Gerçeklik Algısındaki Değişim

Toplum

Post-Truth Çağ nedir? Neler yapılmalıdır? İncelenecek konular: İnsandaki farklı algılamanın doğası, Yaratılmış Gerçeklik, Alternatif Gerçeklik ve Gerçeklik Sonrası kavramları, Politikada ve Sosyal Hayatta Gerçeklik, Propaganda, Politika, Bilgi Harbi ve Psikolojik Harekat.

Farklılıkların Doğası

Herkes kendinden emin; doğrusundan da yanlışından da emin olduklarında ısrarcı! Ancak bu yanlış bir kanaat. Neden? İnsanlar biyolojik, fizyolojik ve psikolojik açılardan farklıdırlar, yaşama dönük tespitlerinde de farklılıklar olur. İnsanın duyu organlarında belli tahditler olduğu bilinir. İnsanın duyu organları kanalıyla dışarıdan aldığı veriyi sinir sisteminde taşıması, beyne götürmesi, burada anlamlandırması, arşivlemesi gibi pek çok işlem yapılırken, aslında algıda da değişiklikler olur. Fizyoloji bahsi hormonlarla ilgilidir, duygu konusu bununla ilgilidir. Hormonların seviyesi ve etkisi kişiden kişiye değişir. Duygusal tepkiler kararları etkiler. Psikolojiye gelelim. Anlık tepkilerin bir sebebi vardır. Ancak asıl olan kişiliğin oluşmasıyla alakalı uzun süreli psikolojik gelişimin etkisidir. Örneğin dikkatli olanla olmayan arasında farklılıklar vardır. Bir ileri aşamada psikiyatrik bir farklardan bahsetmek de söz konusudur. Örneğin şizofren olanla olmayan arasında önemli farklar olur. Her neyse, insanların iç dünyalarında önemli farklar vardır. Buna dayalı olarak doğru ve yanlış belirlemesi arasında kişiden kişiye algısal farklar vardır.

Yaratılmış ve Alternatif Gerçeklik

Doğru ve yanlış bir tartışma konusudur. Peki, gerçek nedir? Gerçek tartışılmalı mıdır? Hem evet hem hayır! Deneysel şartlarda gerçekleşenler belli bir sabiti işaret eder. Referanslı bir açıklamadan bahsedilir. Bilim dünyası böyle çalışır. Bu doğrultuda gerçek, gerçektir! Diğer durum ise gerçekliğin tartışmalı olmasıdır. Nasıl? Sonuçları gereği mi? Hayır. Daha bilgiler sunulurken, belli bir amaca istinaden hesaplı diziliyor ise başlangıçtan itibaren gerçeklik farklılaşır, algıdaki farklılıkla birlikte sonuca her ne kadar gerçek dense de aslında kişiye ve topluma özel bir yargı söz konusu olur.

Yaratılmış Gerçek ve Alternatif Gerçek kavramları tam da bu duruma karşılık gelir. Bundan böyle “yalan” sözcüğünün kullanılması bile değişmiştir, yerine “Yaratılmış Gerçeklik” olmuştur.

Yaratılmış veya Alternatif Gerçek baştan itibaren hedefin algısına göre hazırlanır. Hedef bir kişi veya toplum olabilir. Öyleyse algılanması istenen gerçeklik hazırlanabilir, bir hazırlığı müteakip sunulabilir. Hedef algıladığını, “Benim gerçek bildiğim budur,” diyerek benimser ve savunur. Yapacak bir şeyiniz yoktur, o kişi veya toplum için gerçek odur artık.

Önemli politikacıların ve danışmanlarının ağzından duymanız mümkündür. “Tam Gerçeklik diye bir şey yoktur, ancak Yaratılmış Gerçeklik vardır.” Bunun en basit açıklamasını insanlar, “Gerçek önemsizdir, herkesin bir hikayesi vardır, hikayeler daha öne çıkar,” şeklinde yaparlar. Bu taktirde doğru nedir? Hikâyede inanılmış olan doğrudur. Tarif ve inanç işin içine girmiştir artık.

Bunun hastalık haline Mitomani denir. Mitoman sürekli yalan uydurur ve sonra ürettiği yalanlarla dolu hikayesini yaşamında gerçekten oldu kabul eder, inanır ve “Bu böyle, ben gördüm…” der.

