İstemeden Dezenformasyon 

Okuyucu

Tarihi bir dönemdeyiz. Ukrayna ile Rusya savaşıyor. Bölgemizde oluyor bu önemli olay. Bizler böylesi bir konuyu, Amerika kadar uzak değil, hemen komşu bölgemizde, hatta sorumluluk alanımızda yaşıyoruz. Sorularım basit: Medya yoluyla kendi kendimize yanlış yapıyor muyuz? İstemeden bir dezenformasyona sebep oluyor muyuz?

Önce birkaç önemsediğim noktaya temas etmek isterim. Sorularım şunlar: Savaş oluyorken savaşı konuşmayacağız da başka ne zaman konuşacağız? Uluslararası ilişkileri alanı savaş olurken “bu işler beni ilgilendirmez,” diyebilir mi? Örneğin Cumhurbaşkanı Zelensky’nın söylediklerini yorumlanıyorken “geç bunları” denebilir mi? Bir ulus savaş veriyorken “ben ona bakmam” denebilir mi? ABD ve İngiliz Savunma Bakanlıkları Ukrayna’da ve Rusya’da olan askeri gelişmeleri enformasyon olarak servis ediyorken, biz durup onların yazdıklarına mı tabi olacağız?

Bu soruların cevabı bire bir böyle… Oldu bunlar. Densizlerin söyledikleri elbette hiçbirimizi bağlamaz, ama bu tür insanlara birileri itibar ediyorlarsa ve bu milletin önüne çıkarıyorlarsa, orada dursunlar, bunu en başta ben kabul etmem. Densizlerin haddini bildirmeyi ben dahi bilirim ama halkın önünde bunları bir tarafa koymamız gerekir. Saygı meselesi… Önemli olan konuyu doğrular içinde anlamak ve anlatmak. Ortalığı karıştıranlara tevessül etmemek bir adap ama önemlisi sorumluluk meselesidir.

Bakın mesela, bana Ukrayna’da Uçuşa Yasak Bölge uygulaması konusu soruluyor, cevaplamayayım mı? Başkan Biden bu konuda kendi basınına cevap veriyor, ünlü ABD Üniversitelerinden hocalar küresel medyaya görüş veriyor, ama biz bu konulara girmeyelim, öyle mi? Biz başkalarının bilgilerine tabi kalalım, referansımız bu mu?

Aynı soru bir akademisyenimize soruluyor, ama hayatında bu işi yapmamış bir öğrencisine araştırtmamış ve dolayısıyla bir yerlerden okumuş; “şu da var bu da…” derken, “bir de uçuşa yasak bölge konusu var,” deyip birkaç cümle kuruyor. “Bu soruyu ben cevaplayamam” diyeni duydunuz mu siz? Ama bu çok teknik bir konudur. Mesela ben böylesi bir konuyu “uygulanamaz” dersem başkadır, hoca derse başka. Nasıl mı? Zira uygulamayı bilmiyor, ne kullanılıyor, usuller neler, ben bilirim, o bilmez. Detay veya gerekçe sorulsa anlatamaz. Soru başka, cevap başka olur.

Bir de sahtekârlar var. Bunların bilgi kaynağı yok, dağarcığında birikim yok, tek uzmanlığı laf ebeliği… Sabah benim söylediğimi dinliyor, akşam yanımda oturuyor ve yüzsüzce bakarak, “ben bunu söylemiştim” diyerek hem bana hem de millete satıyor. Yazık…

Çık o zaman teknik konuları açıkla, öyle değil mi? Hiç öyle bir şeye girmez bu sahtekârlar, internetten sorarlar, okurlar, bir de “ben bu işi yıllarca yaptım,” diye başlayıp anlatırlar. İyi de “nerede yaptın yıllarca,” diye soran olmaz. Yalan bilgiye ve sorumsuzluğa meydan vermek bu millete ancak zarar verir.

Çok belirgin bir örnekle daha karşılaştım, konuşmacı Kiev’de camdan dışarıya bakıyor, spiker “Amerika’dan bir konuğumuz var” diye tanıtıp soruyor, “ABD’de işler nasıl, Biden ne dedi…” gibisinden, ABD’yi veya Biden’ı bırakıyor, Ukrayna’dan haberler veriyor, Twitter’dan derlenen bilgilerle. O spiker sormuyor, “siz şu an nereden konuşuyorsunuz,” diye. 

Bir de dün ve bugün ifade ettim, ama bu vesileyle buraya da yazayım. Neden biz Enformasyon Savaşı yapılıyorken oyunun dışında kalmayı yeğliyoruz?

Yukarıda yazdığım gibi, ABD ve İngiliz Savunma Bakanlığı ve istihbarat birimleri ülkelerinden Ukrayna-Rusya savaşı hakkında düzenli medya brifingi veriyorlar. “Durum güncellemesi” diyorlar ve her gün mutat, çok ciddi bir gelişme olunca, o acil duruma ilişkin bilgilendirmelerde bulunuyorlar. Bu ne işe yarar?

