Rusya Türkiye’yi Gerasimov Doktrini ile mi etkiliyor?

Politika

ABD kaynaklı yayın organlarında son zamanlarda bir analiz yayımlanıyor, Rusya meşhur Gerasimov Doktrini ile Suriye konusunda tarafları etkiliyor. Buradan çıkarımla bir soru sorulabilir, acaba Rusya bu doktrin gereği Türkiye’yi kendine mi çekiyor? Cumhurbaşkanı Erdoğan New York’ta Birleşmiş Milletler’de ABD Başkanı Trump ile görüşme yapacak. Öyle düşünüyorum ki Türk tarafı bu gibi hedef şaşırtmaların köklerini Trump’a yansıtmalı.

Bütün suçlu Rus General Gerasimov mu? ABD ile yaşanan sıkıntılı günlerde acaba asıl soru bu mu? Tanık olmaya devam ettiğimiz Suriye konusu hiç de bizden uzak değil. Neler olmadı ki!..

Olanları bir yere toplayalım ve sonucu şöyle özetleyelim: İlk konu, eğer ABD, Obama Doktrini olarak özetlenebilecek 2016 yılındaki politikasıyla Suriye’de Vekalet Savaşı’nı sürdürmek amacıyla adını Suriye Demokratik Güçleri (SDG) koyduğu teröristlerle işbirliği yapmak yerine, gerçek müttefiki Türkiye ile işbirliğine gitseydi, bugünkü sonuçlar ortaya çıkar mıydı? İkinci konu, eğer ABD, Türkiye’ye yıllardır istediği ve Barack Obama zamanında net bir şekilde talebi tekrar edilen Patriot füze sistemini verseydi, bugün gidip Rusya’dan S-400 alır mıydı?

Her iki meseleden yola çıkarak asıl soruyu sormak gerekiyor: Rusya bu şekilde ortaya çıkan durumu kullanarak kendi çıkarına bir avantaj elde etti ise bu onların inisiyatifiyle mi gelişti, yoksa ABD’nin tercihiyle mi?

Olanlar ortada! ABD, kendisinin ve İsrail’in çıkarları doğrultusunda Ortadoğu’da boylu boyunca bir değişim sürecini yönetiyorken (sanırım en yuvarlatılmış anlatım bu olur,) bütün suçu hasmı olan Rusya’ya atması doğru olur mu? Asıl yanıltma şekli itibarı ile Amerika’yı eleştirmek gerekiyor, öyle değil mi?

Stratejistler bilirler, buna “durum üstünlüğü” denir. Eğer sahada bir avantajlı durumu elde ettiğinizi veya potansiyelini görürseniz, bunu reddetmez ve doğal olarak önünüze konandan azami yararlanmak istersiniz. Örneğin Suriye’de ABD bilerek bazı oyunları oynuyor. Bırakın Suriye’yi Arap Baharı’nın öyküsünü bile bununla buluşturmak söz konusu edilebilir. Biraz daha derinlere (2000’li yılların başlarına) gidilirse, uçları Condoleezza Rice’ın açıkladığı Büyük Ortadoğu Projesi ile de bazı açıklamalar yapmak söz konusu olabilir. ABD’nin bu tür bir oyunun doktrinini Gerasimov’dan öğrenip öğrendiğini bilmiyorum. Ama şunu sorabilirim; buna neden “CIA Doktrini” demeyelim?

Ortadaki gerçek şudur, ABD ve Rusya, Suriye’de ve çevresinde, ellerine geçirdikleri her neyse ve her fırsattan yararlanmaktadır ve hiç de masum olmayan hamlelerle çıkarlarını geliştirmektedir. Bu güç mücadelesinde iki hasım ülke aynı zamanda bölgedeki dinamikleri de tahrik etmekteler ve dengeleri kendi lehine çekecek biçimde değiştirmektedirler. Olan Suriye’ye, Suriye’nin masum halkına ve tabii etrafındaki Türkiye gibi ülkelere oluyor. Türkiye ve Ürdün gibi ülkeler başta olmak üzere bölgedeki ülkeler sığınmacılardan dolayı maddi ve sosyolojik sorunlarla karşı karşıya kalmanın yanı sıra, özellikle Türkiye’de olduğu gibi, tarafların kullandıkları vekaletçi örgütlerden dolayı terör saldırılarına maruz kalınmaktadır. Durum buyken, o yaptı, bu yaptı demenin ne anlamı var?

