Sosyal Bilimlerin Sıradanlık Tartışması

Okuyucu

Neredeyse bir dünya savaşı atmosferi var ve sosyal bilimlerdeki uzmanlar (maalesef) sadece birbirini ağırlar ve etrafını meşgul eder tavırdalar. Bu nasıl olur? Biz bilgi yönüyle de mi yabancıya el avuç açan halde olacağız? Başkaları standart, tanım, kavram, usul, ölçü koyacak, biz bir biçimde dillendireceğiz… Bu olmaz! Bir de bu eleştirinin muhatabı olarak bir yaygın danışmanlık hizmetine dönüştürülüyorsa, danışmanlığı alan açısından düşünün, ne denli sorun olduğunu… Cynthia Grabo’nun elli yıl önce yazdığı gibi, “Uyarı, gerçeklerin bir derlemesinden çıkmaz!”

Örneğin ben istihbarat konusunu kısır bilgiye sahip ve hatta ideolojik düşünce sahibi sözde bir uzmandan nasıl takip edebilirim? Ciddi araştırmalar arıyorum ve eğer ülkemde imal edilmiş ciddi ürünleri bulamıyorsam, vatandaş ne yapsın? 

Şöyle açıklayayım, bir kumaş olur, yün; bir kumaş olur, sentetik. Bir el olur bunları ellediğinde ayırt edebilen. Diyorum ki: Muhatap ettiğiniz “uzmanımsı” kişi yanlış! Cevap şöyle: İşimize geliyor! Giyilen elbisenin ütüsüne değil, kumaşına da mı bakmıyorsunuz? O zaman bunun adı yozlaşmadır; bilimde ve hatta profesyonellikte yozlaşma asla kabul edilemez, hiç kusura bakmayın.

Şöyle düşünün, bugün bir rektör, “Bazıları bir şey yapmadan ölümüne kadar kendilerine iş imkânı bulabiliyorlar. Ben işini yapmadığı nedenle bu tür sözde bilim insanını üniversitemden uzaklaştırmak için mahkemeye veriyorum, ama mahkeme bu kişiyi getirip o koltuğa tekrar oturtuyor, en azından mahkeme çok uzun sürüyor, örneğin on-yirmi yıl. Bu şartlarda ben ne yapacağım? Halbuki ben üniversitemi dünya ile yarıştırmak istiyorum…” şeklinde dert yansa, siz ne düşünürsünüz? Böylesi bir sorunun kaynağında bilim, idare, hukuk, sistem, gibi tartışmaları yapmak mümkün. 

Ama ben bunu da geçtim, kendi açımdan ifade ediyorum; tarih yazıldığı bir zaman aralığında sosyal alandaki bilim insanlarımız bize yetecek olanı verebiliyorlar mı? Bugün ben hangi veri setleriyle hangi referansları sağlıklı alabileceğim?

Devlet, kurumlar, düşünce kuruluşları, üniversiteler ve araştırma merkezleri açısından ifade ediyorum, yaşanan önemli ve gerçek şartlarda, bir bilimsel çalışma döngüsünün kurulamaması ve sahadan gerekli sonuçların çıkarılamaması neticesinde, sağlıklı bir sistem işletilememesi, gelişmelerin sistemleştirilememesi, sürekli referansı dışarıdan alma eğiliminin yaratılması, millilik ve öznellik ilkelerinin zayıflatmaktadır. Konu bilim ise millilik değil, evrenselliktir denecektir, doğru, şu manada söyledim: Bu bir yarıştır, hangi kurum, ülke ve kültür daha baskın olacak? “Yumuşak güç” konusudur bu.

