Madrid Zirvesi Öncesi Maksatlı Politikalar

Okuyucu

Bu ay sonunda NATO’nun Madrid’de yapacağı zirveyi içerideki birtakım muhalif kesimler kendilerine çıkarım elde edecek yaklaşımla fırsat görüyorlar. Hatta bazıları ülkesine zarar ve rakiplerinin eline koz verir nitelikte fikirler üretmekle meşguller. Şimdi size bu önemli zirve öncesindeki bazı yanlışları işaret edeyim, karar sizin.

Soru şöyle geliyor, “Madrid’de NATO yetkilileri ve Joe Biden, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı İsveç ve Finlandiya konusunda ikna edecek mi?” Bu yanlış bir soru.

Türkiye Madrid’de müttefikleri ikna etmek için gayret gösterecek, “terörü desteklemekten vazgeçin” diyecek.

NATO’nun genişlemesi, Rusya-Ukrayna Savaşı, Avrupa güvenliği konuları ve stratejik bakış başkadır; ABD ve Avrupa’nın Orta Doğu’da yapmak istedikleri ve stratejisi başkadır. Bu iki benzemez veriyi, matematiğe ters bir yaklaşımla, aynı denkleme koyarak, “Türkiye’nin NATO’dan çıkması” hususunu talep eder zihniyet var! Bunlardan bazıları cahil, bazıları fırsatçı, deyip geçeyim, siz ne düşünürseniz düşünün.

Madrid zirvesini sanki büyük bir “çatışma” meselesi göstermek isteyenler var. Sanki burada “Türkiye ezilecek, ağababalarla pazarlık edecek, sonra az bir kazanımla evine dönecek,” gibi düşünceler ile içeride politika yaptığını zannedenler var. Ülkesini bu şekilde kendi aklındaki veya ona empoze edildiği şekilde öne çıkışlarla, ama sonuçta belli tuzaklarla ve düşük göstermelerle nereye varılabilir ki?

“Pazarlık olacak, ikna edilecek…” Bu yargılar nasıl bir aklın ürünü şeyler olabilir?

Suriye Devlet Başkanı Esad, bugüne kadar ABD’ye “topla bayrağını, çık ülkemden” dedi mi? Dedi de ben mi duymadım? Kendinin Cin zanneden Esad ile satranç ustası Rusya bu karşı koymayı ABD’ye Türkiye’nin mi söylemesini bekliyor? Hani Rusya, Suriye’yi korumak için davetliydi, görevliydi, meşruydu? O zaman kendisi yapsın bunu; Türkiye’deki uzantılarına söyletmesin, politika yaptırmasın.

Rusya neden ABD’ye karşı sert hamle yapma sorumluluğunu Türkiye’ye veriyor, öne sürüyor? Neden Türkiye’de bazı mihraklar Rusya’nın politikasına alet olarak ülkeyi daha büyük bir uzağa çekmek istiyor?

Türk Devleti bilmiyor mu ABD’nin Suriye’de PKK terörü ile ne yapmak istediğini?

Kim kime hizmet ediyor? Çok açık, ABD, İsrail ve Fransa gibi bazı Avrupa ülkeleri bölücü terörü destekliyor. “Demokratik özerklik” taleplerinin kaynağı çoğunlukla Batı menşeili. Bunu bilmeyen mi var?

Ancak Rus tarafı başka bir kurnazlıkla Türkiye’yi ABD, Avrupa ve hatta NATO dışı bir yöne çekmek istiyor. Bu da bir tuzak değil mi?

Hatta aynı Rusya, PKK terör örgütüne kapı açan ülke değil mi?

Hadi Ruslar satranç oynuyor, bizim “akıllılar” da tavla oynama meraklısı…

“Nereden geldik Suriye’ye ve Esad’a, asıl konu Madrid değil miydi?” diyenleriniz vardır. İşte durum böyle! Ama açıklayalım biraz daha. Hem buraya ben gelmedim, bana bir mülakatta sorular böyle geldi… Eğer sorular böyleyse, ya akılda bir çarpıklık var ya da tuzaklı sorular bunlar…

Bugün bot hesapların cirit attığı gerçeklik-ötesi (post-truth) bir evrendeyiz. Ülkemizi küçük düşürmek isteyenlere karşı ele ele verelim.

Özellikle İsveç’in kendi iç sorunları var; anayasası, kanunları ve diğer düzenlemeleri bakımından, bizim daha iyi bildiğimiz o terörle mücadele işinde henüz ileri değiller ve güya demokrasi diyorlar, ama bugün açıkça görüldüğü gibi PKK terör örgütünün ipoteği altına girmişler, işte bu hususu içlerinden bazı politikacılar ve bürokratlar yeni yeni fark etmeye başladılar. Belki de bu yaşanan genişleme çerçevesindeki olaylar anlamaları için bir zemin vermiştir onlara.

PKK terör örgütü nerede? Avrupa’da (İsveç’te, Almanya’da, Marsilya’da, vs.) ama aslında Irak ve Suriye’de. Irak ve Suriye’de poker, satranç ve tavla oyuncuları hepsi birlikte. Rusya da İran da ABD de İsrail de Fransa da velhasıl hepsi de kendi çıkarları için buradalar, babalarının hayrına değil. Elbette Şam rejiminin babadan-oğula bir durumu var, dolayısıyla onu başka yere koyuyorum bu oyunda.

Öyleyse!.. Madrid’de bir “güvenlik ittifakı” olması hasebiyle NATO karar almalı. Demeli ki: “Türkiye gözümüzü açtı, NATO içinde ikilik oluyor, böyle ittifak olmaz, böyle güvenlik olmaz, terör bugün sana zarar verir, yarın içimizdeki diğerine, demokrasilerimiz bu tür baskıların ipoteğinde olmamalıdır…”

Peki ben sizi ikna edebildim mi?

Türkiye, üstünde bir pazarlık yapılan ülke değildir, böyle görenler düşüncelerini bir daha muhasebe etsinler. Bizler bu tür pazarlık mevzularını Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında görmedik mi? Göz göre göre yine mi “pazarlık, ikna” meseleleri diyorsunuz siz? Maksatlı bunlar…

Türkiye, NATO üyesi ülkedir. Türkiye, NATO’nun genişlemesinden yanadır. Türkiye haklı olduğu bu davada görüşlerini müttefiklerine kararlı duruşla aktaracaktır.

Diplomasi yeni çalışma alanları açar, zaman böyle devam eder. Devletlerin politikaları inişli çıkışlı olabilir. Dış politika çıkarlar üzerine yapılır.

İsveç ve Finlandiya şartlarını düzenlerler ve hak edince üye olurlar; ne var bunda? Doğal değil mi? Bir taraftan süreci PKK terör örgütü istismar ediyor, diğer taraftan içimizdeki bazı politik ve ideolojik çevreler. Herkesin biryerlerden çekiştirdiği noktada siz nerede duracaksınız?

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

The Ukrainian-Russian War and Aftermath with a Conceptual Perspective

DİĞER YAZI

Stratejik Kasırgada Biliş Seviyeli Sistemlerle Kaosun Yönetilebilmesi

Politika 'ın son yazıları

Şam Sevicilik

Son günlerde Suriye ve Esad ile ilişkiler konusu gündemde yer alınca bu konuda yanlış anlaşılmaların olduğu

Beka

Beka gibi çok ciddi bir kavramı öyle çok basit görmeyelim! Hatta işi politika olanların bu gibi