kirilmalar
Kırılmalar

Kırılmalar

255 Tıklama
28 Dakikalık Okuma
2
Okuyucu

Seçimlere bir ay kala görüyoruz ki uluslararası alanda Türkiye bahsi çok ciddi bir hal aldı. Sosyal medyada konu edilenlere bakıldığında olumsuz birçok propaganda malzemesi var. Olumsuzluklar kimin işine gelecek, bu başka bir tartışma konusudur. Ancak burada farklı görüşlerden olan okurlarımı konunun özüne çekmek adına uluslararası medyadan bazı örnekler sunmak istiyorum. Esasen burada kırılmaları inceleyeceğiz. Nedir bunlar: Küresel olanlar, Türkiye içindeki kırılmalar, ülkeler ve güçler arasındaki karşılıklı kırılmalar.

“KIRILMALAR NEREDE?”

Önce kısa bir özet yapalım ve kırılma noktalarını işaret edelim. Kırılmalar ne zaman hangi nedenlerle olmuş, sonrası neler gelişmiş, bunları iyi değerlendirmek gerekmektedir. Aslında daha öncesinden başlamak gerekiyor, örneğin Soğuk Savaş’ın bitmesinden. Daha sonra Yeni Dünya Düzeni gibi dönemler, ABD’nin Ortadoğu’ya müdahale ettiği savaşlar, Balkanlardaki, Kafkaslardaki çatışmalar, krizler, vs. Ama bu kadar geriye gitmeyelim. Temel düşünceyi söyleyip geçelim: “Şartlar değişince ittifaklar değişir, jeopolitik değişiklikler meydana gelebilir.” Dolayısıyla zaman içinde Türkiye için de şartlar değişmiştir. Jeopolitik alandaki farklılıklara göre Türkiye’de pek çok değişim yaşanmıştır.

Şimdi aşağıda daha yakın zamana bakarak bazı tespitler yapalım: Devam eden süreçte neler değişiyor, etkileri, çıktıları neler oluyor? Gerçek tespitler ile bakalım. Aslında bunlar yakın zamanın konuları olduğu için pek çoğunu hatırlıyoruz. Şöyle ki:

