akli-selime-davet
Aklı Selime Davet

Aklı Selime Davet

7 Kasım 2016
Okuyucu

Davetimdir… Ama önce sormam gerekiyor, bizim şu an asıl derdimiz memleketin bu hale getirilip getirilmemesindeki sebeplerde mi, yoksa memleketin bekasında mı? Memleketin bekası hakkında önemli endişeler duyulması ve hatta bireysel tedbirler alınması gerekiyorken, bazı noktalardaki hassasiyetlerin el birliğiyle bir dengeye oturması bekleniyorken, özveride bulunmanın tam da zamanıyken, bu acele niye, daha dikkatli olunamaz mı bu memlekette? Memlekette beka ile ilgili ciddi gelişmeler var. Başka bir ülkede olsa kim bilir onlar neler yaparlar? Bunca tarihi tecrübemiz var. Ama bizi nasıl bir girdabın içine soktular? Sanki memleket topyekûn bir tüneldeymiş gibi!.. Bu aklı selime davetimdir ve sizin de aynı düşündüğünüzden eminim.

Bunca olay gözümüzün içine sokulmuş kadar canlıyken… Neydi o Ortadoğu’daki gelişmeler, savaşlar, ayaklanmalar, Körfez Savaşları, “baharlar”, “devrimler”?.. Neydi o kumpas davaları, milleti fişlemeler, dinlemeler, birbirine düşürme faaliyetleri?.. Yaşanmadı mı bütün bunlar? Yanlış yapmayalım, ey vatan-millet şuuruna sahip asil kardeşlerim; beşeri istihbarat ve propaganda faaliyetleri için kendi insanımızı kullanıyorlar “vasıta”, “hedef” veya “taraf” diye. El birliğiyle kendi memleketimize mi kasteder oluyoruz ne? Aman! Bizi birbirimize düşürerek mi toprağımıza kastediyorlar, bir düşünsenize? “Ben haklıyım, sen haklısın.. O eski, benimki yeni… O hain, ben vatansever…” Nedir bu düşmanlık? Vaktiyle sağcı solcuya, solcu sağcıya pusu kurduğunda, o birbirimizi öldürdüğümüz sokaklar neresiydi sanki? Washington’un, Londra’nın veya Paris’in sokakları değildi elbet, bizim sokaklarımızdı, tam da memleketimizin göbeğindeydi olup bitenler. Daha dün karşı karşıya kaldığımız o darbe girişimi başlı başına menfur bir fiil değil miydi? Düşünün, eğer o darbe girişimi başarılı olsaydı PKK bu yaptığı eylemlerinden vaz mı geçecekti sanki, HDP’li yöneticiler gerçek manada “Türkiye siyaseti” yapmaya mı başlayacaklardı? Yoksa, emelleri her ne ise ona daha kolay mı ulaşacaklardı? Neydi o Diyarbakır’ın göbeğindeki Sur semtinde veya Cizre’de on dört yaşındaki gençlerin eline verilen silahlarla gerçekleştirilmeye çalışılan hendek savaşları, neydi o bombalı tuzaklar? Kime karşıydı bütün bunlar? Vaktiyle Filistin’de intifada eylemi yaparken taş atan çocukları gösterirdi siyah beyaz televizyonlar. “Bunlar bizde olmaz,” derdik içimizden daha o vakitler.. Olmuyor mu şimdi? Kim öğretti bunları bizim çocuklara? Haydi geçtik “yedi düveli”, uzaklardan gelmiş otuz sekiz memleketin silahı bu coğrafyada patlıyor, görmüyor muyuz, duymuyor muyuz? Yakmadı mı canımızı sınırın ötesinden atılan Katyuşaların ateşi? Görmüyor musunuz bir sürü yalancıyı, sokakta görseniz selam vermeyeceğiniz türden insanları diplomatmış gibi gösterenleri? Suriye’de ve Irak’ta sayısız ülke bir savaş içinde, “Bize ne?” mi denecek? Boş verin şu oldu, bu oldu, o eski bu yeni meselesini, bugünü düşünün. Diyelim ki hep birlikte bu olup bitenlere, gerçeklere arkamızı döndük, bölgeye barış mı gelecek sanki, Suriyeliler huzur içinde evlerine mi dönecekler? Diyelim çok yanlış yapıldı, bugün “Sen git, diğeri baksın bu işe,” denilse her şey bir anda düzeli mi verecek? DAEŞ, “Pardon, biz size yanlış yapmışız” mı diyecek? Kafası karışıklar bir yana, vatanını-milletini bilen o projeleri mi bilmeyecek? Memleketin göbeğinde patlayan bombalar bir daha patlatılmayacak mı yani? Amerika Musul’daki veya Halep’teki Türk kardeşlerimize özerklik mi verecek? Almanya bizi AB’ye mi alacak? Hangi siyasinin elinde sihirli değnek vardı da bu millet göremedi? Nedir bu “Mucize bende!” diyenler ile kör ve sağırların beyhude çatışması? Bu mu siyasi hüner? Bu çatışma bize ne kazandırıyor? Çok komik olanlar var, bizi derinden üzenler de var; görmüyor muyuz zannediyorsunuz? Sebep ne olursa olsun, bizi bizden uzaklaştıran bize çok yarar mı sağlayacak? Nedir bütün bunlar? Müstahak mı bu millet?.. Bu milletin gidecek başka yeri yok, burası milletin evi, memleketi; sakın ev sahibiymiş veya müteahhitmiş gibi zannetmeyin kendinizi!

