Gerçeklik Ötesi

Okuyucu

Gerçeklik Ötesi (post-truth) ile ilgilenmeden bunun içinde yaşamayı sürdürmek çağımızın kurtlu doku hastalığına tutulmaktır. Hastalıklar teşhis edilir ve tedavi sonra gelir. Teşhis ise bazen benim burada yaptığım gibi, bir mesele örneğinden hareketle tasvir edilir. Beynin karmaşık fonksiyonlarındaki eksikli etkileşimleri açıklarken sinapsları yakılıp söndürülen ampül şebekesi tasviriyle açıklamak gibi. Burada verilen örnekler başkaları için başka türlerdedir, çoğaltılabilir. Onları da ekleyip yapılacak bir alan çalışmasında daha kapsayıcı ve isabetli sonuçlar bulmak gerekir. Ben size kendi bakış açımla Gerçeklik Ötesinin tezahür ediş biçimini aktaracağım. Amacım, “ben” deyip durmak, “bildim” deyip sevinmek değil, bu sadece tasvir ve üslup meselesidir; öyleyse teşhisle ve mümkünse tedaviyle ilgilenmenizi isteyeceğim.

Ben henüz Ukrayna Savaşı olmadan önce, bu bir operasyon, asıl savaş başka cephede, dedim. Aradaki farkı anlamayanlar, ne dediğimi düşünemeyenler suspus bakındılar. Savaş başladıktan tam bir ay sonra Rusya açıkladı, bu bir “Özel Operasyon” diye. Dönüp sormadılar bana, bir tek sen söyledin bunu, neden öyle düşündün, diye…

Bu arada başka cephe meselesinden dolayı soru soran da çıkmadı. Soru gelirse cahillik de görünür olur, böyle düşünenler vardır. Ama öyleydi, savaşın cephesini bilmeyenlerin çok olduğu yerlerde tartışmayı becermek de güçleşir. Dünya Savaşları henüz bir dünya savaşı bile değilken, bir suikast, operasyon, propaganda, ekonomik buhran, ültimatomların havada uçuştuğu vakitlerdeyken, insanlar suspus olmuşlardı. Ne zamanki cephe genişledi, adı kondu ya, sonra evet budur dediler… Bunu da birilerine, sen anlat şeklinde aktardılar.

Ukrayna Savaşı başladı, 24 Şubat, ben 25 Şubat’ta Rusya’nın birinci hedefi Belgorod-Kırım hattının doğusunu kontrol etmek olmalı, Kiev olmamalı, ben olsam böyle yapardım, dedim. Koskoca Rusya’nın komutanları ve liderleri bilmiyorlar da sen mi biliyorsun, şeklinde soran bile çıkmadı. Neden? Akıllarında bu vardı aslında ve bana bakıp, işte atıp tutan biri, diyemediklerinden olsa gerekir, sadece dinleyip geçtiler. Yüzeysellik, geçiştirmek, ayrıntının sorunlarından kurtularak yaşamak… Onlar zaten askeri stratejik bakışın öneminden bihaberdiler. Askeri stratejinin önemi mi? O da neydi ki? Eğer onlar yakınlarındaki değerleri görecek olurlarsa, olmazdı. Çünkü kendilerinin küçüleceğini düşünen beyinlere sahiptiler. Başka ifadeyle ampülleri az sayıda yanmaktaydı. Onlarınki etrafını değersizleştirerek kendilerine yer edinenlerin tavrıydı, bilinmedik bir şey değildi bu. Onlar yabancı kaynakları referans verenlerdi. Kendisinin bilgi ve yetenek kullanmadan tırmanabildikleri bir merdiven dayalı mevkilerde yerlerini sağlamlaştırabilmek içindi bu. Her neyse… Savaşın başlamasından tam bir ay sonra Rusya açıkladı, “Birinci Safha, İkinci Safha,” diye, birliklerini yeniden tertipledi… Dönüp sormadılar bana, bir tek sen söyledin bunu, neden öyle düşündün, diye…

