapmak istiyorlar? Petrol şirketlerinin borsadaki hisselerinin inip çıkması ile kimler ne kazanıyor dersiniz? Spekülasyon ekonomide önemli bir araç, değil mi?.. Olayı spekülasyona bağlamak istemem.

Olay Prens Selman üzerinden bir oyunla başladı. İşin içinde ABD ve Rusya var. Bir de Ortadoğu’nun yaramaz çocuğu İsrail. Trump deli dolu konuşunca pek anlamayanlar çıkıyor; ama ABD enerjideki gücüyle oynayanı döver. Trump’ın Kral’a, “İki hafta sonra koltuğundan olursun,” kabilinden söylediği budur.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Cemal Kaşıkçı ve İstihbarat Meselesi

brunson-davasi-ve-turkiye-abd-iliskilerinin-degerlendirmesi
DİĞER YAZI

Brunson Davası ve Türkiye-ABD İlişkilerinin Değerlendirmesi

Politika 'ın son yazıları

49 views

Emperyalizm

Bugünün anlayışı, küresel imkanlar içinde sahip olunan alanları artırmak ve güçlenmek, değer üretimi rekabetinde gerilerde kalmamak fikri üzerinedir. Ruslar gibi sürekli “kahrolsun emperyalizm” diyeceğinize, “ben hangi değeri üretebiliyorum, hangi büyük pazarda kaça satıyorum,” diye bakın isterim. Bugün ülkeler bazında ABD, İngiltere, Çin, Japonya, Güney Kore, birlik bazında Avrupa Birliği, küresel şirketler bazında sürekli sayısı artan ve yenilik üretenler, esasen bunlar değerleri zorluyorlar ve muhatap alınıyorlar. Daha fazla muhatap alınabilmek için yapılması gerekenler belli! Olan şu: Muhatap alınanların ve değer üreticilerinin daha fazla yayılması fikri!..
79 views

Doku Bozumu

Bu makale Ortadoğu'da kangren olan meseleleri stratejik düzlemde incelemektedir. Mevcut dokuyu bozan yapay düşünceler ile gerçekte olanlar arasındaki farkı bütün çıplaklığıyla dile getirmektedir. Halen bölgede savaş, çatışma, suç, terör, işgal, soykırım, gibi pek çok olumsuzluk yaşanmaktadır. Uluslararası sistem bu olup bitene çare bulamamaktadır. Suriye, Irak, Lübnan, Yemen, Libya, gibi ülkelerin halkları harap ve bitap düşmüş durumdadırlar.
84 views

Devlet-dışı Aktörler

Burada gayet karmaşık, iç içe geçen ve masum insanların istismarına dönük olayları ihtiva eden, bütün gayrimeşru faaliyetleri, politikaları, planları ve operasyonları, terörizmden tutunuz, vekalet savaşlarına, buradan iç savaşlara, gri bölge operasyonlarına, meşru görünse de esasen çıkara hizmet edenlere, meşru siyaset yapmak ve bunu geliştirmek varken, siyaset alanını anti-demokratik yöntemlerle daraltanlara kadar, birçok durumu kısaca da olsa açıklama imkânımız oldu. Meşruluk ile gayrimeşruluk arasındaki perdeyi görmek veya belirlemek çok çok önemlidir. Ben de sizler de hep birlikte bu dünyada birer aktörüz, tıpkı devletler, hükümetler, liderler, şirketler, gibi. Politika, insana has bir yetenek, işlev ve özelliktir. Meşruiyet dahilinde kalabilmek çok önemlidir. İnsanlar, istikrar, barış ve esenlik içinde yaşamayı, gelişmeyi, evlatlarını refah ve güven içinde yetiştirmeyi istemektedir.
78 views

ABD ile Yeni Bir Sayfa mı?

Geleceğe bakıyoruz, öyle değil mi? Mesela NATO’nun genişlemesi yönüyle İsveç’e onay verildi, bunun karşısında F-16 modernizasyonu gerçekleşecek. Hatta şimdiden aradaki başka tıkanıklıkların giderilmesi açısından olumlu açıklamalar yapılıyor, kamuoylarına bilgiler veriliyor, bunların bir anlamı olmalı.
113 views

İran’ın Riskli Durumu

İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi dün (24 Ocak) Ankara'da idi. Ben de merakla bekledim, net ne açıklama olacak diye. Ekonomik Konsey gereği yapılan anlaşmaları kastetmiyorum. Benim görmek istediğim stratejik ve jeopolitik duruma getirilebilecek açıklık idi. Ne gördüm? Bugünden sonra Türkiye hem çok dikkatli olmalı, hem İran'dan alabileceklerini azami şekilde kısa dönemde almalı. Ama risk yok! Zira riskin çok yüksek olduğu bir döneme girdik, bunu göremeyenlere özellikle işaret etmek isterim. Sonuçta amaç Türkiye'nin gelişmesi, güçlenmesidir.
DÖNBAŞA

Okumadan Geçme