Durun, bir ara verin Ortadoğu tarzı siyasi anlayışlara… Her şeyi birbiri içine sokmayın, “Ben!” deyip durmayın, milletin isteklerine kulak verin, memleketin bekası üzerine titreyin. Sakın milleti bahane etmeyin! Hele şu tartıştıklarımıza bakın; başkanlık, cumhuriyet, demokrasi, hukuk… Millet bunları bilmiyor mu? Bıçak kemiğe dayanınca göstermedi mi gayet iyi bildiğini? Milleti işinden gücünden alıkoymayın; bırakın işini yapsın, normal seyrinde tüketsin enerjisini. Durun biraz olsun, mühür bende diyenler veya mühür peşinde gidenler, nefeslenin, önce memleket, önce millet! Eğer vatan-millet var olmazsa bütün bunlar birer lafügüzaf! İnsan üzülüyor doğrusu, en çok buna içerliyor; düşmanın yaptıklarına değil, kardeşinin aymazlığı karartıyor insanın yüreğini. Birlik beraberlik olmadan nereye varılabilir ki? Eğer söylenmemesi gerekenlerle birbirimizi itham edersek, dünyaya diplomasi dışı davranış gösterirsek, sonra millet dara düşer, sıkılır, dolambaçlı yollardan yaklaşarak sıkarlar. Biz yarına bakıyoruz artık, öyleyse bugünden tezi yok doğru olana odaklanalım!

Basit şeyler de var. Örneğin, çekilin şu kameraların karşısından, kamera önünde siyaset yapmayın artık. Devlet memuruysa işin başındakiler ve hatta bunun için maaş alanlar, onları görelim. Bırakın halka görevliler versin gerekli olan bilgileri. Bu ülkede  işiyle ilgili çıkıp konuşsun vali, kaymakam, savcı, emniyet görevlisi, bu bir nevi hesap vermektir; “Şu oldu, ben bunu yaptım, şimdi şu aşamadayız,” gibi… Karışmayın işlerine, koltuğuna oturmayın, sadece kontrol vüsatini çalıştırın. Eğer adil-denetime varsa kasıtlı müdahale, bu iyi sonuç vermez. “Eşitlik, çeşitlilik, şeffaflık…” tatbiki çok zor kavramlar değildir. Böylelikle sade vatandaş da bilsin işin bir tür siyasi rant savaşı olmadığını, memleket işi olduğunu, hatta ciddi bir durumla karşı karşıya kalındığını. Sakın siyasiler memurluğa soyunmasın; her ikisi de zehirlenir sonra.

Çekilin kardeşim şu tartışma programlarından, bu ne böyle? Her akşam aynı ekran yüzleri, aynı laflar… Bu mu yani vatan-millet sevdalısı olmak, bu mu kamuoyunu bilinçlendirmek; yoksa bu mu milleti kamplara bölmek, aklını karıştırmak, ayrıştırmak, ötekileştirmek, suçlu yapmak?.. Şunu unutmayalım; siyaset başka particilik başkadır; memleketin siyasetine ilgi duymak başka, taraf olmak ve hatta bir dava peşinde koşup diğerini düşman görmek başkadır. Lütfen, biraz geride durulsun, biz bilgiyi ilk elden, sahibinden alalım. Sanki bir şeyleri pompalar gibi kamuoyuna sürekli ve gereksiz açıklamalar yapılmasın, “analiz” adı altında basit ve çıkarcı görüşler neşredilmesin. Bize verilecekse doğru, ispatı olan ve hakikaten yaşamı destekleyecek, yararlı bilgiler verilsin. Konuşurken ve yazarken hakaret edilmesin, dil düzgün kullanılsın. Biraz çekilin kardeşim, sakin olalım, sakin düşünelim. Ortalık toz duman, daha ne körükleyip duruyorsunuz ateşi? Bir tür köşe kapmaca oynandığını görmüyor muyuz sanıyorsunuz?

Meslek erbabının özgürlüğü mü? Olaya şöyle bakın: Ücretini hak edene verin. Suç işleyenleri sadece suçundan dolayı “Yüce Türk Milleti adına…” mahkeme edin. Görevli memur ise varsa o suçu delillendirsin. Örneğin o projecilere ve bavul taşıyanlara basın kartı vermeyin, disiplinle denetleyin, özgürlük denetimsizlik olabilir mi? Meslek disiplini olsun; meslek kuruluşları ve dernekler hakkınca denetlensin. Varsa yasa eksiği, yazmak o kadar zor mu, mahkemelerin içtihat koyması çok mu zor, bu onların işleri, bunun için varlar. Makbuzla devlet ve kurum yönetmek basit devletlerde olur. “Bu bağış ne, neden bu miktar?..” diye sormayanlar memur değildir. Dernekler ve kurumlar halktan dolaylı vergi almak için değildir, bunlar bilinmeyen işler de değildir. “Ne olacak canım!” demeyelim. Ciddiyet iyidir. Eğer bir maraz doğmasın isteniyorsa sadece devlet değil, her türlü kurum ve kuruluş üstüne düşeni yapacak.