Eğer hastalık seviyesinde değilse bile yaşamda hikayeler geçerlidir. Algılanan gerçekler ile dışarıdan alınan bilgiler (işlenmiş veya işlenmemiş) insanda bir manzume ile birleşir. “Patron benden hep çekindi, güvenmedi. Doğru düzgün iş vermedi. Sonra başkasını işe aldı. Yeni gelen kişi benden güzel, daha alımlı. Ben işten çıkarıldım. Şimdi bir lokma ekmeğe muhtacım.” Bu bir hikâye. Bunu anlatan kişi ömrünün sonuna kadar böyle hatırlar ve anlatır. Çocuklarına, torunlarına… Olayın tamamen gerçek olması yerine, burada Yaratılmış Gerçeklik söz konusudur. Hikâyede yer alan kelimelere bakın; birinin alınması sonrasında işten uzaklaşma gerçeğinin var olduğu açık. Bu doğru. Ama diğer kelimeler; yargı, duygu, algı, hikâyeye uygun, kişinin kendini koruma güdüsüyle alakalıdır. Eğer siz de o kişiye yakın biriyseniz olayı tartmadan aynı hikâyenin bir parçası olursunuz, en azından kaybedeceğiniz bir şey olmaz, hatta aynı duyguları paylaşmak için bu sizin açınızdan da değerli olur.

Hikâyenin atası diyebileceğimiz başka bir ifadeyle, mitoloji, kardeşine ise fenomen diyoruz. Ernst Cassirer’in 1953 yılında yayımlanan Dil ve Mit isimli kitabını öneririm. Buradan anlaşılacak şudur, insanlar mitolojileri (hikayeleri) yaratır ve onu tekrarlar. Sonra da ona inanır, gerçek kabul eder. Hatta bu dil gibi genetikle aktarılan, doğuştan itibaren edinilen ve geliştirilen bir kabiliyettir. İnsanı insan yapan temel geliştirici kabiliyet budur. Tavuk yumurta örneğindeki gibi, beyin dil ve mitle, dil ve mit beyinle gelişim sağlar. Neticede insanoğlunun bilinç gelişimi giderek artar.

Ernst Cassirer’den önce Maurice Merleau-Ponty, Algının Fenemolojisi adlı eserini 1945 yılında yayımladı. Burada algılar ve olaylar üzerine derinlemesine bir çalışma olduğu görüldü.

Gerçeklik Sonrası (Post-Truth)

Dijital Çağ’dayız, başka bir ifadeyle Bilgi Çağı’ndayız, belki de bu çağları geçtik… Sosyal medyadaki gelişmelerden ve buradan yola çıkarak politikacıların seçmenlerini etkilemelerinden hareketle, yaşamda bir kavram daha kendinden çokça söz ettirir oldu. Nedir bu? Post-Truth. Anlamı, nesnel gerçeklerin belirli bir konu üzerinde kamuoyunu belirlemede duygulardan ve kişisel kanaatlerden daha az etkili olması durumudur. Çok basit anlatacak olursak, Gerçeklik Ötesi dediğimiz şey aslında zannetmek kavramı etrafında gelişen bir olgudur. Bununla ilgilenenler toplumları kendine göre etkilerken onların zannetmelerini sağlarlar, ancak onlar zannettik demezler, gerçek bu iddiasında ısrarcı olurlar. Türk dilinde “gerçek ötesi, gerçeklik sonrası, doğru ötesi, doğruluk sonrası…” gibi ifadelerin biri Post-Truth’a karşılık olarak seçilebilir.

Descardes: Düşünüyorum, o hale varım! – Post-Truth Çağın İnsanı: İnanıyorum, o halde haklıyım!

İlk olarak Ralph Keyes’in 2004 yılında yayımlanan The Post-Truth Era: Dishonesty and Deception in Contemporary Life Hardcover (Gerçek Sonrası Çağ- Çağdaş Yaşamda Sahte Aldatmaca ve Aldatma) isimli kitabında bu kavram ortaya atıldı.

2016’dan itibaren sosyal medyacılar, propagandacılar ve tabii politikacılar bu kavramı kullanımlarına aldılar. Bazı profil çıkarmaya elverişli işlerde mecrası geniş olan firmalar bu konuda işe yarayacak biçimdeki kişiye ve topluma özel analizlerini üçüncü taraflara satışa koydular. Açıkça politikacıları hazırlayan danışmanlar ve şirketleri bunlardan yararlanmanın arayışına girdiler. Artık Post-Truth tüketilen veya kullanılan bir ürün haline dönüşmüştür.

Böyle olunca 2016’da bu kavram Oxford sözlüğünde kayda geçti. Aynı zamanda Cambridge sözlüğü de bu kavramı içeriğine kattı. Artık Post-Truthda bir gerçek oldu. Bundan böyle bu tip bir gerçeklik var demektir. Oxford’dan bir örnek: “Gerçeklik Sonrası politikaların bu döneminde, veri toplamak ve istediğiniz sonuç ne olursa olsun elde etmek, kolaydır.”

