soci-zirvesine-dogru
Soçi Zirvesi'ne Doğru

Soçi Zirvesi’ne Doğru

Okuyucu

Soçi zirvesi önümüzdeki hafta yapılacak. Soçi sürecinin anlamı nedir, bugünden bakılırsa neler görülmektedir, bu hususlarda temel düşünceleri de ortaya koyarak bir değerlendirme yapalım. Bu zirve Soğuk Savaş sonrası dünyada tam bir bloklaşma süreci görüntüsü veriyor. Rusya ve Amerika’nın beklentileri yüksek. Türkiye ne istiyor? Bu soruları cevaplayalım.

Davetiyeler ilgililere ulaştırıldı: “Rusya, İran ve Türkiye adına sizi, bu ülkelerin liderleri Vladimir Putin, Hasan Ruhani ve Recep Tayyip Erdoğan’ın 22 Kasım 2017 tarihli teklifi üzerine 29-30 Ocak’ta Soçi’de düzenlenecek olan Suriye Ulusal Diyalog Kongresi’ne katılmaya davet ediyoruz.” Diğer yandan Soçi zirvesinin beyaz güvercinin tuttuğu zeytin dalıyla logosu ilgi çekti. Bu logo Türkiye’nin haklı gerekçelerle gerçekleştirdiği Zeytin Dalı Harekatı’na destek niteliği taşıyor, şeklinde değerlendirmeler yapılmaktadır.

Afrin harekatı devam ederken ay sonunda Soçi’de Ulusal Diyalog Toplantısı gerçekleşecek. Zirveye Mısır, Ürdün, Irak, Kazakistan, Lübnan ve Suudi Arabistan liderlerine bahse konu davetiye gönderildi. Amerika’nın Suriye koalisyonunda yer alan Mısır ve Suudi Arabistan’ın katılımı ne seviyede olur bilinmez. Ancak bundan böyle bu ülkelerin Rusya ile ilişkileri de Soçi katılımına bağlı gelişecektir. En azından bunu görebileceğiz. Diğer yandan Esad’ın kendisi olmasa da yüksek temsilcisi toplantıda olacaktır. Dolayısıyla Türkiye-Suriye ilişkisi de resmen gerçekleşiyor olacaktır. PKK devamı PYD/YPG toplantı masasında olmayacaktır, ama Suriye’deki Kürt toplumunun gerçek temsilcileri yer alacaktır. Suriye Soçi’de yapay değil, doğal temsilcileri tarafından temsil edilecektir.

Suriye’de kalıcı barış adına sürdürülen ama ağır işleyen BM çerçevesinde başlatılan Cenevre zirvesi çalışmaları Amerika’nın etkisi altındadır. Hatta buradaki masaya Kürt toplumunu temsilen PYD’nin oturtulmaya çalışılması söz konusudur. Astana ve Soçi süreçleri Cenevre’ye karşı olan inisiyatifle gerçekleşmektedir. Rusya Astana ve Soçi’yi özellikle öne sürmektedir. Cenevre’de bir oldubitti olmasın istenmektedir. Astana ve Soçi inisiyatifinin kalıcı barışa hizmet etmesi, Cenevre’ye doğru noktadan hareketle katkı sağlaması ortaya sürülmektedir. Öte yandan Türkiye kendi bölgesinde Amerika’nın oldubittilerini kabul edilemez görmektedir. İran’ın emelleri bellidir. En azından İran ve Türkiye bu coğrafyanın uluslarıdır. Gerçek olan şudur, Rusya Soğuk Savaş’tan bu yana bölgededir. Örneğin Amerika İncirlik’te nasıl var oldu ise Rusya da Lazkiye’de var olmuştur. Son kertede Putin ve Esad anlaşmış, buna göre sonsuza kadar Suriye’de var olması tescil edilmiştir. Putin bu kazanımını kökleştirmekle ilgilenmektedir.

Bütün bunlara bakarak bugün Amerika şunu söylüyor, “Suriye’de Rusya’nın askeri üsleri hep olacak ise Amerika’nın da PYD kantonları şeklinde ilan edilen coğrafyada varlığı olacak, barış görüşmelerinde bunu bilerek hareket edeceğiz.” Elbette bu kantonlar İran sınırından Akdeniz’e kadar yapay bir Kürt devleti kurma amacına karşılık gelmektedir. Bu kabul edilir bir konu değildir.

Türkiye açıkça buna karşıdır. Ne ırak ne de Suriye toprakları bölünmemelidir. Buradaki halklar asırlardır bir arada yaşayagelmişlerdir. Irk, mezhep, din farklılıklarına dayalı dayatmalar hem bölgeye hem de dünyaya zarar getirir. Hatta IŞİD gibi post-modern küresel terör taşeronları da bu nedenle asla kabul edilmemektedir. Bu tip yapaylıklarla bölgede dizayn yapmak isteyenlerin de ellerini bu topraklardan çekmesi istenmektedir. Eğer asıl konu bölgede Amerikan menfaatlerinin müttefiklikle ve stratejik ortaklıkla devam etmesi idiyse, yapay bir Kürt devletine neden ihtiyaç duyulsun ki? Neden Sykes Picot benzeri bir süreç hatırlanarak coğrafyada yeni bir düzen kurulmak isteniyor. Halbuki var olandan azami yarar sağlanabilir. Hatta NATO bile bu amaçla devrededir. Özellikle Donald Trump’ın çıkışlarıyla da görüldüğü üzere, NATO neden yok sayılmaktadır? Türkiye bunları söylemektedir, bu endişelerle hareket etmektedir.

