Bahar Kalkanı

917 Tıklama
16 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar 1 Mart 2020 tarihinde açıkladı, 27 Şubat’ta Esad’ın hain saldırısının hemen arkasından başlatılan harekatın adı Bahar Kalkanı. Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı Harekatından sonra Bahar Kalkanı nedir, bunu açıklayalım.

Fırat Kalkanı Suriye Cerablus’taki DAEŞ terör örgütüne karşı yapılmıştır. DAEŞ terörünü Türkiye’ye musallat ettirmeye çalışan güçlere karşı da bir kalkan vazifesi görmüştür. Zeytin Dalı PKK/YPG terör örgütüne karşı Afrin bölgesinde gerçekleştirilmiştir. Sınırımızın dibine bir terör devleti kurmaya çalışan güçlere karşı da bu harekatla dur denmiştir. Barış Pınarı diğerlerine göre farklı alanda, Fırat’ın doğusundadır ama amaç Zeytin Dalı ile aynı kapsamdadır.

Bu üç harekat esasen Türkiye’yi hedef almaktadır. ‘Suriye’ye girme, sen evinde kal, biz Suriye’yi parçalıyoruz, sınırında da bir düzenleme yapacağız, siz bunu kabul edeceksiniz’ diyen bir yaklaşım söz konusu idi. Türkiye içinde Esad, ABD, Fransa, İsrail ve Rusya yanlıları, DAEŞ taraftarları, PKK/YPG mensupları, siyasi ve ideolojik kamp ile bunların güdümündeki teröristler hazırlıklarını yapmışlardı. Eğer fırsat bulacak olurlar ise Türkiye’yi de karıştıracaklardı. Bunun örneği Reyhanlı saldırısı dahil 2015-2016 yıllarında sayısız terör eylemi ve Güneydoğu’daki hendek kalkışmasıydı. Buna FETÖ’nün hain darbe girişimini de eklemek gerekir.

İstemeyen taraf çok olsa da bahsi geçen üç harekat ile Türkiye oyunu bozdu. Bugün ise bir adım öne geçti, asıl sorunun merkezindeki Esad’a karşı bir harekat başlattı. Bu Esad ki kendi koltuğunu korumakla ilgilenirken kendi halkına bile zulmetmekteydi. Ama daha da vahimi, arkasındaki bütün güçlerin oyuncağı olmasıydı, adeta bir vekildi (Proxy idi). Madem ki Türkiye’ye karşı Suriye orijinli birtakım kumpaslar kuruluyordu, son merhalede şartların bu hale gelmesinin sebebi ve vekaletçisi olan Esad’a dur demenin zamanı gelmiş idi.

Elbette, ‘Türkiye’nin bundan çıkarı ne’ diyenlere verilecek en belirgin cevap budur. Çıkar kendini korumak! Ama Türk insanının en önemli özelliği olan mazlum insanları korumak ve adaleti tesis etmek için özveride bulunmaktan kaçmamak da diğer bir sebeptir.

Rusya ve İran başından beri, ‘bizi Suriye’ye Esad çağırdı, biz meşruyuz’ diyor. Türkiye ne diyor? ‘Bizi Suriye halkı çağırdı.’ Ne anlama geliyor? Esad rejimi ve onun üzerinden oyun kuran ve Suriye’ye sınırı olmayan ülke ve güçlerin Suriye halkını yok sayması ilginçtir. Suriye halkı ılımlı muhalif olmuş, bu güçler onlara ‘terörist’ demişlerdir. Asıl terör devleti kurmak isteyen Esad’dır, vekalet savaşı için bölgede olanlar terörle iltisaklıdır ve bizatihi DAEŞ/PKK/YPG teröristtir. Kavramları karıştıranlar esasen bilerek suyu bulandırmaktadır. Oyun budur ve Türkiye’de bazı çevreler bu oyunun içinde olmuşlardır, tarih onlardan hesap soracaktır.

