ABD’nin Saldırganlığı ve Silahlı Diplomasisi

6 Ekim 2023
Okuyucu

Bu ABD’nin ilk saldırısı değil. Üstelik ABD bu saldırıları bilerek yapıyor, bu yolu terk etmeli. Türkiye, ABD ile çok kere bir masaya oturup Suriye’de çözüme gidilmesi bekledi, denedi de. Ama Ankara’daki terör girişimi ortada, bunun affı olur mu? Şimdi cevabı veriliyor. Şöyle bakın, ABD önce SİHA’yı düşürsün, sonra “pardon, üzgünüm” desin. Bu ne derece kabul edilebilir? Aklımız pek çok soru ve düşünce geliyor, değil mi?

Yıl 1992, Akdeniz ve Ege’de düzenlenen Display Determination isimli NATO tatbikatı yapılıyor. Tatbikatın ikinci kısmında tüm gemiler Saros Körfezi’ne hareket ettiler. 2 Ekim 1992 gecesi düşmanca o olay yaşandı. Tatbikata katılan MUAVENET isimli Türk muhribi 3 mil mesafede bulunan ABD Donanmasına ait (CV-60) USS SARATOGA uçak gemisinden onar saniye aralıklarla atılan iki adet güdümlü RIM-7 Sea Sparrow füzesi ile vuruldu.

Yıl 2003, Irak-Süleymaniye’de 4 Temmuz, ABD’nin Bağımsızlık gününde Özel Kuvvetler karargahındaki 11 Türk askeri, ABD işgal Kuvvetleri’ne ait 173ncü Hava İndirme Tugayı’na bağlı askerlerce bir baskın sonucu derdest edildiler, başlarına çuval geçirildi, yaklaşık üç gün alıkondular.

Yıl 2023, Türkiye’ye 1 Ekim’de Suriye’den giren teröristler TBMM açılış gününde ve aynı saatlerde Ankara’da hain terör eylemi girişiminde bulunuyor ve peşinden Türkiye, Irak ve Suriye’de PKK/YPG terör örgütüne karşı geniş çaplı bir operasyon başlatıyor. Operasyonun bir kısmı SİHA’larla yapılıyor. ABD bir SİHA’yı “ABD’li askerlere tehdit” olarak değerlendirildiği nedenle bölgedeki bir F-16 uçağı ile düşürüyor.

Bu üç olayda da saldırgan olan ABD, saldırıya maruz kalan ise ABD’nin müttefiki Türkiye.

Önce Millî Savunma Bakanlığı kaynakları Suriye’de düşürülen SİHA’nın Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait olmadığını bildirdi. WSJ’ye konuşan ABD’li yetkili ise vurulan SİHA’nın Türkiye’ye ait olduğunu ve ABD askerlerinin harekete geçmeden önce bunun “farkında olduklarını” açıkladı.

Suriye’de yaklaşık 900 ABD’li asker bulunuyor. ABD bu askerleri, DAEŞ ile mücadele adı altında, ancak eski Başkan Trump’ın da ifade ettiği gibi “petrolü korumak” için bulunduruyor. Kimin petrolünü? Suriye’nin. Suriye ne diyor? “ABD petrolümüzü çalıyor.”

Yıllardır Türkiye ABD’ye, Suriye’de PKK/YPG’ye, ağır silahlar dahil askeri lojistik desteği, eğitim, maddi ve politik destek verilmesine karşı olduğunu söylüyor. Bu durumun müttefik iki ülke ilişkilerini bozacak türden bir gelişme olduğunu, teröre destek verilmemesi gerektiğini, mesele DAEŞ ise burada da mücadeleyi en fazlasıyla veren Türkiye’nin yine bu alanda işbirliği yapmaya hazır olduğunu her platformda söylüyor. Ancak ABD, Türkiye’nin söylediklerine hiç kulak asmadı, o projesine baktı, kendince SDG dediği güçlerle Suriye’yi ikiye bölme projesini sürdürdüğü açıkça görüldü.

ABD, DAEŞ ile mücadele kapsamında BM’nin Koalisyon Güçleri’ne verdiği yetkiyi kullanmaya çalışıyor, ama DAEŞ operasyonlarına bakın Türkiye’ninkinden daha az faaliyeti olduğu açık. O zaman şunu sormaya hakkımız var, kimi yanıltmak istiyorsunuz, yereli mi bölgeyi mi dünyayı mı?

