26 Kasım 2019 tarihinde Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen MGK Toplantısı’nın ardından yayımlanan bildirinin temel konu yine Suriye oldu. Malum, halen Türkiye Cumhuriyeti yurt içinde Kıran, Suriye kuzeyinde Pençe, Suriye kuzeyinde Barış Pınarı, her alanda, DEAŞ ve FETÖ de dahil bütün terör örgütlerine karşı kapsamlı bir mücadele süreci içindedir. MGK’nın bu kapsamda sürdürülen faaliyetlerin durumu ve ilerleyişi bağlamındaki sonuçları açıklanması beklenmekteydi. En önemli soru ise Barış pınarları ile ilgiliydi. Harekat devam edecek miydi, sorunlar var mıydı, nasıl çözülecekti?
Bildiride, Türkiye’nin Güney sınırları boyunca ortaya çıkan ve milli güvenliğini doğrudan tehdit eden terörü kaynağında yok etmek ve yerlerinden edilmiş Suriyelilerin evlerine ve topraklarına dönüşleri için uygun şartları sağlamak maksadıyla Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlar ile Adana Mutabakatı ve meşru müdafaa hakkı çerçevesinde icra edilen Barış Pınarı Harekatı’nın her yönüyle değerlendirildiği ifade edildi. Harekat amaç elde edene dek devam edecekti. Ancak sorun evlerine dönen sivillerdi.
Zira son zamanlarda YPG terör örgütü Türkiye’nin kontrolundaki değişik alanlarda (Tel Abyad, Rasulayn, Afrin, Aziz, El Bab) bombalı eylemlerle Suriyelilerin canına, malına, huzuruna ve bütünüyle bölgede barış talebine kast etmekteydi. Kasım ayı içinde 8 terör eyleminde Suriyeli sivil 65 ölü, 146 yaralı vardı. Terör örgütü alenen eylem yapmaktaydı ve bu husus uluslararası suç oluşturur mahiyetteydi. Diğer yandan terör örgütü bu eylemlerle kendine göre değişik mesajlar vermeye çalışmaktaydı.
Bildiride şöyle deniyordu: “Suriye’de güvenli bölgenin tesisi amacıyla imzalanan mutabakatların tarafı ülkelerden, Tel Rıfat ve Mümbiç bölgeleri dahil başlattıkları teröristten arındırma çalışmalarının bir an önce tamamlamasının beklendiği ifade edilmiştir. Uluslararası toplum, Suriyeli kardeşlerimizin gönüllü ve güvenli bir şekilde dini ve etnik hiçbir ayırıma uğramaksızın evlerine ve topraklarına dönerek en kısa sürede huzur ve refaha kavuşmalarını amaçlayan Türkiye’yi desteklemeye davet edilmiştir.”
Bu durumda öncelikle Fırat’ın batısı bölgesinde Tel Rıfat ve Mümbiç noktalarındaki YPG kalıntılarının bölgeyi terk etmeleri hususu gündeme gelmekteydi. Rusya ve ABD, Ekim ayı içinde Türkiye ile yaptıkları mutabakatlar kapsamında üzerlerine düşeni yapmıyorlardı. Bölgeden teröristleri çıkarmak için çaba sarf etmiyorlardı. Bu şartlarda MGK vesilesiyle Türkiye’nin muhataplarına ikazı, “Eğer mutabakat şartlarına uyulmaz ise harekat bu alanlara doğru sürdürülebilir,” şeklinde okunabilirdi.
Halen Rusya ve Türkiye aralarındaki mutabakat gereği ortak devriyeler (belli alanlarda 10 km derinlikte,) gerçekleştirmektedir. Bu devriyeler icra edilirken YPG’nin çeşitli provokasyonları olmaktadır. Halen sahada YPG unsurları vardır. Bu unsurlar 10 km’lik devriye alanında sivil görünümlü olmakta, ancak 10-35 km şeridinde terörist elbisesiyle hareket etmektedir. Bu bakımdan ABD ve Rusya’nın Fırat’ın doğusundaki bu alandaki terörist temizliği istenen biçimde gerçekleşmedi nedenle YPG serbestçe kontrollu alanlara girip terör üretmektedir.
Aynı şekilde Fırat’ın doğusu için de benzer ifadeleri bulmak mümkündür. Her ne kadar istikrarın bozulmak istendiği alanlar Türkiye’nin Barış Pınarı Harekat alanı içinde kontrol edilen noktalar olsa da buraya diğer alanlardan (örneğin M-4 karayolu güneyinden, Ayn el Arab’dan, Kamışlı bölgesinden,) sızanlar eylem gerçekleştirmekteydi.
Türkiye’nin sürdürdüğü harekatlar ile muhataplarının çabaları tek bir noktada özetlenecek olunursa, esasen Doğu Akdeniz (Levant terimi de kullanılmaktadır,) bölgesi üzerinde çok taraflı ve değişik boyutlu bir mücadele söz konusuydu. MGK her ne kadar farklı paragraflarda işaret ettiyse de konunun bütünü aynı maksatlı çabaları işaret etmekteydi. Bu kapsamda MGK, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz bahsinde de karar açıkladı. “Kıbrıs ve Doğu Akdeniz başta olmak üzere dönem içinde ortaya çıkan bölgesel ve küresel meseleler ele alınmış; gerçekleştirilen dış temaslar hakkında kurula bilgi sunulmuştur.” değerlendirmesi yapıldı.
Diğer yandan MGK bildirisinde 1915 olayları ve diğer hususlar da işaret edildi.
Türkiye, kış mevsimi geldiği nedenle, kontrol ettiği Suriye topraklarındaki temizlenen alanlara (ki bölge mayından, EYP’lerden temizlik hızla sürdürülmekte, binaların ve altyapının kullanılır olması için faaliyetler sürdürülmektedir,) geri göçün hızla gerçekleştirilmesini sağlamakla ilgilenmektedir. Terör ve bu teröristlere dolaylı da olsa imkan sağlayan ABD ve Rusya (ki mutabakat şartlarını tam olarak yerine getirmediler,) Türkiye’nin bu barış ve huzur kapsamındaki çabalarının önünü keser mahiyettedir. Türkiye bu konuda yalnız bırakılmamalıdır. BM ve Avrupa dahil ilgili ortaklar Suriye’de barış ve huzur için çaba sarf etmeli, BM kürsüsünden de açıklanan Güvenli Bölge içindeki güvenlik ve yapısal projelerin hızla başlatılıp tamamlanmasını, diğer yandan 29-30 Ekim’de Cenevre’de başlatılan Suriye’nin yeni anayasasının yazması çalışmasının önü kesilmemeli ve çalışmaların meyve vermesi sağlanmalıdır. Aksi halde bölgenin istikrarsızlaştırılması Türkiye dışındaki güçlerin olumsuzlukları ile gelişmiş olacaktır. Hatta bazı ülkelerin halen terörü destekler tarzdaki tavırları, doğrudan ve dolaylı destekleri, onların da terör suçuna ortak olmaları mahiyetinde değerlendirilecektir. Olan Suriye’nin masum insanlarına olmaktadır. Bu husus dikkatlerden çıkarılmamalıdır.