Esad rejim güçlerinin Soçi Mutabakatı ile belirlenen Çatışmasızlık Bölgesi veya Gerilimi Azaltma Bölgesi sınırlarının dışına çıkartılması amacıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan 2 Şubatta yaptığı açıklamada, Şubat ayı sonuna kadar bir süre vermişti, bu süre aslında hem Şam’a hem de Moskova’ya idi. Bölgede barış ve istikrarın sağlanması, Rusya destekli rejimin İdlib’e hedef gözetmeksizin sürdürdüğü saldırıların ve dolayısıyla insanlık dramının durdurulması, bir milyonu aşacak olan göçün önüne geçilmesi gerekmektedir. Rejim güçlerini bu şartlara zorlanmak ve Türk gözlem noktalarına, ki anlaşmayla ihdas edildi, olası tehdidi önlemek maksadıyla Türk Silahlı Kuvvetleri M4-M5 karayolunun Türkiye tarafına intikallerini gerçekleştirdi.

Böyle olduğu halde Esad güçleri uluslararası nizamı ve insan haklarını umursamaz tavırla sivillere, hastaneler, okullara, pazar yerlerine saldırılarını durdurmadı, üstelik artırdı. Suriye ile ilgili 2015’de alınan BMGK 2254 kararı ateşkesi ve insanılık dramının durdurulması hususlarını içermektedir, Esad ve Rusya en belirgin şekilde bunu yok saydı. Adana Mutabakatı, Birleşmiş Milletler’in 51. maddesi ve Soçi Mutabakatı gereği bölgeye barış ve istikrarı tesis etmek açısından gelen TSK’ya döndü dedi ki, ‘benim savaşıma karışma!’. Rejimin savaşı neydi? Muhalifleri, çoluk çocuk demeden öldürmek.

Burada ‘terörist’ dedikleri Suriyeli muhalifler, ‘işgalci’ dediği ise Türkiye idi. Maalesef aynı fütursuz görüşe Astana ve Soçi sürecinde birlikte çaba gösterdiğimizi düşündüğümüz Rusya ve İran da sahip idi. Üzücü bir nokta! Ocak ve Şubat aylarında Rusya ile en az 3 kez İdlib konusunda görüşme yapıldı sonuç alınamadı. Bu 27 Şubattaki Esad’ın menfur saldırısı Ankara’da Rus Büyükelçisi ve heyeti varken gerçekleşti. Hatta bu arada ilkili ilişkileri üst düzeyde olduğu bilinen her iki Devlet Başkanı Erdoğan ve Putin’in defalarca yüz yüze ve telefonla görüşmesine rağmen bu hain saldırı gerçekleşti. Bir de sahadan başka bilgiler var, Esad’ın uçakları saldırırken Rus uçakları da bölgeye yakın bir konumda havada idi. Her şeyin ötesinde Putin kefil idi ve kendisi ateşkes kararlarını getirdi. İstanbul’da Türk Akım açılışından öncesinde de Şam’a uğramış ve ateşkes kararını bizzat kendisi getirmişti.

Peki nedir bu? Gerçekten Türkiye’nin Suriye’de bütün oyunları değiştirmesi hemen herkesi rahatsız etmiş olmalı. İsrail, ABD ve Fransa bir taraftan, Rusya, İran ve Esad diğer taraftan, ki bunlar birbirlerine düşman görünmekteler, hepsi aynı şekilde diyorlar ki, Türkiye bu oyunda olmasın. Ancak Türkiye buna müsaade etmedi, hem başka siyasi baskılara rağmen kararlılığını bozmadı. Çünkü Türkiye Suriye sınır komşusu, birçok terör eylemi buradan kaynaklandı, işeride 3,7 milyon Suriyeli sığınmacı bulunmakta. Diğerlerinin kendilerine göre çeşitli çıkarları varken, hatta meşruiyetleri sorgulanırken, Türkiye en meşru ve geçerli haklarıyla bu duruma müdahil konumdaydı.

Neyse ki ABD, NATO ve bazı Avrupa ülkeleri Türkiye’nin tezini savunmaya başladılar. Neydi o, Suriye’de barışı ve istikrarı bozan Esad’ın kendisidir ve en büyük insan kaybının sorumlusu odur. Rusya’nın ve İran’ın bu ‘insani’ muhasebeyi henüz yapamaması işine gelmediğindendir, başka açıklaması olamaz.