Kiev’de Rusya birlikleri bir ileri bir geri, ama aslında işlevsiz duruyorken, harekât bir türlü ilerlemiyorken, bana ekranda bir askeri konvoy resmi gösterdiler, bu ne demek, diye sordular. Habercilik böyle bir şey… Yorumcunun görevi de habercinin sorduğunu cevaplama mecburiyeti sanki! Boş verin konvoyu, mesele askeri yöntemler, dedim. Söylediklerime odaklanın: Bir birlik uzunca süre yerinde durursa kendini imha etmiş olur. Ya ilerleyeceksin ya geri çekileceksin. Ya Kiev’deki birlikler geri çekilmeli ya da Kiev’in üstünden aşıp ilerlenmeli, şehir içinde operasyonu kazanmakla zaman harcanmamalı… Aynı konuyu Kharhiv için de söyledim. Kharkiv’i almaya çalışmamalılar, aşıp güneye sarkmalılar, asıl hedef Donbass olmalı, dedim. Bunları söylediğimde henüz Şubat ayı sonlarıydı, Mart bile değildi. Tam 25 Mart’ta açıkladı Rusya Savunma Bakanlığı; Kiev, Chernihiv ve Sumy’den çekiliyorlardı. Sözüm ona asıl hedefe göre yeniden tertipleneceklerdi. Benim ise bir alkış beklemediğim açıktı! Özgüvenli olan emindir kendinden, zaten alkış beklemez… Bir kurmay bakış açısı böyle olmalı, diye savundum durdum. Hatta bu sadece benim doğru bakışım değil, Türk askeri böyle keskin görür harp bilimini ve sanatını, dedim. Referansınız kendinizinkinden biri olsun… Siz söyleyin başkalarına, övünerek: Biz daha iyi biliyoruz bu konuları… Siz referans alın bizleri, şeklinde yüksek sesle hatırlattım durdum. Ben savaşanlar arasında taraf tutmakla ilgilenmiyordum ki, amacım asker ve komutan bakış açısını sergilemekti sadece. Ama aklı karışık veya yanan ampülü kıt olduğu halde kurnazlık peşinde olanlar, ortadaki gerçek gelişmeyi görmezden gelmeyi tercih edeceklerdi yine. Dönüp sormadılar bana, bir tek sen söyledin bunu, neden öyle düşündün, diye…

Rus komutanları beceriksiz, insan gücü, eğitim, lojistik berbat, hava ve arazi etüdünü bile yapamamışlar, planlamaları çok kötü, Harp Prensiplerine uymuyorlar dedim. Vay efendim, sen ne diyorsun?.. Ekranda çıkışmaya kalkıştı o fikir yamağı asalak ampülü patlak! Ruslar bilmeyecek de sen mi bileceksin, demeye çalıştı, düşünebiliyor musunuz? Sen kim oluyorsun, demenin başka bir türü bu… Yahu konu bu değil ki, konu askerlik bilim ve sanatı ve ben de bu konularda iyi bir örneğim işte, varsa başkaları onlara da bakın elbette. Hem bir ile bilim olmaz, çok ile olur! Neyse, ilk isabetli sözüm değildi, sürekli şudur diyordum, oluyordu, en azından bu bile bir veri. Sormayın o zaman, eğer kendi saçmalıklarınıza inanacaksanız. Anlatabildim mi? Asıl konu başka, bileni değersizleştirmek, görmezden gelmek, çarpıtmak, işte bunları demek, aslında o zavallıların kendi koltuklarını sıkıca tutmak istemeleri demek. Biliyor olanı içten içe bir tehdit olarak görmek demek. Bir yansıtma biçimi… Ruslar sahadaki komutanlarını değiştirdiler, birçok Rus general ve albay intihar etti, bazıları FSB tarafından tutuklandı… Bizim asalaklar suspus! Ruslar birliklerini çektiler, başka yerlere intikal ettirdiler, başka birlikler getirip takviyeler yaptılar… Bizim asalaklar suspus! Özür dilemeyi bilmek erdemdir, bu kişiler kim, erdemli olmak kim?.. Ben Ruslar yenilsin diyen biri değilim ki? Harp Prensipleri şunlardır, Ruslar bunlara bile uymuyorlar diyorum, hepsi bu! Vay efendim, Amerika’nın dezenformasyonunun aleti olan biri gibi hareket ediyormuşum; şu kafa yapısına bakar mısınız? Kör ve sağır o zavallı adam geçmiş karşıma, dezenformasyon, propaganda dersi verecek bu konulara kırk yılını harcamış birine, bu işin uzmanına! Bir sorun var bu kafa yapısında…

Savaş sürüyor, ben vakit geçirmeye devam ediyorum, almak isteyene bildiklerimi ve tecrübemi vermeye devam ediyorum, karşılıksız!.. Ülkemde bu savaşın raporunu sürekli tutan bir tek benim, biliyor musunuz? On günlük periyotlarla, her bir rapor 15 sayfa analiz. Hesap yöntemi, algoritma var içinde özgün şekilde kurgulanıp çalıştırılan. Sonuçlar çıkarıyor hesapla kitapla… Değerlendirme, diye yazdığım cümleler afaki-uydurma değil, bir hesabın sonucu. Biri de çıkıp, sen bu metodu öyle değil, böyle inşa etmelisin, demedi! Bekledim mi? Hayır. Biri de çıkıp, yahu sen bu hesap yöntemini nereden buldun, diye sormadı. Bekledim mi? Hayır. O kadar akademimiz, araştırma enstitümüz var görünüyor, biri de çıkıp, arkadaş, gel bunu bir tartışalım, demedi. Bekledim mi? Hayır. Burada işler böyle… Acı ama durum bu! Bilime değer vererek konuşmak yerine, hamaset yaparak çıkara bağlı bir iş peşinde koşanların dünyasındaki algı böyle…

Henüz Şubat idi, bu savaşın Donbass bölgesindeki operasyon en az üç ay sürecek dedim. Neden üç diye sormadılar. Sormasınlar… Savaş devam ediyor ve bugünlerde üç aya yaklaştık, hatırlayan yok! Çoğu kişi tarafından bu savaş üç günde biter denmişti ya, o zaman ben üç ay dedim ya, bugünlerde üç ay doluyor ya, aman hatırlamasınlar!.. Eğer gerçek hatırlanır ise onu söyleyene tabi olunur, diye düşünülüyor olmalılar. Korkuyorlar. Görmemek, hatırlamamak, inkar etmek daha kolay. Bu yaklaşım biçimi bir toplumda neyi doğurur? Halbuki gör, takdir et. Takdir et ki sen daha fazla güçlü ol!

