jeopolitigin-onemi
Jeopolitiğin Önemi

İlgi Alanımızdaki Dosyalar

320 Tıklama
27 Dakikalık Okuma
2
Okuyucu

Avrupa, Rusya, Ortadoğu, Amerika ve diğerleri bir hayli karmaşık sorunların yaşandığı bir döneme girdi. Kızışan ortamda her bir dosya ayrı incelenmek durumunda. Türkiye meselesi de öne çıktı. Ancak ortak noktalar da yok değil. Ortaklıkları ve gerekçelerini iyi anlamak gerekiyor. Hatta siyasal tercihlerde bile “neden böyle” sorusunu cevaplamak için bazı dosyalara daha yakın bakmak icap ediyor. Şimdi dünya ülkeleri Türkiye’deki seçimlere odaklanmışken biz de özellikle ilgi alanımızda neler oluyor, neler konuşuluyor, tekrar bakalım mı?

Washington’a yaptığı ziyaretin arifesinde Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron birçok lidere bir mesaj gönderdi. Fox News’e, “Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le asla zayıf olmamalıyız. Zayıf olduğunuzda, onu kullanıyor, ” dedi. Putin ise St. Petersburg’dan karşılığını verdi. Cevabı inceleyeceğiz. Şimdi soruyorum, şu dünyada kiminle samimi olmak gerekiyor ki? Kim dost, kim düşman? Kim neyi, nasıl kullanıyor? Dış politikada menfaatler ne denli önemlidir? Ha, zayıflık göstermek mi? Bu asla kabul edilemez! Acaba güçlü ülkeler uluslararası hukuku hiçe sayarlar mı? Yalan atarlar mı, fırsatları istedikleri ölçüde kullanırlar mı? Eğer böyle ise ülkeler iç politikalarında konu edilenlerle durumu iyi anlayıp, gerekli karşılaştırmaları yapmak mecburiyetinde değil mi? Aşağıdaki dosyalara bu gözle de bakalım.

“AVRUPA”

Avrupa kendi güvenliği ve çıkarları için yakın dönemde şu konuları gözden geçiriyor:

Uluslararası Ortak Soruşturma Timi’nin (JIT) 2014 yılında Ukrayna’nın doğusunda Rus ordusuna ait bir füzenin Malezya uçağını (MH17) vurmasıyla ilgili kararı, Avrupa’nın somut olarak üzerinde durduğu bir konudur. Putin fırlatılan füzenin Ukrayna Ordusu menşeili olduğunu iddia ediyor ama Avrupa buna inanmıyor. JIT, füzenin Kursk’ta bulunan Rus askeri birliğine ait 53. Tugay Birliği’nden olduğunu belirdi. MH17 sefer sayılı uçak, 17 Temmuz 2014’te 283 yolcu ve 15 kişilik mürettebatı ile Amsterdam’dan Kuala Lumpur’a gitmek üzere Ukrayna hava sahasında yol alırken Ukrayna-Rusya sınırına 40 kilometre mesafede düşürülmüş ve uçaktaki 298 kişiden kurtulan olmamıştı.

27 Mart’ta, Avrupalı ​​ülkelerin eski casus Sergei Skripal ve kızına karşı İngiliz topraklarında kimyasal silah saldırısında bulunmasını Avrupa “kendilerine yapılan hakaret ve saldırı” olarak kabul etti.

2014 yılında Rusya’nın Kırım’ı yasadışı ilhakı ve Doğu Ukrayna’daki saldırıları üzerine AB ülkeleri anlaşmaları gereği Ukrayna’ya destek paketleri açtı ve her altı ayda bir durum değerlendirmesi yapıyor. Son zamanlarda Rusya bu iletişimi koparacak adımlar atınca Avrupa bu konuda bir miktar gerilmiş görülüyor.

Avrupa ve NATO Karargahı, Rusya’nın, “Suriye’yi yok etme pahasına kendi çıkarını inşa ettiği” düşüncesindedir. Avrupa, Ukrayna deneyiminden sonra, Moskova’ya Suriye bağlamında hiç güvenmemektedir. Ancak Suriye’nin yeniden imarı süreci için şimdiden Rusya AB’ye milyarlarca Avroluk paketler önermektedir. Avrupa’nın bu önerileri iştah açıcı görebileceğini değerlendiren ABD yönetimi şimdiden ön almak adına benzer adımları atıyor.