Ama onlar hasım ülkeler. Hatta Rusya 2016 seçimlerinde ABD’ye demokrasisini hedef alan bir saldırı gerçekleştirdi. Bunu hazmedemeyen ABD bütün belgeleri Mnuchin Davası gereği mahkemede dahi elden geçirdi. Acısını başkasından çıkarması ve hedef şaşırtmaya çalışması yanlıştır.

Bu noktalara nasıl gelindi? Öncelikle niyet, konan hedefler, üstünlük mücadelesi, vs. Ama somutlaşan olayların bir yönteme dönüşmesindeki asıl gelişme bugünkü teknolojinin sağladığı imkanlardır. Uygulamayı kolaylaştıran ve başarıyı artıran faktör ise demokratik alanların imkanlarına göre belirginleşiyor. Hedef bir demokratik ülkede kamuoyu hedef alınıyor, bunun üzerinde devletin yönlendirilmesi sağlanıyor.

Akademik olarak, ulus dışı araçların rolünü belirten ve Gerasimov Doktrini olarak isimlendirilen politik ve stratejik hedeflere ulaşma yöntemi, 2013 yılında, Military-Industrial Courier’da bir makalesi yayımlanan Genelkurmay Başkanı ve Savunma Bakan Yardımcısı Valery Gerasimov tarafından ortaya kondu. Gerasimov bu doktrininde, Rusya’nın hasımlarını siyasi, ekonomik, bilgi, teknolojik ve ekolojik uygulamalarla alt etmekten bahsetmişti. Putin’in Rusya’sında bazı ilerlemelerin hızla gelişmesinin arkasındaki aklın Gerasimov olduğu konuşuldu. Buna göre dünyada gelişmiş bazı silahlı kuvvetler yöntemi uygulayacak kabiliyetleri geliştirdi.

Konuyu anlatabilmek için daha önce War on the Rock’da Michael Kofman imzasıyla açıklanmış, Military-Industrial Courier’deki “Öngörülen Bilimin Değeri” grafiği aşağıdadır. Bu grafik ayrıca bir inceleme konusudur. Burada uzun uzadıya açıklamayayım.

Hedefe uygulandığında yöntemin sonuçları doğrudur. Rusya çıkarları için hasımları olan NATO’ya, AB’ye ve ABD’ye elindeki imkanlarla teknolojik saldırılar gerçekleştirmektedir. Bir NATO üyesi ülke olarak Türkiye de bu hususu iyi bilmektedir. Zira Brüksel’deki toplantılarda ve tehdit değerlendirmelerinde buna dönük konular ele alınmaktadır.

Ocak 2017 yılında ABD İstihbarat Komitesi, Rusya’nın 2016’da yapılacak Başkanlık seçimine müdahalesini ayrıntılandıran bir rapor yayınladı. Raporda, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Donald Trump’ın rakibine karşı seçimini desteklemeyi amaçlayan bir etki kampanyası emri verdiği ifade edilmişti. Zira Hillary Clinton seçildiğinde özellikle Avrupa’daki Rus saldırganlığını karşı caydırıcılık gücünü artıracaktı. (Gerçi bugün INF’i sonlandırarak ve Doğu Avrupa ülkeleri savunma modernizasyonlarına destek vererek Trump da benzeri girişimi yapmış oldu.) ABD’nin Trump ile Brexit’e kolaylıkla gideceğini işaret etmişlerdi. Benzer yöntemlerle Brexit’e de müdahale eden Rusya, Trump’a ihtiyaç duymadan hedefine ulaştı ve AB ile İngiltere’yi birbirinden ayırmada önemli bir rol üstlendi. Benzer biçimde, 2016’da Rusya, kamuoyunu şekillendirme araçlarını, İsveç ile NATO arasındaki askeri ortaklığa verilen kamu desteğini baltalamak amacıyla da harekete geçirdi. Bütün bunlar sarsıcı etkiler olarak değerlendirildi.

