KCK’yı Kavramak

Politika

Maalesef Türk siyaseti Kürdistan Toplulukları Birliği’nin (KCK) mantığını kavrayabilmiş değil veya ülkemizde belli kesimler bu çok ciddi konuyla ilgilenmemek için ısrar ediyorlar. Şu KCK meselesini güncel tarzda bir açıklamama izin verin.

Kısaca KCK’nın temelleri 2004 yılında terörist başı Abdullah Öcalan’ın bir kitap yazmasıyla atılıyor. Peşinden teröristlerin 2005 yılında Kandil’de yaptıkları bir toplantı var. Buna Kongra-Gel diyorlar. Burada konu detaylandırıp kabul ediliyor. Bundan sonra terör örgütü dağ kadrosu faaliyetleri dışında, bulundukları ülkelerin meşru sistemleri içinde şartlarının elverdiği yöntemlerle bölücü faaliyetler içinde bulunuyorlar.

KCK’ya göre hangi ülkeler bunlar? İran, Irak, Suriye ve Türkiye. Bakın burada dikkatten kaçırılmaması gereken bir nokta var, PKK terör örgütü işin başındaki unsurdur. Bu saydığımız ülkelerin her birinin eşit düzeyde lideri yok, lider PKK’nın terörist başıdır. “Gelin ben size bu işi öğreteyim,” diyen Türkiye’de kurulmuş bir taşeron (vekalet, proxy) terör örgütünün çerçevesinde geliştiriliyor.

Bunu neden açıklıyorum? Bugün bile Batı ülkeleri (diğer taraftan İsrail ve Suudileri de buna eklemeliyiz,) ısrarla, “PKK terör örgütü Türkiye’nin kendi sorunudur,” diyor. Hayır. PKK terör örgütü kurulduğundan itibaren, etnik temelli, Kafkaslardan Ortadoğu’ya uzanan coğrafyada bölgesel işlev gören bir terör örgütüdür. Başka bir ifadeyle söyleyelim, örgütün önce dağda varlık göstermesi, terör eylemleriyle özgüvenini sağlaması gerekiyordu, sonraki adımda PKK terör örgütünün koordinatörlüğünde bölge ülkelerindeki faaliyeti geliştirme safhasına geçiliyordu. İşte KCK bu planın ikinci aşamasını kabul ediyor ve (sözde) mücadeleyi yerinde meşrulaştıracak türden adımları atıyor. Bu nedenle KCK geniş bir tanımdır. Saydığımız ülkelerde uygulanan kendine özgü parçalar halindeki çalışmaları daha sonra bütünleştirmek üzerine kuruludur.

Gelelim Türkiye ayağındaki KCK faaliyetlerine. Türkiye diğer ülkelerden, İran, Irak ve Suriye’den çok farklıdır. Nedir bu farklılık? Bütün kurumsal yapılarıyla demokratik ve hukuk devleti olan bir Türkiye’den bahsediyoruz. Peki, böyle özellikleri olan bir ülkede KCK ne yapabilir? Siyasal parti kurar, yerel yönetimleri ele geçirmeye çalışır, kendine Sivil Toplum Kuruluşları (STK) ile demokratik ve hukuk sistemi içinde bir faaliyet alanı yaratır.

Bu işleri yapabilecek insan gücü nasıl yaratılır? Dağdan indirilen insanlar bunu yapabilirler mi? Hayır. 1990’lardan itibaren itibaren Batı destekli bazı istihbarat ve bunlarla entegre olmuş uluslararası hüviyetteki STK’lar çokça gelip gittiler ve bazı kişileri belli yerler için imal edercesine çaba içine girdiler. Onlardan bazılarını yurtdışına götürüp eğittiler, donattılar. Bazılarını Türkiye’de gelip rol gereği onurlandırdılar. Bazılarını ise doğrudan rehber birine verip, “Bunu takip et,” dediler. Örneğin bazı kişilere, “Git sen şu derneği kur,” dediler. Bazılarına hiçbir sebep yokken ödül verdiler. Bu dönemde insan hakları, hukuk, adalet, özgürlük, halkların eşitliği, gibi kavramları sürekli tekrar etmelerini istediler ve buna dönük platformlarda çalışmaları gerektiğini işaret ettiler. PKK terör örgütü destekli yayın organları, örneğin o dönemde Avrupa’da yayın yapan bir televizyon kanalı, önemli ölçüde bu konuya bağlanmış durumda idi. İçerideki konularla bu tür medya platformları birbirlerine destek vermekteydi.

