musul-sinavi
Musul Sınavı

Musul Sınavı

215 Tıklama
16 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Musul konusu Türkiye için bir sınav olacak. Asıl çözüm hamasetle konuyu dile getirmekte veya tarihi süreçleri iç politikada alet etmekte değil, dışarıda kesin sonuç alacak şekilde bu süreci tüm cepheleriyle tamamlayabilmektir. Nasıl mı? Bakalım öyleyse…

“Musul Harekatı başladı… Koalisyon en kapsamlı harekatını yapıyor… Uçaklar hedeflerini bombaladı… Rakka ve Musul kurtarılınca DAEŞ topraksız bir devlet olacak… DAEŞ Musul’da üç bin Yezidi’yi esir tutuyor, harekat bunun için gecikti, çok hassas planlandı…”  Bu tip beyanatları duyunca insanın aklına geliyor; Afganistan, Irak, Bosna, Kosova… Yaşam insana ait savaş öyküsünü her defasında yeniden yazıyor ve okuyor. Demek ki yıllardır ilavelerle tekrarladıklarını göz önüne alıyor ve yeni bir yöntem ortaya çıkarıyorlar.

Hatırlayalım, Nagazaki ve Hiroşima’ya birer bomba atılmıştı, Japonlara diz çöktürülmüştü ve koca Pasifik Savaşı sona erdirilmişti. Kuveyt-Irak sınırına petrol bombası atılmak suretiyle kilometrelerce genişlikteki mayınlı arazi tertemiz edilmişti ve sonra Bağdat yolu kısa sürede kat edilmişti, bir-iki devletle Irak’ı iki ayda silip süpürmüşlerdi. Küresel terör örgütü El Kaide’nin lideri Usame Bin Laden beş helikopterlik bir özel güçle gidilip işi bitirilmişti. İlk planda bazı kesimlere, “Bu nasıl yeni yöntem? Eğer ileri ülkeler savaşı çok iyi öğrendi, silah, gözlem araçları ve teknikleri geliştirdiler ise Musul’a bir süre önce gelmiş elinde Keleş, belinde nitrogliserin olan iki-üç bin teröristi mi dert edecekler, sayısı ondan fazla devletin koalisyonuyla terörist süpürürken mi zorlanacaklar? Bugün Amerikan özel kuvvetleri DAEŞ lideri Bağdadi’yi mi derdest edemeyecek?.. Tarihi perspektifte bu pek inandırıcı olmaz!..” denmesi daha yakın görüş olarak geliyordur, “Peki, o sözünü ettiğiniz yeni yöntemler nerede o zaman?” diye soruluyorlardır herhalde.

Yeni yöntemlerde;

  • koalisyon olma şartlarında çok ilerideki yapıların göz önünde tutulması, koalisyon adı içinde alt sınıfların ihdas edilmesi ve paylaşımın buna göre belirlenmesi,
  • politik ve diplomatik yöntemlerin çatışma süresince sürdürülmesi ve iç politikadaki dengelerle uluslararası ilişkilerin karşılaştırılarak geliştirilmesi,
  • maliyetlerin menfaat bekleyenlere yüklenmesi,
  • insan kaybının ve kültürel yapıların hesap edilebilir biçimde tutulması,
  • örtük çıkarların küresel ve lokal planda kabul edilebilir türden olmalarının ve sürecin ise yaratılan şartlarda sindirilmesinin sağlanması,
  • sorunlu sahalarda elde edilen sonuçla kesin bir çözüm sağlaması değil de daha kontrollü ama ana belirleyiciye daha bağımlı olarak kalmasının sağlanması,

gibi savaşı ekonomi ve politika içinde sürdürebilme konusu var. Farklar bu tür ileri-ayrıntılı noktalarda görülebilir. Terörün küresel çapta bir yaptırım türü olmasını sağlayanlar şimdi Musul’da ne yapıyordur dersiniz? Size biraz şaşırtıcı ve biraz da ters geliyor olabilir ama durum bu! Strateji, taktik, yöntem, savaş sonrası inşa edilen yapılar düne göre bugün daha ayrıntılı ele alınıyor, konu bu!