Buradaki açıklamalara göre Rusya neyi istismar ediyor? Ünlü Pew Araştırma Merkezi’nin 2016 yılı anketine göre, Amerikan yetişkinlerin %62’si haberlerini sosyal medya sitelerinden alıyor. 2016 yılında yapılan başka bir çalışmada Stanford araştırmacıları, genç ve bilgili sosyal medya kullanıcılarının bile çevrimiçi olarak, sahte bilgi kaynaklarıyla kolayca kandırılabildiklerini belirledi. Sonuçta, demokrasilerde sivil faaliyetler uygulanan dezenformasyon yöntemleriyle tehdit edilebilir, dendi. Ben bu konuları daha önce Post Truth konulu bir yazımla ele almış idim. Uygulamalar medya ve sosyal medya ile gerçekleştiriliyor. Aşağıda Pew’in grafikleri var, bilgi için incelenebilir.

Gelelim Suriye meselesine. İşte burada farklı düşünüyorum. Çünkü Rusya ilgili ülkelere her ne yaptı ise bilinen ülkeler olarak ABD, İngiltere ve İsrail de aynısını yapmaktadır. Rusya 2016’da ABD’ye bu konuda bir gol attı diye Suriye’de de bütün sorumlu ülke değildir. Ancak Türkiye için bu konuyu düşünecek olursak, objektif bakışla, olumsuz etkileri her kesimden alabileceğini düşünmek zorundadır.

Rusya Doğu Akdeniz’de kalıcı olmak istiyor. Suriye meselesini kendi meselesi olarak önemsiyor. Suriyeli sığınmacı konusunu Avrupa’yı çaresiz bırakmak için körüklüyor. Avrupa’da sağcı-milliyetçi akımların yükselişinin göçmen meselesini köpürtmektedir. Bunlar bilinmeyen konular değildir. Ancak Avrupa bu yumuşak karnını kapatıp Türkiye’ye açık davranmama yolunu seçmektedir. Dezenformasyonu yok sayamayız ancak fiili adımı atacak olan Avrupa’nın başat ülkeleridir. Onlar neden korkuyorlar?

Türkiye ile ilgili özellikle bazı tartışmalar yapılıyor. NATO, Avrupa, Rusya, Suriye, İdlib, sığınmacılar, S-400, F-35, Silahlı Kuvvetler, demokrasi, HDP, PKK, hatta FETÖ… Bütün bunlar var olmayan ve bilinmeyen konular değil. Ama bütün bunlar konu edilirken, ele alınış biçimleri itibarıyla Türk kamuoyunu belli görüşlerle tahrik ediyor ve yönlendiriyor. Devletin kendi dinamikleri ve imkanlarıyla karşı saldırıda bulunması veya önleyici tedbirler alması başka bir konudur. Önemli olan eğer Rusya bir plan içindeyse neden ABD de Türkiye’yi zora sokacak başka bir plan içindedir? Burada açık olan soru, özellikle 2016’da ABD neden Türkiye’yi daha fazla Rusya tarafına itti, bir planı mı vardı?

Çözüm: ABD ve Avrupa gerçekten dost olduklarını gösterecek adımları atsınlar. PKK/YPG üzerinden bir terör devleti kurmaktan vaz geçsinler. PKK’ya verdikleri desteği kessinler. F-35’leri Türkiye’ye versinler. Sığınmacılar konusunda üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirsinler. Doğu Akdeniz’de Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) anlaşmalarının yapılmasına ve Kıbrıs’ta kalıcı çözüme gidilmesinde engel olmasınlar. Olmaz mı?

Bir Cevap Yazın

Politika 'ın son yazıları

Beyaz Saray Zirvesi

ABD Başkanı Donald Trump’ın davetlisi olan Cumhurbaşkanı Erdoğan 13 Kasım 2019’da Beyaz

Azil ve DAEŞ

Ve ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Donald Trump’ın azil sürecini resmileştiren tasarıyı onayladı.
DÖN BAŞA