Örneğin Türkiye Amerika’dan füze sistemi istiyor ama alamıyor. Bu kez kendi güvenlik ihtiyacını karşılamak için başka bir üreticinin kapısını çalmak zorunda kalıyor. O halde Amerika Türkiye’yi bilerek mi başka alana kaydırmak istiyor. Planlı şekilde bunun için mi politika üretiyor? Endişeler bunlardır. Eğer durum böyleyse Amerika ne pahasına bunu yapıyor? Eğer Amerika için Ortadoğu’da asıl hedef İran ise neden Türkiye ve İran’ın daha fazla yaklaşmasına müsaade etmektedir? Gerçi İran ve Türkiye zaten dosttur ama yine yapay politik çıkarlar için durum zaman zaman başka türden okunmaktadır, bu da başka bir tartışma konusudur.

Rusya Akdeniz kıyısındaki kendi üslerinin bulunduğu verimli coğrafyayı hem şu meşhur Deli Petro’nun “Sıcak denizlere inmek,” ideali bakımından elinde tutmayı hedeflemekte, hem de Amerika’nın mühendisliği ile “Kuzey Suriye Kürt Bölgesi” oluşumunun önünde set oluşturmak istemektedir. Bunu garanti edebilmek için Rusya’nın hem “gerçek” Suriyeli Kürt toplumuna hem de Türkiye’nin buradan teröristleri (Amerika’nın öne sürdüğü yasal ve doğal olmayan tüm silahlı gruplar) temizlemesine ihtiyacı vardır. Şu an Afrin harekatı ile başlatılan bölgenin teröristlerden temizlenmesi çabasına Rusya bu nedenle tam destek vermektedir. Cuma günü Erdoğan’ın, Afrin’den sonra Münbiç’e geçileceğini, oradan da Irak sınırına kadar harekatın devam ettirilerek Suriye’nin PYD’li teröristlerden temizleneceğini bildirmesi ile Putin’in beklentileri çakışmaktadır. Şunu aklımızda tutalım: Eğer ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) diye bir planı varsa, Rusya’nın yok mudur? Rusların da Büyük Sıcak-Deniz Projesi (BSDP) vardır.

Soçi zirvesi ile Amerika’ya karşı tavrı kesinleştirilmiş bir blok ve çözüm önerisi tablosu konmuş olacaktır. Amerika bundan sonraki adımlarını bu bloğa bakarak atmış olacaktır. Eğer PYD’yi eğitti ve içinde ağır silahın da olduğu milyonlarca dolarlık yardımları yaptı ise Amerika’nın bu işten kolay vazgeçmeyeceği beklenebilir. Bu taktirde esasen şunu söyleyebiliriz, Suriye’de Amerika ile Rusya karşı karşıyadır. Ancak bu küresel güçler aralarında anlaşırlarsa barış gelecektir. Bugüne dek kalıcı bir barış anlaşması olmadı ise yüzbinlerce Suriyeli öldü ise nüfusun yarısı ülke dışına kaçtı ise, Türkiye yaklaşık üç milyon Suriyeli’ye ev sahipliği yapmak durumunda kaldı ise dünya neyi görmektedir? Yarın bir barış planı üzerinde anlaşılır ise asıl çözülecek konu nedir? Beklenen nedir?

Türkiye bütün bu yapay ve çıkarcı mülahazaları bir yana koymaktadır. Kim neyi planlarsa planlasın. Türkiye bu coğrafyada yaşayan kadim halkın öz değerleri ile kendi rızaları ile barış ve esenlik içinde yaşama haklarının olduğunu savunmaktadır. Müdahaleleri istememektedir. Ancak sorunu çözebilmek için kendi gücünün ötesinde bu doğal talebe ve barışa ulaşabilmek için bir işbirliği sürecini de kabul etmektedir. Bu nedenle Soçi’yi önemsemektedir.

Soçi Türkiye açısından önemlidir. En azından Afrin’de gerçekleştirdiği harekatı dünyaya duyurmak adına bu çok önemli bir toplantı olacaktır. Eğer Avrupa veya Uzak Asya bu bağlamda Türkiye’yi daha fazla haklı görür ise Amerika geri adım atmak zorunda kalacaktır. Çünkü ortada sadece Türkiye Cumhuriyeti yoktur; Türkiye’ye gönülden bağlı başka coğrafyalar ve toplumlar vardır. Örneğin Kafkaslar, Balkanlar, Orta Asya… Amerika bunu toplam kazanım veya kayıp olarak değerlendirmenin eşiğinde olacaktır.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Afrin Sonrası

DİĞER YAZI

Türkiye ve Amerika

Politika 'ın son yazıları

Pivot Türkiye

ABD’den propaganda mermisi taşıyan politik silahlarla yaylım ateşi açılmak suretiyle Türkiye’nin NATO müttefikliği ve bu anlamda

Jeopolitik Köprü

Bu makale bir Almanya Şansölyesi Olaf Scholz eleştirisidir. Karizmatik lider Angela Merkel’den sonra kendinden belli oranda

Çağımızda Liderlik

Siyaseti, stratejiyi, yaşanan dünya meselelerini ve liderlik bahsini açıklamak bazıları için kolaydır, bazıları içinse zor. Bunun