Cambridge, Post-Truth’u şöyle açıklıyor: “İnsanların gerçeklere dayanmak yerine, duygularını ve inançlarını temel alan bir argümanı kabul etmelerinin daha muhtemel olduğu bir durumdur.” Dünyada nesnel olarak gerçekleşenden ziyade, inanılan gerçekliğin ön plana çıkarılması söz konusudur. O zaman insanların inançlarına, düşüncelerine, baskın duygularına yönelerek, onların kararları ve seçenekleri yönlendirilmiş olmaktadır.

Bilgi Harbi, Propaganda ve Politik açılardan da bir kitap daha yazıldı. Matthew D’ancona 2017’de Post-Truth: The New War on Truth and How to Fight Back (Gerçeklik Sonrası: Doğruluk Üzerine Yeni Savaş ve Nasıl Geri Mücadele Edilir) isimli eserini yayımladı. Kitabın tanıtım cümleleri şöyle: “Gerçekliğin Sonrası Çağa, yalan sanatının demokrasinin ve bildiğimiz dünyanın temellerini sarstığı bir zamana hoş geldiniz. Brexit oyu; Donald Trump’ın zaferi; iklim değişikliği biliminin reddi; göçmenlerin kötüye kullanılması; hepsi gerçekleri değil duyguları uyandırma gücüne dayanıyordu. Peki tüm bunlar ne anlama geliyor ve yalanlar ve ‘alternatif gerçekler’ zamanında gerçeği nasıl savunabiliriz?

Yani işin içine Sanal Dünya, Siber Ortam, Dijital Çağ, Bilgi Çağı gibi kavramlar girmiş oldu. Bilgi çoğaldı, her şey insanların önüne anında konabiliyor oldu ve doğal olarak bunun da bir bedeli vardı. İnsanlar neye inanacaklarına ya kendileri karar veriyorlar ya da hedef seçildi ise onlar hangi etki alanında tutuluyorlarsa onun gerçeğini kabulleniyorlar.

Örgütlü Faaliyetler

Bilgi Harbi, Psikolojik Harekat ve Propaganda belli odakların profesyonelce yaptığı faaliyetlerdir. Bunun için ülkeler bütçe ayırırlar. Eğer konu bir şirket veya başka bir kurum ise o da bütçe ayıracaktır. Sonuçta hedeflenen bir kişi, kitle, toplum vardır ve bu ayrılan bütçe, onları etkilemek adına planlı bir şekilde sarf edilecektir. Eğer anonim örgütler devrede ise onlar ya kendileri adına ya da birilerinin taşeronluğunu (proxy) yapacak şekilde çalışırlar.

Bilgi Harbi çok genel bir kavramdır. Bir ülkenin diğer ülkeye stratejik çapta giriştiği bir üstünlük mücadelesidir. Bunun içinde Psikolojik Harekat yapılır. Güvenlik anlayışı içinde ele alınan konulardır bunlar. Propaganda, Psikolojik Harekatın bir uygulamasıdır. Ancak meşru biçimde de yapılan bir uygulamadır. Örneğin medya organları, reklamlar, seçimlerde politikacılar meşru zeminde kamuoyu oluşturmak adına propaganda yaparlar. Eğer hasım propaganda yapıyor ise önleyici tedbirler almak da devletin, kurumun, şirketin ve hatta bireyin görevidir.

Her ne amaçla yapılırsa yapılsın, Bilgi Çağı’nda veya Dijital Çağ’da insanlar baktığı, okuduğu ve dinlediği her bilgiden dolayı, bir etkilenme sürecinin içindedir. O halde “gerçek” kavramı asıl şimdiki dönemde öne çıkmaktadır. İnsanlar her ne sebeple olursa olsun, ki günlük yaşamdan ülkenin istikbaline varan yelpazede, seçim yaparlarken gerçeği gözeterek bir karar verirler. O halde bu tür örgütlü etkilenmelerin içindeyken, “Dediğim dedik!” durumunda olmanın ötesinde, biraz araştırıcı olmaya, acele etmeden incelemeye ve düşünmeye zaman ayırmaya dikkat etmek gerekir.