Nasıl belli bir dönem FETÖ örneğinde gördüğümüz gibi soruları verip kendilerine insan kaynağı yetiştirdiler ise bunlar için de hem çok önceden bu yana, KCK yapısı gereği seçtikleri gençlere üniversite sınavlarını kazandırmak, yüksek lisans ve doktora gibi konularda fırsat yaratmak mümkün hale getirildi. Sonra bunların belli devlet kadrolarına tayinlerine ve dahası belediyelerde memuriyetlerine imkân verildi. Akşamları belli evlerde yapılan KCK toplantılarında kimin ne olacağı belirleniyor idi. Çeşitli dernek, oda ve baro gibi yerlerde faaliyetlerini çoğalttılar.

Yöredeki STK’larda çalışan KCK’nın yetiştirdiği şahıslar OHAL dönemini didik didik etmekle görevlendirildiler. Devletin icraatlarına dönük çeşitli raporlar yazmalarını sağladılar. Bu raporların bazıları Avrupa parlamentolarında okundu ve medyaya servis edildi. Amaç belliydi, demokratik zemin içinde bir yerlere tutunmak. Zamanla aynı ailelerden bireyleri “sen bu partiden aday ol,” diğerine ise “sen de şuradan” diyerek, oy potansiyellerini dengelemenin yanı sıra, her alana yayılmayı hedeflediler ve bunu büyük ölçüde de başardılar.

Ama asıl önemlisi, önce güneydoğudan oy toplamayı hedefleyen partilerden KCK olarak yararlanmayı bildiler. 1990’ların başında kurulan bölgedeki insanlardan oluşan ve bir kısmı terörist başı Abdullah Öcalan yakınları olan kişiler iki arada bir derede kalan siyasetle ilgiliydiler. Ancak daha sonra bunlar yine 1990’lardan itibaren yetiştirilen insan kaynağıyla zenginleştirilir hale getirildiler. Belli yöntemlerle Meclise ve belediyelere kolaylıkla girebildiklerini gördüler. 2000’li yılların başlarında KCK ile birlikte siyaseti Kandil ekseninde kullanma yöntemi sistemleştirildi. Sonra konuyu Türkiye genelinde siyaset yapmaya doğru dönüştüler. Bu durum her nedense bir PKK terör örgütü bağlamındaki KCK konusu olarak değil, Türkiye’nin demokratikleşmesi gereği değerlendirildi.

Ülkede partiler ve seçim yasaları çok uzun zamandır düzenlenemedi ve asıl mesele olan KCK’nın ne şekilde önlenebileceğine dönük ciddi adımlar atılamadı. Esasen parti kapatmak değil, doğru düzgün parti kurulması esas alınmalıydı. Bu husus sadece KCK’nın içine sızabildiği partilerle alakalı değildir. KCK legal düzeni istismar için bilinçli yöntemler geliştirmeye baladı ve bunu hem merkezde Ankara’da hem de diğer belediye alanlarında gerçekleştirdiler.

Ara sıra Emniyet güçleri bazı KCK tutuklamaları yapıyordu, bu bile ülkede tartışma yaratan meselesi haline çekilebiliyordu. Tutuklanmayan KCK’lılar daha fazla tehdit, öyle değil mi? Bazıları ise KCK’yı “terör ve şiddet konusu” halinde görüyordu, aldanıyordu. KCK aslında tam da bu sebeple kurulmuş bir oluşumdu, içinde terör ve şiddet olmamalıydı ki kolaylıkla yayılabilsin. Ülkede hukuken yeterli bir dosya hazırlayan grup parti kurabiliyordu. Şartlar yeterince müsaitti. İnsanlar buna demokrasi gereği anlayışla bakmaktaydı ama aslında yasaların boşluğuna dayanarak sürdürülen bölücü amaçlı ve sinsi planı içeren çabalardan başka bir şey değildi.

Türkiye karşıtı olanlar bu durumu iyi kullandılar. Konunun tersten okunması esasen yanlış da değildi. Demokrasi adına istenen buydu. Eğer bir kesim var ve meşru zeminde siyaset yapmaya çalışacak ise bu herkesi memnun eder biçimde görüldü. Ancak yetkililer, asıl maksadın bu kadar basit açıklanabilir olup olmadığını ve üniter bir devletin kendini koruma refleksiyle beraber tartışması gerekmekteydi. 2005 yılından sonra Türkiye’de siyaset sahnesinde arka planda paralel bir anlayışın geliştiğini görmezden gelemeyiz. Nasıl FETÖ devlette paralel bir yapı geliştirdiyse, KCK’lı olanlar da özellikle belli vilayetlerde belediyelerde ve kamuda paralel uygulamalar ve anlayışlar geliştirip uyguladılar. Sonuçta bunlar ülkeyi 2015’den sonra hendek kalkışmasına kadar getirebilmiştir. Örneğin, 1990’larda gerçekleşen Cizre olaylarının yakın zamanda tekrarlanması tesadüf değildir. Ama asıl önemlileri Diyarbakır merkezli örtülü olaylardır, bunlar daha sinsi gelişen konuları içerir. Aklı karışık siyasetle, çıkarcı siyaset sürecin nereye evrildiğinde tereddütlü hareket etmişlerdir.

