idlib-ve-diplomasi
İdlib ve Diplomasi

İdlib ve Diplomasi

604 Tıklama
10 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Özellikle Suriye krizi ile ilgili olarak Batı dünyasının iki yüzlü tavırlarını bugüne kadar görmüş bulunmaktayız. Bu ikiyüzlülüğün temelinde çıkarcı politikaların olduğunu biliyoruz. Sadece Batı mı ikiyüzlü oldu, Rusya da aynı noktadadır. Türkiye ise bu karmaşa içinde dahi gerekeni yapıyor hem de kararlılıkla ve sonunda dahi olsa haklılığını göstererek.

Amerika Birleşik Devletleri Suriye’de iki husus vasıtasıyla meşruiyet zemini üzerinde çıkarlarını sürdürüyordu. Birincisi, kitle imha silahlarının kullanılması üzerine, ikincisi ise küresel terör örgütü DAEŞ ile mücadele konusu idi. Amerika Birleşik Devletleri meşruiyetini sağlamlamak için ayrıca bir koalisyon kurmuş ve bu uluslararası koalisyonla DAEŞ’i yenmek üzere harekât yapıyor idi. Bugün DAEŞ bitti, Esat’ın da kullanacak kimyasal silahı kalmadı. O halde Batı, Suriye’de meşru bir şekilde neyin mücadelesini verecek? Bu konuyu hatırımızda tutalım. 

Şimdi gelelim ikinci noktaya. Rusya ile Türkiye birlikte hareket ettiler. Bundan amaç İdlib’de bir çatışmasızlık bölgesi oluşturmak ve burada insanlık dramına son vermek. Devamında Birleşmiş Milletler çerçevesinde çalışan Cenevre sürecine katkıda bulunmak ve Suriye’yi kısa sürede barışa götürmek. Türkiye bu maksatla Rusya ile Astana ve Soçi’de mutabakat imzaladı. 

Ancak Rusya’nın da iki yüzlü olduğu zamanda anlaşıldı. Çünkü Rusya meşruiyetini Esat rejimine bağlamış durumda idi. Eğer Esat giderse Rusya’nın Suriye’de kalması güçleşecek idi. Bir diğer konu ise Rusya ve Amerika’nın Orta Doğu’da, yani enerji bölgesinde iktidar mücadelesi konusudur. Bu noktada Rusya, Türkiye ile birlikte hareket ederek Amerika’ya karşı mevzi bir üstünlük sağlamış olduğu görünüyordu. 

Son durumu ortaya koyalım. İdlib’de ateşkes ilan edildi, ama uyulmadı. Türkiye sınırlarına güç edilmemesi için Rusya’dan Esad’a bölgeye harekât yapmaması için tedbir almasını talep etti, ama tam tersi oldu. Rusya her seferinde kontrol bende dedi ama diğer taraftan Esat güçlerinin zalimce operasyonlarına hem katkı sağladı hem de sahada bizatihi kendisi hareket yaptı. Sorulduğunda terörle mücadele ediyorum dedi. Terörle mücadelenin bu şekilde yapılmayacağını bütün dünya bilir. Asıl yapılan Esat’ın ayakta kalmasını sağlamak, yani koltuğunu sağlamlaştıracak desteği vermektir. 

Son birkaç aydır Rus ve Türk heyetleri görüştüler. Rusya, Türkiye’yi sınırına çok yakın bir yere çekmek istiyor ve Esad’a karşı tavır almamasını istiyor idi. Çatışmasızlık bölgesinde oluşturulan gözlem noktalarını kaldırmak istiyordu. Soçi mutabakatı böylelikle işe yaramaz kılınacaktı. 