Suriye Milli Ordusu kendi harekatını devam ediyor. Bu kapsamda 26 Şubat’ta Serakib’i rejim güçlerinden geri aldı. 27 Şubat’ta da tamamen savunma pozisyonunda olan ve Şubat sonunu bekleyen Zaviye bölgesindeki bir birliğe rejim uzakları haince saldırdı. İşte bu noktada 33 şehit verildi, yaralılar var. TSK derhal meşru müdafaa amaçlı karşı saldırısına başladı ve rejime gerekli cevabı verdi. Ancak bu asıl konunun, yani Şubat sonunda olacakların tam karşılığı değildi. Harekatın adı bundan dolayı konmamış idi.

Bakan Akar 1 Mart’ta kameraların karşısına geçti, rejim beklenenleri yapmadı dedi ve harekatın adını, Arap Baharı’nın hatırlatmasıyla, Bahar Kalkanı olarak açıkladı.

Bu arada bütün dünyaya ve muhataplara diplomaside örnek teşkil edecek açıklamaları ve her türlü ayrıntıyı Türk tarafı aksaksız sundu. Şu anda özellikle Batı dünyası nezdinde Esad, Rusya ve İran suçlanmakta, Türkiye desteklenmektedir.

Harekat karada, havada ve denizde devam etmektedir. Özellikle Kara ve Hava Kuvvetleri rejime önemli kayıplar verdirmiştir. Ama bir konu var ki bu dünya harp tarihine geçecek niteliktedir. Türkiye İHA ve SİHA ordusuyla Esad’ın her kategorideki askeri hedef noktalarını, hareketli hareketsiz, açıkta kapalı, bina, silah sistemi, karargah, depo vs. gerçek zamanlı tespit etmekte ve nokta atışıyla imha etmektedir. Özellikle son ‘Sürü SİHA’ operasyonu bütün dünyada gıpta ile izlenmiş ve şaşkınlık yaratmıştır. Harpte sürpriz yapmak ve teknolojik yenilikle harekat gerçekleştirmek çok önemlidir. Bu yöntem bir örneklik edecek niteliktedir. Hatta bütün sistemin yerli-milli olması da başka bir hadisedir. Buna ilave harekat alanında Türkiye yine yerli-milli kabiliyetiyle elektronik baskılama kabiliyetini kullanmaktadır. Suriye rejimi çok acı kayıplara uğratılmış ve neredeyse harbe devam azim ve iradesi kırılmış haldedir. İşte bu şekilde harekat sürüyor.

Diğer yandan Türkiye karar aldı ve sınır kapılarını sığınmacılara açtı, istekliler varsa başka ülkelere gidebilir dedi. Şimdiden 100 binden fazla sığınmacı Avrupa’ya gitmek için sınırın karşısına geçtiler. Bu Avrupa’da bütün politikaları altüst etti. Diğer yandan bütün uluslararası kurumların da dikkatini çekti. Başından beri bu sorun sadece Türkiye’nin değil, tüm dünyanın idi ve artık başta Avrupa ve BM olmak üzere herkes ve her kurum elini taşın altına koylaya mecbur oldu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan 5 Martta Moskova’da Putin ile görüşecek. Erdoğan’ın çantasında tereddütsüz açıklayacağı konular ve lime lime hale getirilmiş Esad var. Buna karşılık Putin’in ilk başta verdiği sözleri tutamamış olmasıyla bir yüz kızarması olacağı da aşikar. Buradan ne sonuç çıkar bilinmez. Ama Türk askeri buraya adımını attı. Önce bütün herkes Suriye’den çıkacak, bu ülkenin gerçek sahipleri için barış ve sükun sağlanacak, sonra Türkiye durumu değerlendirecek. Bu da Türkiye’nin ‘bahar’ sözcüğünden anladığıdır!

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

ABD’nin Savunma Bütçesi

DİĞER YAZI

Doğu Akdeniz’de Askeri Manzara

Güvenlik 'ın son yazıları

Biyolojik Savaş ve Biyo-Teknoloji

Covid-19 biyo-teknolojide belli bir gelişme alanı yarattı. Diğer yandan pandeminin başlangıcından itibaren Dünya Sağlık Örgütü’nün üzerine

İngiliz Dünyası (Anglospere)

Anglosphere anlaşılmadan küreselleşmeyi, Atlantik’i, NATO’yu, Pasifik’i, jeostratejiyi, küresel güvenliği, silahlanmayı ve hatta AUKUS’u anlamak mümkün olmaz.