Her iki taraf da Ukrayna ve Rusya, zaten kendi resmî bilgilerini veriyorlar ve “bizim resmî açıklamalarımıza inanın” diyorlar. Ama bunlar birer taraf. Bunların birbirlerine bir Enformasyon Savaşı verdiklerini hiç unutmayalım. Bu durumda ülkemizde şimdi ekranlarda konuşanlar bir yerde dezenformasyonun etkisindeler. Yetersiz uzmanların bu dezenformasyonla neler söyleyebileceğini siz düşünün…

O halde hemen yanı başımızdaki olan, çok ciddi ve tarihi bu sıcak savaşta, bırakın dezenformasyon yoluyla ülke çıkarına belli bir durum yaratmayı, en azından halkımıza süzülmüş bilgileri vermek ve referansı kendimize ait olan resmî açıklamaları yapmak için bir adım atılması gerekir. Bu nedir? Hangi resmî kurumumuz olur, bu verilecek kararla belirlenir, ancak böylesi bir konuda kendi bildiğimiz doğruda bilgilendirme yapmak ve ortalığı boş bulan lafazanların durumu çokça karıştırmasına mâni olmak gerekir.

Şu an Ukrayna’da medya çalışanı muhabirlerin ve kameramanların durum hakkında edinebildikleri bilgileri alıyoruz. Onların gayretini gerçekten önemsiyorum. Çünkü canları pahasına savaş muhabirliği yapıyorlar. Bu tarihi belgeleyen medya çalışanlarını şahsım adına kutluyorum ve minnetle selamlıyorum. Bu tamam, ama doğaldır ki, yetersiz de kalabilirler. Hatta onlardan bazıları sahadan verdikleri bilgilerde interneti tarayarak, tanıklık ettiklerinin dışındaki ayrıntıyı da aktarabilirler. Biraz önce size ifade ettiğim çerçevede düşünün, hemen herkes “benim bilgim resmi, doğru, değerli,” diye yayımlıyor, okuyanların etki altında kalması söz konusu olur. 

Öyleyse dezenformasyon her yerde var! Hem kendi eksikliğimizden ve yanlışlarımızdan dolayı artarak geliyor…

Dezenformasyon düşmana yapılır diye söylenir. Yanlış. Çağımızda her birimiz bir diğerine bilinçli veya bilinçsiz dezenformasyon yapabilir. Hatta gerçeklik ötesi (post-truth) geçerliyken, bundan kaçınılmaz bir hal aldı. Bireysel ve kurumsal açıdan özen gösterilmesi çok önemli bir konudur. Dezenformasyon rencide eder, aşağılar, propaganda yapar. Sahte belgelerle, montajlarla, çevrilen filmlerle, hatta müzikle bile kafalar bulandırılır ve yönlendirilir. Bu bir istihbarat işidir, bir ülkede stratejik seviyede planlanır ve icra edilir. Ancak günümüzde herkesin elinde bir akıllı cihaz var, durum çok daha başka noktalardadır. Bu durumda halkı korumak devletin de işidir. Gerekli önlemlerin alınmasının en önemli uygulaması ise doğruyu vermektir. Medya olarak sosyal alanlar çok hassastır.

Bu yazıyı bir kültür konusu olarak işaretledim. Elbette güvenlik konusudur. Ancak bir millet kendi kendine değerlerini ve ülkesini korumakla vazifelidir. Bu bakışla, bundan böyle, kültürel olarak bu husus önemsenmelidir. Kendi kendimize zaaf yaratmamak en önemli bir konudur. Bunu sosyal medya dahil yaşamımıza yerleştirmeliyiz.

Bize bilgisizilik, düzenbazlık, sahtekarlık, yalancılık kurşunu işlemesin. Bunlar da savaşlarda atılan kurşun gibidir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Sosyal Bilimlerin Sıradanlık Tartışması

DİĞER YAZI

Gerçeklik Ötesi

Kültür 'ın son yazıları

Objektiflik

Aslında algılarınıza yönelen hazırlanmış sözcüklerle yönlendiriliyorsunuz. Bırakın bu savaşı, savaş sonrasında olması istendiği özelliklerdeki aklınızın bu

Gerçeklik Ötesi

Gerçeklik Ötesi (post-truth) ile ilgilenmeden bunun içinde yaşamayı sürdürmek çağımızın kurtlu doku hastalığına tutulmaktır. Hastalıklar teşhis

Politika ve Odaklanma

Yaşamımızda çok temel konuları tartışmak zorunda kaldık. Örneğin diyoruz ki başka gezegenimiz yok! Bu zaman diliminin