Türkiye ise Soçi sürecinin devam etmesinden yana idi. Birliklerini takviye ederken Esat güçlerinin Türkiye’ye saldırması söz konusu oldu ve şehitler verildi. Türkiye şubat sonuna kadar Esad’ın gözlem noktaları dışına çıkmasını talep etti. Eğer bölgeden çıkmaz ise Türkiye güç kullanarak Esad’ı çıkarmayı planladı ve gücünü buna göre belirginleştirdi. Türkiye, Rusya’ya Esat’ı korumamasını işaret etti. 

Bu durumda Rusya’nın Esad güçlerine doğrudan veya dolaylı destek vererek, Türkiye’nin yapacağı harekâtı engellemesi halinde ne yapılacağı belirlenmeli idi. İşte bu noktada Türkiye Batı dünyasını devreye soktu. Amerika, NATO, Avrupa ülkeleri ve Birleşmiş Milletler Türkiye’den yana tavır takındılar. Türkiye dahil uluslararası sistem bugün artık şunu söylüyor, asıl problem Esat’ın kendisidir. Suriye’de bir barışa gidilecek ise buna asıl engel Esat’tan gelmektedir ve onun arkasındaki ise Rusya’dır (ve tabii İran’ı da söylememiz gerekir). 

Uluslararası sistem Türkiye işaret edince mi esas problemin Esat olduğunu gördü? İşte, tabiri caizse, Türkiye’nin uluslararası sistemin gözüne sokarcasına öğretmiş olduğu gerçek budur, Suriye’de asıl problem Esat’ın kendisidir. Eğer Esat giderse Suriyeliler daha fazla ölmezler, zulüm görmezler, hatta evlerine dönebilirler. Burada terör örgütlerinden çok daha fazla kendi halkına zayiat veren, onların üstüne her türlü şekilde hedef gözetmeksizin saldıran, katil Esad rejiminden bahsediyoruz.

Dün Suriye’yi bölmek isteyen ve Türkiye sınırına bir terör devleri kurmak isteyen Amerika bugün Rusya’ya karşı kaybettiği mevzi üstünlüğü geri almak için Türkiye’den yana konuşmaya başladı. Dün asıl sorun DAEŞ diyen Amerika bugün Esad demeye başladı. Dün Suriye’de toprak bütünlüğü diyen Rusya bugün Türkiye’ye sen olmadan da ben bu bölgede istediğimi yapabilirim demeye başladı. Şurası açık, Amerika ve Rusya kendileri adına daha fazla petrol demeye devam ederlerken, Türkiye ise sınırlarımın güvenliği ve Suriye’de insan hakları demeye devam etmektedir. Bu ayrımları iyi anlamamız gerekiyor. Ama sonuçta şubat ayı sonunda Türkiye planladığı harekâtı yapacak ulursa, yani Esad rejim güçleri geri çekilmezse, Türkiye bu iki yüzlülüğü tescilli Batı’dan yararlanacak diplomatik girişimlerini yaptı ve sonuç aldı. Bugün Batı dünyası Türkiye’nin arkasında, Rusya ve rejimin aleyhindedir (buna İran da dahildir).

Bu diplomatik kazanım ile Türkiye şubat sonunu bekleyecektir. Cumhurbaşkanı Erdoğan yapılabilecek bir harekatın ismini İdlib Harekatı şeklinde zikretti bile. Ama bugün gerektiğinde meşru müdafaa kapsamında rejime gerekli karşılıkları vermektedir. Acaba başka diplomatik girişimler olacak mı, önümüzdeki günlere bakacağız. Ama Türkiye tavrını ortaya koydu. Rejimle beraber hareket eden aktörler zaman kazanmaya yönelik her türlü girişimi şu andan itibaren başlatsa da İdlib’de ve bunun yanı sıra Halep’te başlatılan Rusya ve İran destekli rejim harekatının getirdiği tahribatı engelleyecek halde değil, sınırımıza olan göçü yavaşlatmaz.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Hatay’ın Çağrıştırdıkları

DİĞER YAZI

İdlib Diplomasi Trafiği

Politika 'ın son yazıları