Daha dün gibi hatırlarda canlı, ilk Körfez Savaşı hazırlık safhasında ve savaş içinde Baba Bush’a Rahmetli Özal ısrar ediyordu, “Kuzeyden biz de girelim, hazırız, şu Musul ve Kerkük’te biz de olalım…” diyordu. Ama Amerika ne yaptı yaptı (!) Türkiye’yi işin dışında tutmayı bildi. İkinci Irak Savaşı esnasında durum farklıydı, Amerika Türkiye’nin de savaşa fiilen girmesini istedi, bu kez başka türden gelişmeler meydana geldi. Sonra bu bölge için Amerika-Türkiye ilişkileri eskisi gibi olmadı. Daha geçenlerde Başkan adayı Hillary Clinton bile şunu söyledi: “Bölgede Amerika’nın en önemli müttefiki Kürtlerdir.” Uzun yıllar Türk askeri bir yandan PKK ile mücadele ederken diğer yandan Barzani güçlerine verdiği destek ve eğitim umarım unutulmamıştır! Bugün Başika’da Türk varlığının olmasından rahatsızlık duyanlar bile var. Tıpkı Suriye sınırındaki gibi bir durumdur bu: PYD/YPG Amerika’nın güvendiği güç, güya DAEŞ ile mücadeleyi onlar yapıyor, ÖSO başarısız olsun ve eğitilmesin isteniyor, hatta Türk askerinin Suriye’ye girmesinden rahatsızlık duyuluyor. Ama girildi ve bundan bazı çevreler rahatsızlar.

Şimdi bölgede neler oluyor? Sürekli fiili durumlar var; bölgede fiili durum yaratan yaratana; Amerika, Rusya, İran, Fransa, Suudi Arabistan, Türkiye ve daha pek çok ülke. Fiili durumlarla sürdürülen büyük bir jeostratejik ve jeopolitik denklem çözme mücadelesinde Türkiye geç de olsa inisiyatif aldı ve şimdi bununla da uğraşıyor. Doğal olan haklılıkları ve beklentileri içinde çok meşru biçimde hareket etmesi gerekirken zorlanıyor, hatta iç politikasında başka nifaklarla da uğraştırılıyor. Baksanıza denklemler ve yaptırımlar ne denli girift!.. Basit olanı, Bağdadi’nin tepesinde bir roket patlatmak ise yapılmak istenmiyor herhalde.

Yine hatırlatmakta yarar var, Türkiye tarihinde savaş alanında hep kazanmış fakat masada zorlanmıştır, değil mi? Bu Musul konusu işinde de dikkat edilmelidir! Bugün Başika ve Fırat Kalkanı politikaları doğrudur, Musul’da büyük ihtimalle bazı operasyonlarımız olacak, hatta bunu Barzani hassaten arzuluyor, ama dilerim ki masada bir olumsuzluk çıkmasın.

Türkiye’nin güneyinde ilk planda ülkelerin toprak bütünlükleri, mezhep çatışmaları, enerji kaynakları ve otoriter rejimlerin yarattığı olumsuzluklardan meydana gelen çatışmalar var. Belli ki bazı değişik planlar söz konusudur. Bugün ülkelerin fiili durumları için DAEŞ gibi taşeronlar meşruiyet sağlayıcı olup çıktı, PKK gibi taşeronlar ise zorlayıcı hüviyetiyle beslenmekteler. Söyler misiniz, dışarıdaki işleri kolaylamak için bir darbe girişimi yaparak Türkiye’deki iç politik yapıyı kendilerine göre düzenleme cüretini FETÖ/PDY’ye kim vermiş olabilir? Konu sadece “Devleti ben daha güzel yönetirim,” demek mi, yoksa “Ortadoğu’da istediğimi yaptırırım,” demek midir? Yaptır öyleyse… Örneğin, iki teröristi satın al ve Bağdadi’yi yok et! Hani Saddam’ın hemen yakınındaki iki bakanı satın almış ve savaştan sonra ülkene kabul etmiştin ya, yine öyle yap!