  • ABD’de 11 Eylül 2001 olayı meydana geldi. Bu bir küresel kırılma Radikal terör örgütlerinin Müslüman toplumlarla ilişkilendirilmesi belirgin biçimde bundan sonra ortaya çıkan bir konudur. Bunun karşısına ise “Ilımlı İslam” denen bir siyasal tercih konusu meydana getirilmiştir.
  • Türkiye’de bu iktidar 2002 seçimlerinde işbaşına gelmişti. Bu Türkiye için bir kırılma. Daha işin başında tartışmalar oldu, parti kapatılsın mı, müdahale gerekli mi, gibi. Bu tür örnekler Türk siyasi tarihinde çok görüldü, bu tartışmalar da benzer biçimde gerçekleşti. O tarihte FETÖ bu iktidara destek verdi ve hem de kendini geliştirme imkanı buldu. Yine o tarihlerde, ilgili kişiler ve kurumlar ifade etti, FETÖ’nün ipleri dışarıdaydı ve çok dikkat edilmeliydi. İkazlara uyulmadı. Liberal kesim iktidarı destekledi. İktidar yerini sabitledi. Üstüne ülke çapında uzunca süre devam edecek Kumpas Davaları süreci başlatıldı. Kumpas Davaları FETÖ’nün çok yönlü saldırısı şeklinde oldu. Diğer yandan bu zamanlarda dünyada para bolluğu vardı ve Türkiye de bundan yararlanmaktaydı. Yatırımlar artmıştı (özellikle inşaat, ulaşım, altyapı türü) ve Türkiye IMF’e borçlarını ödenmişti. Türk Lirası’ndan altı sıfır atıldı. Bir dolar 1,2 TL seviyesindeydi. 2003 başlarında bütçede cari açık yoktu (GDP’ye oranla cari açık oranı %0).
  • Bilindiği gibi dünyada 2008 yılında ABD kaynaklı bir ekonomik kriz yaşandı. Bu da küresel bir kırılma. Her ne kadar Türkiye için “Teğet Geçer” dendi ve öyle göründüyse de zamanla meydana gelen küresel daralmadan Türkiye de nasibini aldı. Eleştiri şudur; ileriye dönük yeterli önlemler alınmadı.
  • Küresel güçlerle Türkiye’nin bir kırılması söz konusu oldu. 2009 yılında İsrail ile “One Minute” krizi yaşandı. Hemen sonra 2010 yılında Mavi Marmara olayı meydana geldi. Bu olaylarla birlikte Türkiye-İsrail anlaşmazlığı bugünlere kadar neredeyse düzelmedi. Aynı zamanda 2010 yılı Arap Baharı’nın başlaması yılıdır. Bu dönemde Türkiye Ortadoğu’da ABD ve İsrail’in tanımadığı ve bazılarını terör örgütü olarak gördüğü İhvan gibi Müslüman hareketlerine arka çıktı. Türkiye’de ise 2010’da en güçlü muhalefet partisi CHP’de genel başkan Deniz Baykal’a FETÖ’nün kumpası meydana geldi, Genel Başkan değişti. Suriye iç savaşı 2011’de başladı, Türkiye’ye yoğun biçimde mülteci akını oldu (yaklaşık 3,7 milyon). GDP’ye oranla cari açık %9.
  • Bu kez FETÖ maşasını tutanlar iktidarı hedef aldı. ABD küresel amaçları için kullandığı FETÖ’yü nasıl bir dönem Siyasal İslam’ı Türkiye’ye yerleştirmek için kullandı ise şimdi iktidarı düşürmek için kullanmaya başladı. FETÖ-AKP kırılma süreci başladı. 2013 yılında Türkiye’de “Gezi Parkı” ve “17-25 Aralık Krizi” yaşandı. 2014 yılında Erdoğan’ın faiz lobisine savaş açtığı vurgusu öne çıktı. Yine Erdoğan Birleşmiş Milletler’de “Dünya beşten büyüktür!” çıkışını yaptı. Bir dolar 2,4 TL seviyesine yükseldi. GDP’ye oranla cari açık %6,5. Ekonomik göstergelerde çoğu başlıkta Türkiye iyi göründü ama özellikle dolar ve cari açık ile arası pek iyi gitmedi. 2015 yılında Rusya ile Uçak Krizi yaşandı. 15 Temmuz 2015 hain darbe girişimi oldu. Darbe milletçe önlendi. Cumhurbaşkanı “kandırıldık” dedi. İtirafı ile gösterilen zaafları açıkladı. 2016 yılında Rusya Büyükelçisi Karlov’a FETÖ’cü biri Ankara’da suikast yaptı. Türkiye’de hemen her ay FETÖ, IŞİD ve PKK tarafından bir terör eylemi gerçekleşmekteydi. 2016’da Başbakan Davutoğlu istifa etti. 15 Temmuz’dan sonra değişik sebeplerle Türkiye’nin arası Almanya ile giderek açıldı. AB’ye giriş süreci de sekteye uğradı.
  • ABD-Türkiye arasında derin kırılma süreci başladı. Ardından bazı güneydoğu yerleşim yerlerinde PKK’nın hendek olayları ve kalkışmalar oldu, bunlar bastırıldı. ABD, Suriye’de PYD/YPG/PKK’yı silahlandırmaya başladı ve teröristlere meşruiyet kazandırmaya çalıştı. Halen bu çabasından vazgeçmiş değildir. IŞİD belası tüm bölgede taşeron olarak işlev gördü ve terör hemen her yerde kendini hissettirdi. Türkiye 2016 yılında Kuzey Suriye’ye Mehmetçiği soktu, peşi sıra Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatı gerçekleşti. Türk güvenlik güçleri buralarda çok başarılı oldu. 2017 Ocak’ta Trump işbaşına geldi ve ABD ile gerilim giderek arttı. Temel konular Filistin-İsrail, Kudüs ve Kuzey Suriye oldu. Bunun üzerine Türkiye Rusya ile işbirliğini güçlendirdi, Suriye bahsinde Astana Süreci somut adım oldu. Hatta İran ile de ortak hareket edilmeye başlandı. Sonuçta ABD ve Türkiye Menbiç’te karşı karşıya geldi. ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi dokümanında İran’ı hedef gösterdi. Ortadoğu’da Arapların bir bölümü ABD yanında saf tuttu. Müslümanlar arasında mezhep çatışması öne çıktı. ABD İran ile nükleer anlaşmasını iptal etti. Türkiye Rusya ile Akkuyu’da nükleer güç santrali yapmaya başladı, S-400 savunma füzesi alım sözleşmesi imzaladı. Türkiye’de İYİ Parti kuruldu. MHP 2016’da Cumhurbaşkanlığı Sistemine yeşil ışık yaktı, 2017’de referandum oldu. 2017 başında bir dolar 3,8 TL seviyesine yükseldi. GDP’ye oranla cari açık %6.
  • Trump ile birlikte küresel çapta değişimler olmaya başladı. ABD ile dünyanın diğer tarafları arasında bir kırılma.  Zaman içindeki FED kararlarını unutmayalım. ABD doların küresel çapta değerlenmesi ve faizlerin artması yönünde kararlar almaya başladı. Zira Trump, “America First” demiş idi. AB ve Çin ile ticaret ve siber savaşları başladı. Rusya ve ABD arasında Soğuk Savaş benzeri yeni bir tip savaş başladığı, çapının ve etkisinin ise küresel boyutta olduğu yönünde yorumlar yapılmaya başlandı. Ekonomi ve siber savaşları, küresel terör ve aşırı silahlanma arttı. Bu süreçte TL karşısında dolar daha da değerlendi. Şu sıralarda dolar 4,7 TL seviyelerinde tutulmaya çalışılıyor. Böyle olunca bir kesim, “Türkiye batıyor, Erdoğan’dan kurtuluyoruz…” benzeri propagandaya başladı. FETÖ davaları sürüyor ve ABD siyasi gerekçelerle Gülen’i Türkiye’ye iade etmiyor. AB de benzer tutum içindedir.
  • Gelelim bu zamana; seçimler bir kırılma olacak! Tespit şu, 2019’da yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve Parlamento seçimleri MHP’nin teklifiyle öne alındı. 24 Haziran 2018’de seçim yapılacak. MHP Genel başkanı Bahçeli’nin işaret ettiği ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da açıkladığı gerekçeler terör, dış müdahaleler, sistem değişikliği zorunluluğu olduğu. Ama özellikle ima edilen şu: ABD ve İsrail’in Ortadoğu’da yapmak istedikleri değişikliklere karşı içeride acil önlem almak. Türk siyaset sahnesi bakımından bu bir kırılmadır, dahası uluslararası alanda da çok yönlü değişimlerin olabileceği bir kırılmadır. Her kim kazanırsa kazansın bir kırılma olacaktır; yönü ve derinliği farklı olsa da. Ekonomik performansı kendi içinde değerlendirenler de çıktı, değişik istikrarsızlıklar ve bunlarla ilgili olarak güvensizlikler bağlamında iç ve dış politik gelişmelerle irtibatlandıranlar da; hepsi geçerlidir.