Örneğin, bugünlerde Ukrayna veya Doğu Avrupa alanında, küresel etkisi olan, çok ciddi ve tarihi çıkarımlara dair gelişmeleri ihtiva edecek olan, bir kırılma, çatışma, sürtünme, güç mücadelesi ve hatta savaş denebilecek zaman içindeyiz. Değişik platformlar kurulmakta ve paneller, tartışmalar yapılmaktadır. Ancak bunların öncesinde bilimsel ve sistemsel hüviyette olması gereken standartlarda ve özelliklerde, bir saha ve/veya atölye çalışması yapılması için girişimin olmaması, bu tür ciddi etkinliklerin yeterince önemsenmemesine neden olmaktadır. Eğer, örneğin, bir üniversite etkinliği için dışarıdan konuşmacı davet edilse bile, onun konuşmasının sonuç dokümanına konuyor olması, hatta daha sonradan o üniversite (veya kurum) tarafından bir kitap hazırlanıp yayımlanması, dünyada pek itibar görecek ürün ve çalışma olmasını sağlamakta yeterli görülür mü? Zira önceki çalışmalar bilimselliği tamamen karşılamamaktadır. 

Yapılması gereken sahada ve atölyede bilimsel hüviyette olmalıdır. Bu saha ve atölye çalışılmaları uygun uzmanlarla birlikte detaylı ve referans toplanacak biçimde olmak zorundadır. Böyle olursa dikkate alınır.

Aynı örnekten gidelim, bir üniversitemiz son gelişmeler için bir etkinlik düzenledi. Bu etkinlikteki konuşmacılar sadece süreç içinde okudukları (çoğunlukla yabancı) makalelerle elde ettikleri bilgileri kendi süzgeçlerinden geçirip sundu. Ama o makaleleri konuyla ilgili hemen herkes okuyor!.. Öyleyse “bilinenlerin” sadece bir etkinlikte sahnelenmesinden öte geçilmiş olmuyor ki. Sonuçta bir kitap ortaya çıksa da anlamı olmayacaktır.

Bir başka konuyu vurgulayayım. Böylesi yararsız etkinliklere katılmak ve işi sorun çıkarmadan yapıyor olmak, aranan bir şey olmuştur. Buna bilimde yozlaşma denir. Herkes şapkasını önüne koyup düşünmelidir. Bilimde yozlaşma kendine yarayışlı ve ortamdan hazır geçinen vasatları yaratır. Örneğin bir etkinliğe katılan ve sorun çıkarmadan söyleneni yapan uzmanı düşünün. Bir sonraki etkinlikte yer alıyorsa bu o ekibe girmişlik hakkını verir. 

Ancak beklenen bu olmamalıdır. Ne olması gerekir? Örneğin gerçek şartlardaki bir meselede (diyelim ABD-Rusya gerilimi meselesi) uzmanları bir atölye çalışmasında topladınız ve çalışmaya başlattınız. Bir yeterli uzman ile yeterli olmayan uzmanı işte bu gerçek şartlarda vereceği bilimsel katkılarla görürsünüz, ölçersiniz. Sınav sahada olur; sıradan bir panelde 15-20 dakika konuşma yapmasıyla değil. Daha sonraki saha veya atölye çalışma gruplarını işte bu yeterli, sınanmış, ispatı olan ekiplerle yaparsınız. Bu bilimde ve hassas faaliyetlerde ilerleme demek olur. Bu özel ve özgün bir çalışma olur. Hatta yerli veya yabancı başka bilim ekipleri “burada ne oluyor” diye sorar ve takip etmek ister. Bir değer ortaya çıkar. 

İtibar gören çalışma sahada gerçekleşir, salonda değil. Yarışma ve ispat sahadadır.

Burada bilimsel çalışma nasıl yapılır, ayrıntısıyla anlatacak değilim. Yapılması gerekenler bellidir. Dostlar alışverişte görsün, cinsinden faaliyetlerin ne ülkemize de dünyaya bir yararı olur. “Çok meşgulüz, çok çalışıyoruz, hiç zamanım yok,” gibi sızlanmaların tam karşılığı ne, biliyor musunuz? Evet biliyorsunuz, beyhude çaba bunlar. Halbuki nameye tesiri olacak işlerle meşgul olmak gerekir. Ortaya bir melodi çıkacaksa özel olmalıdır ki dinleyeni ve kalıcılığı olsun.