Astana süreci ile Türkiye gibi düşünen Rusya ve İran da her bir toplantı sonrasında ABD’yi kastederek, “üçüncü taraflar Suriye’den çıkmalı, terörle mücadele devam edecektir,” mesajını verdi.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, pazar günü Ankara’da İçişleri Bakanlığı’nı hedef alan bombalı terör saldırısını gerçekleştiren teröristlerin Suriye’den geldiğinin tespit edildiğini bildirdi. Sn. Fidan, yaptığı açıklamada, “Özellikle Irak ve Suriye’de PKK/YPG’ye ait bütün tesisler, güvenlik güçlerimizin, silahlı kuvvetlerimizin, istihbarat unsurlarımızın topyekün meşru hedefidir. Üçüncü tarafların PKK/YPG’li tesislerden ve şahıslardan uzak durmasını tavsiye ediyorum,” dedi.  

Sn. Fidan bir anlamda ABD unsurlarına basın yoluyla “bölgeden çıkın” mesajı verdi. SİHA düşürüldü, ABD ilk bilgileri ilanen basın yoluyla (WSJ) verdi.

Ben Amerikalılar ile bazı karar noktalarında birlikte çalıştım. SİHA vurma hadisesi veya öncekiler öyle kazara veya disiplinsiz şekilde olabilecek olaylar değil, kanaatimce bilerek yapılıyor. Ama resmi açıklamalarında söyledikleri şu; pardon, üzgünüz! Bir de böyle söylenmeli, çünkü iki NATO müttefiki ülkeden bahsediliyor, hareket sert olsa bile resmi cümle biraz yumuşatılarak kurulmalı. Nitekim resmi Sözcüler, Bakanlar ve Genelkurmay Başkanları böyle cümleler kurdular.

Teknik bir nokta var, onu açıklayayım. CENTCOM Suriye’deki ABD birliklerinin olduğu noktalar için Hava Sahası Kontrol Planı içerisinde geçen Uçuşa Yasak Bölge ilanında bulunmaktadır ve bunun limitleri koalisyon ülkelerine ve Türkiye’ye de bildirilmektedir. Bu olayda ABD diyor ki, SİHA Uçuşa yasak Bölgeye girdi ama biz onun tehdit olmadığını biliyorduk. CENTCOM’a soruluyor ve SİHA, F-16 tarafından düşürülüyor. Peki bu ne demek? Şöyle olsaydı ya, aç telefonu Türkiye’ye durumunu teyit et. CENTCOM’un Türkiye ile telefon hattı var, ama İran’ın yok. CENTCOM Türkiye’yi İran gibi mi niteledi? Önce düşüreyim sonra özür dileyeyim, demek müttefiklik için uygun bir şey mi? Kim kaybetti? Türkiye mi? Hayır.

Hem ABD bundan sonra ikinci bir SİHA vurabilir mi? Bu noktadan sonra, Suriye’de, Bakanların ve Genelkurmay Başkanlarının görüşmelerini müteakip, böyle bir saldırıyı tekrarlar ise bunun anlamı tamamen başka olur. Şimdi pardon ve üzgünüz diyerek durumu yumuşatabilirler ama devamı gelirse, alenen ortaya çıkar; Türk askerini hasım olarak görmek! Böyle mazeret olmaz. İşte bu noktada NATO çatlar ve belki de bu çatlak başka yerlere evrilir. Zaten bu görüşmelerden sonra ortaya “çatışmasızlık mekanizması” diye bir kavram kondu ki ABD ile Türkiye hassas bilgileri paylaşabilsinler ve bir daha böyle bir hadise meydana gelmesin.

ABD, Suriye’de PKK/YPG’yi korumak pahasına NATO’yu derin bir çatlağa dönüştürmek istiyorsa, kendisi bilir! Ama çözüm belli, durumu optimize etmeleri için öneriyorum; masaya gelsinler ve Suriye meselesini iki müttefik ülke olarak birlikte çözelim. Öyle değil mi?

O halde ABD için karar noktası yaklaştı ve Türkiye bu operasyonun amacını belirlerken bunu hesaba kattı. Kimse işlerin düşünmeden geliştiğini zannetmesin. Türkiye, PKK/YPG terör örgütüne karşı fiili girişimiyle beraber, son bir kez daha ABD’yi zorlamak ve doğru karar vermesi için fırsat vermek, istedi. Türkiye ABD’ye karşı bu son testi yapmak durumunda kaldı. ABD, samimi, meşru ve müttefik gibi davransa fena olmaz!

ABD böyledir, düşman yaratmayı sever! Kendisi sütten çıkmış ak kaşık misali düzgün, buna karşılık diğerleri saldırgan! Öyle mi? Peki saldıran kim? Ama Türkiye köklü devlet geleceği ile Amerika’nın bu cehaletine olgunlukla yaklaşır, fakat sahada yapması gerekeni de yapar, geri adım atmaz. Türkiye istikrar arar, aklı selime davet eder.