Görüldüğü gibi Türkiye’nin başına gelmedik kalmadı!

“YABANCI YAYIMLARIN İŞARET ETTİKLERİ NELER?”

Ülkede sağduyu sahibi hemen herkes duyarlı bir biçimde olup biteni inceliyor. Ben de bugünlerdeki değişik kaynaklara bakarak son durumu anlamaya çalıştım. Yabancı basına ve ABD kaynaklı küresel düşünce kuruluşlarına (CSIS, cfr, Bloomberg, Reuters)[1]baktığımda ne olduğu ile ilgili sonuçlar çıkarılabildiğim gibi, ne olması istendiğine dair de bir sonuç elde edilebileceğini gördüm. Bu kaynaklara bakılırsa ABD tarafından Türkiye mercek altına alınmış, Türkiye-ABD politikasını farklı bir çizgide geliştiği, ABD’nin Türkiye’nin pozisyonunu yeniden değerlendirdiği hakkındadır.

Değerlendirmelerde şunlar var (özetle):

  • Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’deki politikaları gereği, özellikle Suriye, Filistin, İran ile ilişkileri bağlamında Türkiye’nin tutumunun sorunların temeli olduğu ve Türkiye bu gittiği yolu değiştirdiği takdirde ilişkilerin düzelebileceği açıklanıyor.
  • Bir diğer konu da para politikaları ile ilgilidir. Özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2014 yılındaki faizle ilgili çıkışı işaret edilerek, Türkiye’nin ekonomi yönetiminde bu tarihten itibaren farklı bir yola girmesinin giderek TL’nin değer kaybetmesine sebep olduğu işaret ediliyor. Deniyor ki, eğer bu politikalardan vazgeçilirse işler düzelebilir. Ama eğer böyle gidilecekse Türkiye tarafından IMF’nin kapısı çalınmak zorunda görünüyor.
  • Bu kaynaklarca, Türkiye demokrasiden uzaklaşıyor, tekrar demokrasi gelmelidir, vurgusu tekrarlanıyor.