Öncelikle bu yeni tür parazitlere dolaylı yollardan verilen destekler kesilmelidir. Bakın işte, masaya otururken kazanmanın yöntemleri bu türden postmodern fiili tertiplerdir! Değil mi ki problemli Irak ve Suriye coğrafyalarına ortak unsurlar (özellikle bazı Kürt unsurlar) bağlamında bakıldığı nedenle “Irak-Şam İslam Devleti” adıyla her iki problemli ülkede yayılması sağlanabilecek türden garip bir terör örgütü (postmodern küresel terör örgütü) kuruldu; değil mi ki bilerek alanı boşaltan Irak merkezi güçlerinin yerine Musul’da DAEŞ’in kolaylıkla yerleşmesi sağlandı, bugün de buna benzer fiili durumlardan dolayı politika üretenlere doğrudan sormak gerekir, “Samimi olarak söyle, asıl ne yapmak istiyorsun?” diye. Eğer diplomatik lisan döndürülüp duruluyorsa fiili durumlara devam edilmeli ve masada kalma hakkı sürekli temin edilmelidir. İç politikada sağlam bir duruş gösterilmelidir. Masada kaldıktan sonra bir şeyler koparılıp sonuçta güçlü çıkmanın yolu temin edilmelidir.

Bu çerçeveyle ilk akla gelebilecek hedefleri belirginleştirelim:

  • Bölgede konuyu sadece Musul harekatı olarak mı göreceğiz yoksa denklemi bir bütünlük içinde mi ele alacağız?
  • Koalisyon içinde sonuna kadar ne tür bir görevde kalarak sürdüreceğiz? Kara harekatında önemli görevler alacak mıyız? Bölgede asıl diplomatik sonuç elde edilinceye kadar kalacak mıyız? Irak Başika’da askeri birlik tutmayı uzun süre temin edebilecek miyiz? Suriye’de Fırat Kalkanı ile elde edilen topraklarda yeterince uzun sürede asker bulundurabilecek miyiz?
  • Politikayı ve diplomasiyi her safhada aktif biçimde sürdürecek miyiz? Bütün uluslararası ve bölgesel toplantılara karar alıcı olarak katılabilecek miyiz? Türkiye’nin çok geçmişten bu yana gelen hak ve menfaatlerini kayıt altına aldırabilecek miyiz?
  • Irak’ın ve Suriye’nin iç politikalarının sağlıklı biçimde kurulmasında ve yerleşmesinde garantör olabilecek miyiz?
  • Mali harcamaların tümüyle karşılığını alabilecek miyiz?
  • Terörün bölgeye yayılmasına sebep olacak her türlü etkeni kararlılıkla ortadan kaldırabilecek miyiz?
  • Sivil kaybının en düşük seviyede olmasını sağlayabilecek miyiz? Suriyeli mültecilerin kendi evlerine dönmelerini ve barış içinde yaşamalarını temin edebilecek miyiz?
  • Ortadoğu’da yürütülen mezhepçi politikalara son verilmesini sağlayabilecek miyiz? Bu bakımdan iç politikada dahi çelişki yaratabilecek, başkalarının istismarına açık olabilecek hatalı noktaları ortadan kaldırabilecek miyiz?
  • PKK’nın marjinalleştirilmesinin sağlanmasını her platformda ön şart olarak öne sürebilecek ve bunu sağlayabilecek miyiz?
  • DAEŞ’in yurt içindeki radikallerden alabileceği desteği mutlak surette engelleyebilecek miyiz? DAEŞ’in sınırlardan geçmesinin önüne geçebilecek miyiz?
  • Suriye kuzeyinde denize açık bir Kürt koridorunun özerk bir bölge haline getirilmesini engelleyebilecek miyiz? Suriye’de her türlü çözümün toprak bütünlüğü çerçevesinde ele alınmasını temin edebilecek miyiz?
  • Bölgedeki Türkmen soydaşlarımızın haklarının geri verilmesini ve daha da iyileştirilmesini temin edebilecek miyiz?
  • Bütün bu süreçleri Amerika, Rusya, İran, İsrail, Fransa, İngiltere ve diğerleriyle dostlukları daha da geliştirerek tesis edebilecek miyiz?

Yoksa bunları başarma yolunda sürekli yorulacak ve yıpranacak mıyız? Sınav bu!..

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Zor Deneyim

DİĞER YAZI

Küresel Seçim Havası

Politika 'ın son yazıları

NATO’dan İleri

Sonsuz Savaş fikrinin sonsuza uzanan mantığı olan, sürekli yenilenen, bugün yeni bir vizyonu olan NATO örgütünden

Soğuk ve Sıcak

Soğuk Savaş dönemini ve bugünü stratejik ölçekte kıyaslayalım. Dünün politikalarının ve güçlü adımlarının bize öğrettikleri var,