Çanakkale, Yemen… Dumlupınar, Sakarya… Biz hep birlikte bu memleketin türküsünü söylemiyor muyduk? “Söyleyen, söylemeyen, söyler gibi yapan, söylediği halde aklından bir çıkar geçiren, ne yaptığını bilmeyen var” deniyorsa eğer, durun bir dakika, bir hayli karıştı bu iş! Her şeyin asıl sahibi olan bu millet işlerin gereksizce karıştırılmasından yorgun düşüyor, gerçek düşmanla uğraşmak varken! Durun, kişisel fikrinizi kendinize saklayın, biz var gücümüzle elimizdekileri daha ilerilere taşıyalım, önce bekamızı garanti edelim. Düşman bizi birbirimize düşürüyor, bizi bize karşı kullanıyor, kullandırıyor; kim o düşman demeyin. Kim bu millete silah sıktı ve sıktırdı, demek ki olabiliyor. Sakın kavga gürültü yapmayalım, varsa elimizdeki silahları toprağa gömelim, bu ülkeye başka bir bayrak açmayalım, açtırmayalım ve aklımızı da biraz kendimize saklayalım. Bu bayrak şanlıdır, kutsaldır! Eğer salim aklımız ve yeterli imkanımız varsa, bunları bir şeyler üretmek için kullanalım. Düşman birlik ve beraberlikten korktuğu gibi işini iyi yapandan ve rakip olacak biçimde üretenden korkar; kavgaya hazır ve sürekli tüketenden asla korkmaz! Eğer varsa biraz inanç hassasiyetimiz, önce ahlakı, barışı, paylaşmayı, kardeş olmayı dikkate alalım. İşin özü bu değil mi? Elimizdeki bu kristal vazoyu çok sıkı tutmamız gerekmiyor mu? Aklı selim olalım, şimdi bize gerekli olan budur, değil mi kardeşlerim!

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

tarih-sahnesi-onundeki-hdp-ve-derin-grilik
ÖNCEKİ YAZI

Tarih Sahnesi Önündeki HDP ve Derin Grilik

gunaydin
DİĞER YAZI

Günaydın!

Politika 'ın son yazıları

18 views

Rusya’nın Kharkiv Harekatı

Son günlerde Ukrayna-Rusya savaşında önemli bir gelişme var. Rusya için Kharkiv harekatı çok önemli bir koz olacak. Bu kez Rusya tarafı daha derli toplu harekat yapıyor, politikada daha akıllıca ifadeler seçiliyor. Zelensky ise endişeli görünüyor.
71 views

Politik Vizyona Göre Konumlanma Stratejisi

Ülkeler için sihirli kelimeler refah ve güvenlik, öyle değil mi? Peki 2030’lardan sonrasına bakın, dünyadaki gelişmeler ve Türkiye özelinde cevap arayın, vizyonumuz ve stratejimiz ne, refah ve güvenlik için neler düşünülmeli? Bu stratejik-vizyona esas olacak şekilde, politik anlayışımız, sosyo-politik ve sosyo-ekonomik etkileşimlerimiz ne durumda, neredeyiz, ne tarafa doğru gidiyoruz, riskler neler?
66 views

İsrail Gazze’de Ne Yapmak İstiyor? 

Hamas-İsrail çatışmasında 7 Ekim’den bu yana 212 gün geçti, Gazze konusunda ne noktadayız? Şurası net, 12 bini çocuk 35 bin Gazzeli öldürüldü, 1,5 milyon insan şu anda çok zor şartlarda yaşıyor, en son noktada Refah’a saldırı oldu olacak türü bir İsrail baskısı da sürüyor.
88 views

İkinci One Minute

Eğer dünya büyük bir krize doğru giriyorsa, Türkiye yaşadıklarının yaralarını büyük ölçüde sardı, geleceğe hazır gibi, ekonomik sorunlarla ilgilenmeyi bir yana koyuyorum, ama İsrail yeni ve kaotik dünya dönemine daha büyük bir sorunlarla gireceğe benziyor. Gazze konusu travmatik! Bu stratejik analizi, Türkiye merkezinde gerçekleşen olaylarla açıkladıktan sonra, 2024 itibariyle gelecekte bizi neler bekliyor, diye sorarak ele alıyorum.
77 views

Amerika’da Gazze Protestoları

Gazze'deki yaşanan zalimce olayların gerçekliği ve Batılı politikacıların ikiyüzlü uygulamaları bugün Amerika'da tartışılıyor ve protesto ediliyor. Yarın bu protestolar Avrupa'da da yaygınlaşabilir. Öyleyse diyebiliriz: Gazze sınırlarını aştı!
DÖNBAŞA

Okumadan Geçme