Politikada Gerçeklik

Batı medyası konuyu kapsamlı bir biçimde irdeliyor. ABD ve İngiltere bu konuyu kendi seçimlerinde kullandılar. Üstelik ABD’de 2016 Başkanlık seçimlerine Rusya’nın etkisinin olduğu fazlaca tartıştı. “Trump şike yaptı,” da dendi. Buna ait kanıtlar sunuldu. Mueller Raporu diye bir belge ortaya çıktı. Sonra ABD devlet bürokrasisi karar verdi: “Evet, böyle bir konu var. Saldırı olması gerçek. Konu Ulusal Güvenlik olarak dikkate alınmalıdır. 2020 Başkanlık seçimlerinde bu yönde bir etki olmamasına dikkat edilecektir.”

Türkiye ise konuyu yeni hissediyor. Özellikle bu tür bir konu son yerel seçimler ile gündeme gelmeye başladı. Sosyal medya, yabancı medya, parti liderlerinin yaptıkları seçim propagandası temaları çokça tartışılmaya başlanan bir konu oldu. Sanırım bundan sonraki seçimlerde gerekli tedbirler alınacaktır.

Politik açıdan bakıldığında sürekli bir hikaye, inanış, güdülenmişlik, motive etme arzusu, popülerlik, ikna etme hadisesi vardır. Bazen öyle olur ki, politikacıların kendisi bile ne tür bir planlı hallerin içinde olduğunun farkında değildir. Onun algısı gereği, “Durum öyledir ve öyle izah edilcektir!” Bu tür bir yanılsama halka misliyle etki eder. Aynalanma biçiminde bir durum söz konusu olur. Profesyoneller bu aynalanmaya göre aralara sürekli Yaratılmış Gerçeklik ürünleri serpiştirirler, insanları yönetilir hale getirirler.

Sosyal Hayatta Gerçeklik

Politika, ülke meseleleri bir yere kadar, ama hemen her gün insanımız belli bir süre sosyal medya ile iletişim halindedir. Bırakın bunu, saatlerce televizyon seyreden kesimler bulunmaktadır. Üstelik belli gazeteleri sürekli alıp ezberlercesine okuyanlar vardır. Bütün bunlarla birlikte insanımızın algısında önemli ve travmatik sonuçlar gözlemlenir oldu. Bu kısım her şeyden önemlidir. Eğer bu yönde uzmanlar destek vermezler ise insanımızın algı yönetiminde derin bir sorun oluşacak demektir.

Hemen herkes bilmelidir, doğru ve gerçek kavramları üzerine bireysel seçim yapma sorumluluğu diye bir şey vardır. “Ben buna inandım, inanmadım,” gibisinden bir yargı geliştirilmektedir. Ancak bu inanılan durum, hikâye, olgu, resim, anlatım, her neyse, başkasının aynı şekilde inandığı değildir. Gerek doğal nedenlerden gerekse çağımızın bilgi akışındaki girdilerden dolayı, birinin inandığı veya beğendiği ile diğerininki farklılık gösterecektir. Bu noktada kutuplaşmak değil, çeşitli görüşlerin olabileceğini kabul etmek ilk davranış biçimi olmalıdır. Buna hoşgörü de denebilir.

İkinci nokta gerçeği arama pratiğinin geliştirilmesidir. Birey, sonunda neye inanacaksa inansın, beğenecekse beğensin, savunucu olacaksa olsun. Bu başka bir konudur. Ama; “Bana göre gerçek bu,” veya “Onun söylediği gerçek şu,” gibi yargı ifadelerinde birey isabetli olmak durumunu artırmaya çaba sarf etmelidir. Bu bireysel çaba ile olur. Yapılacaklar için uzmanlardan destek alınabilir. Bu durumu kişisel eksiklik olarak görmek en büyük yanılgıdır.

Ancak en temel husus şudur, önünüze geleni inceleyin, kaynağı ne, haber ne, güvenirliği ne, referans var mı, destekleyici bilgi var mı, önemli bir konu mu?.. “İşime yarıyor ve benim hikayeme çok uygun düşüyor,” gibi önyargılardan sıyrılarak ve belli oranda şüpheci olarak durumu tartmak gerekmektedir.

Sonuç

Günümüzde bu konuda ABD, Rusya, Çin, İngiltere başta olmak üzere pek çok ülkede devlet çapında tedbirler alınmıştır. Türkiye’de de ciddi uyarıların yapılmasına ihtiyaç vardır.

Leave a Reply

Toplum 'ın son yazıları

Bilgelik

Bilgeye ve bilgeliğe yeterince ihtiyaç duymuyor muyuz? Çağımızın konularında ileriye atılım yapılamamasının

Şanlıurfa’dan İzlenimler

Şanlıurfa, ilçeleri Akçakale ve Ceylanpınar’da incelemelerim oldu. Asıl seyahat konum sınırdaki hareketliliklerdi.
DÖN BAŞA