Siyasal alandaki olup bitene bakılırsa açıkça bir “Erdoğan karşıtlığı” söz konusu edilmektedir. Burada iki temel yaklaşım var. Yabancıların temel yaklaşımı şöyle; “Ben Türk halkına karşı değilim, Erdoğan’a karşıyım…” Muhalefetin temel yaklaşımı; “Biz hangi partiden olursa olsun vatandaşa değil, Erdoğan’a karşıyız…” Dolayısıyla bu seçimler net bir biçimde siyasal olarak “Erdoğan karşıtlığı” şekline gelişmektedir. İçeride ve dışarıda Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşuldukça çoğu kesimin karşılıklı işine gelen bir durum ortaya çıkmaktadır.

Bir tespit yapalım: Yabancı basındaki hususlar, kırılmalar ve seçimin öne alınma gerekçeleri birbirini teyit eder mahiyettedir.

“ÜLKE MESELESİ NEDİR?”

Tam da bu noktada Türkiye bir seçime giriyor ve hatta 2019’da yapılacak seçimleri öne alarak bu Haziran ayında yapıyor. Öyle anlaşılıyor ki bahsedilen çevrelerin geri planında olan asıl aktörler Türkiye’de bir değişimi gerekli görüyorlar. Bunlar zaten bilinen ve özellikle Cumhur İttifakı’nın sürekli tekrar ettiği konulardır.

Bu bakımdan düşünülürse seçime bir ay varken Türk kamuoyu açısından akıllarda sadece bir açık nokta kalıyor. Millet İttifakı adıyla oluşan muhalefet de dışarıdaki bahse konu çevrelerin fikirlerini savunuyorlar mı savunmuyorlar mı, savunuyorsa ne kadar savunuyorlar, bu hususlar açığa kavuşmalıdır. Örneğin Milli İttifak 25 Haziran günü iktidarı Erdoğan’dan alacak olursa neler yapacak?

Net olarak temel soruların cevaplanması gerektiği kanaatindeyim. İktidar olurlarsa neler yapacaklar, muhalefete örnek olarak şu soruları soralım ve ikna edici tarzda cevaplar bekleyelim. Özellikle Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce ve Meral Akşener’den bekliyorum:

  1. Afrin’de Türk askeri duracak mı?
  2. İran-Rusya-Türkiye bloğuyla hareket etmeye devam edilecek mi?
  3. S-400 füze alımına devam edilecek mi?
  4. Akkuyu nükleer santral projesi devam edecek mi?
  5. Kuzey Suriye’ye bir Kürt özerk bölgesi kurulmaması için ne yapılacak?
  6. IMF’den borç para almamak için neler yapılacak?
  7. Fethullah Gülen’in ABD’den getirilmesi için ne yapılacak?
  8. Kıbrıs sorununu nasıl çözecek?
  9. ABD ve İsrail tarafından gerçekleştirilen oldubittilere karşı Türkiye’nin güçlülüğünü neyle ve nasıl sağlayacak?
  10. Türkiye AB’ye nasıl girecek?
  11. FETÖ davaları için önemli olan üst düzey örgüt mensubu 60’a yakın kaçak bulundukları ABD’den ve Avrupa ülkelerinden nasıl Türkiye’ye getirilecek ve mahkemeler sonlandırılacak?

Bu 11 soruya verilen cevapları tarihsel süreçlerdeki yerinde ele alacağım ve Türkiye’nin egemenliği açısından hak ve menfaatlerini elde etmek adına değerlendireceğim. Ne kadar tatminkar ve geçerli olduğu hakkında bir sonuca varacağım. Soruları Cumhur İttifakı’na sormuyorum, çünkü durum açık.