Biz olaylara yüzeysel bakıyoruz. Bunun bir başka ifadesi “haber” gibi bakıyoruz. Örneğin, Rusya ile ABD, Doğu Avrupa kriz bölgesine küresel bakış açısıyla süzerken, sosyal medya dahil çeşitli analizleri ve veri setlerini aksatmadan gözden geçirirken, tarafları amaçlarını, aldatma ve yanılma araçlarını, dezenformasyonu, propagandayı ve siber saldırı notunu, farklı açılardan tasnif ederken, bize resmi şahsiyetin verdiği “sınırlı bilgi – bilinmesi gereken kadar olan bilgi” geldiğinde, buna göre biz (danışman, politikacı, bilim insanı, vs. olarak), “evet haberim var,” diyorsak ve dahi, bu haberi bir konuşmada (medyada veya bilimsel etkinlikte) örnek diye sunuyorsak, işte bu bir yüzeyselliğin var olduğunun tam kanıtıdır.

Fen bilimlerinden bir örnek vereyim. Haber şöyle: “İngiltere’de bir yeni varyant koronavirüs ortaya çıktı. Omikron hızla yayılıyor…” Bu böyle takdim ediliyorsa yanlış! Zira İngiliz bilim insanları dünyanın her yerine bakıyor, tarama kapasitesine sahipler, virüste farklı olanı tespit edebiliyorlar, buluyorlar, özelliklerinin açıklayabiliyorlar ve sonunda bunun adı da şu olsun diyorlar. Dünya o tip virüsü, adını ve özelliklerini İngiltere’den alıyor ve kullanıyor. Dünyanın diğer tarafı olarak bakın, bunu bir-iki hafta sonra dile getiriyorlarsa; kim ileride, kim geride, siz söyleyin.

Bir de medya ayağı var bu konunun. Çocukken radyo dinler olup biteni takip ederdik; bize ne söyleniyorsa o kadar… Şimdi birileri sürekli ekranda, “gündemi değerlendik” diyor. Düğmeye bas açılsın, bas kapansın. Peki gündem bu kadar mı, onların söylediği kadar mı? Dinleyici bunun farkında ama radyo farkında değil. Merdiven altında üretim yapıldığını biliriz de, merdiven başında, ayaküstü duyma bilgileri not edip, akşam televizyonda, “şu da var, bu da,” şeklinde ağzı köpürerek anlatan uzmanlara kaldıysak… 

İfade ettiğim gibi, amacım yapıcı olmaktır. Yapıcı örnekler verdim, çözümler önerdim. Burada Karl R. Popper’dan veya Thomas S. Kuhn’dan örnek paragraflar kesip, “bu işin kitabı budur,” diyebilirdim. Bunun yerine yapmamız gerekeni sade bir üslupla açıkladım. Duruma bakıp söylüyorum, mutlaka iyi bir yerden koltuk kapmak ve bir bileni tehdit görüp araya duvarlar örmek de bir maharettir; ama bu kişisel bir çıkarın sistemli hale getirilmesine dönüşür ise asıl yıkıcılık ortaya çıkar. Yozlaşma yıkar… Asıl zararın bu tür bakış açılarından kaynaklandığını hemen herkes bilir.

NOT: Fikri mülkiyet hakları gereği bu bilgileri referans vererek kullanabilirsiniz.

Gürsel Tokmakoğlu

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Politika ve Odaklanma

DİĞER YAZI

İstemeden Dezenformasyon 

Kültür 'ın son yazıları

Anakronizm ve Propaganda

Anakronizm ile politik propaganda arasında ciddi bir ilişki vardır. Kitle psikolojisiyle ilgilenenlerin çalışma alanında bu tür

Objektiflik

Aslında algılarınıza yönelen hazırlanmış sözcüklerle yönlendiriliyorsunuz. Bırakın bu savaşı, savaş sonrasında olması istendiği özelliklerdeki aklınızın bu

Gerçeklik Ötesi

Gerçeklik Ötesi (post-truth) ile ilgilenmeden bunun içinde yaşamayı sürdürmek çağımızın kurtlu doku hastalığına tutulmaktır. Hastalıklar teşhis

Politika ve Odaklanma

Yaşamımızda çok temel konuları tartışmak zorunda kaldık. Örneğin diyoruz ki başka gezegenimiz yok! Bu zaman diliminin