Avrupa genel fikir olarak şunu düşünüyor: “ABD’nin Avrupa’ya sahip çıkmasını Rusya hazmedemez.” Dolayısıyla her fırsatta Rusya’nın ABD-Avrupa arasını açacak sorunları ortaya attığına vurgu yapılıyor. Bu değerlendirme Türkiye konusu için de gündeme getiriliyor.

“NATO-AVRUPA”

Kremlin’in Avrupa’ya yakın bölgeye SS-20 füzelerini yerleştirmesi dikkat çekti. Rusya’nın Kaliningrad’daki nükleer silah atabilen füze sistemlerini rotasyona sokması bütün kıta Avrupa’yı endişelendirdi. Buna karşılık NATO, aralarında Çekya’nın, Polonya’nın ve Macaristan’ın bulunduğu Avrupa ara bölgeye orta menzilli füzelerin yerleştirilmesi gerektiğini tartışıyor. Bu bakımdan yenileştirilmiş Pershing füzelerinin adı geçiyor. Rusya ise bu tip eski SSCB ülkelerinin Rus silahı değil de NATO silahı kullanımına dönmesinin kendine tehdit konusu olduğunu düşünüyor. NATO şimdiden Polonya ve Baltık ülkelerindeki askeri rotasyonlarını güçlendirdi. Rusların hareketlenmelerinden dolayı endişe duyan İsveç ve Finlandiya savunma konularında NATO ile birlikte çalışmaya başladı ile yakın ilişkiler kurdu.

NATO, 1999 yılında başlayan genişlemenin yeni demokratik Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde 100 milyondan fazla insana güvenlik sağlandığını düşünüyor. NATO’nun bu coğrafyadaki ülkelere güvencesinin değeri 2014 yılında Rusya’nın Ukrayna’yı işgal ettiği anda daha belirgin anlaşılmıştır deniyor. Zamanında Ukrayna da tam olarak NATO’ya dahil edilebilseydi bu işgali yaşamayacaktı şeklinde düşünenler çoğunlukta. Bilindiği gibi Ukrayna Parlamentosu daha yeni, Haziran 2017’de NATO’ya girişi onayladı.

“PUTİN”

Putin’in Avrupa’daki popülist yaklaşımı olan politikacıları etkilediği konusu diğer bir endişe kaynağı olarak gösterilir. Özellikle İtalya ile Rusya ilişkileri buna örnek verilir. Genel kanıya göre sağ-sol kanattan politikacıların popülist yaklaşımlarına Putin fazlasıyla dostane yaklaşmaktadır. Bu geleneksel Avrupa düşüncesini bozar nitelikte görülmektedir. Dahası, Moskova, Avrupa-Atlantik topluluğuna katılmalarını engellemeyi ümit ederek Balkanlar’daki yeni demokrasilerin mücadelesini zayıflatmaya çalışıyor.

Genel olarak, Rusya’nın son dönemdeki dış politikası Avrupa’nın tavrının sertleşmesine ve bir nevi birleştirici oldu. Bir ara tehdit ortadan kalktı yanılgısıyla Avrupalılar ve Amerikalılar ayrı bakış açılarına girdi diye düşünülebilir idi. Ama şimdi Kremlin’in bu atakları Atlantik’in iki ucunu tekrar birleştirdi diye değerlendiriliyor.

Rusya’nın Batılı ülkelerin seçimlerine etkisi çokça konuşulur bir konudur. İddialara göre, ABD’de Başkan Donald Trump’ın seçilmesine verilen siber desteğin daha öncesinde benzer şekilde Fransa’da da müdahale söz konusu olmuştu. Kremlin, Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde milliyetçi Marine Le Pen’i açıkça destekledi ve rakibi Macron’a karşı siber saldırı yaptı.

