once-amerika-nedir
“Önce Amerika” Nedir?

“Önce Amerika” Nedir?

629 Tıklama
13 Dakikalık Okuma
1
Okuyucu

Donald Trump yönetiminin neye benzediğini bizler soruyoruz da onu seçen Amerikalılar da soruyorlar. Acaba Amerikalılar bilmeden mi bu duruma düştüler, yoksa dünyaya hükmetmenin yöntemini iyi bilenler bu tip insanları ve etrafında gelişen kavramları bilerek mi önümüze koyuyorlar? Bir ülke düşünün; görünürde kendi aklı karışık, tartışıyor, ama aynı zamanda dünyaya hükmediyor. Bu pek anlaşılır ve güven verir bir durum olmasa gerek. Şöyle bir baktım, Amerikalılar neler tartışmıyorlar ki? Trumpizm, Yeni Muhafazakarlık, Kleptokrasi, Otokrasi, Popülizm, Post-politik… Sanki bunu başkalarının aklını iyice karıştırmak için bilerek yapıyorlar. Geçenlerde (30 Mayıs 2018) baktım, World Politics Review’dan Judah Grunstein, Trump’ın şu meşhur “Önce Amerika” (America First)  sloganını ele almış tartışıyor. Atlamayayım dedim, bilmediğimiz bir şey var mı acaba diye.

Amerikalıların dış politikada elde edilmesi gereken hedeflere Başkan Trump ile ulaşılabileceğine inancı tam değil. Diğer yandan Trump’ın dünyayı neye benzettiğini ilgiyle izliyorlar. Trump’ın “Önce Amerika” politikası hangi fikre dayanıyor? Grunstein bunları sıralamış. “Önce Amerika” politikası ile Amerika;

  • ticari ilişkilerinde hesaplarını dengeye getirmeli ve mümkün olduğu taktirde net fazlalık elde etmeli;
  • müttefiklerini ve güvenlik partnerlerini sorunlara dahil ederken maliyetleri düşürmeli ve tarafsız kalmayı yeğlemeli;
  • mevcut güvenlik garantilerini incelemeli, burada müttefiklerini kaldıraç olarak kullanabilmeli, güvenliğin dışında ticari avantajlar da elde etmeli;
  • çok taraflı kapsamlı düzenlemeler ve taahhütler yerine, uluslararası ortaklarla mümkün olan her duruma uygun düşen ikili ilişkileri öne çıkarmalı.

Bu açıklamalara katılır mısınız bilmem!.. Örneğin ben şu tarafsız kalma meselesini pek anlamıyorum. Sanırım retorik bunu gerektiriyor. Acaba Amerika’nın kendisi taraflı olacak ama sorunlara göre müttefiklerinin mi tarafsız durmalarını talep edecek? Bu, “Seçim benim hakkım, önce ben seçerim, sen bana uyarsın…” demek oluyor ki, kullanılan slogana uygun düşen ancak böyle bir anlayıştır.

Söylendiği gibi kabul edelim, acaba “Önce Amerika” yaklaşımı Amerika’yı daha da güçlü hale getirir mi? Bir kere atılacak her adımın bir faturası olacaktır. Bu dünya hiçbir şeyi kimsenin yanına ilelebet kâr bırakmamıştır. Amerika için de kural böyle işler.

Örneğin Amerika’nın ticaret açıklarını kapatabileceği daha pek çok alternatif yol varken şu yaptıkları mı esas çözüm oluyor? Almanya’ya, Avrupa Birliği ülkelerine, Çin’e, Ortadoğu’ya sert darbelerle vurarak ticaretine çözüm arıyor. Bu karmaşıklık içinde oluşan kaotik durumu yönetmek öyle kolay olmasa gerek. Kaldı ki uygulamalarda her ne kadar dikkat edilse bile maddi ve manevi hasarlar oluşuyor.

Trump ne yaptı? İşsizlik ücretinin bütçeye getirdiği yükü azaltmak için, önce işsize iş bulmayı düşündü. Elverişli dış ticaret yolları varken bunun yerine içeride her türden üretim alanını hazırlamak gerektiğini savundu. Bu durumda borçlanma kapısını tekrar açmak durumunda kaldı. Borçlanmayı neye göre yapacak? Borçlanmanın altyapısını politik olarak hazırlayınca daha az maliyetli olmasını garanti etmenin yolunu bulmayı seçecek. Teorik olarak Doların zayıflaması ABD’nin ihracatını daha uygun hale getirecektir. Ama o öyle yapmadı. Doları değerlendirdi ve bunu politikasında ana unsur halinde kullandı.

Dolar güçlü oldu. Bu defa Trump gümrük tarifelerini sıkılaştırdı. Gümrük tarifeleri her zaman için sorun olmuştur, ama bir taraftan da piyasada hareket sağlamanın yoludur. Trump tarifeler bahsini karşılıklı imtiyazlar görüşmesi halinde ele almayı seçti. Bu yolla ticaret savaşını ilan etmiş oldu. Trump’ın düşüncesine göre, küresel ticarette aralarda yer tutanları ve çalışmadan kazananları elemine etmek için bu savaş gerekliydi. Gerekirse korumacı politikalar gündeme getirilecekti. Bu politikalarla Amerika kıtasına ederinden pahalı mal satıp yüksek kazanç elde etme alışkanlıklarını kırmak istedi.