KCK konusu önemli bir konudur. Kuruluş amacı bellidir. Önde söylenen siyasi sözler şöyle dursun, siz asıl arkadaki gerçekliğe bakmanız gerekmektedir. Bununla ilgili çoğu aydın aldandı. Halen aldananlar var. İşin kötüsü zaman içinde siyasi ortamın da gerektirdiği biçimde KCK uzantısı belli çevrelerden çıkar elde etme hesabında olan başka güçler ortaya çıkmaya başladı. İş daha karmaşık oldukça asıl kazançlı çıkan elbette KCK oldu.

Şimdi gelinen noktada Türk demokrasisine FETÖ nasıl tehdit oluşturdu ise benzer biçimde KCK’nın da Türk siyasetine ipotek kurduğunu görmekteyiz. Maalesef durum budur ve bir ölçüde, hiç değilse zihinlerde durum çıkmaza girmiş haldedir. Yine devlet iyi niyetiyle hareket etmektedir. Türkiye’yi bölmek isteyen KCK yapısının uzantıları ise her türlü konuyu istismar etmektedir.

İşte KCK budur. Öyle veya böyle Irak’ta bir özerk Kürt bölgesi halen mevcuttur. Suriye’de kendi dinamikleriyle bugün PKK terör örgütü uzantısı PYD/YPG ile ABD bir “garnizon devlet” kurmanın çabası içindedir. Suriye bölünür ise burada da bir “Kuzey-Doğu Suriye Özerk Kürt Yapısı” tanınmış olacaktır. Konuyu Cenevre’ye taşımaya çalışıyorlar. İran rejimine dayalı ABD ve İsrail’in planları halen devrededir. “Sonra sıra Türkiye’ye getirilecek,” desek, her nedense bu ülkede, “abartma” şeklinde karşılık verenler çıkmaktadır. Ancak Kandil’de alınan KCK kararları böyle bir şeydir ve uzun soluklu bir amacı çerçevelemektedir. Tehdit yarın yüzünü göstermese de belki on-yirmi yıl sonra bu şartlarda coğrafyamızda bir (sözde) Birleşik Kürdistan’ın sorunlarını gösterecek. Bugün değişik partilerin içindeki KCK’lılar yarın o sözde devletin ileri gelenleri olacaklar.

Bugün bir televizyon kanalında tartışma vardı. Muhalefet partiden bir akademisyen, “PYD Suriye’nin sorunudur, bölünecekse Suriye bölünecek, Türkiye’yi ilgilendirmez,” dedi. Ne kadar da talihsiz bir konuşma! Nasıl olur da bu KCK meselesi hiç bilinmez? Önceki dönemde Milli Güvenlik Akdemisi’nde siyasetçilere, medya çalışanlarına, çeşitli kurumlarda görev yapanlara ülkenin temel stratejisi, tehditleri, vs. aktarılırdı. Sanırım mevcut zaman diliminde bu tip eğitimlere gerek duyulmuyor. Ama sanki zaruret hasıl oldu. Herkes, “Ben iyi niyetliyim,” diyor ama KCK iyi niyetli değil ki! Etnik bölücü örgüt. Başka bir konu, Türkiye Cumhuriyeti devleti ama öncelikle İçişleri ve Adalet Bakanlığı acilen konu hakkında kamuoyuna kampanya ile durumu etraflıca anlatmalıdır. İlk fırsatta Yüce Meclis partiler ve seçim yasasını yeniden düzenlemelidir. Ülkede bölücüye imkan veren bir yasa kalmamalıdır.

Meselelere hukukçular temelde adalet ama somutlaştırırsak bir dosya olarak bakar, siyasetçiler iktidar mücadelesi şeklinde düşünür. Siyasetçiler iktidara gelebilmek için  kıyasıya bir mücadele içindedir. Beka meselesi çok uzun vadeli bir konudur, baki kalmak olduğuna göre, buna karşı duranlar da yarım asrı bile az görürler. Beka temelde güvenlik meselesi olarak algılanır ama aslında tüm güç unsurlarının birlikteliğiyle alakalıdır. Bu ülkede hiç kimse kendi penceresinden bakmamalıdır. Bir ülkenin uzun dönemli istikrarla gelişerek yaşaması meselesi üzerine çok dikkatli olunmalıdır. Burada titizlik esastır.

Bir Cevap Yazın

Politika 'ın son yazıları

Hangi Suriye?

Nasıl bir ülkeden bahsediyoruz? Beşar Esad nasıl bir lider? Çok geçmiş tarihlere,
DÖN BAŞA