Berlin Konferansı

906 Tıklama
8 Dakikalık Okuma
Okuyucu

Libya sorununu çözmek amacıyla 19 Ocak 2020’de Berlin’de Angela Merkel’in ev sahipliğinde ve Birlemiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres’in himayesinde uluslararası bir konferans toplandı. Katılım cesaret vericiydi, sonuç bildirgesi açıklandı, şimdi uygulama safhasına geçilecek.

Ev sahibi Almanya’ya ilave konferansa kimler katıldı? Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, İngiltere Başbakanı Boris Johnson, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, İtalya Başbakanı Giuseppe Conte, Kongo Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Felix Tshisekedi, Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun, BM’nin Libya Temsilcisi Ghassan Salame ile Afrika Birliği ve Arap Ligi temsilcileri katıldı. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo konferanstaydı. Çin’den Çin Komünist Partisi (ÇKP) Dışişleri Çalışma Komitesi Ofisi Başkanı Yang Cieçı’nın da katılım sağladığı konferansta Birleşik Arap Emirlikleri’ni (BAE) Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayid Al Nahyan temsil etti. BM nezdindeki meşru Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Başbakanı Fayiz es-Serrac ve Libya’nın doğusundaki gayrimeşru güçlerin lideri Halife Hafter de konferans için Berlin’de bulunmaktaydı.

Berlin Konferansı’nın önceki barış girişimlerinden ne farkı vardı? Tam 5 yıl önce 15 Ocak 2015 tarihinde Cenevre’de toplanan konferansta; ateşkesi müteakip bir ortak ordu ve uzlaşma hükümeti kurulması öngörülmüştü, ama bu süreç başarılı olamadı. Hatırlanırsa üzerinde tartışılan Genelkurmay Başkanlığı, Anayasa Mahkemesi, Petrol Bakanlığı ve Merkez Bankası idi. Bugün de masada bunlar var. Ama önce gerekli olan siyasal çözüme gidebilecek o kapının aralanmasıdır, yani ateşkes şarttır. Benzer başka girişimlerde de konular yaklaşık buydu. Demek ki Berlin’de aranan yol haritası yeni bir icat olmayacaktı. Önemli olan husus, bilinen yol haritasında tarafların samimiyetle barışı istemeleriydi. Bu kez Berlin’de kuvvetli bir katılımın olması gösteriyor ki, evet, bu kez bir fark var, buna bağlı olarak ümitli olunması için önemli bir güç birliği oluşturulmuş görülüyor.

Berlin’de asıl anlaşma sağlanan konu haliyle ateşkestir. Katılımcılara dikkatle bakılırsa görülecektir, Libya’da Hafter’i BM’nin ambargosuna rağmen destekleyenler, Türkiye gibi kalıcı barış ve istikrar için inisiyatif alanlar ile Avrupa’nın patronları, yani Afrika’nın eski sömürgecileri Berlin’deydi. Rusya gibi ön planda olanlar da vardı, ABD gibi geri planda olanlar da masadaydı. Bu durumda Merkel’e düşen zor değildi, ateşkesi sağlayalım gerisini halletmek mümkün diyecekti. Nitekim böyle oldu.

Önümüzdeki günlerde neler beklenmeli? BM, Berlin Konferansı sonuç bilgisine bağlı olarak, gerekli olan sıkı bir ambargo için Güvenlik Konseyi’nden (BMGK) yeni bir karar tasarısını ele alacak. Ateşkesi denetlemek için bir komite kurulacak. Bu komitenin oluşumu (5+5) Cenevre toplantısı sonucunda temin edilecek. Yine geçmişe atıfta bulunayım, Geçici Güvenlik Tedbirlerinin Uygulanmasını Gözetleme Kurulu geçmişte kurulmuş, ancak işletilememişti. Bakalım bu kez nasıl olacak? Bildiride ifade edildiği gibi, eğer Türkiye ve Rusya bu gözetleme ve denetim faaliyetinde güçlerini sahaya yansıtabilirlerle buket başarılı olma şansı yüksek görülmektedir.

Basın toplantısından anlaşıldığı kadar Hafter’e güven az. Bir soruya cevapta, “Hafter yanaşmıyor olabilir ama komisyonumuz var…” denmesi manidardır. Ancak Hafter’n önüne konan plan bellidir. Örneğin şöyle açıklanabilir, “Ateşkesi sağlayalım, yeni anayasa ve seçim çalışmasını yapalım, gücü güven veren bir Temsilciler Meclisi’ne aktaralım, sen de bu işin içinde ne yapmak istiyorsan yap…” Kendisinden beklenen budur. Uyar mı? Göreceğiz. Ama bu kez işi zor gibi. Uyum göstermeyen ve güvenilmez adam olmak istiyorsa kartlar masada, istediğini yapabilir, ancak bedelini de öder.

Türkiye konusuna gelelim. Ya Türkiye bu Libya meselesine hiç müdahil olmasaydı ne olacaktı? Konuya bu soruyla bakılırsa durum daha iyi anlaşılmış olacaktır. Bir soru üzerine Merkel de açıkladı: Libya’da Türkiye ve Rusya olunca AB ülkeleri bu kez yekvücut olmak zorunda gibisinden bir açıklama var. Aslında Türkiye’nin Suriye’de Rusya ile işbirliğine ilave olarak Libya’da da oyuna dahil olması, hatta Rusya’nın hemen Avrupa kıtasının güneyine yerleşme imkanı bulması stratejistlerin dikkatini yeterince çekmiş olmalı ki Merkel buna işaret etmek istedi.

Türkiye’nin istediği ne? Libya’da barış ve istikrardır. Özelde ise Libya Devleti’nin meşru temsilcileriyle yaptığı deniz sınırlarının sınırlandırılması üzerine mutabakatın kabulü ve yerleşmesi hususudur. Türkiye’nin BM’ye de sunduğu Libya ile Türkiye deniz sınırı haritasının itirazsız kabulüdür, sürüncemeden kurtulmasını temin etmektir. Bu şartlarda Türkiye amacını özelde de elde etmiş görülüyor. Devamında Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yatakları üzerine Münhasır Ekonomik Bölge sınırları içindeki çalışmalarında daha rahat hareket edecektir. Hatta uluslarası deniz hukukunun gereği diğer ülkeler ve taraflarla sınırların belirginleştirilmesinde Libya kolaylaştırıcı bir örnek olacaktır.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

ÖNCEKİ YAZI

Türkiye’nin Yeni İstihbarat Vizyonu

DİĞER YAZI

Türk Askeri İdlib’de

Güvenlik 'ın son yazıları

Mimetik Yaklaşım ve Savaş

Günümüzün medya ve siyasetle ilgili sorunlarını mimetik alan etkileşimiyle ele alacağım. Köklü adımların atılmasında geçmişten geleceğe

İstikrarsızlık

Barış Pınarı Operasyonu zamanında yaptığım konuşmalarda defaten ifade ettim, "Terör örgütü PKK, ABD’nin özellikle ikinci Körfez

Akıllı Güç

ABD’nin küresel üstünlüğü tartışılıyordu ve Joseph S. Nye 2005 yılında etraflıca yazdı, Yumuşak Güç (Soft Power)