Benim konumum şu veya bu kanadın tarafını tutmak değildir. Hatta işin en başından itibaren buralara gelinebileceğini düşünenlerden biriyim. “Ilımlı/Radikal İslam” denen akımları ve ne amaç güttüklerini bilenlerdenim. Siyasetin dışında kalmayı seçtim. Daha çok ülkeye yönelik tehditlerle ilgilenmeyi yeğlemekteyim. Küresel, bölgesel ve ülke içindeki kırılmaları ise gördüğünüz gibi tespit etmiş durumdayım. Benim de sizlerinki gibi bir oyum var ve bazı değerlendirmeleri ciddi ölçüde yaparak kararımı vereceğim. Durumu net anlamaya çalışan bir vatandaş olarak düşündüklerimi ve sorularımı açıkça ortaya koyuyorum ki konu ortaya çıksın istiyorum. Sorular ise açık, olumlu ve bir politikacının cevaplaması gereken türdendir. Elbette temel düşüncem, yetişme tarzımdan dolayı öne çıkan görüşüm var. En son olarak ve tamamen yansız durarak bu beklediğim cevaplar ışığında yapacağım değerlendirme ile karar vereceğim, oyum bu yolla belirlenmiş olacak.

Beklentim şudur: Eğer Türk milleti “kısa vadede” bu dolar ve cari açık konularını atlatırsa, sorun kalmayacaktır. Bunu kim yaparsa yapsın, millet bunu beklemektedir. Dahası, “orta ve uzun vadede” sağlam ve geçerli bir üretim ekonomisi inşası geciktirilmeden gerçekleştirilmelidir. Bunlar politik konulardır, dolayısıyla öncelikler ve inisiyatifler doğru yönlendirilmelidir. Sonuçta Türkiye Cumhuriyeti Atatürk’ün kurduğu gibi egemen ve bağımsız olsun, muasır medeniyetler seviyesi üstüne çıksın isterim. Çocuklarımız sağlam bir ülke devredelim.

“BİR HATIRLATMA!”

Yine dikkat çekiyorum, sosyal medyada yapılan propagandaya dikkat edelim. Özellikle FETÖ maşa olarak kullanılıyor. Seçim olacak diye FETÖ bahsini de sulandırmayalım. Onların istediği budur. Ayrıca, bireysel ve kurumsal çalışmaların konusu olduğundan şimdilik spekülasyonlar bir yana, ama eğer manipülatif bir konu olur ise Türk adaleti derhal üstüne düşeni yapmalıdır, kim olursa olsun! Kimse bizim geleceğimizi manipüle edememelidir.

Tüm çabamız bu konjonktür içinde daha da güçlü bir ülke olmak için!

 

[1]Şu linklerden örnek yazıları okuyabilirsiniz:

– CSIS, Jon B. Alterman and Heather A. Conley, “Syria, Turkey, and the Eastern Mediterranean”, April 2018. https://csis-prod.s3.amazonaws.com/s3fs-public/publication/180420_Alterman_Conley_SyriaTurkeyEastMed_FINAL.pdf?BM6qOJsJuSaEQZ_3JJotLmqK2dUR6yMM

– cfr, Brad W. Setser, “Turkey Could Use a Few More Reserves, and a Somewhat Less Creative Banking System”, 24 Mayıs 2018. https://www.cfr.org/blog/turkey-could-use-few-more-reserves-and-somewhat-less-creative-banking-system

– Bloomberg, Natasha Doff ve Alexander Nicholson, 25 Mayıs 2018. “Here’s What Turkey in Crisis Can Learn From Other Central Banks”, 25 Mayıs 2018. https://www.bloomberg.com/news/articles/2018-05-25/here-s-what-turkey-in-crisis-can-learn-from-other-central-banks

– Reuters, Patricia Zengerle, “U.S. Senate defense bill would bar Turkey from buying F-35 jets”, 25 Mayıs 2018. https://www.reuters.com/article/us-usa-defense-congress-turkey/u-s-senate-defense-bill-would-bar-turkey-from-buying-f-35-jets-idUSKCN1IP3Q8

 

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

AB Komisyonu Başkanı Uyarıyor

DİĞER YAZI

İlgi Alanımızdaki Dosyalar

Politika 'ın son yazıları

NATO’dan İleri

Sonsuz Savaş fikrinin sonsuza uzanan mantığı olan, sürekli yenilenen, bugün yeni bir vizyonu olan NATO örgütünden

Soğuk ve Sıcak

Soğuk Savaş dönemini ve bugünü stratejik ölçekte kıyaslayalım. Dünün politikalarının ve güçlü adımlarının bize öğrettikleri var,