Örneğin Almanya’ya bakalım. Almanya AB içinde işgücü maliyetlerini kontrol etti. AB ortaklarına daha ucuz Alman yapımı mallar almaları için ihtiyaç duydukları parayı ödünç verdi. Ödenmemiş faturaların vadesi geldiği zaman bu durum; Euro-zone krizine dönüştürüldü ve Almanya adına kısa vadeli kazanım elde etmek anlamına geldi. Ama uzun vadede neredeyse felaketlere yol açtı. Şimdi Amerika şunu savunuyor. Almanya gibi kurnazlar neden ABD’ye yaslanarak her durumda kazanan olsun?

Çin için de söylenecekler var. Çin’e yatırım yapanlar, teknolojiyi götürenler Amerikalılar, Çin bunu üretip Amerikalıya satıyor, Dolar topluyor ve daha sonra dönüyor, bu kazancı Amerika aleyhine kullanmaya çalışıyor, silah yapıyor, Asya’daki ve Pasifik’teki çıkarlara rekabetçi tavır takınıyor…

Madem ki konu güvenlik politikalarına geldi, buradan gidelim. Trump’ın güvenlik ittifaklarından hoşnutsuzluğu nedir? Amerika’nın müttefiklerini, özellikle de Avrupa’dakileri “karşılıksız korumak kabul edilir bir şey değil”dir. Trump böyle söylüyor, “Bizim sayemizde zenginleşiyorlar,” diyor. Karşı fikirler ise belli: “Eğer ABD, Avrupa’da ve Asya’da çıkar elde edecekse onların güvenliğini de kontrol eden olmalı. Bu zorunlu bir harcama. Ama faturayı bir şekilde tahsil etmek Başkanın marifetidir.” Böyle deniyor. Trump bunu yapmak adına kaotik bir yolu seçiyor. Örneğin Obama ne yaptıysa tersini yapmaya çalışıyor. Çevre ile ilgili anlaşmadan çıkma bahsi en popüler olanıdır. Başkaları da var. İran ile aralarındaki nükleer anlaşmayı iptal ediyor. Trump, “Bu durumda Avrupa, Avrasya, Uzak Asya, Ortadoğu kadar sorumluluk hisseder olacak,” diye düşünüyor. “Size petrol fiyatlarıyla bunun faturasını ödetirim,” diyor. Diğer yandan Çin’e karşı Japonya, Güney Kore gibi ülkeler ABD’ye güvenlik karşılığı daha fazla fatura ödeme yolunu seçiyorlar.

Trump Amerikan siyasetinde olduğu kadar küresel alanda da bir ilk. Hangi konuda? ABD’nin daha önce hiç yapmadığı bir şekilde, güvenlik ve ticaret ilişkilerini bir sebeple bağlamayı başarmış biri. Onun için rahat hareket ediyor olmalı, onun için elitler beklentileri karşılayabilecek bir karakteri desteklemiş olabilirler. ABD için önemli olan Çin tehdidini Trump çok kapsamlı bir yöntemle baskı altına almaya istekli göründü. Buna uygun adımları attı. Trump, “Tarihsel nedenlerle Çin’den korkması icap edenler eninde sonunda beni anlamaya başlayacaklar,” diye düşündü. “Çin sadece Amerika için değil tüm dünya için tehlikeli,” fikrini vermeye çalıştı. Trump vasıtasıyla Amerika bir anlamda dünyanın geri kalanına, “Çin’in şimdiki yaşam ve üretim biçimine aldanmayın, size kazanç iyi geliyor, gelecekte her şey daha başka olabilir ve bu haliyle siz beni de dara düşüreceksiniz, şimdiden tedbir alın, ben kendi kıtama çekilirim ama siz Asya’da onunla beraber kalacaksınız,” dedi. Uygulamada Amerika’nın ASEAN ve Güney Çin Denizi’nin Güvenliği konularını tekrar açmak istemesinin altındaki sebepler bunlardır.

Trump’ın “Önce Amerika” bağlamındaki gündemi, Amerika’yı güçlü kılan ilişkileri zayıflatıyor görünümde. Entelektüeller, “Acaba bu bir güç yanılsaması mı?” diye soruyorlar. Grunstein gibilerin gördüğü şöyle: “Şükür ki Trump bugüne kadar kendi politika hedeflerini etkin bir şekilde takip etme yeteneğini gösteremedi. Aksi halde haklı çıkabilirdi…”

Durum şu: Bir tür tehdit ortamı altında ticaret savaşları yapılıyor. Amerika dünyaya Trump ile bu yöntemi reva gördü. Ancak, Amerika’nın gerçek dostları üzerinde yarattığı etki gerçek ve kalıcı olabilir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

İlgi Alanımızdaki Dosyalar

DİĞER YAZI

Seçime Kadar Propagandaya Dikkat!

Politika 'ın son yazıları

NATO’dan İleri

Sonsuz Savaş fikrinin sonsuza uzanan mantığı olan, sürekli yenilenen, bugün yeni bir vizyonu olan NATO örgütünden

Soğuk ve Sıcak

Soğuk Savaş dönemini ve bugünü stratejik ölçekte kıyaslayalım. Dünün politikalarının ve güçlü adımlarının bize öğrettikleri var,