“TÜRKAKIM”

Rusya’nın son atağı ile Gazprom-Türkiye arasındaki yasal bazı engeller de aşıldı. Rus gazının alternatif yolla Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşıyacak TürkAkım doğal gaz boru hattı projesi Rusya’nın bir hamlesi olarak görülüyor. Her biri yıllık 15,75 milyar metreküp kapasiteye sahip iki hattan oluşan projede ikinci hattın Yunanistan veya Bulgaristan üzerinden İtalya’ya ilerlemesi şimdiden NATO ve AB içinde “Acaba tekrar düşünsek mi?” diye konuşulan konusu haline geldi. Bu endişeye yukarıda sıralanan sebepler gerekçe gösterilmekte. Ancak “iş işten geçti artık” diyenler de çoğunlukta, ayrıca Avrupa’nın enerjiye olan ihtiyacı açık. Tek isteği Rusya’nın bu enerjiyi verirken kendilerini tehdit etmemesi.

Elbette elindeki stratejik enerjiyi kendi menfaatine kullanmak isteyen Rusya’nın hamleleri de küçümsenemez. Ancak aynı şeyi başka ülkeler de yapıyor. Tüketenler üretenlere muhtaç. Ayrıca ABD’nin Ortadoğu enerji kaynaklarını kontrol etmesi ve kendi şemsiyesi dışında olan Rusya ve İran gibi ülkelere de hasmane tavır takınması bilinen konulardır. Bu bir enerji ve güç savaşıdır.

Gazprom’dan yapılan açıklamada, TürkAkım doğalgaz boru hattı projesinde, Avrupa’ya uzanacak hattın kara bölümündeki inşaat için Türk hükümetinden yetkililer ile protokol imzalandığı belirtildi. Protokole ek olarak, Gazprom ve BOTAŞ arasında, hattın inşasına yönelik adımların atılmasını sağlayacak şartların belirlendiği bir anlaşmaya da imza atıldığı vurgulanarak, anlaşmaya göre, hattın kara kısmının inşası için TürkAkım Gaz Taşıma A.Ş. adlı ortak bir girişim kurulacağı bildirildi. Açıklamada ayrıca, BOTAŞ ve Gazprom Export’un, Türk tüketicisine tedarik edilen Rus doğalgazının fiyatına ilişkin devam eden tahkim anlaşmazlığının, mahkeme dışı çözümüne ilişkin belgeler imzaladığı ve tahkim sürecinin yakın bir gelecekte sonlandırılacağı ifade edildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün yaptığı açıklamada, Rusya ile yürütülen tahkim süreci için anlaşmaya varıldığını belirterek, “2015-2016 yılındaki doğal gaz fiyatında yüzde 10,25’lik indirim konusunda anlaştık. Artık tahkim yok, mahkemeleri çektik. İndirimimizi aldık. Yaklaşık 1 milyar dolarlık hakkımızı seçimden önce hazinemize alıyoruz,” dedi.

“KÜRESEL EKONOMİK SAVAŞ”

Bilindiği gibi doların değerindeki artış ve FED’in faiz politikaları Avrupa’nın ekonomisini bir hayli etkiliyor. Bir diğer konu da Trump’ın başlattığı ticaret savaşları. Demir ve çelik ürünleri bağlamında ortaya çıkan sorunlardan dolayı AB ülkeleri ABD ile pazarlık yapıyor. ABD’nin Çin ile bu konuda süren pazarlığa bir süre ara vermesi var olan endişeleri azaltmadı. Rusya ise bu konuları geliştirerek AB ülkelerinin önüne koyuyor.

Putin, St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu kapsamında önemli açıklamalar yaptı. Bunların bazıları tam da Avrupa ile yapılan tartışmalara karşılık gelmekteydi. Küresel ticarette, inşa etmesi yıllar süren çok taraflı işbirliği anlayışının gelişmesine engel olunduğuna işaret eden Putin, “Küresel ekonomi, bir sarmal gibi büyüyen korumacı önlemler nedeniyle yıkıcı bir krizin içerisine düşebilir,” diye konuştu. Taraflar arasında yaşanacak güven kaybının, büyük değişikliklerin yaratacağı “türbülansa” dönüşebileceği uyarısında bulunan Putin, “Bu unsurlar, dünyanın daha önce görmediği bir sistematik krize dönüşebilir,” değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye ve Rusya arasında yürütülen, ticarette ulusal para kullanımı konusuna da değinen Putin, “Doların kullanımına yönelik çeşitli kısıtlamalara yönelik kararlar alan ABD’li ortaklarımız büyük stratejik bir hata yapıyorlar. Çünkü bugüne kadar, doların rezerv döviz olarak kullanılmasına yönelik tüm dünyanın büyük bir güveni vardı. Şimdi ne oluyor? Dünyanın birçok ülkesi, ABD’nin dolarla ödemeyi engellediğini görüyor ve bu dolara bağımlılıktan kurtulmaya çalışıyor,” değerlendirmesinde bulundu.