Tekrar döneyim savaş başlamadan önceki geceye, birkaç örnek daha var vereceğim. Kırk yılda bir işi düşen arkadaşım aradı, kardeşim Ukrayna’ya gidip yatırım yapmak istiyor, ne dersin, diye sordu. Sevindim doğrusu. Yatırım işini bilmem ama sakın yarın sabah Ukrayna’da olmasın, savaş başlayacak, dedim kendisine. Savaş başladı. Arayıp, nereden bildiğimi sormadı. O an işini gördü…

Benzer konu, Mariupol’deki direnişçilere gelen mühimmat kalmadı. Savaşın 56ncı günü, Ukraynalı direnişçilerin Ruslara teslim olmaları veya göğüs göğüse çatışıp oraya gömülmeleri söz konusu olduğu, benim için artık aşikar. Savaşın 57nci günü, haber çıktı, Ruslar Mariupol’e kontrolü ele geçirdiler. Dedim ki, askerlik böyle bir şeydir, savaşırsın ama yenilirsen şerefinle teslim olursun. Karadeniz’den Akdeniz kıyısına uzaklıktayken, akşamdan sabaha neyi gördüm de söyledim, son direniş noktası olan Azovstal’da sıkışıp kalan siviller zarar görmesinler, Ukrayna birlik komutanı sivillerin tahliyesi konusunda Rusların dediklerini yapmalılar, dediğimde? Yoksa ben taraf mı tuttum? Savaşı bilmek bir uzmanlık işidir, hesap işidir. Asker ile sivil konusunu, uluslararası anlaşmaları bilmek ve buna inanmak bir başka önemli konudur. Ben sırf laf olsun diye konuşanlardan değişim… Dinlersen kazanırsın!

Savaş başladı ve ben ABD istihbarat vermese, Siber Savaş desteği vermese, Ukrayna bu kadar ilerleyemez dedim. Kimse dönüp bakmadı. Ne zamanki savaşın ilerleyen zamanında, ellinci günlerde, ABD Savunma Bakanı Emekli General Austin istihbarat veriyoruz dedi, Foreign Affairs mecmuasında ABD Siber Savaş destek birliklerinin Ukrayna’da olduğunu yazdı, bizim uzmanlar bülbül kesildi. Böyle bu dünya… Gerçeklik Ötesi size görmek istediğinizi gösterir, zira beynin içi gerçekten karanlık bir odadır, Schrödinger’in Kedisi de o odadadır.

Etkili ve sinapslarının da iyi çalıştığını düşündüm birine rica ettim, arkadaş sürekli bilimden söz edilmesini istiyorsun, bu da askerlik bilimi, millete Ukrayna, Rusya, savaş, kan, gözyaşı, deyip durmayacağız, bilimsel bakış açısının bir örneğini de böyle vereceğiz, bir program yapalım dedim. Anlamadı bile… Bu beklentide bir şov yok herhalde. Şov demek alkış demek herhalde. Bilim konusunu bile kendi istedikleri pencereden sunmakla ilgileniyorlar herhalde.

Bir kritik yaptım. Haber-yorum şeklinde gidilmesinin ciddi ve tehlikeli bir amacı var, ben bunu kabul etmiyorum, dedim. Zira bu yöntem toplumumuza karşı bilinçli şekilde uygulanan bir algı yönetimidir dedim. Bu, asıl meseleyi göstermeden zamanı tüketmektir, gerçeklerin üzerinde yüzeysel durarak asıl olandan uzaklaşmaktır, dedim. Bunun ne demek olduğunu sanırım yine bir ben bilirim… “Gerçeklik Ötesi” diye 2007’den bu yana konuşur dururum.

Böyle örnek çok… Peki teşhis ne? Bir yanda; bilim, sanat, ustalık, objektif bakış, hastalıksız beyin, tarafsız bakış açısı, vs. Diğer yanda; çıkarcılık, anlık kazançlara yönelmek, Geçeklik Ötesi alemde yaşamaya öncelik vermek. Bakın, işte bu bir “kültür” konusu edilen yazıdır. Savaş, Rusya, Ukrayna bahane… Peki tedavi ne? Bilgi toplumu olmak, özgüvenle çalışmak, değer bilmek…

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

İstemeden Dezenformasyon 

DİĞER YAZI

Objektiflik

Kültür 'ın son yazıları

Objektiflik

Aslında algılarınıza yönelen hazırlanmış sözcüklerle yönlendiriliyorsunuz. Bırakın bu savaşı, savaş sonrasında olması istendiği özelliklerdeki aklınızın bu

Politika ve Odaklanma

Yaşamımızda çok temel konuları tartışmak zorunda kaldık. Örneğin diyoruz ki başka gezegenimiz yok! Bu zaman diliminin