Türkiye, 2011’den bu yana Suriye sorununun yeterince dert yarattığını en fazla ifade eden ve sınırlarından dolayı tehdidi göğüslemek zorunda olan bir ülke. ABD, Fransa, İngiltere, Rusya, İran gibi ülkelerin burada sınırı yok, ama çıkarları adına istikrarsızılık yaratmaktalar. ABD gibi bazı ülkeler terör örgütlerine ve suç şebekelerine “vekaletçilik” yapmaktalar. Nerede insan hakkı? Bu durum ABD gibi ülkelerin uyguladığı “silahlı diplomasi” şeklini ortaya çıkartıyor. Silahlı diplomasi terörle olmaz, ABD bunu seçerse, ki öyle, insanlık adına suç işlemiş olur. Bu, kamuoyu vicdanında ağır yaralar açan bir konu haline gelir.

Diplomasi soruna meşru yöntemlerle çözüm aramalıdır. Suriye’den ABD’ye kadar buradaki her bir aktör sorunu meşru yöntemlerle çözmeye odaklanmalıdır.

Örneğin Esad şöyle söylesin: “Ey Amerika, ne işin var ülkemde? Terörü besleyip ülkemde özerk bir yönetim kurma peşindesin. Ama bana ve benim halkıma bile sormuyorsun, üstelik kendine göre proje yapıp buna bütçe ayırıyorsun…”

Sanki bu beklentileri çokça yaptık, ama Ankara’daki eylem girişimi son nokta oldu. Türk milleti unutmaz!

ABD ne yapıyor? Saldırıyor. DAEŞ’le mücadele derken Suriye’de petrolü çalıyor. Suriye’yi bölmek için proje yapıyor ve bu projede PKK/YPG’ye yeni bir kimlik verip bunun kabulü için uluslararası kamuoyunu zorluyor, etki yapıyor. Silahlı propaganda ile faaliyet içinde olan hain terör örgütleri belli. Silahlı diplomasi ile faaliyet yapan ABD’ye ne demeli?

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Bağ Kesme Operasyonu

DİĞER YAZI

GORDİON DÜĞÜMÜ

Güvenlik 'ın son yazıları

41 views

Uzayda Silahlanma Dönemi

Stratejik bakış açısına sahip olarak, savunma ve silahlanma alanında neler oluyor, başat güçler tarafından ilgili politikalar nasıl geliştiriliyor ve icra ediliyor, bu önemli soruya cevap verelim. Yaşananlardan elde edilenler bizi şuraya doğru götürüyor: Artık uzayda silahlanıyoruz, savaş alanı boyutları değişiyor ve caydırıcılık uzayda!
93 views

CIA Şefinin Açıklamaları Üzerine

ABD İstihbaratı CIA’nın Şefi William J. Burns’un Foreign Affairs’teki, 30 Ocak 2024 tarihli, “Casusluk ve Devlet Yönetimi, Rekabet Çağı için CIA'yı Dönüştürmek” başlıklı makalesi hakkında düşüncelerimi yazmak isterim. İncelememde, tehditler ve istihbarat çalışmaları yönleriyle ifade ettikten sonra, kısaca riskli alan ve konulara değineceğim. Bu konunun bir uzmanı olarak kendi kritiğimi de yapacağım, bunu en başta ifade etmek isterim.
111 views

Hizbullah Denklemi

Ortadoğu’da Hizbullah konusu gayet önemlidir. Burada Hizbullah’ın ne olup olmadığını tartışmayacağım. Belirtmek istediğim konu, İsrail, ABD ve Avrupalı bazı ülkeler Hizbullah’ı Lübnan’dan söküp atmak istiyorlar, fakat bunu meşru bir zeminde ve bir askeri operasyon sonucunda başarabilmeleri için ellerine bir imkân geçmesi gerekiyor. Gelin bu konuyu enine boyuna ve daha çok stratejik bakış açısıyla inceleyim.
190 views

Belucistan Krizi

Dünya Hamas-İsrail çatışması ve peşinden Kızıldeniz’deki olaylara kilitlenmişken, birden İran-Pakistan arasında Belucistan (Balochistan) merkezli bir kriz meydana geldi. Burada karşılıklı saldırılarda balistik füzeler, drone’lar ve savaş uçakları kullanıldı. Pakistan, İran sınırını kapatıldı, büyükelçisini geri çağırdı. Nükleer silah sahibi Pakistan ile yine nükleer silah üretmeye çabalayan İran’ın arasında gelişen bu ani kriz pek de bu dozda beklenmiyordu. Üstelik İran şu an için net olarak ABD, İngiltere ve İsrail olarak hedefte gösterilmekteydi. Bu kriz gayet düşündürücü bulundu, bu potansiyel gerilim hali ileriki dönemlere nasıl etki edecekti?
DÖNBAŞA

Okumadan Geçme