Günümüzde birçok ülkenin artık dolar bağımlılığından kurtulmaya çalıştığının altını çizen Putin, şunları kaydetti: “ABD yönetimi, siyasi alanda kısa vadeli taktiksel konuların çözümü için dolara yönelik güveni sarsıyor. Şahsi kanaatime göre, bu büyük stratejik bir hata. Bu bağımlılıktan kurtulmanın bir yolu da elbette ulusal paraların kullanımı. Bu sürece Çin ile yavaşça başlıyoruz. Yen özgürleştikçe ve rahatça dönüştürülebilecek bir para haline geldikçe, dünyadaki ödemelerde kendine yer bulacak ve dünya rezerv dövizlerinden birisi olacak. Dahası, IMF ile de bu yönde ilk adım atıldı. Yeni rezerv dövizlerinin yaratılmasına ilişkin bu eğilim devam edecek. Ancak ABD umuyorum hala zekidir ve ne yaptıklarının farkına vararak davranışlarını düzeltirler.”

“İRAN-NÜKLEER”

Ekonomik alandaki savaş benzeri AB ile Rusya’nın ortak hareket edebileceği bir diğer konu da Trump’ın İran-ABD Nükleer Anlaşmasını iptal etmesidir.

İran ile varılan nükleer anlaşmanın bozulmasına ilişkin tehlikelere değinen Putin, “İran anlaşmasının bozulması, tüm bölgeye zarar verecektir ve Kuzey Kore etrafında şekillenen sorunların benzerini yaratacaktır. Eğer İran bu anlaşmanın dışına itilirse, bu İsrail için daha mı iyi olacak? Bunun gerçekleşmesi halinde İran’ın nükleer programı herkes için bir bilinmez haline gelecek,” ifadelerini kullandı. Putin, ABD’nin tek taraflı bir şekilde çekilmesiyle, İran anlaşmasının tümüyle kaybedilmediğini vurgulayarak, “Eğer anlaşmayı korumak istiyorsak, uluslararası sürecin sonuca ulaşabilmesi için tüm kapıların açık bırakılması gerekiyor,” dedi.

“TÜRKİYE-SİLAHLANMA”

ABD, NATO, AB ve Rusya arasında konuşulan önemli konulardan biri de Türkiye’nin Rusya’dan almak üzere olduğu S-400 füze sistemleri bağlamında gelişmektedir. Anlaşmalar imzalandı.

Rusya ve Türkiye’ye yönelik bazı dönemlerde kullanılan baskı enstrümanlarını ve ABD’nin, Türkiye ile yapmış olduğu F-35 satışı anlaşmasına engel koyma çabalarını eleştiren Putin, “Baskı enstrümanları, giderek daha fazla ülkeyi kapsıyor. Şimdi ise bizim S-400 sistemlerimizin alımıyla ilgili. Aslında oldukça garip, Türkiye, bir NATO üyesi olarak S-400 hava savunma sistemleriyle en gelişmiş ve abartmadan söylüyorum, sınıfında dünyanın en iyisi olan bir sistemi almaya karar verdi. Ne olmuş yani? Bu bir suç mu?” ifadelerini kullandı. Başta Yunanistan’a teslim edilen S-300 sistemleri olmak üzere, başka NATO ülkelerine de silah temin ettiklerini anımsatan Putin, “Bu baskı durumunu açıklamakta zorlanıyorum. Bu, kesinlikle Türkiye’ye karşı adil olmayan bir yaklaşım,” dedi.

Putin, savunma sanayinde ortak üretim konusunu da Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ele aldıklarını vurgulayarak, “Bu konu, hangi teknolojilerin transferi, hangi süre zarfının belirleneceği ve mümkün olan diğer tüm unsurlarıyla uzman seviyesinde ele alınmalı. Bunu dünyanın birçok ülkesiyle gerçekleştirmekteyiz,” diye konuştu. Çin ve Hindistan’la savunma sanayisini alanında çok sayıda işbirliği konusu yürüttüklerine işaret eden Rus lider, şunları kaydetti: “Eğer bugün size, Çin’e veya Hindistan’a istediğiniz yerden silah alımı yasaklanırsa, belki yarın da tümden silahlanma yasağı getirilir. O zaman hepimiz silahsızlanalım. Hatırlatmak isterim ki dünyanın en büyük ordu bütçesi, ki bu bir rekordur, 700 milyar dolarla ABD’ye ait. Dünyanın tüm ordu bütçelerini birleştirseniz yine de ABD’yi geçemiyorsunuz.”

“TÜRKİYE-GENEL”

Bütün bu gelişmeler içinde Rusya ve Türkiye yakınlaşması öne çıkıyor. NATO üyesi ve AB’ye katılma sürecinde olan Türkiye’nin Rusya ile yakın işbirliği halinde görülmesi, Türkiye’yi  ABD, Avrupa ve NATO içinde tekrar konuşulan bir ülke haline getirdi. Rusya ile yakınlaşmış bir Türkiye’nin Balkan ülkeleri üzerinde etkisi dolayısıyla bir yandan NATO ve AB endişe duyarken, diğer yandan Rusya’nın haliyle memnun kalması yeni bir durumdur. Türkiye Müslüman dünyası için de benzer türden diplomatik faaliyetler yürütmektedir. Dolayısıyla Ortadoğu’da kendinden söz ettirmektedir. Suriye konusunda zaten Türkiye açık şekilde Rusya ile ortak bir yol izlemektedir. Hatta Astana süreciyle öne çıktığı üzere Suriye için Rusya-Türkiye-İran birlikte bir blok halinde politika üretmektedirler.

Bu bloklaşmaya sebep olan ise aslında ABD ve İsrail’in bölgedeki oldubittileridir. Özellikle Kuzey Suriye’de ABD’nin bir Özerk Kürt Bölgesi kurma girişimi ve bu bakımdan teröristleri aklamaya çalışması, onlara “eğit-donat” programı uygulaması açıktır. Bu durumda NATO klasik ve var oluş sebepleri vesilesiyle Rusya karşıtı düşünceyle ABD politikalarının yanında duruyor gözükmektedir. Ama bu arada NATO İsrail’e dolaylı da olsa hizmet eder duruma düşmektedir. Avrupa’nın kendi güvenliği ve çıkarları için işin nerede durması gerektiğine karar verememiş gözükmesi sezinlenen bir durumdur. Ancak Macron’un son ABD ziyareti sonrası Kuzey Suriye’ye birlik gönderip ABD yanında saf tutması diğer AB ülkelerini de etkileyebilir.

Avrupa ülkelerinin Türkiye ile ilgili konularda siyaseten taraf tutması Türkiye’nin itirazına sebep olmaktadır. Örneğin suçluları (teröristleri) iade etmemesi ve hatta koruma altına alması, seçimlerle ilgili olarak terör yandaşlarının gösteri yapmalarına izin verilmesi bazı konulardır. Bu konu özellikle FETÖ bağlamında ABD için de geçerlidir.

“SONUÇ”

ABD Trump’ı seçti, Fransa, Macron’u, Rusya Putin’i, Almanya Merkel’i… Şimdi özellikle Avrupa, Rusya, Amerika, “Türkiye kimi seçecek?” bunun cevabını bekliyor. Ama seçilecek olanın önündeki dosyalar kabarık, çözüm bekleyen meseleler şimdiden belli…

Biz ne yapmalıyız? Oy vermek için sandığa gitmeliyiz.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Kırılmalar

DİĞER YAZI

“Önce Amerika” Nedir?

Politika 'ın son yazıları

Bakü Beyannamesi

Türkiye, Azerbaycan ve Pakistan Meclis Başkanları arasında Bakü Beyannamesi imzalandı. Bu gelişmenin özellikle savunma alanındaki anlamını